Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bilimsel mutluluk reçetesi

Ön kabul olarak elbette mutluluğun reçete ile satılan bir ilaç olmadığını aklımızda tutuyoruz… Sonra, mutluluğa giden yolda kestirmelerin olmadığını da zihnimizin bir köşesinde tutuyoruz. Ve her şeye rağmen mutluluk mümkünse işte bilimsel olarak mutlu olma durumuna geçmek için yapmanız gereken alıştırmalar…

kişisel gelişim

Mutlu Olmanın 4 Yolu (Sinirbilimcilere Göre)

Herkes bir şekilde mutlu olmanın formülünü arıyor olabilir. Bu durumda en güvenilir kaynak tabi ki, beynin işleyişi konusunda zombiye bağlayan sinirbilimciler olabilir. UCLA sinirbilim araştırmacısı Alex Korb, hayatta mutluluğu yaratmanın yolları üzerine çıkarımlarda bulunmuş.

1. En önemli soru ne zaman düşük hissettiğinizdir.

Bazen sizin de beyniniz gerçekten mutlu olmak istemiyor mu? Kendinizi güçlü ya da utanç dolu mu hissediyorsunuz? Ama neden? İster inanın, ister inanmayın ama, suçluluk ve utanç beyninizin ödül mekanizmasını aktive ediyor.

Farklı duygular olmalarına rağmen, gurur, utanç ve suçluluk benzer sinir bölgesini uyarıyor; dorsomedial prefrontal cortex, amygdala, insula ve nucleus accumbens. İlginç bir şekilde, gurur da bu bölgeyi tetikleyen en güçlü duygu, tabi suçluluk ve utancın aktive ettiği nucleus accımbens bölgesi hariç. Bu, neden kendimizde suçluluk ve utanç hissetmenin cazip olduğunu açıklıyor; çünkü beynimizdeki ödül merkezini aktive ediyor. (The Upward Spiral)

Ayrıca bir yandan da çok mu edişelisiniz. Peki ama neden? Kısa dönemli olarak endişelenmek beyninizin iyi hissetmesini sağlayabilir, en azından problemlerinize yönelik bir şeyler yaparken.

Kaygı, medial prefrontal cortex’in aktivitesini arttırırken, amygala’nın aktivitesini azaltryor; böylelikle limbik sisteminizi sakinleştiriyor. Bu biraz doğru görünmese de, bir yandan da kaygılı hissediyorsanız, bunun hakkında bir şeyler yapmak hiçbirşey yapmamaktan iyidir. (The Upward Spiral)

Ama suçluluk, utanç ve endişe çok kötü bir uzun dönem çözümüdür. Peki sinirbilimciler bu konuda ne yapmamızı öneriyorlar. Kendinize şu soruyu sorun:

Ne için şükran duyuyorum?

Şükran inanılmaz birşeydir. Gerçekten de beyninizi biyolojik seviyede dönüştürür. Wellbutrin gibi antidepresanların beyninizde ne yaptığınızı biliyor musunuz? Dopamin seviyenizi arttırıyorlar ve şükran da aynı şeyi yapıyor diyebiliriz.

Şükranın faydaları dopamin sisteminde başlıyor, çünkü şükran duyduğunuzda beyin kökünüz dopamin salgılamaya başlıyor. Buna ek olarak, başkalarına karşı şükran duyduğunuzda sosyal dopamin devreleri artmaya başlıyor ve bu da sizin insanlarla sosyal iletişiminizi daha keyifli kılıyor.(The Upward Spiral) 

Peki Prozac’ın ne yaptığını biliyor musunuz? Serotonin seviyelerinizi arttırıyor ve aslında şükran da aynı şeyi yapıyor.

Şükranın en güçlü özelliğinden biri de serotonin seviyelerini arttırması. Şükran duyduğunuz şeyler hakkında düşünmek, sizi hayatınızın pozitif tarafına doğru odaklanmaya sürüklüyor. Bu basit hareketle anterior cingulate cortex’iniz de serotonin salgılamaya başlıyor. (The Upward Spiral)

Bazen hayatınız gerçekten çok fena bir çamura saplanmış ve kesinlikle şükran duyacak bir şey bulamıyor olabilirsiniz. Önemli değil, çünkü sadece bunu aramak bile çalışıyor:

“Şükran duyduğunuz şeyi bulmak aslında o kadar da önemli değil. Şükran duyacağınız şeyleri düşünmek ya da hatırlamak bile duygusal zekayı güçlendiriyor. Bir çalışmaya göre şükran arayışı ventromedial ve lateral prefrontal cortex’teki nöron yoğunluğunu etkiliyor. Bu yoğunluk değişimi duygusal zekanın artmasına neden oluyor ve bu bölgedeki nöronlar daha aktif çalışmaya başlıyor. Yüksek duygusal zekayla, şükran duymak çok daha kolaylaşıyor.”

Şükran yalnızca beyninizi mutlu etmekle kalmıyor, aynı zamanda ilişkilerinizde daha pozitif bir etki de yaratıyor. Bu yüzden önemsediğiniz kişilere şükran duygunuzu ifade etmekten kaçınmayın.

2. Negatif Duyguları Etiketlemek

Çok kötü hissediyorsunuz ve buna bir isim veriyorsunuz. Üzgün, kaygılı, kızgın?

İşte bu kadar basit. Aptalca geliyor değil mi?

“fMRI’da yapılan Duyguları Kelimelere Dökmek adında bir çalışmda, insanlar başkalarının duygusal yüz ifadelerini izlediler. Her katılımcının amygdalası ortalama olarak aktive oldu. Fakat onlara bu duyguların isimleri sorulduğunda ventrolateral cortex’leri aktive oldu ve bu da amygdala’daki aktiviteyi azalttı. Başka bir deyişle, duyguları bilinçli bir şekilde tanımlamak etkilerini azaltıyor.”

Duyguları bastırmak ise kesinlikle çalışan bir yöntem değil ve sonradan karşınıza bir düşman olarak çıkabilir.

“Duygularını bastıran insanlar çoğunlıkla daha büyük sorunlarla karşılaşıyor. Dışarıdan bakıldığında iyi gözükseler de, limbik sistemleri tetiklenmeye devam eder. Hatta bazı durumlarda, normalden daha fazla uyarılabilir. Columbia Üniversitesi’nden Kevin Ochsner, fMRI’da yaptığı çalışmalarda bu sonuçların tekrarlandığını ortaya çıkardı. Çalışmayan birşeyi yapmaya çalışmak, bazen sizi daha kötü duruma sokabilir.”

Your Brain at Work: Strategies for Overcoming Distraction, Regaining Focus, and Working Smarter All Day Long

Kadim yöntemlerden biri belki bu durumu değiştirebilir. Meditasyon yüzyıllar boyunca kullanılan bir yöntem oldu. Etkiletlemek, mindfulness için temel bir araç. Ayrıca, tanımlamak beyni o kadar güçlü etkiliyor ki, başka insanlar için de çalışıyor. Duyguları tanımlamak, FBI rehine müzkarelerinde de kullanılan bir yöntem.

3. Karar Verin

Karar verin ve beyniniz biraz dilensin. Çalışmalar gösteriyor ki, karar vermek problemleri çözmese bile endişe ve kaygıyı azaltıyor.

“Karar vermek, hedef belirlemek ya da niyetlenmek olsun, hepsi de benzer sinir devresini çalıştırıyor ve prefrontal cortex’i pozitif olarak etkiliyor, endişe ve kaygıyı azaltıyor. Karar vermek ayrıca sizi negatif rutinlere ve etkilere sürükleyen striatum etkisini de azaltıyor. Son olarak, karar vermek dünya algınızın değişmesini sağlıyor ve limbik sisteminizi sakinleştirerek problemlerinize çözüm bulmanızı kolaylaştırıyor.” (The Upward Spiral)

Ama karar vermek elbette ki kolay olmayabilir. Ne tür kararlar almalısınız? Sinirbilimin yine bir yanıtı var…

“Yeterince iyi” karar vermeniz yeterli. %100 en iyi kararı vermek için ter dökmenize gerek yok. Tüm kusursuzluk peşinde olanlar bu durumda strese girebilir. Ama beyin dersini bu konuda da çalışıyor. Kusursuz olmaya çalışmak beyninizi duygulara boğabilir ve sizi kontrolden çıkarabilir.

“Yeterince iyi yerine, en iyisini yapmaya çalışmak karar verme aşamsında ventromedial prefrontal aktivitesine çok fazla duygu yükleyebilir. Buna karşılık olarak, yeterince iyi olan birşeye karar vermek dorsolateral prefrontal cortex bölgesini aktive eer ki, bu da daha kontrollü olmanıza yardımcı olur. “

Bu yüzden en iyi kararı vermeye çalışmak yerine, “yeterince iyi” bir karar verip beyninizin kontrolünü kaybetmemek daha doğru bir yol gibi. Çünkü kotrollü hissetmek stresi azaltrır ve karar vermek zevki arttırır, çünkü ödül mekanizmanızı uyararak dopamin salgılamanıza neden olur.

Kanıt mı lazım? Hadi kokaine bakalım.

İki tane fareye kokain enjekte edilir. Farelerden biri levyeyi çeker. Diğeri ise hiçbirşey yapmaz. Farkı ne? Çünkü birinci farenin daha çok dopamin salgılayabiliyor. Bu kadar basit.

Peki buradaki ders nedir? Bir daha kokain satın alırken şunu dikkat edin, yok yok konumuz bu değildi.  Konu şu ki, bir hedef için karar verdiğinizde ve ona ulaştığınızda birşeyler şansa gerçekleşiyorsa kendinizi daha iyi hissediyorsunuz. Bu da aslında gym’de neden insanların bu kadar vakit geçirdiğini az çok açıklıyor. Gidiyorsunuz, çünkü gitmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz. İyi ama çok da gönüllü bir karara benzemiyor. Beyninizdeki zevk artmıyor. Sadece stres hissediyorsunuz. Bu da iyi bir egzersiz alışkanlığı değil. Yani aslında kendiniz için iyi birşey yapmaya çalışırken, suçluluk duyduğunuz için stres seviyeniz yükseliyor. Bu yüzden daha kararlı olun.

Sinircilimci Alex Korm, durumu şöyle özetlemiş:

“Sevdiğimiz şeyleri sadece seçmeyiz; ayrıca seçtiğimiz şeyleri de severiz.”

Şimdi, şükran duruyorsunuz, negatif duygularınızı tanımlıyorsunuz ve daha fazla karar alıyorsunuz. Harika! Ama yine de bu mutluluk tarifinde kendinizi bi çıt yalnız hissediyorsunuz.  Hadi buraya biraz insan getirelim.

4. İnsanlara Dokunun

Kabul edelim, sevgiye ve kabul görmeye dair kaçınılmaz  bir ihtiyacımız var. Yapmadığımız zaman, acı çekiyoruz. Garip ya da hayal kırıklığı yaratan birşey demiyorum. Gerçekten acı çekiyoruz. Sinirbilimciler bu konuda da tabi ki bir çalışma yapmışlar. Hatta bunun için top çarpıştırmaca video oyununu kullanmışlar. Diğer oyuncular topu sana attığında, sen de onlara atıyorsun. Açıkçası, başka oyuncu yok, hepsini bilgisayar yapıyor. Ama, deneklere oyuncuların gerçek insan olduğu söyleniyor. Peki bu durumda, “diğer oyuncular” düzgün oynamaz ve topu paylaşmazsa ne olur? Deneklerin beyninde, fiziksel acı bölgeleri tetikleniyor. Reddedilme sadece kalp kırıklığı gibi acıtmıyor, açıkçası daha çok ayağınız kırılmış gibi hissediyorsunuz.

Açıkçası fMRI’da yapılan deneye göre, sosyal dışlama beynin fiziksel acı bölgesini tetikliyor. Eğer bir şekilde paylaşma, topu atma eylemleri durur da, oyuncular bir kişiyi dışlar ve kendi aralarında oynamaya başlarsa, fiziksel acıya benzer bir his yaşanıyor. Küçücük bir sosyal dışlanma duygusu bile beynin fiziksel acı bölgesi olan anterior cingulate ve insula’yı uyarıyor.

İlişkiler beyniniz ve mutluluğu için çok önemli. Bunu bir sonraki seviyeye taşıyalım mı? İnsanlar dokunun.

Oksitosin salgılamanın yolu dokunmaktan geçiyor. Açıkçası, insanlara her zaman dokunmak uygun olmuyor ama el sıkışma ya da sırt sıvazlama gibi küçük dokunuşlar da yeterli. Yakın hissettiğiniz insanlara daha sık dokunmaya çalışın. Çünkü dokunmak inanılmaz güçlü. Sizi daha ikna edici kılar, takım performansınızı arttırır, flört yeteneğinizi güçlendirir ve hatta matematik yeteneklerinizi bile etkiler. Dokunma bunun yanısıra acıyı azaltır, hatta çalışmalar gösteriyor ki evli çiftlerin ilişkileri güçlüyse, dokunmanın gücü de doğru orantılı olarak artıyor.

Bugün birilerine sarılın. Ama küçük hızlı sarılmalardan bahsetmiyoruz. Onlara sinirbilimcilerin uzun sarılmaları önerdiğini söyleyebilirsiniz. Sarılmak, özellikle de uzun sarılmak oksitosin hormonunu açığa çıkarırken, amygdala’nın aktivitesini azaltıyor.  Araştırmalar gösteriyor ki, günde 5 sarılma 4 hafta içinde size inanılmaz bir mutluluk verebilir.

Toparlayacak Olursak

+ Şükran duyduğunuz şeyi sorun. Cevap yok mu? Önemli değil. SAdece aramak bile yeterli.

+ Negatif duygularınızı belirleyin. Onlara isim verin ki, beyniniz sizi daha fazla rahatsız etmesin.

+ Karar verin. Dünyanın en doğru kararını değil, yeterince iyi kararlar da uygun.

+ Sarılın, sarılın ve sarılın. Yazmayın, sms atmayın, aramayın, gidip dokunun.

Çünkü, herşey birbirine bağlıdır. Şükran, uykuyu düzenler. Uyku düzeni acıyı azaltır. Acının azalması modunuzu yükseltir. Modunuzun yükselmesi, endişenizi azaltır ve birşeylere odaklanıp plan yapmanıza imkan sağlar. Odaklanma ve plan yapma karar vermenizi kolaylaştırır. Karar vermek ensişeyi azaltır, keyfi yükseltir. Keyif, size daha fazla şükran duygusu verir ve böylece herşey tekrar başa dönüp birbirini tetikler. Keyifli olmak, sizi aynı zamanda daha sosyal yapar ve bu da mutluluk olarak size geri döner.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND