Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bilet satarak başladı, zenginler ligine girdi

Orta direk bir ailenin kendi ayakları üzerinde durmak zorunda olan çocuğu olarak hayata başladı. Hem okudu hem çalıştı. Yeri geldi bilet sattı, yeri geldi spikerlik yaptı. Risk almaktan korkmayıp hem zenginler ligine girdi hem de Galatasaray Spor Kulubü’nün başkanı seçildi…

Galatasaray’ın yeni Başkanı Ünal Aysal, çocukluğunu, Galatasaray Lisesi yıllarını, yurt dışı yaşantısını, hobi ve özel zevklerini Vatan’dan Güney Öztürk’e anlattı.

Galatasaray’a gazete ilanıyla başvurdum 1000 kişi arasında 12’ncilikle girdim

Forbes 2011 listesine göre Türkiye’nin en zengin 100 kişisi arasında 775 milyon dolarlık şahsi serveti ile 51’inci sırada yer alan Ünal Aysal’ın, 40 yıl önce kurduğu Unit Group özellikle enerji sektöründe tanınıyor. Aysal’ın sadece Türkiye’de inşaat halinde 2.5 milyar dolarlık enerji yatırımı var.

“Bu serveti nasıl edindiniz?” diye söze giriyorum. “Şanslıydım. Hayatta şansıma her şeyden çok güvendim. Hep risk aldım ama şansımı da zorlamadım.” (Nerede bizde öyle şans, diye iç geçiriyorum.)

Kendi ifadesiyle “Orta direk” bir aileden gelen Aysal’ın babası Manastırlı (Makedonya), annesi ise Selanikli… ” Ailemiz hakim kökenliydi, babam ise askeri hekimdi. İlk mektebi Anadolu’nun 4 ilini dolaşarak geçirdim. En son “İstanbul Çapa İlkokulu’ndan mezun oldum” diyor.

* Galatasaray Lisesi’ne girişiniz nasıl oldu, ailenizin yol göstermesiyle mi?

“Hayır. İnisiyatif alan bir yapım var. Galatasaray’a eğilimliydim. Gazetede görüp, kendim müracaat ettim. O dönem zaten İstanbul’da bile değildik. İstanbul’da eşin dostun evinde kaldım, G.Saray’ın imtihanına girdim. 1952 yılıydı. 50 kişi alıyorlardı. 1000 kişi müracaat etmişti. Mektebe 12’nci girdim. Tesadüf, çocukluk şansı… Ama şans önemlidir.”

Okul yıllarında orta seviye bir talebeydim 5-7 arası notlarla sınıfı geçerdim

* Galatasaraylılık ruhu böylece başladı?

“Evet, ama hiçbir şeyin fanatiği olmadım. Galatasaray benim dönemimde sırf erkeklerden oluşan bir okuldu. ’Askeri disiplinli’ desem yeridir. O disiplin ile büyüdük. Abi kardeş ilişkisi vardı büyüklerimizle aramızda… İş hayatına atılınca o yaş farkı kapanmasına rağmen, bugün bile karşı karşıya geldiğimizde aynı saygı devam eder. Öyle bir yetiştirilme kültürü… Tahsil hayatım boyunca orta karar bir öğrenciydim. 10 üzerinden 5-7 ile geçerdim. Hiç iftihar almadım.” (Gülüyor)

THY’de bilet sattım, TRT Radyo’da spikerlik yaptım, Migros’ta çalıştım

Lise sonrası İstanbul Hukuk Fakültesi’ne giren Aysal, “röntgen mütehassısı” olan babasının kazancına rağmen, hayatı boyunca kendi ayakları üzerinde durmaya özen Göstermiş. “Üniversitedeyken para kazanmak için çeşitli işler yaptım. Seyahat acentasında da çalışmışlığım var, THY’nin şehir merkez bürosunda ekonomi bileti kesen memur, muhasebeci olarak çalışmışlığım da… Hatta TRT İstanbul Radyosu’nda 1 yıl stajiyer spikerlik bile yaptım…”

İstanbul Hukuk’ta 3 bin kişilik sınıflarda iki yıl ders gördükten sonra, GS Liseli bir arkadaşının “Oğlum ne işin var orada, burada sınıflar 25 kişilik” demesiyle İsviçre’nin Neuchatel (Nöşatel) Üniversitesi’ne geçen Aysal, 2.5 yıllık bakiye hukuk tahsilini Avrupa’nın merkezinde tamamlamış. “İsviçre’de sabah 06-12 arası Migros’ta part time çalışarak masraflarımı karşıladım. Üniversite devlet destekliydi ancak yaşamsal ihtiyaçlarım için çalışmak zorundaydım. 12’den sonra okula gidip, derslere girer, sabah kaçırdığım dersleri ise arkadaşlarımın notlarından takip ederdim” diyor.

Mucizem, hep pozitif düşünmek!

Aysal, hep iyi ve fit görünmesinin sırlarını anlatırken: “Mucizem kafa disiplini ve pozitif düşünmek. Her şeye olumlu yaklaşmanız lazım. Sorunlarınızı negatif düşünceyle çözemezsiniz. Bardağın yarısı daima suyla dolu olmalı, boş olmamalı” diye de ekliyor.

İsviçre beni kartezyen yani netice odaklı ve realist yaptı

Galatasaray’ın yeni başkanı, İsviçre’de hukuk eğitiminin kendisine kazandırdıklarını anlatırken ise, “Oraya Fransızca biliyorum diye gittim. Bilmediğimi gördüm. Hukuk benim ana disiplin dalım. Genlerimde var. Kafa disiplinim öyle. İsviçre hayatım bunları geliştirdi. Beni kartezyen bakış açılı yani netice odaklı ve realist, ayakları yere basan biri yaptı. Okuduğum o 2.5 yıl, sadece hafta sonları televizyon seyretme fırsatı bulabildim” ifadesini kullanıyor.

* Aileniz para gönderir miydi?

“Babam ara sıra zarf içinde 100-200 lira gönderirdi, ben talep etmiyordum, etsem yollardı.”

* İyi iş çıkarmışsınız…

“When there is a will, there is a way, (İstersen, bir yolunu bulursun) Okudum! Başka ne yapabilirdim ki…”

Okuldan dönünce askere giden Aysal, görevini teğmen olarak Erzurum Gezköy’de icra etmiş, yıl 1968-70 arası.

“Hakim olmaya kendimi hazırlamıştım, ama askerden sonra Koç grubuna girmemle birlikte yoldan çıktım, yönümü değiştirdim” diyor. 1972’den sonra da ülkeyi tamamen terk edip, yurt dışında geleceğini kurmuş. 1992’de Türkiye’ye yaptığı yatırımlarla birlikte Galatasaray Kulübü’ne olan ilgisi de katlanarak artmış.

MAÇTA YENİLSEK DE ÜZÜNTÜMÜ BELLİ ETMEM!

* Ünal Aysal’a kritik maçlar öncesi ruh halini sorduğumuzda

“Genelde sakinimdir, maça giderken de fazla telaşlanmam. Yenilsek bile üzüntümü belli etmem” diyor.

* Bir erkeğin en güzel yaşı hangisidir?

İçinde yaşadığı yaştır. Her geçen sene kendimi daha iyi hissediyorum. Hiç “ah keşke şu yaşımda olsaydım” gibi bir özlem içinde değilim. Bugünümü; 5-10 yıl evveline tercih ederim. Kendimi çok daha iyi, çok daha huzurlu hissediyorum. Kendimle barışığım, onun için etrafımdaki insanlarla da barışığım. Sıhhi bir sorunum olmadığı için, bugün içinde bulunduğum yaş bana çok avantajlı bir yaş gibi geliyor. Çünkü hem deneyimim var; hem de gençlere nazaran bir eksiğim yok.

* Yaşınız?

Yazmamak şartıyla (Gülüyor) 2 Haziran’da 70 yaşına bastım.

ERKEKLER 40 YAŞINDAN SONRA KADINLARI ANLIYOR

* Romantik bir erkek misiniz?

Yerine göre “Evet.”

* Hep erkeklerin kadınları anlamadığı söylenir.Buna katılıyor musunuz?

Erkekler daha basit yaratıklar. Orta akıllı bir kadının; en akıllı erkeği bile çözmesi kolay. Kadınlar daha komplike…

* Yani kaç yaşından sonra erkekler kadınları daha iyi anlıyor?

Erkeklerin bu olgunluğa erişmesi için biraz zamana ihtiyaçları var. Bence 40 yaşından sonra biraz daha anlayışlı olabiliyorlar.

SPOR

6 yıl kürek çektim, ekip disiplini ve takım ruhunu öğrendim

Karşımda sakin sakin konuşup bir yandan mozarella-domates ve fesleğenden oluşan öğle yemeğini bir bardak su eşliğinde yiyen bu adam 70 yaşında. Ancak yaşına dair bir emare yok. Vücudu, özellikle de omuz-göğüs kısmı gayet yapılı.

* Başkan, sporla aranız nasıl?

Lise yıllarında kürek sporuna başladım. Yurt dışına gidene kadar sürdü. Tam 6 yıl. Kürek gerçek bir İstanbul sporu, kent sporu. İnsana ekip disiplini ve takım ruhu aşılıyor. Burada GS Adası’nda çalışırdık. 2 çiftle başladım (iki kişi, her elde birer kürek yani 4 kürekli). Sonra 2 tek (iki kişi, iki elde tek kürek, toplamda 2 kürekli), 4 tek çektim. Ama 4 tek kürek stilinde, bir omuz düşüyor. Bir süre sonra ceketin bir tarafına vatka takarak dolaşmak zorunda kalıyorsun. En büyük zevkim Boğaz’da kürek çekerek, Kanlıca’ya yoğurt yemeye gitmekti. Denize düştüğümüz de oldu, gemiye çarptığımız da…

45 yaşındaki biriyle aynı fizik kondisyona sahibim

* Başka?

Haftada 2 gün ağırlık ve fitness çalışıyorum. Fiziki kondisyonum 45 yaşındaki biriyle aynı. Koşmayı sevmem ama yürüyüş yaparım. Eskiden günde 10 kilometre yürürdüm. Şimdi en çok 5 kilometre. Salonda 40 dakika FX yaparım, zorlarsam 1 saate de (kilo ve yağ yakmaya yardımcı olan aletli jimnastik) çıkar. Tekneyle tatile çıktığım zamanlar günde 2 kere minumum (sabah ve öğleden sonra) 45 dakika 1 saaat durmaksızın yüzerim. Ayrıca tenis oynarım.

Kahvaltıdan önce yarım limonlu ılık su, öğlense balık ya da suşi

BESLENME

* Ne yersiniz?

Kırmızı eti 15 günde bir yerim. Balık, deniz mahsülleri ve sebze ağırlıklı besleniyorum. Sabahları kalori almayı seviyorum, öğlen ve sonrasında ise azaltırım aldığım kaloriyi.

* Kahvaltınız özel anladığım kadarıyla?

Kahvaltıdan evvel, içinde yarım limon olan ılık su. Sonra meyve suyu. Mevsimine göre değişik meyveler. Sonra da çayla beraber, zeytin, keçi peyniri ve simit… İşe gelince bir Türk kahvesi. Bir de arkadaşlarımla sohbet edeceksem bir sigara içerim.

* Günde 1 paket içer misiniz?

Ne bir paketi, günde en çok iki tane. Bazen bir tane de akşam yakarım. Bazı dönemlerde bir paketi ancak 3 haftada bitiririm.

* Öğle yemeğiniz?

Balık olabilir ya da suşi… Akşam mümkün olduğunca erken yerim. Bir çorba, bir zeytinyağlı sebze ile geçiştiririm.

* İçki içmez misiniz?

Çok az. Ara sıra sek votka…

HOBİ

“Bizim zamanımızda sevgiliye şiir yazmazsak havayı alırdık”

Başkan Aysal hobileri arasında şiiri ayrı bir yere koyuyor. “Kütüphanem şiir kitaplarıyla doludur. Sıkıldığımda çeker birisini okurum. Bizim zamanımızda sevdiğimiz kıza şiir yazmasak, mektup atmasak havayı alırdık. Şimdikiler tek SMS’e gidiyor” diye gülümsüyor. “Geçenlerde NTV’de iki yorumcu benim hakkımda konuşuyor. Biri ’Adam şiir seviyormuş’ diyor. Diğeri biraz maço kılıklı. ’Valla ben abi şiiri de anlamam, şiir sevenlerden de anlamam’ cevabı veriyor. Yani günümüzde şiir seven insanlar maalesef biraz demode görülüyor. Kültür erozyona uğradı. Ama şiirin yok olduğuna inanmıyorum, sadece duraksadı. İçinizde yaşıyor, siz farkında değilsiniz. Hâlâ müziğin bir parçası…”

Sevdiğim kitap ve yazarlar

Aysal iyi bir roman okuyucusu. “Bu ara yine klasik edebiyata döndüm” diyor ve ekliyor: “Klasik edebiyat önemli ama felsefe akımları daha önemli. Çünkü felsefe akımları, edebiyatı etkileyerek ve zaman içinde dönüştürerek başka bir yöne götürdü. Günümüz romanlarının çıkmasına neden oldu. Yeni roman türleri, bizim zamanımızdakilere göre çok daha geniş yelpazeye yanıldı.”

* İlk aklınıza gelenler?

Don Miguel Unamuno’nun Sis romanı, İsveçli yazar Knut Hamsun’un Dünya Nimeti hayatta bana örnek olmuştur. Anton Çehov’un tüm romanları… Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşleri de beni çok etkilemiştir. Belki bu biraz da ağabeyimle ilişkilerimin aynı şekilde olmasındandı. Modern yazarlardan Paulo Coelho ile Lübnanlı yazar Amin Maalouf de geçiş dönemi yazarları olarak yakından takip ettiklerim.

BELÇİKA, İSVİÇRE, NEW YORK’TA EV

“Yurt dışında çok değişik yerlerde yaşıyorsunuz, nerelerde kendi eviniz var” sorumu Aysal şöyle yanıtlıyor:
“Belçika’da iki evim var. Biri Brüksel’de orman içinde, diğeri deniz kenarında bir yazlık. Hafta sonları için. Kumsalda yürümek için ideal, romantik bir yer. İsviçre kayak merkezi Crans-Montana’da da bir dağ evim var. New York Manhattan’da ise bir daire… Büyük değil, bir apartman dairesi.

TEKNEMİN ADI “BARBIE”

“30 yıldır tekne ve denizle çok iç içeyim. Son teknemin ismi Barbie (54 metrelik bir motorbot). Ondan önce daha ufağı vardı. Neden “Barbie?” Çünkü kadınların oyuncağı bebektir. Erkeklerin bebeği ise teknedir. The difference between the men and the boys is the size of their toys.”

TABLO MERAKIM YOK

“Birçoklarında olan tablo koleksiyonerliği merakı bende yok. Koleksiyonerliği bilinçli yapmak lazım. Fazla pahalı tablolarla işim olmadı. Altındaki imza önemli değil, çok beğendiysem alırım.”

BİLİM KURGU FİMLERİ SEVERİM

“Yüzüklerin Efendisi gibi filmleri ya da Arnold Schwarzenegger’in Predator gibi aksiyon, science-fiction tarzı yapıtlarını izlemeyi severim.”

KRAVATTAN KAÇINIRIM

“Diktirdiğim de oluyor ama genel de hazır giyim tercih ederim. Markanın cinsinden ziyade kupları önemli. Çok uzun değilim. Boyumu kısa, ve şişman göstermeyecek giysiler giyerim. Yaşım ilerledikçe spor giyinmeye başladım. Gerekmedikçe kravattan ve takım elbiseden kaçıyorum.”

BLACKBERRY KULLANIYORUM

“Aktif olarak iş hayatının içinde olduğumdan teknolojiyle yaşıtlarıma göre daha dost olma mecburiyetim var. iPad kullanıyorum. Telefonda ise iPhone değil, Blackberry tercihim.”

BACH VE MOZART HAYRANIYIM

“Güncel müziği de pop müziği de dinlerim. Ama klasik müziğe merakım var. Bach ve Mozart ağırlıklı dinlerim. En sevdiğim senfonilerden biri de Mozart’ın Klarnet Konçertosu…”

SİGARASI BLACK DEVIL

Aysal’ın içtiği sigara dikkatimi çekti. Simsiyah ambalajının üzerinde Black Devil yazılı. Siyah, çikolata aromalı sigaranın içimi kolay. Hollanda malı, rock severlerin rağbet gösterdiği bir marka olan Black Devil, yurt dışında şu ara oldukça trendy…

SAATİ A. LANGE & SÖHNE

Kolundaki saate bakıyorum. Lacivert kadranıyla bulunduğumuz atmosferi adeta tamamlıyor. Alman yapımı A. Lange&Söhne marka. Almanların, İsviçre’nin ünlü markalarıyla yarışan saati. Ünal Bey’den öğreniyorum “Limited Editon” olduğunu…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND