Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bilet satarak başladı, zenginler ligine girdi

Orta direk bir ailenin kendi ayakları üzerinde durmak zorunda olan çocuğu olarak hayata başladı. Hem okudu hem çalıştı. Yeri geldi bilet sattı, yeri geldi spikerlik yaptı. Risk almaktan korkmayıp hem zenginler ligine girdi hem de Galatasaray Spor Kulubü’nün başkanı seçildi…

Galatasaray’ın yeni Başkanı Ünal Aysal, çocukluğunu, Galatasaray Lisesi yıllarını, yurt dışı yaşantısını, hobi ve özel zevklerini Vatan’dan Güney Öztürk’e anlattı.

Galatasaray’a gazete ilanıyla başvurdum 1000 kişi arasında 12’ncilikle girdim

Forbes 2011 listesine göre Türkiye’nin en zengin 100 kişisi arasında 775 milyon dolarlık şahsi serveti ile 51’inci sırada yer alan Ünal Aysal’ın, 40 yıl önce kurduğu Unit Group özellikle enerji sektöründe tanınıyor. Aysal’ın sadece Türkiye’de inşaat halinde 2.5 milyar dolarlık enerji yatırımı var.

“Bu serveti nasıl edindiniz?” diye söze giriyorum. “Şanslıydım. Hayatta şansıma her şeyden çok güvendim. Hep risk aldım ama şansımı da zorlamadım.” (Nerede bizde öyle şans, diye iç geçiriyorum.)

Kendi ifadesiyle “Orta direk” bir aileden gelen Aysal’ın babası Manastırlı (Makedonya), annesi ise Selanikli… ” Ailemiz hakim kökenliydi, babam ise askeri hekimdi. İlk mektebi Anadolu’nun 4 ilini dolaşarak geçirdim. En son “İstanbul Çapa İlkokulu’ndan mezun oldum” diyor.

* Galatasaray Lisesi’ne girişiniz nasıl oldu, ailenizin yol göstermesiyle mi?

“Hayır. İnisiyatif alan bir yapım var. Galatasaray’a eğilimliydim. Gazetede görüp, kendim müracaat ettim. O dönem zaten İstanbul’da bile değildik. İstanbul’da eşin dostun evinde kaldım, G.Saray’ın imtihanına girdim. 1952 yılıydı. 50 kişi alıyorlardı. 1000 kişi müracaat etmişti. Mektebe 12’nci girdim. Tesadüf, çocukluk şansı… Ama şans önemlidir.”

Okul yıllarında orta seviye bir talebeydim 5-7 arası notlarla sınıfı geçerdim

* Galatasaraylılık ruhu böylece başladı?

“Evet, ama hiçbir şeyin fanatiği olmadım. Galatasaray benim dönemimde sırf erkeklerden oluşan bir okuldu. ’Askeri disiplinli’ desem yeridir. O disiplin ile büyüdük. Abi kardeş ilişkisi vardı büyüklerimizle aramızda… İş hayatına atılınca o yaş farkı kapanmasına rağmen, bugün bile karşı karşıya geldiğimizde aynı saygı devam eder. Öyle bir yetiştirilme kültürü… Tahsil hayatım boyunca orta karar bir öğrenciydim. 10 üzerinden 5-7 ile geçerdim. Hiç iftihar almadım.” (Gülüyor)

THY’de bilet sattım, TRT Radyo’da spikerlik yaptım, Migros’ta çalıştım

Lise sonrası İstanbul Hukuk Fakültesi’ne giren Aysal, “röntgen mütehassısı” olan babasının kazancına rağmen, hayatı boyunca kendi ayakları üzerinde durmaya özen Göstermiş. “Üniversitedeyken para kazanmak için çeşitli işler yaptım. Seyahat acentasında da çalışmışlığım var, THY’nin şehir merkez bürosunda ekonomi bileti kesen memur, muhasebeci olarak çalışmışlığım da… Hatta TRT İstanbul Radyosu’nda 1 yıl stajiyer spikerlik bile yaptım…”

İstanbul Hukuk’ta 3 bin kişilik sınıflarda iki yıl ders gördükten sonra, GS Liseli bir arkadaşının “Oğlum ne işin var orada, burada sınıflar 25 kişilik” demesiyle İsviçre’nin Neuchatel (Nöşatel) Üniversitesi’ne geçen Aysal, 2.5 yıllık bakiye hukuk tahsilini Avrupa’nın merkezinde tamamlamış. “İsviçre’de sabah 06-12 arası Migros’ta part time çalışarak masraflarımı karşıladım. Üniversite devlet destekliydi ancak yaşamsal ihtiyaçlarım için çalışmak zorundaydım. 12’den sonra okula gidip, derslere girer, sabah kaçırdığım dersleri ise arkadaşlarımın notlarından takip ederdim” diyor.

Mucizem, hep pozitif düşünmek!

Aysal, hep iyi ve fit görünmesinin sırlarını anlatırken: “Mucizem kafa disiplini ve pozitif düşünmek. Her şeye olumlu yaklaşmanız lazım. Sorunlarınızı negatif düşünceyle çözemezsiniz. Bardağın yarısı daima suyla dolu olmalı, boş olmamalı” diye de ekliyor.

İsviçre beni kartezyen yani netice odaklı ve realist yaptı

Galatasaray’ın yeni başkanı, İsviçre’de hukuk eğitiminin kendisine kazandırdıklarını anlatırken ise, “Oraya Fransızca biliyorum diye gittim. Bilmediğimi gördüm. Hukuk benim ana disiplin dalım. Genlerimde var. Kafa disiplinim öyle. İsviçre hayatım bunları geliştirdi. Beni kartezyen bakış açılı yani netice odaklı ve realist, ayakları yere basan biri yaptı. Okuduğum o 2.5 yıl, sadece hafta sonları televizyon seyretme fırsatı bulabildim” ifadesini kullanıyor.

* Aileniz para gönderir miydi?

“Babam ara sıra zarf içinde 100-200 lira gönderirdi, ben talep etmiyordum, etsem yollardı.”

* İyi iş çıkarmışsınız…

“When there is a will, there is a way, (İstersen, bir yolunu bulursun) Okudum! Başka ne yapabilirdim ki…”

Okuldan dönünce askere giden Aysal, görevini teğmen olarak Erzurum Gezköy’de icra etmiş, yıl 1968-70 arası.

“Hakim olmaya kendimi hazırlamıştım, ama askerden sonra Koç grubuna girmemle birlikte yoldan çıktım, yönümü değiştirdim” diyor. 1972’den sonra da ülkeyi tamamen terk edip, yurt dışında geleceğini kurmuş. 1992’de Türkiye’ye yaptığı yatırımlarla birlikte Galatasaray Kulübü’ne olan ilgisi de katlanarak artmış.

MAÇTA YENİLSEK DE ÜZÜNTÜMÜ BELLİ ETMEM!

* Ünal Aysal’a kritik maçlar öncesi ruh halini sorduğumuzda

“Genelde sakinimdir, maça giderken de fazla telaşlanmam. Yenilsek bile üzüntümü belli etmem” diyor.

* Bir erkeğin en güzel yaşı hangisidir?

İçinde yaşadığı yaştır. Her geçen sene kendimi daha iyi hissediyorum. Hiç “ah keşke şu yaşımda olsaydım” gibi bir özlem içinde değilim. Bugünümü; 5-10 yıl evveline tercih ederim. Kendimi çok daha iyi, çok daha huzurlu hissediyorum. Kendimle barışığım, onun için etrafımdaki insanlarla da barışığım. Sıhhi bir sorunum olmadığı için, bugün içinde bulunduğum yaş bana çok avantajlı bir yaş gibi geliyor. Çünkü hem deneyimim var; hem de gençlere nazaran bir eksiğim yok.

* Yaşınız?

Yazmamak şartıyla (Gülüyor) 2 Haziran’da 70 yaşına bastım.

ERKEKLER 40 YAŞINDAN SONRA KADINLARI ANLIYOR

* Romantik bir erkek misiniz?

Yerine göre “Evet.”

* Hep erkeklerin kadınları anlamadığı söylenir.Buna katılıyor musunuz?

Erkekler daha basit yaratıklar. Orta akıllı bir kadının; en akıllı erkeği bile çözmesi kolay. Kadınlar daha komplike…

* Yani kaç yaşından sonra erkekler kadınları daha iyi anlıyor?

Erkeklerin bu olgunluğa erişmesi için biraz zamana ihtiyaçları var. Bence 40 yaşından sonra biraz daha anlayışlı olabiliyorlar.

SPOR

6 yıl kürek çektim, ekip disiplini ve takım ruhunu öğrendim

Karşımda sakin sakin konuşup bir yandan mozarella-domates ve fesleğenden oluşan öğle yemeğini bir bardak su eşliğinde yiyen bu adam 70 yaşında. Ancak yaşına dair bir emare yok. Vücudu, özellikle de omuz-göğüs kısmı gayet yapılı.

* Başkan, sporla aranız nasıl?

Lise yıllarında kürek sporuna başladım. Yurt dışına gidene kadar sürdü. Tam 6 yıl. Kürek gerçek bir İstanbul sporu, kent sporu. İnsana ekip disiplini ve takım ruhu aşılıyor. Burada GS Adası’nda çalışırdık. 2 çiftle başladım (iki kişi, her elde birer kürek yani 4 kürekli). Sonra 2 tek (iki kişi, iki elde tek kürek, toplamda 2 kürekli), 4 tek çektim. Ama 4 tek kürek stilinde, bir omuz düşüyor. Bir süre sonra ceketin bir tarafına vatka takarak dolaşmak zorunda kalıyorsun. En büyük zevkim Boğaz’da kürek çekerek, Kanlıca’ya yoğurt yemeye gitmekti. Denize düştüğümüz de oldu, gemiye çarptığımız da…

45 yaşındaki biriyle aynı fizik kondisyona sahibim

* Başka?

Haftada 2 gün ağırlık ve fitness çalışıyorum. Fiziki kondisyonum 45 yaşındaki biriyle aynı. Koşmayı sevmem ama yürüyüş yaparım. Eskiden günde 10 kilometre yürürdüm. Şimdi en çok 5 kilometre. Salonda 40 dakika FX yaparım, zorlarsam 1 saate de (kilo ve yağ yakmaya yardımcı olan aletli jimnastik) çıkar. Tekneyle tatile çıktığım zamanlar günde 2 kere minumum (sabah ve öğleden sonra) 45 dakika 1 saaat durmaksızın yüzerim. Ayrıca tenis oynarım.

Kahvaltıdan önce yarım limonlu ılık su, öğlense balık ya da suşi

BESLENME

* Ne yersiniz?

Kırmızı eti 15 günde bir yerim. Balık, deniz mahsülleri ve sebze ağırlıklı besleniyorum. Sabahları kalori almayı seviyorum, öğlen ve sonrasında ise azaltırım aldığım kaloriyi.

* Kahvaltınız özel anladığım kadarıyla?

Kahvaltıdan evvel, içinde yarım limon olan ılık su. Sonra meyve suyu. Mevsimine göre değişik meyveler. Sonra da çayla beraber, zeytin, keçi peyniri ve simit… İşe gelince bir Türk kahvesi. Bir de arkadaşlarımla sohbet edeceksem bir sigara içerim.

* Günde 1 paket içer misiniz?

Ne bir paketi, günde en çok iki tane. Bazen bir tane de akşam yakarım. Bazı dönemlerde bir paketi ancak 3 haftada bitiririm.

* Öğle yemeğiniz?

Balık olabilir ya da suşi… Akşam mümkün olduğunca erken yerim. Bir çorba, bir zeytinyağlı sebze ile geçiştiririm.

* İçki içmez misiniz?

Çok az. Ara sıra sek votka…

HOBİ

“Bizim zamanımızda sevgiliye şiir yazmazsak havayı alırdık”

Başkan Aysal hobileri arasında şiiri ayrı bir yere koyuyor. “Kütüphanem şiir kitaplarıyla doludur. Sıkıldığımda çeker birisini okurum. Bizim zamanımızda sevdiğimiz kıza şiir yazmasak, mektup atmasak havayı alırdık. Şimdikiler tek SMS’e gidiyor” diye gülümsüyor. “Geçenlerde NTV’de iki yorumcu benim hakkımda konuşuyor. Biri ’Adam şiir seviyormuş’ diyor. Diğeri biraz maço kılıklı. ’Valla ben abi şiiri de anlamam, şiir sevenlerden de anlamam’ cevabı veriyor. Yani günümüzde şiir seven insanlar maalesef biraz demode görülüyor. Kültür erozyona uğradı. Ama şiirin yok olduğuna inanmıyorum, sadece duraksadı. İçinizde yaşıyor, siz farkında değilsiniz. Hâlâ müziğin bir parçası…”

Sevdiğim kitap ve yazarlar

Aysal iyi bir roman okuyucusu. “Bu ara yine klasik edebiyata döndüm” diyor ve ekliyor: “Klasik edebiyat önemli ama felsefe akımları daha önemli. Çünkü felsefe akımları, edebiyatı etkileyerek ve zaman içinde dönüştürerek başka bir yöne götürdü. Günümüz romanlarının çıkmasına neden oldu. Yeni roman türleri, bizim zamanımızdakilere göre çok daha geniş yelpazeye yanıldı.”

* İlk aklınıza gelenler?

Don Miguel Unamuno’nun Sis romanı, İsveçli yazar Knut Hamsun’un Dünya Nimeti hayatta bana örnek olmuştur. Anton Çehov’un tüm romanları… Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşleri de beni çok etkilemiştir. Belki bu biraz da ağabeyimle ilişkilerimin aynı şekilde olmasındandı. Modern yazarlardan Paulo Coelho ile Lübnanlı yazar Amin Maalouf de geçiş dönemi yazarları olarak yakından takip ettiklerim.

BELÇİKA, İSVİÇRE, NEW YORK’TA EV

“Yurt dışında çok değişik yerlerde yaşıyorsunuz, nerelerde kendi eviniz var” sorumu Aysal şöyle yanıtlıyor:
“Belçika’da iki evim var. Biri Brüksel’de orman içinde, diğeri deniz kenarında bir yazlık. Hafta sonları için. Kumsalda yürümek için ideal, romantik bir yer. İsviçre kayak merkezi Crans-Montana’da da bir dağ evim var. New York Manhattan’da ise bir daire… Büyük değil, bir apartman dairesi.

TEKNEMİN ADI “BARBIE”

“30 yıldır tekne ve denizle çok iç içeyim. Son teknemin ismi Barbie (54 metrelik bir motorbot). Ondan önce daha ufağı vardı. Neden “Barbie?” Çünkü kadınların oyuncağı bebektir. Erkeklerin bebeği ise teknedir. The difference between the men and the boys is the size of their toys.”

TABLO MERAKIM YOK

“Birçoklarında olan tablo koleksiyonerliği merakı bende yok. Koleksiyonerliği bilinçli yapmak lazım. Fazla pahalı tablolarla işim olmadı. Altındaki imza önemli değil, çok beğendiysem alırım.”

BİLİM KURGU FİMLERİ SEVERİM

“Yüzüklerin Efendisi gibi filmleri ya da Arnold Schwarzenegger’in Predator gibi aksiyon, science-fiction tarzı yapıtlarını izlemeyi severim.”

KRAVATTAN KAÇINIRIM

“Diktirdiğim de oluyor ama genel de hazır giyim tercih ederim. Markanın cinsinden ziyade kupları önemli. Çok uzun değilim. Boyumu kısa, ve şişman göstermeyecek giysiler giyerim. Yaşım ilerledikçe spor giyinmeye başladım. Gerekmedikçe kravattan ve takım elbiseden kaçıyorum.”

BLACKBERRY KULLANIYORUM

“Aktif olarak iş hayatının içinde olduğumdan teknolojiyle yaşıtlarıma göre daha dost olma mecburiyetim var. iPad kullanıyorum. Telefonda ise iPhone değil, Blackberry tercihim.”

BACH VE MOZART HAYRANIYIM

“Güncel müziği de pop müziği de dinlerim. Ama klasik müziğe merakım var. Bach ve Mozart ağırlıklı dinlerim. En sevdiğim senfonilerden biri de Mozart’ın Klarnet Konçertosu…”

SİGARASI BLACK DEVIL

Aysal’ın içtiği sigara dikkatimi çekti. Simsiyah ambalajının üzerinde Black Devil yazılı. Siyah, çikolata aromalı sigaranın içimi kolay. Hollanda malı, rock severlerin rağbet gösterdiği bir marka olan Black Devil, yurt dışında şu ara oldukça trendy…

SAATİ A. LANGE & SÖHNE

Kolundaki saate bakıyorum. Lacivert kadranıyla bulunduğumuz atmosferi adeta tamamlıyor. Alman yapımı A. Lange&Söhne marka. Almanların, İsviçre’nin ünlü markalarıyla yarışan saati. Ünal Bey’den öğreniyorum “Limited Editon” olduğunu…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND