Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bilgisayar mühendisliğinden yaşam mühendisliğine

Bilgisayar mühendisliğini bıraktı, yaşam mühendisi oldu. Uzun yaşamanın sırrını merak eden bilim adamının bununla yetinmeye de niyeti yok. Hedefi, ölümsüzlüğün formülünü bulmak. İşte sıradışı bir bilim adamı ve onun uzun yaşamak isteyenlere tavsiyeleri…

Çok acayip bir bilimadamı Aubrey de Grey. Spekülasyon yapmaktan hiç çekinmiyor. Son derece normal bir şey söylermiş gibi, “Sonsuza kadar yaşamak mümkün, çözeceğim bu işi” diyor. “Herhalde hafiften sıyırmış” diyebilir, ciddiye almayabilirsiniz. Ama dünyadaki önemli biyologlar ve tıp adamlarının hepsi, fikirlerine tamamıyla katılmasa da kesinlikle ciddiye alıyor onu. Tezlerini çürütemiyorlar.
Hikayesi kısaca şöyle: Bilgisayar mühendisiyken insanlığın en büyük sorununun yaşlanmak olduğuna karar veriyor ve bu sorunu çözmek için Cambridge Üniversitesi’nde gerontoloji okuyor. Sonra yaşlanmayı tedavi etmek için deneyler yapan bir vakıf olan SENS’i kuruyor. Şimdi dünyanın önemli merkezlerinde konuşmalar yapıyor, zenginlere derdini anlatarak deneyleri için bağış toplamaya çalışıyor. Eğer yeterli parayı bulur, deneyler istediği hızda ilerlerse önümüzdeki 25 yıl içinde büyük değişimler yaşayacağız. Ona göre şu anda 50 yaşlarında olan kişilerin 1000 yaşını görmesi hiç de uzak bir ihtimal değil. Ha bu arada onun ömrü bu değişimlerin yaşanmasına yetmezse, kendini dondurtmak için bir şirkete para vermiş. Zamanı geldiğinde hayata dönebilsin diye. Acayip diye boşuna demiyorum.

Siz biomedikal gerontologsunuz. Ne iş yapıyorsunuz yani?

-Yaşlanmayı yenmeye çalışıyorum, işim bu.

Yaşlılarla ilgilenen bilimdalı geriatri değil miydi? Sizinkinin farkı ne?

-Üç tip gerontoloji var: Bio-gerontoloji, geriatri ve biomedikal gerontoloji. Geriatri yaşlıların sağlık sorunlarıyla ilgilenir. Bio-gerontoloji yaşlanmanın sebeplerini derinlemesine çözmeye çalışır. Ama onlar sismologlar gibidir, depremlerin insanları öldürdüğünü bilirler ama nasıl engelleyebiliriz diye uğraşmazlar. Benim branşım olan biomedikal gerontoloji ise yaşlanmaya savaş açmıştır. Yaşlanmanın engellenmesi için yeni terapiler bulmaktır işi.

Bütün canlılar yaşlanıyor, hatta elektronik eşyalar, otomobiller bile. Doğal bir sonuç değil mi bu? Siz niye yaşlanmaya, tedavisi aranan bir illetmiş gibi yaklaşıyorsunuz?

-Doğal olmasına doğal bir sonuç ama söylediğin gibi makineler eğer iyi bakılır ve tamir edilirse yaşlanmaz. O yüzden hálá 100 yıllık arabalar çalışır durumda. Nasıl bakım ve onarım, makinelerin ömrünü uzatıyorsa, canlılarınkini de uzatır. Tek ihtiyacımız olan bu bakım ve onarımı insan vücudu üstünde gerçekleştirebilecek teknolojileri icat etmek.

Makalelerinizde, yaşlanmamıza sebep olan 7 adım var, bunları aşarsak olayı çözeriz diyorsunuz. Nedir 7 adım?

-Birincisi hücre kaybı. Zamanla hücreler ölür ve vücut yenilerini üretmemeye başlar. İkincisi mutasyon. DNA dizinimizde bazı değişiklikler olur ve bunun sonucunda hücreler ihtiyacı olan proteini üretemez hale gelir. Üçüncüsü hücrelerimizin enerji deposu olan mitokondrianın mutasyona uğraması. Dördüncüsü, ölmeye direnen hücreler. Yeni hücrelerin yapılması için bazılarının ölmesi gerek ama biz yaşlanınca bazı hücrelerimiz inat eder, yerlerini yeni hücrelere bırakmaz. Beşincisi dokuların sertleşmesi. Altı ve yedincisi de hücrelerin hem içinde hem dışında olan bir maddenin yok olması, böylece hücrelerin bölünme sürecini nasıl yapacağını unutması.

Somon balıklarının cinsel organlarını kesince yaşlanmaları durmuş. Bizi hormonlar da yaşlandırmıyor mu?

-Testesteron hormonunun yaşlanmayı hızlandırdığı bir gerçek ama çok çok az bir etkisi var diyebilirim. Dolayısıyla iğdiş etme yöntemiyle kimse uzun süre genç kalamaz.

MIT ÜNİVERSİTESİ YANILDIĞIMI İSPATLAYANA ÖDÜL VERECEK

Dünyanın en prestijli üniversitelerinden MIT’nin “Aubrey de Grey’in stratejilerinin yanlış olduğunu bulana para ödülü” koyduğu doğru mu?

-Evet. Doğrusu bu benim çok hoşuma gidiyor çünkü ben de en az MIT’deki bilim adamları kadar haklı olup olmadığımı bilmek istiyorum. O yüzden verilecek ödülün yarısını benim vakfım SENS karşılayacak.

50 YAŞINDA BİR İNSAN HASTANEYE YATIP 30 YIL GENÇLEŞECEK

Size göre bu 7 adımı nasıl aşarız?

-Benim stratejim şu: Hücrelerimizle ilgili bizi yaşlandıran bu 7 adımı engellememiz imkansız ama olduktan sonra düzeltebiliriz. Yani önlemek değil, tedavi etmek.

İyi ama nasıl? Bir ilaçla mı, aşıyla mı?

-İlaç denemez. Bu 7 adımın her biri için ayrı ayrı tedavi yöntemleri olarak düşün bunu, hepsi aynı anda yaşlı insana uygulanacak. İçinde ilaçlar da olacak, gen ve kök hücre terapilerine benzeyen kapsamlı yöntemler de…

Mesela sağlıklı ama orta yaşlı bir insan yaşlanmayayım diye hastaneye mi yatacak bu tedaviyi almak için?

-E tabii. İlk etapta ulaşmaya çalıştığımız, sadece hastanelerde uygulanabilen tedavi kokteylleri yapabilmek. Ama araştırmalar devam ettikçe yaşlanmaya başlayan insanların evlerinde alabilecekleri haplar ve enjeksiyonlar da çıkacak.

Kaç yıl daha uzun yaşamak için bütün bunlar?

-Limit yok, eğer bunu başarabilirsek sonsuza kadar yaşamak mümkün.

Kaç yaşında başlayacak insanlar bu yaşlanma karşıtı tedaviye?

-30 erken, 80 çok geç. En uygunu 50 yaş. Robust Human Rejuvenation (RHR) diye bir deyim kullanıyorum. Anlamı; “Sağlam İnsan Gençleştirmesi.” Sözünü ettiğim bu tedaviler 60 yaşında bir insana uygulandığında, o kişi 30 yaş gençleşiyor. 30 yıl sonra yeniden bu tedavileri uyguluyor, böyle böyle devam ediyor.

Kaç yaşına kadar?

-Dedim ya isterse sonsuza kadar.

E diyelim ki oldu, peki bin yaşındaki insan neye benzeyecek?

-Genç bir yetişkin gibi görünecek ve öyle hissedecek.

Film gibi bir şeyden söz ediyorsunuz. Bu söylediğiniz tedavi yöntemlerine ne zaman ulaşırız takriben?

-Şu anda hangi noktada olduğumuzu anlatayım önce: Farelerin ömrünü uzatmaya çalışıyoruz. İşe yarayan yöntemler var. Fakat bunu tam olarak senin anlayabileceğin şekilde kelimelere dökemiyorum. Farzet ki 1900 yılındasın, Wright Kardeşler’le ilk uçağı inşa etmelerinden tam 3 yıl önce röportaj yapıyorsun. “Ne durumdasınız” diye soruyorsun. Birkaç gün önce motora ekledikleri bir parçanın ne kadar önemli olduğunu sana anlatmakta güçlük çekeceklerdir. Ben de aynı durumdayım.

Yani daha çok yol var, öyle mi?
-Hayır. Önümüzdeki 10 yıl içinde farelerin ömrünü uzatmayı başaracağız. Bunu başardıktan 15 yıl sonra da sağlam insanın ömrünü 30 yıl daha uzatabilecek noktaya gelebiliriz. Fare deneylerinde başarılı olmamız çok büyük ihtimal, insana geçme hızımızın 15 yıl olması yüzde 50 ihtimal. Yani 25 yıl içinde büyük değişimler yaşamamız hiç de zor değil.

Henüz kansere çare bulunamadı, siz 1000 yıl yaşamaktan söz ediyorsunuz?
-İyi ama kansere çare bulmakla yaşlılığa çare bulmak arasında çok sıkı bir bağ var zaten. Kanserin oluşumu benim yaşlılığın sebebi olarak saydığım 7 adımla doğrudan ilintili. Örneğin şu anda özel olarak kanserin oluşumunu engelleyecek bir tedavi üstüne çalışıyoruz. Kanser hücrelerinin çoğalmasına neden olan bir gen var, onu tamamen silmekten söz ediyorum.

YILDA 100 MİLYON DOLAR

Tüm bu deneyler için ne kadar para lazım size?

-Maksimum hızda ilerlememiz için yılda 100 milyon dolar. Bu tabii fare deneyini halledene kadar.Farelerin ömrünü uzattıktan sonra kimsenin para bağışlamasına gerek kalmayacak çünkü bütün devletler gerekli parayı verecek.

Şu anda dünyadaki zenginlerden bağış bekliyorsunuz ama…

-Evet onlara stratejilerimi anlatıyorum ve destek olmalarını istiyorum. Henüz çok azı söylediklerimi kavradı ve bağış yaptı. Ama sayıları giderek artıyor, emin ol.

SENS adında yaşlanmayla savaşmaya odaklanmış bir vakfınız var. Bütün bu deneyleri o vakıf mı yapıyor?

-Hayır, topladığımız parayı dünyada bu işle ilgilenen prestijli laboratuvarlara veriyoruz, ayrıca SENS’in kendi laboratuvarı ve ekibi de var.

Sizden başka dünyada sadece yaşlanmayla ilgili araştırmalar yapan kaç şirket veya bilim adamı ekibi var?

-Pek yok, ama bu sorun değil çünkü bir çoğu Alzheimer hastalığını çözmeye uğraşırken aslında yaşlılıkla savaşmada işe yarayacak terapiler geliştirmiş oluyor.

2500 DOLARA KÖK HÜCRELERİNİZİ SAKLATMAK MÜMKÜN

Son 10 yıldır yeni doğmuş çocukların göbek bağı kordon bankalarında saklanıyordu. Mantık; kordondaki kök hücrelerin, çocuğun ileride başına gelebilecek önemli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmasıydı. Fakat şimdi teknoloji değişti, artık yetişkinlerin kök hücreleri de basit bir işlemle toplanıyor ve ihtiyaç halinde kullanılmak üzere dondurulabiliyor. Böylelikle hastalık ya da yaşlılık nedeniyle zarar görmüş, yıpranmış organlar kişinin sağlıklı kök hücreleri kullanılarak onarılabiliyor. Kök hücre saklama işi yıllar içinde ucuzladı da. Örneğin Assure Immune adlı şirkete 2 bin 495 dolar veriyorsunuz, kök hücrelerinizi alıyor. Saklama ücreti yıllık 219-349 dolar arasında değişiyor.

MESANENİN AYNISI YAPILDI SIRA DİĞER ORGANLARDA

Hepimiz sonsuza kadar yaşarsak dünya nüfusu ne olacak?

-Bunu tahmin etmek imkansız. Bugün itibariyla zaten büyük bir nüfus problemimiz var. Bunu başka gezegenleri yaşanacak hale getirerek de çözemeyeceğiz bana göre. O yüzden insanların ömrü uzadığında dünyada çok daha az çocuk olacak. Bu biraz zor bir seçim gibi görünebilir şimdilik: Uzun yaşamak mı, çocuksuz bir dünya mı? Ama zamanı geldiğinde eminim insanlık uzun yaşamayı seçecektir.

Sonsuza kadar yaşamak bütün ahlak kodlarını, inanç sistemleri çökertmez mi?

-Elbette hayır. Öyleyse senin mantığına göre, insanların iyilik yapmasındaki tek sebep öldüğünde cennete gitmek. Böyle bir şey olur mu! Öyleyse ateistlerin hiçbir ahlak kodu yok! İnsanlığın ahlaki temeli “iyilik yaparsan iyilik bulursun” mantığı üstüne kurulu değil mi? Ömrün uzamasıyla bunu niye kaybedelim?

Arada bir “Adam o kadar zengin ki, gençleşmek için gitmiş organlarını yeniletmiş” gibi efsaneler duyarız, bunlar efsane değil mi?

-Mantıklı değil. Eğer karaciğer yetmezliğinden musdaripseniz, karaciğer nakliyle sağlığınıza kavuşursunuz. Ama durduk yerde yeni bir karaciğer sizi gençleştirmez. O insan yine yaşlanır.

Peki bugünkü teknolojiyle organlarımın aynısından yaptırıp yaşlandığımda yenileriyle değiştirebilir miyim?

-O noktaya gelmemize çok az kaldı. Mesela araştırmacılar mesanenin aynısından yapmayı başardı. Şimdi diğer organlar üstünde çalışıyorlar.

Sizin de kendinizi dondurmayı düşündüğünüzü duydum. Doğru mu?

-Evet, bu işleme cyropreservation deniyor. Bunu yapan bir şirketle anlaştım.

İnsan öldükten sonra niye donmak ister ki?

-Eğer ömrüm bilimin yaşlanmayı yendiğini görmeye yetmezse öldüğümde dondurulmak isterim, niye istemeyeyim? Böylece bilim ilerlediğinde tekrar hayata dönebilirim. Hayata döndüğümde de ölüm sebebim neyse bilim ona da çare bulmuş olacak. Şimdilik bu dondurma işlemi ölmeden önce çok ileri derecede bunayan kişilere önerilmiyor. Çünkü o insanlar fonksiyonel olarak ölmemiş olsa da uzun süre önce beyinleri ölmüş oluyor. Bu durumu onarmak imkansız.

UZUN YAŞAMANIN 11 KURALI
Kızgın olmak iyidir. Harvard Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre öfkesini biriktirmeyen ve dışa vuran erkeklerin ölümcül kalp krizi geçirme riski yarı yarıya azalıyor.

Soğuk duş alın. 100 yaşını görenlere sırrınız nedir diye sorulduğunda buz gibi suya girmek cevabını verirler. Virginia Üniversitesi bilim adamlarına göre soğuk su, beyaz hücrelerin aktivitesini artırıyor, tümör oluşumlarını engelliyor.

Seks süperdir. Bristol Üniversitesi’ne göre haftada iki kez orgazm olmak ömrü 8 yıl uzatıyor.

Baharatlı hayat demek ağrısız hayat demek. Cincinnati Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre körinin içinde bulunan tumeric adlı madde hem sindirime iyi geliyor, hem de ödem ve ağrıyı önlüyor.

Hidayete erin, olsun bitsin. California Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre kiliseye düzenli gidenlerin, gitmeyen akranlarına oranla yüzde 21 daha uzun yaşadığı tespit edilmiş. Yani dindarlık ömrü uzatıyor.

Makul miktarda stres faydalıdır. Çoğu zarar ama ortalama stres ömrü uzatıyor. Hamileler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre stresli kadınların gamsız kadınlara oranla daha zeki ve yetenekli çocukları oluyor.

Şarkı söyleyin, içiniz açılsın. Düzenli olarak şarkı söylemek tansiyona ve çarpıntıya iyi geliyor. Bir koroda şarkı söyleyen yaşlı insanlar daha az doktora gidiyor, daha az düşüyor ve daha az ilaç kullanıyor.

Sert su saça ve çaydanlığa zarar, size faydalı. Çeşmeden akan suyun sert olduğu bölgelerde kalp hastalıklarına daha az rastlanıyor. Sert suyu faydalı yapan içindeki yüksek magnezyum ve kalsiyum oranı.

Diş ipi hayat kurtarır. Diş etlerinin iltihaplanması bağışıklık sisteminin yoğun çalışmasına sebep oluyor, bu da kalp hastalığının riskini artırıyor. Harvard Üniversitesi 12 yıl boyunca 41 bin erkeği izledi. Bu erkeklerden ağzında 24’ten az diş olanların yarısından fazlası felç geçirmiş.

Geç doğurun. Bir araştırmaya göre 40 yaşından sonra anne olan kadınların genç annelere göre uzun yaşama şansı 4 kat daha fazla.

Düşük kalori ömrü uzatır. Cornell Üniversitesi düşük kaloriyle yaşayan kişilerin ömrünün uzadığını 1930’larda kanıtlamıştı. Düşük kaloriyle yaşayan birinin günlük rutini şöyle: Kahvaltıyı pas geçiyorlar. Öğlen 1000 kalorilik bir öğün yiyorlar. Bu öğünde genelde karides, domates, zeytin, fındık, çilek veya kiraz var. Akşam yemeği de 600 kaloriyi geçmiyor.

FARZEDİN AUBREY BAŞARAMADI VE ÖLMEK KAÇINILMAZ OLDU…
Yüksek yerden düşerek ölmek en kolay ölümlerden biri. Eğer 145 metreden yüksek bir yerden düşerseniz yere 200 km hızla çarparsınız. Bu da çarpmadan sonra çok kısa bir süre içinde ölmeniz anlamına gelir çünkü sadece kalbiniz patlamakla kalmaz, kırılan kaburgalarınız akciğerinizi deler.

Kafanın koparılması da tercihe şayan olabilir çünkü sonuca çok çabuk ulaşılıyor. Giyotin kafayı vücuttan kopardıktan sadece 10 saniye sonra ölmüş oluyorsunuz.

Asılmak, eğer kişi yüksek bir yerden bırakılırsa son derece hızlı bir ölüm. Çünkü boyun anında kırılıyor. Alçak bir yerden bırakılırsa boynun çevresindeki halat damarları ve nefes borusunu yavaş yavaş sıkmaya başlar. Dolayısıyla kurbanlar dakikalarca can çekişiyor.

Boğulmak pek hoş değil. İnsan suyun altında nefes almaya çalıştıkça su nefes borusundan ciğerlere dolar ve göğüs patlayacakmış gibi yanmaya başlar. Bir sonraki adım nefes borusunun otomatik olarak kendini kapamasıdır.

Kan kaybından ölmek de eğer ana arterlerden biri kesildiyse hızlı olabilir. Mesela yırtık ya da kesik kalbe giden ana damar olan aorttaysa saniyeler için ölürsünüz. Yetişkinlerin vücudunda 5 litre kan var. 1 litresini kaybetmek vücudun tahammül edebileceği bir durumdur. Miktar 1.5 litreye çıktığında sık nefes almaya, susuz ve zayıf hissetmeye başlarsınız. 2 litreden sonra başınız döner ve bilincinizi kaybedersiniz.

Kalp krizinde göğüs sıkışır çünkü kalp kasları oksijensiz kalır. Ağrı vücudun üst kısmına ve başa doğru yayılır. Mideniz bulanır, tık nefes olursunuz, soğuk terler dökersiniz. Kriz kalbin ritmini tamamiyle bozup durdurduğunda bilincinizi kaybedersiniz.

Yanarak ölmek en beteri. Yangın sırasında alevler nedeniyle değil karbonmonoksit gazından zehirlendiğiniz için ölürsünüz. Eğer bu gazlar bilincinizi kaybetmenize neden olmaz ve alev alev yanarsanız inanılmaz bir acı içinde hayata veda edersiniz. Kimyasal yanıklar da feci. Mesela sülfürik asit önce damarlarınızı yakar, sonra da organlarınızı eritir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND