Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyniniz yorulduysa resetleyin gitsin

Beyin yorgunluğu hızla yayılıyor. Unutkanlik, odaklanamama, konsantrasyon eksikliği, algılama eksikliği, öğrenme ve ezberleme zorlukları, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme gibi belirtileri olan beyin yorgunluğuyla mücadele etmek için uzman desteği şart…

Beyin yorgunlugunun günümüz insaninda giderek artan bir problem haline geldigi bildirildi.

Beyin elektrosu (EEG), beyin yorgunlugu vakalarinda mutlaka uygulanmasi gereken bir tetkik oldugunu belirten uzmanlar, “Saglikli beyinde gördügümüz alfa ve beta dalgalarinin istatistiksel verileri çok önemli bilgiler verir. Beyin yorgunlugunda beta dalgalarinda yogunlasma izleriz. Buna mukabil alfa dalgalari ne kadar yogunsa o kadar saglikli bir tablo ile karsi karsiyayiz demektir. Genelde her iki hemisferdeki beyin dalgalarinin istatistiki verileri ayni sonuçlari verir. Ancak eger farklilik arz ediyorsa bu durum mutlaka üzerinde durulmasi gereken bir konudur” dediler.

Beyinin her iki hemisferi arasinda anlamli farklilik, ilerde gelisecek olan alzheimer hastaliginin habercisi olabilecegini anlatan uzmanlar, “Potansiyel bir alzheimer hastasini önceden kesfetmek, tedavide hiç kuskusuz çok önemli yararlar saglar. Böyle her iki hemisfer farkliligi olan kisiler mutlaka PET filmi ile incelemeye alinmalidir. PET, beyin metabolizmasini, daha net bir tabirle beyinin hangi bölgelerinin çalistigini hangi bölgelerinin iyi çalismadigini gösteren mükemmel bir testtir. Nitekim biz REEM Nöropsikiyatri klinigimizde unutkanlik ya da alzheimer sikayetleri ile gelen her hastaya PET filmi çektirmekteyiz” dedi.

BEYIN YORGUNLUGUNDA BELIRTILER
Uzmanlar, beyin yorgunlugunda en çok karsilastiklari sikayetlerin, unutkanlik, odaklanamama, konsantrasyon eksikligi, algilama eksikligi, ögrenme ve ezberleme zorluklari, beyinde agirlik hissi, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme gibi belirtiler olduklarini belirtiyorlar.

BEYIN YORGUNLUGUNUN EKONOMIYE YANSIMALARI
Beyin yorgunlugunun hiç süphesiz gerek bireysel gerekse milli ekonomiye de çok zararlar verdigini dile getiren uzmanlar, “Kisilerin verimliligi çok düser. Yeni seyler üretmek nerdeyse imkansiz hale gelir. Sorunlara pratik çözümler getirilemez. Analitik ve çözümleyici düsüncelerde olumsuz etkilenmeler olur. Yatirim ve bütçe planlamalarinda hatalar yapilir. Her zaman basarili bir grafik çizen bir yönetici, beyin yorgunlugu tablosuna maruz kaldiginda, performans düzeyi hizla düsmeye baslar. Kisi kendisindeki degisiklikleri farkeder ama çogu zaman adlandiramaz. Bunun bir rahatsizlik oldugunu düsünmez. Bazen de mevcut performans düsmesi yaslanma gibi nedenlere baglanarak kilif bulunmaya çalisilir. Sonuçta firmanin atilimlari durur. Rakipleri öne çikmaya baslar. Çogu profosyonel firmalarda bu durum üst düzey yöneticiler tarafindan farkedilir. Tablonun bir rahatsizlik oldugu düsünülmeden, yönetici kisinin görev pozisyonunda degisiklige gidilir. Ya görevden alinir ya da daha pasif bir göreve atanir. Çalisanlar için de ayni seyler geçerlidir. Kisisel üretim düser. Çalisanin arkadaslari ile olan ekip ruhu ve diyaloglarinda zedelenmeler belirmeye baslar. Daha sinirli ve alingan olunur. Motivasyon düser, her kademe de genel bir isteksizlik farkedilir. Ögrencilerde de durum farkli degildir. Daha önce basarili olan ögrencinin notlari tedricen düsmeye baslar. Anne ve baba bu degisiklikleri er geç farkeder ve panikleme olabilir. Ebeveyn görülen olumsuz degisiklige bir anlam veremez ve kendilerine göre nedenler aramaya baslarlar” dediler.

BEYIN YORGUNLUGU NEDENLERI NELERDIR
Uzmanlar beyin yorgunlugu nedenlerini ise söyle açikladilar;
Kronik stres: Uzun süreli stres baskisinda olmak ve stresi ortadan kaldiran faktörleri uygulamamak, beyin yorgunlugu ile neticelenir. Kisi stresi olusturan nedenleri bertaraf edemesse beyin yorgunlugu nedeniyle performans düsüklügü kaçinilmazdir. Bir çok yönetici kati bir disiplin yaklasimi ile çalisanlarindan daha çok verim alacagini zanneder. Halbuki durum hiç de göründügü gibi degildir. Hosgörüsüz kati disiplin uygulamalari, is verimliligini en az yari yariya düsürür. Dolayisiyla asiri disiplin gibi nedenlerle stres olusturan yöneticiler, genel sirket profili açisindan da olumlu degillerdir ve hedefledikleri ekonomik rakamlara asla ulasamazlar.
Hasta bina sendromu; Çalisanlarin odalara tikilip, sagliksiz sartlarla konumlandirilmasi beyin yorgunlugu ile sonuçlanir. Güya bina ve oda tasarrufu düsünülerek, bir kisinin ancak çalisabilecegi odalarda 3-5 kisinin çalismaya zorlanmasi kisisel verimliligi ve performansi düsürür. Ideal olan binanin, genis odalarda bir ya da iki kisinin çalisacagi sekilde düzenlenmesidir. Havalandirma tertibatinin iyi çalismasi ve oda sicakliginin ideal düzey olan 23 derecede olmasi da çok önemlidir. Asiri sicaklik beyin fonksiyonlarini olumsuz etkiler. yapilan bilimsel arastirmalar insan beyninin soguk ortamlarda daha iyi performans sergiledigini göstermektedir. Bu sebepten oda sicakligi 23 derecenin üstünde olmamali ancak üsüyecek kadar da soguk olmamalidir. ABD de yapilan bir arastirma da 40 kisilik bir ekip birer ay ara ile saglikli ve sagliksiz bina sartlarinda çalistirilmis. Hasta bina kosullarindaki performansin saglikli bina sartlarina göre yüzde 40 daha az oldugu belirlenmistir.

Elektronik cihazlar: Çalisma ortaminda çok sayida gereksiz elektronik cihazin bulunmasi da beyin yorgunluguna neden olmaktadir. Elektronik cihazlardan yayilan elektromanyetik dalgalarin en çok nüfuz ettigi yer beynimizdir. Bu nedenle çalisma ortami olabildigince sade olmali ve sik sik havalandirilmalidir. Elektromanyetik kirlilik: Cep telefonu sinyalleri, tv ve radyo dalgalari, telsiz dalgalari, yüksek gerilim hatlari, baz istasyonlari atmosferimizi çok önemli düzeyde kirletmektedir. Kanaatimize göre elektromanyetik kirliligin henüz ne gibi zararlar verdigini tam olarak belirliyememis olsak ta, beyin yorgunluguna neden oldugu muhakkaktir. Önümüzdeki yillarda ‘’dumansiz hava sahasi’’ teriminin yanisira ‘’dalgasiz hava sahasi’’ ifadelerini de duyacaga benzemekteyiz. Son yillarda artan alzheimer ve demansiyel sendromlarin arkasinda ‘’elektromanyetik kirlilik’’ çikarsa hiç sasirmayiz. Manyetik alan eksikligi: Beyin yorgunluguna ve kronik yorgunluk sendromuna neden olur. Özellikle uzayda manyetik alan eksikligi oldugu için astronotlar için problem teskil eder. Elektromanyetik yogunluk, miknatisin demiri çekmesi gibi insan vucudundaki manyetik enerjiyi çekebilir. Bu nedenle kronik halsizlik ve yorgunluklarda manyetik alan eksikligi de düsünülmelidir. Alkol aliskanligi: alkol, beyin fonksiyonlarini baskiladigindan beyin yorgunluguna neden olabilir. Bu nedenle sürekli alkol kullananlarda unutkanlik ve bellek problemleri kaçinilmazdir. Uykusuzluk: saglikli bir uyku, beyinin dinlenmesini saglar. Uykusuzluk ya da sagliksiz uyku beyin yorgunlugu ve unutkanliga neden olabilir. Ruh hastaliklari: özellikle depresyon ve anksiyete, beyin yorgunlugu ile kendini gösterebilir. Ilaçlar: bazi ilaçlar tedavi edici etkilerinin yanisira beyin yorgunluguna ve durgunluguna neden olabilirler. Örnegin antipsikotikler ve kanser ilaçlari böyledir. Bazi depresyon ilaçlari da bir yandan depresyonu düzeltirken diger yandan beyin yorgunlugu yapabilirler. Epilepsi tedavisinde kullanilan ilaçlar da ayni sekilde beyin yorgunluguna özellikle beyin durgunluguna sebebiyet verebilirler.
Vitamin eksikligi: Özellikle B12 folik asit, demir eksikligi ve troid hormonlarinin yetersizligi beyin yorgunluguna ve durgunluguna neden olabilir”

BEYIN YORGUNLUGUNA KARSI NE YAPILABILIR
“Stres faktörlerinin yok edilmesi: kisi de kronik stres olusturan durumlardan uzaklasilmalidir. Çalisma sartlarinin iyilestirilmesi: Hasta bina sendroumu gibi sagliksiz çalisma ortamlarindan uzak durulmalidir. Çalisanlarin fiziksel sagligi kadar ruh sagliklari da düsünülmelidir. Havasiz mekanlarda insanlarin adeta tikis tikis çalistirilmasina engel olunmalidir.
Spor aktiviteleri: Günlük düzenli spor aktiviteleri, beyin yorgunlugunu önlemede önemli bir etkendir. Enstrüman çalma: Is aktiveleri arasinda ya da sonrasina herhangi bir müzik aleti ile ugrasmak beyini dinlendiren bir eylemdir. Tatil ve dinlenme aktiviteleri: Hiç süphesiz ki, yogun is aktiveteleri arasinda tatil ve dinlenmeye zaman ayrilmalidir. Tatil yapmadan sürekli çalismak beyin yorgunluguna neden olur. Ancak ülkemizdeki tatil anlayisinin pek olumlu oldugu söylenemez. Çalisanlar yilda bir sefer 1 aylik tatil yerine, yilda 4 defa 1 haftalik tatiller tercih edilmelidir. Zira bir aylik tatilin yarar yerine zarari oldugunu düsünmekteyim. Çünkü kisiler önce tatil öncesi isten kopmakta sonra da tekrar ise alisincaya kadar zaman geçmektedir. Böylece 1 aylik tatil neredeyse 2 aylik bir performans kaybina neden olmaktadir. Kisi uzun süre isinden ayri oldugu için tekrar döndügünde bir süre adaptasyon sorunu yasamaktadir. Halbuki üçer aylik çalisma takviminden sonra birer haftalik dinlenme periyodu kisileri isinden koparmadan dinlenmelerini saglamaktadir. Sinavlara hazirlanan ögrencilerin düzenli aralar vermeleri ve aralarda spor, müzik gibi aktiveteler yapmalarini önermekteyim. Sürekli ara vermeden ders çalismak, basariya giden yol degildir. Uykudan feragat etmeden düzenli dinlenme aralariyla sinavlara hazirlanmalidir. Dinlenme aralarinda enstrüman çalmak ögrenme kapasitesini önemli düzeyde arttirabilir. Beslenme tarzi: findik, ceviz, badem, çekirdekli kuru üzüm beyin yorgunluguna karsi iyidir. Yesil sebzeler, bögürtlen, yaban mersini, somon ve sardalya baligi, üzüm suyu, kepekli pirinç ve sicak kakao beyin yorgunluguna iyi gelen gidalardir. Ayni sekilde çay ve kahve de çok faydalidir. Yapilan 10 yillik bir arastirmada çay ve kahvenin alzheimeri yüzde 50 önledigi anlasilmistir. Aksamlari yatmadan önce bir elma yemeyi aliskanlik yapmalidir. Elma uyku esnasinda daha saglikli beyin dinlenmesi saglar.

BEYIN YORGUNLUGUNA KARSI BEYIN RESETLEMESI
TMS (transkranial manyetik stimülasyon) ile beyin resetlemesinin, beyin yorgunlugu ve durgunlugu tablosunu düzeltigi, bilimsel arastirmalarla nerdeyse kesinlik kazanmistir. TMS, nöronlarda ayni bir ses ekosu gibi bastan sona dogru manyetik titresimler yayarak sinir hücresinin daha fonksiyonel olmasini saglar. Manyetik titresimler sinir hücresindeki bir çok metabolik aktiviteyi düzene sokar. Nöron saglikli bir sekilde görev icra etmeye baslar. Bugün yurt disinda bir çok üst düzey yönetici, belirli periyotlarla (1 ay gibi) TMS seanslari yaptirarak odaklanma, konstrasyon ve algilama gibi fonksiyonlarin gelismesini saglamaktadir. Maruz kaldiklari yogun is temposu nedeniyle üstlendikleri stresten kaynaklanan beyin yorgunlugu ve durgunlugunu, TMS ile düzeltmektedirler. Nitekim TMS sadece depresyon, panik atak gibi ruhsal rahatsizliklar ve alzheimer, felç gibi organik rahatsizlarda degil ayni zamanda beyin yorgunlugu ve durgunlugu içinde basariyla kullanilmaktadir. Beyinde, luzumsuz yer isgal eden ya da kisiyi rahatsiz eden bellek kayitlari, bilgisayarlarda ki gibi silinemedigi için zamanla beyin yorgunlugu ve durgunluguna neden olabilir. TMS, uygulama yapilan bölgelerdeki nöron ya da nöron gruplarinin reorganizasyonunu da saglar. Beyin adeta bir hafifleme ve gözle görülür rahatlama olur. Kisinin olaylara bakis perspektifi netlesir. Dogru ve mantikli kararlar alir. Ögrenme ve algilama yeteneklerinde artis olur. Unutkanlik ve hafiza kusurlari ortadan kalkar. Eger varsa uyku proplemleri düzelir. TMS ayni zamanda psikolojik rahatsizliklari da ortadan kaldirdigi için, arka planda farkedilmeyen bir depresyon veya anksiyete varsa, bunlar da ortadan kalkar. Tedavi maliyetini misli misli katlayan bir performans gelisimi olur. Almanya’da bir nörobilim enstitüsünde fareler üzerinde yapilan deneyde, manyetik uyarilar verilen farelerin digerlerine göre yüzde 40 düzeyinde basari grafigi gelistirdikleri belirlenmistir. Dolayisiyla TMS’ nin beyin performansini gelistirdigi kesin bir gerçektir. Uygulamanin en iyi taraflarindan biri de, tedavinin yan etkisiz olusudur. Çok sayida seans yapilsa bile herhangi bir zararli etki olmaz. TMS cihazlari, x-ray cihazlari gibi radyasyon yaymaz. Bu özelligi nedeniyle hamile bayanlarda bile güvenle kullanilabilir. Beynim dolu, hiç bir sey düsünemiyorum. Agir stres altindayim, yasadigim olaylarin etkisinden kurtulamiyorum. Son zamanlarda basari grafigim çok düstü, unutkanligim var, her seyi unutuyorum, artik sinavlarda istedigim basariyi yakalayamiyorum, çok çabuk parlayip sinirleniyorum, etrafi kirip geçiriyorum. Ani hatali kararlar aliyorum, islerimi takip ve kontrol edemiyorum, yatirimlarimi saglikli yapamiyorum, isletmem günden güne kötüye gidiyor diyenlerin, TMS ile beyin resetlemesini ciddi olarak düsünmelerini tavsiye ediyoruz.”

Kaynak: www.iha.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND