Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyniniz yorulduysa resetleyin gitsin

Beyin yorgunluğu hızla yayılıyor. Unutkanlik, odaklanamama, konsantrasyon eksikliği, algılama eksikliği, öğrenme ve ezberleme zorlukları, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme gibi belirtileri olan beyin yorgunluğuyla mücadele etmek için uzman desteği şart…

sağlıklı beyin, beyin yorgunluğu belirtileri, beyin elektrosu

Beyin yorgunlugunun günümüz insaninda giderek artan bir problem haline geldigi bildirildi.

Beyin elektrosu (EEG), beyin yorgunlugu vakalarinda mutlaka uygulanmasi gereken bir tetkik oldugunu belirten uzmanlar, “Saglikli beyinde gördügümüz alfa ve beta dalgalarinin istatistiksel verileri çok önemli bilgiler verir. Beyin yorgunlugunda beta dalgalarinda yogunlasma izleriz. Buna mukabil alfa dalgalari ne kadar yogunsa o kadar saglikli bir tablo ile karsi karsiyayiz demektir. Genelde her iki hemisferdeki beyin dalgalarinin istatistiki verileri ayni sonuçlari verir. Ancak eger farklilik arz ediyorsa bu durum mutlaka üzerinde durulmasi gereken bir konudur” dediler.

Beyinin her iki hemisferi arasinda anlamli farklilik, ilerde gelisecek olan alzheimer hastaliginin habercisi olabilecegini anlatan uzmanlar, “Potansiyel bir alzheimer hastasini önceden kesfetmek, tedavide hiç kuskusuz çok önemli yararlar saglar. Böyle her iki hemisfer farkliligi olan kisiler mutlaka PET filmi ile incelemeye alinmalidir. PET, beyin metabolizmasini, daha net bir tabirle beyinin hangi bölgelerinin çalistigini hangi bölgelerinin iyi çalismadigini gösteren mükemmel bir testtir. Nitekim biz REEM Nöropsikiyatri klinigimizde unutkanlik ya da alzheimer sikayetleri ile gelen her hastaya PET filmi çektirmekteyiz” dedi.

BEYIN YORGUNLUGUNDA BELIRTILER
Uzmanlar, beyin yorgunlugunda en çok karsilastiklari sikayetlerin, unutkanlik, odaklanamama, konsantrasyon eksikligi, algilama eksikligi, ögrenme ve ezberleme zorluklari, beyinde agirlik hissi, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme gibi belirtiler olduklarini belirtiyorlar.

BEYIN YORGUNLUGUNUN EKONOMIYE YANSIMALARI
Beyin yorgunlugunun hiç süphesiz gerek bireysel gerekse milli ekonomiye de çok zararlar verdigini dile getiren uzmanlar, “Kisilerin verimliligi çok düser. Yeni seyler üretmek nerdeyse imkansiz hale gelir. Sorunlara pratik çözümler getirilemez. Analitik ve çözümleyici düsüncelerde olumsuz etkilenmeler olur. Yatirim ve bütçe planlamalarinda hatalar yapilir. Her zaman basarili bir grafik çizen bir yönetici, beyin yorgunlugu tablosuna maruz kaldiginda, performans düzeyi hizla düsmeye baslar. Kisi kendisindeki degisiklikleri farkeder ama çogu zaman adlandiramaz. Bunun bir rahatsizlik oldugunu düsünmez. Bazen de mevcut performans düsmesi yaslanma gibi nedenlere baglanarak kilif bulunmaya çalisilir. Sonuçta firmanin atilimlari durur. Rakipleri öne çikmaya baslar. Çogu profosyonel firmalarda bu durum üst düzey yöneticiler tarafindan farkedilir. Tablonun bir rahatsizlik oldugu düsünülmeden, yönetici kisinin görev pozisyonunda degisiklige gidilir. Ya görevden alinir ya da daha pasif bir göreve atanir. Çalisanlar için de ayni seyler geçerlidir. Kisisel üretim düser. Çalisanin arkadaslari ile olan ekip ruhu ve diyaloglarinda zedelenmeler belirmeye baslar. Daha sinirli ve alingan olunur. Motivasyon düser, her kademe de genel bir isteksizlik farkedilir. Ögrencilerde de durum farkli degildir. Daha önce basarili olan ögrencinin notlari tedricen düsmeye baslar. Anne ve baba bu degisiklikleri er geç farkeder ve panikleme olabilir. Ebeveyn görülen olumsuz degisiklige bir anlam veremez ve kendilerine göre nedenler aramaya baslarlar” dediler.

BEYIN YORGUNLUGU NEDENLERI NELERDIR
Uzmanlar beyin yorgunlugu nedenlerini ise söyle açikladilar;
Kronik stres: Uzun süreli stres baskisinda olmak ve stresi ortadan kaldiran faktörleri uygulamamak, beyin yorgunlugu ile neticelenir. Kisi stresi olusturan nedenleri bertaraf edemesse beyin yorgunlugu nedeniyle performans düsüklügü kaçinilmazdir. Bir çok yönetici kati bir disiplin yaklasimi ile çalisanlarindan daha çok verim alacagini zanneder. Halbuki durum hiç de göründügü gibi degildir. Hosgörüsüz kati disiplin uygulamalari, is verimliligini en az yari yariya düsürür. Dolayisiyla asiri disiplin gibi nedenlerle stres olusturan yöneticiler, genel sirket profili açisindan da olumlu degillerdir ve hedefledikleri ekonomik rakamlara asla ulasamazlar.
Hasta bina sendromu; Çalisanlarin odalara tikilip, sagliksiz sartlarla konumlandirilmasi beyin yorgunlugu ile sonuçlanir. Güya bina ve oda tasarrufu düsünülerek, bir kisinin ancak çalisabilecegi odalarda 3-5 kisinin çalismaya zorlanmasi kisisel verimliligi ve performansi düsürür. Ideal olan binanin, genis odalarda bir ya da iki kisinin çalisacagi sekilde düzenlenmesidir. Havalandirma tertibatinin iyi çalismasi ve oda sicakliginin ideal düzey olan 23 derecede olmasi da çok önemlidir. Asiri sicaklik beyin fonksiyonlarini olumsuz etkiler. yapilan bilimsel arastirmalar insan beyninin soguk ortamlarda daha iyi performans sergiledigini göstermektedir. Bu sebepten oda sicakligi 23 derecenin üstünde olmamali ancak üsüyecek kadar da soguk olmamalidir. ABD de yapilan bir arastirma da 40 kisilik bir ekip birer ay ara ile saglikli ve sagliksiz bina sartlarinda çalistirilmis. Hasta bina kosullarindaki performansin saglikli bina sartlarina göre yüzde 40 daha az oldugu belirlenmistir.

Elektronik cihazlar: Çalisma ortaminda çok sayida gereksiz elektronik cihazin bulunmasi da beyin yorgunluguna neden olmaktadir. Elektronik cihazlardan yayilan elektromanyetik dalgalarin en çok nüfuz ettigi yer beynimizdir. Bu nedenle çalisma ortami olabildigince sade olmali ve sik sik havalandirilmalidir. Elektromanyetik kirlilik: Cep telefonu sinyalleri, tv ve radyo dalgalari, telsiz dalgalari, yüksek gerilim hatlari, baz istasyonlari atmosferimizi çok önemli düzeyde kirletmektedir. Kanaatimize göre elektromanyetik kirliligin henüz ne gibi zararlar verdigini tam olarak belirliyememis olsak ta, beyin yorgunluguna neden oldugu muhakkaktir. Önümüzdeki yillarda ‘’dumansiz hava sahasi’’ teriminin yanisira ‘’dalgasiz hava sahasi’’ ifadelerini de duyacaga benzemekteyiz. Son yillarda artan alzheimer ve demansiyel sendromlarin arkasinda ‘’elektromanyetik kirlilik’’ çikarsa hiç sasirmayiz. Manyetik alan eksikligi: Beyin yorgunluguna ve kronik yorgunluk sendromuna neden olur. Özellikle uzayda manyetik alan eksikligi oldugu için astronotlar için problem teskil eder. Elektromanyetik yogunluk, miknatisin demiri çekmesi gibi insan vucudundaki manyetik enerjiyi çekebilir. Bu nedenle kronik halsizlik ve yorgunluklarda manyetik alan eksikligi de düsünülmelidir. Alkol aliskanligi: alkol, beyin fonksiyonlarini baskiladigindan beyin yorgunluguna neden olabilir. Bu nedenle sürekli alkol kullananlarda unutkanlik ve bellek problemleri kaçinilmazdir. Uykusuzluk: saglikli bir uyku, beyinin dinlenmesini saglar. Uykusuzluk ya da sagliksiz uyku beyin yorgunlugu ve unutkanliga neden olabilir. Ruh hastaliklari: özellikle depresyon ve anksiyete, beyin yorgunlugu ile kendini gösterebilir. Ilaçlar: bazi ilaçlar tedavi edici etkilerinin yanisira beyin yorgunluguna ve durgunluguna neden olabilirler. Örnegin antipsikotikler ve kanser ilaçlari böyledir. Bazi depresyon ilaçlari da bir yandan depresyonu düzeltirken diger yandan beyin yorgunlugu yapabilirler. Epilepsi tedavisinde kullanilan ilaçlar da ayni sekilde beyin yorgunluguna özellikle beyin durgunluguna sebebiyet verebilirler.
Vitamin eksikligi: Özellikle B12 folik asit, demir eksikligi ve troid hormonlarinin yetersizligi beyin yorgunluguna ve durgunluguna neden olabilir”

BEYIN YORGUNLUGUNA KARSI NE YAPILABILIR
“Stres faktörlerinin yok edilmesi: kisi de kronik stres olusturan durumlardan uzaklasilmalidir. Çalisma sartlarinin iyilestirilmesi: Hasta bina sendroumu gibi sagliksiz çalisma ortamlarindan uzak durulmalidir. Çalisanlarin fiziksel sagligi kadar ruh sagliklari da düsünülmelidir. Havasiz mekanlarda insanlarin adeta tikis tikis çalistirilmasina engel olunmalidir.
Spor aktiviteleri: Günlük düzenli spor aktiviteleri, beyin yorgunlugunu önlemede önemli bir etkendir. Enstrüman çalma: Is aktiveleri arasinda ya da sonrasina herhangi bir müzik aleti ile ugrasmak beyini dinlendiren bir eylemdir. Tatil ve dinlenme aktiviteleri: Hiç süphesiz ki, yogun is aktiveteleri arasinda tatil ve dinlenmeye zaman ayrilmalidir. Tatil yapmadan sürekli çalismak beyin yorgunluguna neden olur. Ancak ülkemizdeki tatil anlayisinin pek olumlu oldugu söylenemez. Çalisanlar yilda bir sefer 1 aylik tatil yerine, yilda 4 defa 1 haftalik tatiller tercih edilmelidir. Zira bir aylik tatilin yarar yerine zarari oldugunu düsünmekteyim. Çünkü kisiler önce tatil öncesi isten kopmakta sonra da tekrar ise alisincaya kadar zaman geçmektedir. Böylece 1 aylik tatil neredeyse 2 aylik bir performans kaybina neden olmaktadir. Kisi uzun süre isinden ayri oldugu için tekrar döndügünde bir süre adaptasyon sorunu yasamaktadir. Halbuki üçer aylik çalisma takviminden sonra birer haftalik dinlenme periyodu kisileri isinden koparmadan dinlenmelerini saglamaktadir. Sinavlara hazirlanan ögrencilerin düzenli aralar vermeleri ve aralarda spor, müzik gibi aktiveteler yapmalarini önermekteyim. Sürekli ara vermeden ders çalismak, basariya giden yol degildir. Uykudan feragat etmeden düzenli dinlenme aralariyla sinavlara hazirlanmalidir. Dinlenme aralarinda enstrüman çalmak ögrenme kapasitesini önemli düzeyde arttirabilir. Beslenme tarzi: findik, ceviz, badem, çekirdekli kuru üzüm beyin yorgunluguna karsi iyidir. Yesil sebzeler, bögürtlen, yaban mersini, somon ve sardalya baligi, üzüm suyu, kepekli pirinç ve sicak kakao beyin yorgunluguna iyi gelen gidalardir. Ayni sekilde çay ve kahve de çok faydalidir. Yapilan 10 yillik bir arastirmada çay ve kahvenin alzheimeri yüzde 50 önledigi anlasilmistir. Aksamlari yatmadan önce bir elma yemeyi aliskanlik yapmalidir. Elma uyku esnasinda daha saglikli beyin dinlenmesi saglar.

BEYIN YORGUNLUGUNA KARSI BEYIN RESETLEMESI
TMS (transkranial manyetik stimülasyon) ile beyin resetlemesinin, beyin yorgunlugu ve durgunlugu tablosunu düzeltigi, bilimsel arastirmalarla nerdeyse kesinlik kazanmistir. TMS, nöronlarda ayni bir ses ekosu gibi bastan sona dogru manyetik titresimler yayarak sinir hücresinin daha fonksiyonel olmasini saglar. Manyetik titresimler sinir hücresindeki bir çok metabolik aktiviteyi düzene sokar. Nöron saglikli bir sekilde görev icra etmeye baslar. Bugün yurt disinda bir çok üst düzey yönetici, belirli periyotlarla (1 ay gibi) TMS seanslari yaptirarak odaklanma, konstrasyon ve algilama gibi fonksiyonlarin gelismesini saglamaktadir. Maruz kaldiklari yogun is temposu nedeniyle üstlendikleri stresten kaynaklanan beyin yorgunlugu ve durgunlugunu, TMS ile düzeltmektedirler. Nitekim TMS sadece depresyon, panik atak gibi ruhsal rahatsizliklar ve alzheimer, felç gibi organik rahatsizlarda degil ayni zamanda beyin yorgunlugu ve durgunlugu içinde basariyla kullanilmaktadir. Beyinde, luzumsuz yer isgal eden ya da kisiyi rahatsiz eden bellek kayitlari, bilgisayarlarda ki gibi silinemedigi için zamanla beyin yorgunlugu ve durgunluguna neden olabilir. TMS, uygulama yapilan bölgelerdeki nöron ya da nöron gruplarinin reorganizasyonunu da saglar. Beyin adeta bir hafifleme ve gözle görülür rahatlama olur. Kisinin olaylara bakis perspektifi netlesir. Dogru ve mantikli kararlar alir. Ögrenme ve algilama yeteneklerinde artis olur. Unutkanlik ve hafiza kusurlari ortadan kalkar. Eger varsa uyku proplemleri düzelir. TMS ayni zamanda psikolojik rahatsizliklari da ortadan kaldirdigi için, arka planda farkedilmeyen bir depresyon veya anksiyete varsa, bunlar da ortadan kalkar. Tedavi maliyetini misli misli katlayan bir performans gelisimi olur. Almanya’da bir nörobilim enstitüsünde fareler üzerinde yapilan deneyde, manyetik uyarilar verilen farelerin digerlerine göre yüzde 40 düzeyinde basari grafigi gelistirdikleri belirlenmistir. Dolayisiyla TMS’ nin beyin performansini gelistirdigi kesin bir gerçektir. Uygulamanin en iyi taraflarindan biri de, tedavinin yan etkisiz olusudur. Çok sayida seans yapilsa bile herhangi bir zararli etki olmaz. TMS cihazlari, x-ray cihazlari gibi radyasyon yaymaz. Bu özelligi nedeniyle hamile bayanlarda bile güvenle kullanilabilir. Beynim dolu, hiç bir sey düsünemiyorum. Agir stres altindayim, yasadigim olaylarin etkisinden kurtulamiyorum. Son zamanlarda basari grafigim çok düstü, unutkanligim var, her seyi unutuyorum, artik sinavlarda istedigim basariyi yakalayamiyorum, çok çabuk parlayip sinirleniyorum, etrafi kirip geçiriyorum. Ani hatali kararlar aliyorum, islerimi takip ve kontrol edemiyorum, yatirimlarimi saglikli yapamiyorum, isletmem günden güne kötüye gidiyor diyenlerin, TMS ile beyin resetlemesini ciddi olarak düsünmelerini tavsiye ediyoruz.”

Kaynak: www.iha.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND