Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyniniz yorulduysa resetleyin gitsin

Beyin yorgunluğu hızla yayılıyor. Unutkanlik, odaklanamama, konsantrasyon eksikliği, algılama eksikliği, öğrenme ve ezberleme zorlukları, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme gibi belirtileri olan beyin yorgunluğuyla mücadele etmek için uzman desteği şart…

sağlıklı beyin, beyin yorgunluğu belirtileri, beyin elektrosu

Beyin yorgunlugunun günümüz insaninda giderek artan bir problem haline geldigi bildirildi.

Beyin elektrosu (EEG), beyin yorgunlugu vakalarinda mutlaka uygulanmasi gereken bir tetkik oldugunu belirten uzmanlar, “Saglikli beyinde gördügümüz alfa ve beta dalgalarinin istatistiksel verileri çok önemli bilgiler verir. Beyin yorgunlugunda beta dalgalarinda yogunlasma izleriz. Buna mukabil alfa dalgalari ne kadar yogunsa o kadar saglikli bir tablo ile karsi karsiyayiz demektir. Genelde her iki hemisferdeki beyin dalgalarinin istatistiki verileri ayni sonuçlari verir. Ancak eger farklilik arz ediyorsa bu durum mutlaka üzerinde durulmasi gereken bir konudur” dediler.

Beyinin her iki hemisferi arasinda anlamli farklilik, ilerde gelisecek olan alzheimer hastaliginin habercisi olabilecegini anlatan uzmanlar, “Potansiyel bir alzheimer hastasini önceden kesfetmek, tedavide hiç kuskusuz çok önemli yararlar saglar. Böyle her iki hemisfer farkliligi olan kisiler mutlaka PET filmi ile incelemeye alinmalidir. PET, beyin metabolizmasini, daha net bir tabirle beyinin hangi bölgelerinin çalistigini hangi bölgelerinin iyi çalismadigini gösteren mükemmel bir testtir. Nitekim biz REEM Nöropsikiyatri klinigimizde unutkanlik ya da alzheimer sikayetleri ile gelen her hastaya PET filmi çektirmekteyiz” dedi.

BEYIN YORGUNLUGUNDA BELIRTILER
Uzmanlar, beyin yorgunlugunda en çok karsilastiklari sikayetlerin, unutkanlik, odaklanamama, konsantrasyon eksikligi, algilama eksikligi, ögrenme ve ezberleme zorluklari, beyinde agirlik hissi, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme gibi belirtiler olduklarini belirtiyorlar.

BEYIN YORGUNLUGUNUN EKONOMIYE YANSIMALARI
Beyin yorgunlugunun hiç süphesiz gerek bireysel gerekse milli ekonomiye de çok zararlar verdigini dile getiren uzmanlar, “Kisilerin verimliligi çok düser. Yeni seyler üretmek nerdeyse imkansiz hale gelir. Sorunlara pratik çözümler getirilemez. Analitik ve çözümleyici düsüncelerde olumsuz etkilenmeler olur. Yatirim ve bütçe planlamalarinda hatalar yapilir. Her zaman basarili bir grafik çizen bir yönetici, beyin yorgunlugu tablosuna maruz kaldiginda, performans düzeyi hizla düsmeye baslar. Kisi kendisindeki degisiklikleri farkeder ama çogu zaman adlandiramaz. Bunun bir rahatsizlik oldugunu düsünmez. Bazen de mevcut performans düsmesi yaslanma gibi nedenlere baglanarak kilif bulunmaya çalisilir. Sonuçta firmanin atilimlari durur. Rakipleri öne çikmaya baslar. Çogu profosyonel firmalarda bu durum üst düzey yöneticiler tarafindan farkedilir. Tablonun bir rahatsizlik oldugu düsünülmeden, yönetici kisinin görev pozisyonunda degisiklige gidilir. Ya görevden alinir ya da daha pasif bir göreve atanir. Çalisanlar için de ayni seyler geçerlidir. Kisisel üretim düser. Çalisanin arkadaslari ile olan ekip ruhu ve diyaloglarinda zedelenmeler belirmeye baslar. Daha sinirli ve alingan olunur. Motivasyon düser, her kademe de genel bir isteksizlik farkedilir. Ögrencilerde de durum farkli degildir. Daha önce basarili olan ögrencinin notlari tedricen düsmeye baslar. Anne ve baba bu degisiklikleri er geç farkeder ve panikleme olabilir. Ebeveyn görülen olumsuz degisiklige bir anlam veremez ve kendilerine göre nedenler aramaya baslarlar” dediler.

BEYIN YORGUNLUGU NEDENLERI NELERDIR
Uzmanlar beyin yorgunlugu nedenlerini ise söyle açikladilar;
Kronik stres: Uzun süreli stres baskisinda olmak ve stresi ortadan kaldiran faktörleri uygulamamak, beyin yorgunlugu ile neticelenir. Kisi stresi olusturan nedenleri bertaraf edemesse beyin yorgunlugu nedeniyle performans düsüklügü kaçinilmazdir. Bir çok yönetici kati bir disiplin yaklasimi ile çalisanlarindan daha çok verim alacagini zanneder. Halbuki durum hiç de göründügü gibi degildir. Hosgörüsüz kati disiplin uygulamalari, is verimliligini en az yari yariya düsürür. Dolayisiyla asiri disiplin gibi nedenlerle stres olusturan yöneticiler, genel sirket profili açisindan da olumlu degillerdir ve hedefledikleri ekonomik rakamlara asla ulasamazlar.
Hasta bina sendromu; Çalisanlarin odalara tikilip, sagliksiz sartlarla konumlandirilmasi beyin yorgunlugu ile sonuçlanir. Güya bina ve oda tasarrufu düsünülerek, bir kisinin ancak çalisabilecegi odalarda 3-5 kisinin çalismaya zorlanmasi kisisel verimliligi ve performansi düsürür. Ideal olan binanin, genis odalarda bir ya da iki kisinin çalisacagi sekilde düzenlenmesidir. Havalandirma tertibatinin iyi çalismasi ve oda sicakliginin ideal düzey olan 23 derecede olmasi da çok önemlidir. Asiri sicaklik beyin fonksiyonlarini olumsuz etkiler. yapilan bilimsel arastirmalar insan beyninin soguk ortamlarda daha iyi performans sergiledigini göstermektedir. Bu sebepten oda sicakligi 23 derecenin üstünde olmamali ancak üsüyecek kadar da soguk olmamalidir. ABD de yapilan bir arastirma da 40 kisilik bir ekip birer ay ara ile saglikli ve sagliksiz bina sartlarinda çalistirilmis. Hasta bina kosullarindaki performansin saglikli bina sartlarina göre yüzde 40 daha az oldugu belirlenmistir.

Elektronik cihazlar: Çalisma ortaminda çok sayida gereksiz elektronik cihazin bulunmasi da beyin yorgunluguna neden olmaktadir. Elektronik cihazlardan yayilan elektromanyetik dalgalarin en çok nüfuz ettigi yer beynimizdir. Bu nedenle çalisma ortami olabildigince sade olmali ve sik sik havalandirilmalidir. Elektromanyetik kirlilik: Cep telefonu sinyalleri, tv ve radyo dalgalari, telsiz dalgalari, yüksek gerilim hatlari, baz istasyonlari atmosferimizi çok önemli düzeyde kirletmektedir. Kanaatimize göre elektromanyetik kirliligin henüz ne gibi zararlar verdigini tam olarak belirliyememis olsak ta, beyin yorgunluguna neden oldugu muhakkaktir. Önümüzdeki yillarda ‘’dumansiz hava sahasi’’ teriminin yanisira ‘’dalgasiz hava sahasi’’ ifadelerini de duyacaga benzemekteyiz. Son yillarda artan alzheimer ve demansiyel sendromlarin arkasinda ‘’elektromanyetik kirlilik’’ çikarsa hiç sasirmayiz. Manyetik alan eksikligi: Beyin yorgunluguna ve kronik yorgunluk sendromuna neden olur. Özellikle uzayda manyetik alan eksikligi oldugu için astronotlar için problem teskil eder. Elektromanyetik yogunluk, miknatisin demiri çekmesi gibi insan vucudundaki manyetik enerjiyi çekebilir. Bu nedenle kronik halsizlik ve yorgunluklarda manyetik alan eksikligi de düsünülmelidir. Alkol aliskanligi: alkol, beyin fonksiyonlarini baskiladigindan beyin yorgunluguna neden olabilir. Bu nedenle sürekli alkol kullananlarda unutkanlik ve bellek problemleri kaçinilmazdir. Uykusuzluk: saglikli bir uyku, beyinin dinlenmesini saglar. Uykusuzluk ya da sagliksiz uyku beyin yorgunlugu ve unutkanliga neden olabilir. Ruh hastaliklari: özellikle depresyon ve anksiyete, beyin yorgunlugu ile kendini gösterebilir. Ilaçlar: bazi ilaçlar tedavi edici etkilerinin yanisira beyin yorgunluguna ve durgunluguna neden olabilirler. Örnegin antipsikotikler ve kanser ilaçlari böyledir. Bazi depresyon ilaçlari da bir yandan depresyonu düzeltirken diger yandan beyin yorgunlugu yapabilirler. Epilepsi tedavisinde kullanilan ilaçlar da ayni sekilde beyin yorgunluguna özellikle beyin durgunluguna sebebiyet verebilirler.
Vitamin eksikligi: Özellikle B12 folik asit, demir eksikligi ve troid hormonlarinin yetersizligi beyin yorgunluguna ve durgunluguna neden olabilir”

BEYIN YORGUNLUGUNA KARSI NE YAPILABILIR
“Stres faktörlerinin yok edilmesi: kisi de kronik stres olusturan durumlardan uzaklasilmalidir. Çalisma sartlarinin iyilestirilmesi: Hasta bina sendroumu gibi sagliksiz çalisma ortamlarindan uzak durulmalidir. Çalisanlarin fiziksel sagligi kadar ruh sagliklari da düsünülmelidir. Havasiz mekanlarda insanlarin adeta tikis tikis çalistirilmasina engel olunmalidir.
Spor aktiviteleri: Günlük düzenli spor aktiviteleri, beyin yorgunlugunu önlemede önemli bir etkendir. Enstrüman çalma: Is aktiveleri arasinda ya da sonrasina herhangi bir müzik aleti ile ugrasmak beyini dinlendiren bir eylemdir. Tatil ve dinlenme aktiviteleri: Hiç süphesiz ki, yogun is aktiveteleri arasinda tatil ve dinlenmeye zaman ayrilmalidir. Tatil yapmadan sürekli çalismak beyin yorgunluguna neden olur. Ancak ülkemizdeki tatil anlayisinin pek olumlu oldugu söylenemez. Çalisanlar yilda bir sefer 1 aylik tatil yerine, yilda 4 defa 1 haftalik tatiller tercih edilmelidir. Zira bir aylik tatilin yarar yerine zarari oldugunu düsünmekteyim. Çünkü kisiler önce tatil öncesi isten kopmakta sonra da tekrar ise alisincaya kadar zaman geçmektedir. Böylece 1 aylik tatil neredeyse 2 aylik bir performans kaybina neden olmaktadir. Kisi uzun süre isinden ayri oldugu için tekrar döndügünde bir süre adaptasyon sorunu yasamaktadir. Halbuki üçer aylik çalisma takviminden sonra birer haftalik dinlenme periyodu kisileri isinden koparmadan dinlenmelerini saglamaktadir. Sinavlara hazirlanan ögrencilerin düzenli aralar vermeleri ve aralarda spor, müzik gibi aktiveteler yapmalarini önermekteyim. Sürekli ara vermeden ders çalismak, basariya giden yol degildir. Uykudan feragat etmeden düzenli dinlenme aralariyla sinavlara hazirlanmalidir. Dinlenme aralarinda enstrüman çalmak ögrenme kapasitesini önemli düzeyde arttirabilir. Beslenme tarzi: findik, ceviz, badem, çekirdekli kuru üzüm beyin yorgunluguna karsi iyidir. Yesil sebzeler, bögürtlen, yaban mersini, somon ve sardalya baligi, üzüm suyu, kepekli pirinç ve sicak kakao beyin yorgunluguna iyi gelen gidalardir. Ayni sekilde çay ve kahve de çok faydalidir. Yapilan 10 yillik bir arastirmada çay ve kahvenin alzheimeri yüzde 50 önledigi anlasilmistir. Aksamlari yatmadan önce bir elma yemeyi aliskanlik yapmalidir. Elma uyku esnasinda daha saglikli beyin dinlenmesi saglar.

BEYIN YORGUNLUGUNA KARSI BEYIN RESETLEMESI
TMS (transkranial manyetik stimülasyon) ile beyin resetlemesinin, beyin yorgunlugu ve durgunlugu tablosunu düzeltigi, bilimsel arastirmalarla nerdeyse kesinlik kazanmistir. TMS, nöronlarda ayni bir ses ekosu gibi bastan sona dogru manyetik titresimler yayarak sinir hücresinin daha fonksiyonel olmasini saglar. Manyetik titresimler sinir hücresindeki bir çok metabolik aktiviteyi düzene sokar. Nöron saglikli bir sekilde görev icra etmeye baslar. Bugün yurt disinda bir çok üst düzey yönetici, belirli periyotlarla (1 ay gibi) TMS seanslari yaptirarak odaklanma, konstrasyon ve algilama gibi fonksiyonlarin gelismesini saglamaktadir. Maruz kaldiklari yogun is temposu nedeniyle üstlendikleri stresten kaynaklanan beyin yorgunlugu ve durgunlugunu, TMS ile düzeltmektedirler. Nitekim TMS sadece depresyon, panik atak gibi ruhsal rahatsizliklar ve alzheimer, felç gibi organik rahatsizlarda degil ayni zamanda beyin yorgunlugu ve durgunlugu içinde basariyla kullanilmaktadir. Beyinde, luzumsuz yer isgal eden ya da kisiyi rahatsiz eden bellek kayitlari, bilgisayarlarda ki gibi silinemedigi için zamanla beyin yorgunlugu ve durgunluguna neden olabilir. TMS, uygulama yapilan bölgelerdeki nöron ya da nöron gruplarinin reorganizasyonunu da saglar. Beyin adeta bir hafifleme ve gözle görülür rahatlama olur. Kisinin olaylara bakis perspektifi netlesir. Dogru ve mantikli kararlar alir. Ögrenme ve algilama yeteneklerinde artis olur. Unutkanlik ve hafiza kusurlari ortadan kalkar. Eger varsa uyku proplemleri düzelir. TMS ayni zamanda psikolojik rahatsizliklari da ortadan kaldirdigi için, arka planda farkedilmeyen bir depresyon veya anksiyete varsa, bunlar da ortadan kalkar. Tedavi maliyetini misli misli katlayan bir performans gelisimi olur. Almanya’da bir nörobilim enstitüsünde fareler üzerinde yapilan deneyde, manyetik uyarilar verilen farelerin digerlerine göre yüzde 40 düzeyinde basari grafigi gelistirdikleri belirlenmistir. Dolayisiyla TMS’ nin beyin performansini gelistirdigi kesin bir gerçektir. Uygulamanin en iyi taraflarindan biri de, tedavinin yan etkisiz olusudur. Çok sayida seans yapilsa bile herhangi bir zararli etki olmaz. TMS cihazlari, x-ray cihazlari gibi radyasyon yaymaz. Bu özelligi nedeniyle hamile bayanlarda bile güvenle kullanilabilir. Beynim dolu, hiç bir sey düsünemiyorum. Agir stres altindayim, yasadigim olaylarin etkisinden kurtulamiyorum. Son zamanlarda basari grafigim çok düstü, unutkanligim var, her seyi unutuyorum, artik sinavlarda istedigim basariyi yakalayamiyorum, çok çabuk parlayip sinirleniyorum, etrafi kirip geçiriyorum. Ani hatali kararlar aliyorum, islerimi takip ve kontrol edemiyorum, yatirimlarimi saglikli yapamiyorum, isletmem günden güne kötüye gidiyor diyenlerin, TMS ile beyin resetlemesini ciddi olarak düsünmelerini tavsiye ediyoruz.”

Kaynak: www.iha.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et

MAKALE

Evcil hayvan beslemenin çocuklar üzerindeki etkisi

Manşet, hayvan sevgisinin önemi, evcil hayvan, çocuk gelişimi

Evcil hayvan beslemek çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler? İşte www.yakiniliskiler.com sitesinden tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir yazı…

Evcil Hayvanlar Çocukların Gelişimini Nasıl Etkiliyor?

Hemen hepimizin kedi ve köpeklere dair çocukluk anıları vardır. Kimimiz bir sokak köpeğini sahiplenmek için ailemizi ikna etmeye çalışmışızdır, kimimiz bir yavru kediyi marketten aldığımız sütle beslemişizdir. Maalesef bazılarımız ise bu sevimli dostlarımızla oynarken ebeveynlerimiz tarafından uyarılmışızdır: “Sürme ellerini şu köpeğe!”, “Nereden buldun bu pis şeyi?!” Ebeveynler çocuklarının sağlığı ve güvenliğinden endişe ettikleri için böyle tepkiler veriyor olabilirler; fakat bu sevimli dostlarımız çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler?

2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ergenlik dönemindeki çocuklar evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden kardeşleriyle olan ilişkilerine göre daha fazla tatmin oluyorlar1. “Ama kardeşlerimizle ve evcil hayvanlarımızla aynı şeyleri paylaşmıyoruz ki” diye düşünebilirsiniz; fakat araştırmaya göre çocukların kardeşleriyle ve evcil hayvanlarıyla paylaştıkları şeyler birbiriyle hemen hemen aynı. Hatta bazı durumlarda çocuklar evcil hayvanlarına kardeşlerinden daha fazla şey anlatabiliyorlar. Buna ek olarak belirtmek gerekiyor ki; köpek sahibi olan ailelerin çocukları diğer evcil hayvanlara sahip olan ailelerin çocuklarına kıyasla evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden daha memnunlar. Fakat bir köpekle yaşamanın mümkün olmadığı durumlarda diğer hayvanlar da çocuklar için son derece faydalı birer dost görevi görüyorlar.

Çok sayıda araştırma gösteriyor ki, evcil hayvanlarımızla kurduğumuz temas oksitosin salgılamamıza sebep oluyor ve bu da bizim rahatlamamızı ve sakinleşmemizi sağlıyor2. Çocuklar da – tıpkı yetişkinler gibi – stresli durumlarda, güvene veya duygusal desteğe ihtiyaç duyduklarında, öfkelendiklerinde veya üzüldüklerinde evcil hayvanlarından destek alıyorlar3,4. Fakat evcil hayvanların çocuklara faydaları bunlarla sınırlı değil. Araştırmalara göre çocuklar sadece insanlarla değil, evcil hayvanlarıyla da bağlanma ilişkisi kurabiliyorlar5. Kediler ve köpekler sevgimize karşılık verebilen canlılar oldukları için bağlanma ihtiyaçlarımızı kısmen de olsa karşılayabiliyorlar ve ebeveynleri tarafından yeterli ilgi görmeyen çocukların gelişiminde ciddi seviyede olumlu bir etki yaratabiliyorlar6,7. Ebeveynleri ile sağlıklı bir bağlanma gerçekleştiremeyen çocuklar ise ebeveynlerinin yerini evcil hayvanları ile doldurup güvenli bağlanma dinamikleri geliştirebiliyorlar8.

Evcil hayvanlar bebeklerin bilişsel gelişimi için de son derece faydalı olabiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre; evcil hayvanlar bebeklerin konuşmayı öğrenmelerini ve gelecekte daha iyi sözlü iletişim kurmalarını kolaylaştırıyorlar9. Sabırlı birer dinleyici olmaları sebebiyle hayvanlar bebekleri konuşmaya teşvik edebiliyorlar. Bunun yanı sıra, bebekler de evcil hayvanlara sevgilerini göstermek veya komut vermek amacıyla iletişim kurmaya çabalayabiliyorlar. Evcil hayvanlar bebeklerdeki merak duygusunu tetikleyerek onları öğrenmeye teşvik edebiliyor ve aynı zamanda onlara koşulsuz ilgi göstererek duygusal destek sunabiliyorlar6. Ayrıca, öğrenme anlamlı ilişkiler içerisinde gerçekleştiğinde daha kalıcı ve etkili olduğu için evcil hayvanlarla kurdukları ilişkiler bebeklerde öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir işlev de kazanabiliyor.

Evcil hayvanlar sadece varlıklarıyla dahi çocuklar üzerinde olumlu etkiler bırakabiliyor fakat birçok araştırma gösteriyor ki çocuklar ve evcil hayvanlar arasındaki bağ ne kadar güçlüyse, bu olumlu etkiler de bir o kadar fazla görülüyor. Bir araştırmaya göre; evcil hayvanlarıyla güçlü bağları olan çocuklar evcil hayvanlarıyla zayıf bağları olan çocuklara göre kendilerini daha güvende hissediyor, takım çalışmasına daha fazla yatkınlık gösteriyor ve daha iyi empati kurabiliyorlar10. Bir diğer araştırmaya göreyse, evcil hayvanlarla güçlü bağlara sahip olmak çocuklarda sorumluluk bilincini geliştiriyor11. Fakat belirtmekte fayda var; çocukların sorumluluk bilincini geliştirmek isteyen ebeveynlerin hayvan bakımı konusunda (örneğin evcil hayvanları nasıl incitmeden sevmek gerektiği, onlara nasıl davranmak gerektiği) çocuklarına rehberlik etmeleri de son derece önemli.

Özetlemek gerekirse; evcil hayvanlar hem bebekler hem de çocuklar üzerinde son derece önemli pozitif etkilere sahip. Bebeklerin bilişsel yeteneklerini geliştiriyorlar, onlarda merak uyandırıp keşfetmeye motive ediyorlar. Hem bebeklere hem de daha büyük çocuklara duygusal destek sunuyorlar. Bağlanma ilişkisinin gerektirdiği ihtiyaçları ebeveynleri tarafından karşılanmayan çocukların bu ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabiliyorlar ve bir nevi ebeveynleri tamamlayıcı bir görev üstlenebiliyorlar. Ergenlik dönemindeki çocuklar için yakın ve güvenilir bir arkadaş görevi görüp, onların çeşitli sosyal ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda şunu söyleyebiliriz: Evcil hayvan sahibi olmak bir çocuk sahibi olmaya, çocuk sahibi olmaksa yuvaya ihtiyacı olan bir hayvan sahiplenmeye engel değil. İnternette sıkça karşımıza çıkan bu inanılmaz sevimli çiftler beraberken daha mutlu ve sağlıklı bile olabilirler!

Kaynak: www.yakiniliskiler.com
Yazan: Alper Günay
Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND