Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyniniz de yorgun düşebilir

Kapasitesinin sınırlarına hala ulaşamasak da beynimizin de yorulabileceğini bilmemiz gerekiyor. Unutkanlık, odaklanamama, konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, başta dolgunluk hissi, huzursuzluk, hırçınlık, anksiyete, baş dönmesi ve isteksizlik gibi belirtiler, beyninizin yorgunluktan perişan olduğuna işaret ediyor olabilir…

kişisel gelişim

Beyniniz de yorulabilir

Unutkanlık, odaklanamama, konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, başta dolgunluk hissi, huzursuzluk, hırçınlık, anksiyete, baş dönmesi ve isteksizlik gibi belirtiler, beyninizin yorgunluktan perişan olduğuna işaret ediyor olabilir.

“Bundan 20 yıl önce asistanlığım sırasında hiç Alzheimer vakasına rastlamamıştım. Uzmanlık sınavında hocam Alzheimer hakkında soru sorabileceğini söylediğinde çok şaşırmıştım çünkü elimizde yeterli kaynak yoktu. Bugün ise sadece benim kliniğime haftada iki Alzheimer hastası geliyor. Peki ne oldu, ne değişti de Alzheimer, demansiyel sendromlar, beynin dejeneratif hastalıkları ve psikolojik hastalıklar bu kadar arttı?” Bu soruyu Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz soruyor ve yanıtını da şöyle veriyor: “Sanayileşme, kentleşme, plansız yapılaşma ve gelişen teknoloji, yaşadığımız kentlerde inanılmaz boyutta bir elektromanyetik yoğunluk oluşturdu. Bundan 50 yıl önce teknolojik seçenekler azdı, uydulardan beyinlerimize sinyal gelmiyordu. Milyonlarca cep telefonunun birbirleri ile olan sinyal alışverişi beynimizi tehdit etmiyordu. Kablosuz internet hatları beynimizi vurmuyordu. Yani elektronik cihazların elektromanyetik etkileri yoktu. Atmosferde yüzlerce televizyon ve radyonun frekansı koşuşup beynimizi tarumar etmiyordu. Neyse ki gözümüz normal ışık skalasının yüzde 5’ini görüyor; aksi takdirde bugün gözümüzün önünde dalgadan başka bir şey göremezdik. Artık sadece dumansız hava sahası değil, dalgasız hava sahası için de kampanyalar başlatmak gerekiyor.” Dr. Mehmet Yavuz’un anlattığı tablo pek umut vermiyor. Üstelik bu kirliliğin etkileri sadece ileri yaşlarda kendini göstermiyor. Daha genç yaşlarda, henüz öğrencilikten itibaren beyin yorgunluğu olarak da ortaya çıkıyor. Dr. Mehmet Yavuz, beyin yorgunluğunu şöyle tanımlıyor: “Alzheimer veya demans gibi değil, geri dönüşümü mümkün, hafıza bozukluklarının zaman içinde düzelebileceği, geçici beyin fonksiyon kaybı oluşturan bir tablo oluşturuyor. Unutkanlık, odaklanamama, konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, başta dolgunluk hissi, huzursuzluk, hırçınlık, anksiyete, baş dönmesi, isteksizlik belirtileri görülüyor. Bu şikayetler sıklıkla başka sorunlarla karıştırıldığı için bu tablodan kurtulmak da zor olabiliyor.” Beyin yorgunluğunun elektromanyetik kirliliğin yanı sıra dengesiz beslenmeden metabolik hastalıklara, çalışılan ortamdan uykusuzluğa kadar birçok farklı nedeni de bulunuyor.

BEYİN YORGUNLUĞUNUN NEDENLERİ

● Kan şekerinin yükselmesi ve düşmesi
Meyvelerden aldığımız früktoz ve çay şekerinden aldığımız sükroz yani genel adıyla karbonhidratlar vücutta glikoza dönüştürülerek kullanılıyor. Vücutta diğer hücreler glikoz yokken yağları enerjiye çevirip kullanabiliyorken, beyin enerji için sadece glikozu kullanabiliyor. Bu nedenle kan şekerinin düşmesi beyin fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor. Özellikle diyabet hastalarında ilaçlara bağlı ani ve tekrarlayıcı hipoglisemiler bellek faaliyetlerini olumsuz etkiliyor. Aynı şekilde kan şekerini düşüren dengesiz diyetler de bu anlamda olumsuz etki yaratıyor.

● Kolesterol ve yağlar
Son zamanlarda kolesterolden çok büyük bir düşman gibi bahsedilse de kolesterol de tıpkı kan şekeri gibi hayati bir öneme sahip. Ancak LDL (kötü kolesterol) ve HDL (iyi kolesterol) dengesi önem taşıyor. İkisinin birbirine oranı beş ve altında ise sorun bulunmuyor. Düzensiz beslenme LDL düzeylerini artırıp HDL’yi düşürdüğü için beyin damar sistemindeki kan dolaşımını bozuyor. Bu da beyin yorgunluğu ve durgunluğu olmak üzere birçok soruna neden oluyor. Bu nedenle kişinin yakacağı kadar yağ tüketmesi ve doymuş yağlardan uzak durması gerekiyor.

Kronik stres
Günümüzde stressiz bir hayat düşünmek mümkün değil. Hem çocuklar hem yetişkinler yoğun stres altında… Özellikle iş hayatında stres diz boyu. Dr. Mehmet Yavuz, iş hayatında yöneticilerin çalışanlara katı ve disiplinli yaklaşma yanılgısına düştüklerini belirtiyor, “Oysa bu tavır çalışanların başarılı değil, verimsiz ve başarısız olmasına neden oluyor. Paylaşımcı, katılımcı, empati kuran yöneticilerin bulunduğu şirketler daha hızlı yükseliyor.” Araştırmalar, stres hormonu olan kortizole yüksek seviyelerde birkaç gün maruz kalmanın hafıza fonksiyonlarını bozduğunu gösteriyor. Düşük düzeyde uzun süreli strese maruz kalmak da beyin yorgunluğu oluşturup beyin yaşlanmasını hızlandırıyor.

● Hasta bina sendromu
Havasız, gürültülü, insanların birbirlerine çok yakın oturduğu işyerlerinde verimlilik hızla düşüyor. Çalışanlar, beyinleri yeterince fonksiyon göstermediği için istenilen işleri çıkaramıyor. Bu ortama bir de çok sayıda elektronik cihazın yarattığı kirlilik eklendi mi sorunlar artıyor. Böyle bir ortamda günde sekiz saat çalışan kişi, 48 saat çalışmış gibi hissediyor.

● Uykusuzluk
Sağlıklı bir uyku beynin dinlenmesini sağlıyor. Altı saatten az ve dokuz saatten fazla uyumamak gerekiyor. Uykunun kalitesi de fark yaratıyor.

● Hipertansiyon
Damar sisteminde basınç yükselmesini ifade eden hipertansiyon, beyin dokusunda da basınç oluşturuyor. Beyin hücrelerinde oluşan fiziki basınç ise beyin yorgunluğuna neden oluyor. Baş ağrısı, baş dönmesi ve unutkanlık gibi birçok şikayet ortaya çıkıyor.

● Alkol ve uyuşturucular
Sürekli alkol kullananlarda unutkanlık ve bellek problemleri kaçınılmaz oluyor. Uyuşturucular da öğrenme ile algılama fonksiyonlarını olumsuz ve geri dönüşümsüz olarak etkiliyor.

● Bilgisayar oyunları
Hızlı oynamayı gerektiren aksiyon oyunları başta olmak üzere bilgisayar ya da konsol oyunları beynin fonksiyonel yapısını bozabiliyor. Bu oyunlar sırasında beyin kendini hızlı hareket etmeye ve hızlı düşünmeye programladığı için derinliğe inemiyor ve yüzeysel kalıyor. Bunun sonucunda dikkat eksikliği olan hiperaktif çocuklar ortaya çıkıyor. Erişkinlerde ise beynin hızlı düşünmeye odaklanması analizden uzaklaşmaya neden oluyor, okuduğunu, dinlediğini anlayamaz hale geliyor.

BEYİN DOSTU GIDALAR
Asırlardır bitkisel ağırlıklı beslenen insanoğlunun son 50 yılda hayvansal yağlardan ve suni gıdalardan zengin beslenmeye geçmesi de beynin ihtiyaçlarının karşılanmasını engelliyor. Özellikle B1, B6, B12, folik asit ve demir eksikliği, beyin yorgunluğuna, durgunluğuna neden oluyor. Zaten birçok yönden tehdit altında olan beynimizi, beslenme alışkanlıklarımızı düzenleyerek koruma altına alma şansımız bulunuyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, beyin dostu besinleri şöyle sıralıyor;

Balık yağı
Beyin hücrelerinin zarlarındaki yağ bileşimi, beyin fonksiyonları açısından önem taşıyor çünkü tüm hücresel faaliyetler bu zarlar aracılığı ile yapılıyor. Balık yağı ağırlıklı beslenenlerde hücre zarlarının iletkenliği artıyor ve hücrelerin iletişimi de daha hızlı ve kaliteli oluyor. Beynin en üst düzeyde çalışması için ayrıca Omega 3 (balık yağı) ile Omega 6’nın (margarin, ayçiçek, soya, mısırözü yağı) arasındaki dengenin her zaman Omega 3’ün lehine olması gerekiyor. Beyin dostu diğer yağlar şöyle sıralanıyor: Zeytinyağı, kanola yağı, keten tohumu yağı, fıstık yağı, Antep fıstığı, ceviz, yağsız et ve az yağlı peynir…

● Antioksidanlar
Serbest radikaller yani atık moleküller yok edilmediği takdirde beyin ve beden yaşlanmasına neden oluyor, üstelik beyin hücrelerinde bölünme ile yenilenme olmaması hasarın burada daha ağır olması sonucunu doğuruyor. Bu atık molekülleri vücuttan uzaklaştırmanın yolu ise oksit gidericiler yani antioksidanlardan zengin beslenmek… Yemeklerde meyve ve sebze miktarını artırmak antioksidan etkinin yüzde 25 artmasını sağlıyor. Örneğin çilek ve ıspanakta bulunan ve güçlü antioksidanlar olan flavanoidler, beynin hücre zarlarının akışkanlığını artırıyor. E vitamini de güçlü bir oksit giderici görevi görüyor. En güçlü antioksidanlar: Yaban mersini, çilek, ıspanak, böğürtlen, Brüksel lahanası, karalahana, erik, brokoli, pancar, portakal, kırmızı üzüm ve üzüm suyu, kırmızı dolmalık biber, kiraz, kivi, kızılcık, patlıcan, domates, salatalık ve çay.

● Çay
Dr. Mehmet Yavuz, beynin yavaş yavaş çalışmamaya başladığı ve unutkanlığın sinsice geliştiği dönemde, beslenmede yapılacak küçük ayarlamalar ile tablonun değiştirilebileceğini söylüyor. Bu nedenle düzenli aralıklarla çay içmek, çayın antioksidan etkisi nedeniyle beyin fonksiyonlarında belirgin artış sağlayabiliyor. Dr. Yavuz, ilginç bir bilgiyi de ekliyor: “Yeşil çayın daha faydalı olduğuna dair bilgiler olsa da Tufts Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma siyah çay yapraklarının antioksidan kapasitesinin yeşil çay yapraklarından yüzde 80 daha fazla olduğunu gösterdi.”

SPOR YAPMAK BEYNİ ATEŞLİYOR

Genellikle sporun bedensel etkileri düşünülse de düzenli egzersiz yapmak aslında beyin sağlığı üzerinde daha fazla olumlu etkiye sahip… Dr. Mehmet Yavuz, günde 15-20 dakikalık bir yürüyüşün dahi beyin fonksiyonlarını ve hafızayı olumlu etkilediğini söylüyor. Dr. Yavuz, iki raketle masa tenisi oynamanın da beyin fonksiyonlarının koordineli bir şekilde gelişmesini, beynin hem sağ hem sol tarafının kullanılmasını sağladığını söylüyor. Piyano çalmak da beyin yarım küreleri arasında denge sağlıyor.

BEYİN EGZERSİZLERİNİ RUTİNDEN ÇIKARIN

Bilimsel çalışmalar bulmaca çözen insanlarda bunama ve benzeri hastalıkların daha az görüldüğünü gösteriyor. Bulmacanın yanı sıra, zeka soruları, sudoku, satranç oynamak gibi zihni zorlayan oyunlarla meşgul olmak algılama ve öğrenme yeteneklerini zinde tutuyor. Ancak otomatik hale gelen bulmaca çözme aktivitesi yetersiz kalabiliyor. Bu nedenle beyni zorlayabilmek, egzersizleri çeşitlendirmek önem taşıyor.

BEYİN TAKVİYELERİ

Birçok bilimsel araştırma, yaş durumu ne olursa olsun, algılama ve öğrenme bozukluklarının vitamin, mineral takviyesiyle düzeltilebileceğini gösteriyor. Özellikle vitamin ve mineral açısından yeterli beslenmeyen kişilerde bunların dışarıdan takviye edilmesi gerekebiliyor.

● B vitamini
B grubu vitaminlerin hafıza kabiliyetleri ve öğrenme yetenekleri üzerinde büyük katkısı bulunuyor. B1 vitamini hafıza organizasyonunda gerekli olan temel yapı taşlarından biri… B6’ya ise beyin işlevselliği açısından çok önemli olan serotonin, dopamin gibi moleküllerin üretilmesi için ihtiyaç duyuluyor. Folik asit yani B9 eksikliği unutkanlık, yorgunluk, sinirlilik ve hafif depresyon ile kendini gösteriyor. İlerleyici unutkanlık nedeniyle demans tanısı alan kişilerde ise B12 yetersizliğinden kaynaklanan beyin işlev bozukluğu görülüyor.

C vitamini
Zekanın gelişmesine yardımcı olan en önemli vitamin olmasının yanı sıra çok güçlü bir antioksidan.

● E vitamini
Tıpkı C vitamini gibi, serbest radikallerin beyin hücre zarlarına ve enerji trafolarına yönelik öldürücü saldırılarını önlüyor.

● Lipoik asit
Hem su hem de yağda çözülebildiği için beyin hücrelerinin hem yağlı hem de sulu bölümlerinde zararlı hücresel atıkları yok ediyor. En çok ıspanakta bulunuyor.

● Koenzim Q10
Eksikliğinde beyin fonksiyonları gerilemeye ya da durağanlığa giriyor. Özellikle anti-kolesterol ilaçları kullananların koenzim Q10 takviyesi alması öneriliyor.

● Ginkgo biloba
Ginkgo ağacının yapraklarından elde ediliyor ve kanın yoğunluğunu azaltarak beynin kılcal damarlarında daha verimli dolaşmasını sağlıyor. Ayrıca beyin hücrelerindeki glikoz metabolizmasını hızlandırarak zihinsel kapasiteyi artırıyor. Eczanelerde bulunabiliyor.

● Kafein
Kafeinin canlılık verme, uykuyu engelleme gibi etkileri bulunuyor. Bir bardak çay 60 mg kafein içeriyor ve gün içinde aralıklarla çay içmek dengeli ve zararsız kafein alınmasını sağlıyor. Kahve ise iki katı kadar daha fazla kafein içerdiğinden beyni alarma geçiriyor ve sürekli alarmda olmak kişiye zarar verebiliyor. Bu nedenle kafeinin azı karar, çoğu zarar olarak kabul ediliyor.

SORUNLARINIZA ÇOK YÖNLÜ YAKLAŞMAK İSTER MİSİNİZ?

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, “Dr. Beyin” adlı kitabında, sorunlarınıza çözüm bulabilmeniz için başvurabileceğiniz ilginç bir yöntemden bahsediyor: Çaprazlama Yöntemi. Dr. Yavuz, bu yöntemi şöyle açıklıyor:
“Çözemediğimiz bir sorunla karşılaştığınızda beyninizin iki yarımküresini de harekete geçirmek için önce sorununuzu bir elinizle bir kağıda yazın. Diğer elinizle de bulabildiğiniz cevapları yazın. Örneğin ev kredinizin o ayki taksitini ödeyemediyseniz, sağ elinizle ‘Kredimin son taksitini nasıl ödeyebilirim?’ yazın. Sol elinizle de çözüm alternatiflerini sıralayın. Eğer aklınıza yeterince iyi fikirler gelmiyorsa bu sefer soru ve cevapları yazdığınız ellerinizi değiştirip tekrar deneyin. Göreceksiniz ki daha önce aklınıza gelmeyen, beyninizin her zaman kullanmadığınız tarafında gizli birçok fikir zihninizde canlanacak. Zihninize soru sormaya başladığınızda günlük hayatınız devam ederken de bir anda yanıtların içinizden geçen hisler ya da daha önce fark etmediğiniz bir şeyi fark etmek gibi ortaya çıktığını göreceksiniz.”

ELEKTROMANYETİK KİRLİLİKTEN KURTULMANIN KİŞİSEL YOLLARI

➤ Cep telefonu kullanımını azaltın.
➤ Telsiz telefon yerine kablolu telefon kullanın.
➤ Uydu yerine kablolu TV tercih edin.
➤ Kablosuz internet yerine kablolu internet kullanın.
➤ Haftada en az bir kez çıplak ayakla toprağa basarak vücuttaki elektromanyetik yükü boşaltın.
➤ Böyle bir şansınız yoksa evinizde çiçek yetiştirin ve onların toprağına dokunun.
➤ Evdeki elektrik düzeneğinin mutlaka toprak hatlı olmasına dikkat edin.

Yazan: Yaprak Çetinkaya

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Sosyal dışlanma insan gelişimini nasıl etkiler?

yakın ilişkiler, sosyal dışlanma, psikoloji

Akademisyen Dr. Gizem Sürenkök, bir grup öğrenciyle beraber “Yakın İlişkiler” araştırma projesini başlattı. Proje kapsamında, insan ilişkileriyle ilgili yaygın sorunlara bilimin yeni cevapları aktarılıyor. İşte www.yakiniliskiler.com sitesinden bir yazı. Dışlanmanın psikolojisi nasıl çalışır? 

Sosyal Dışlanma Nedir ve Bireyleri Nasıl Etkiler?

Şimdi gözlerinizi kapayın ve bir ev partisine katıldığınızı düşünün. Siz etrafınızdaki insanlarla iletişim kurmaya çalıştıkça karşınızdaki kişilerin sizi konuşmalarına dahil etmediklerini, sizinle hiç ilişki kurmadıklarını, yani başka bir deyişle sizi yok saydıklarını hayal edin. Böyle bir durum karşısında nasıl hissederdiniz? Sosyal dışlanma olarak tanımlanan bu durumu birçok kişinin hayatında bir kez de olsa yaşadığını tahmin edebilirsiniz. Sosyal dışlanma, fiziksel bir şiddet içermemesine rağmen somut bir şekilde acı verici bir durumdur çünkü yok sayılmak kişinin özgüvenini azaltır, kendisini daha az ait hissetmesine sebep olur, daha az kontrole sahip olduğunu düşündürür ve kişinin varoluşunu daha az anlamlı ve değerli bulmasına yol açar1.

Dışlanmanın üzerimizdeki etkisi dış faktörlerden (nerede, ne şekilde, kimler tarafından dışlandığımızdan) neredeyse bağımsız olarak oldukça olumsuz ve şiddetlidir2. Öyle ki çok sevdiğimiz insanlar tarafından dışlanmak kadar küçümsediğimiz, hoşlanmadığımız insanlar tarafından reddedilmek de bizi incitir. Bilinçli olarak dışlandığımızda da, bizi dışlayan insanlar farkında olmadan bunu yapsalar da canımız yanar3.

Peki dışlanma bizi neden bu kadar olumsuz etkiler? Evrimsel olarak baktığımızda, özellikle ilkel zamanlarda grup üyeliğinin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. İlkel zamanlarda bir gruba ait olmak, o grup sayesinde kişinin ihtiyaçlarının karşılanacağını garanti ederdi. İnsanların yiyeceğe, barınağa, hatta potansiyel partnerlere o grup sayesinde erişimleri olurdu. Ama eğer o grup kişiyi bir noktada dışlamaya karar verirse, o zaman tam anlamıyla ortada kalan bireyin sığınacağı bir grup olmadığı için vahşi doğada hayatta kalabilmesi çok daha zor olurdu. Bu sebeple de dışlanmayı hızla tespit etmek ve buna tepki vermek hayatta kalabilmek adına çok önemli bir ihtiyaçtı. Bu ihtiyacı gideren mekanizmaya sosyal (ya da duygusal) acı ismini veriyoruz3. Yapılan deneylerde, dışlanan katılımcıların beyin görüntülerinde sosyal acının etkinleştirdiği bölgelerin fiziksel acının etkinleştirdiği bölgelerle aynı olduğu görülmüştür. (Duygusal Acı, Fiziksel Acıyla Aynı Olabilir Mi?) Hatta öyle ki fiziksel acıya iyi gelen parasetamol cinsi ağrı kesicilerin dışlanmaya karşı hissedilen duygusal acıya da iyi geldiği kanıtlanmıştır4. Bu duygusal acı hissi dışlanmanın kaynağından bağımsız olarak insanın durup ne olduğunu anlamak için anlık bir tepki vermesini sağlar. Duygu değişimlerinin ve dışlanmanın tetiklediği bu anlık tepkiler, insanı dışlanmaya odaklanması ve üzerine düşünmesi için uyarır.

Dışlanma esnasında insanların davranışlarını en çok tehdit altındaki psikolojik ihtiyaçları yönlendirir. Ancak, dışlanmaya uzun sürelerle maruz kalmak insanın çevresine yabancılaşmasına, çaresiz hissetmesine ve hatta depresyona sebep olabilir5,6. Sosyal dışlanma durumu o kadar şiddetli bir iz bırakır ki fiziksel acıdan farklı olarak, eskiden tecrübe edilmiş bir dışlanma anı üzerine düşünmek bile o anda hissedilmiş acının tekrar tecrübe edilmesine sebep olabilir7.

Dışlanan insanların bu durum karşısında olumsuz hissettiklerini tahmin etmek güç değil. Ama bu duruma tepki olarak gösterilen davranışlara baktığımızda daha da ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Eğer birey gruba tekrar dahil edilmeyi mümkün görüyorsa; birey buna yönelik davranışlar sergilemeye meyilli olacaktır. Bu tekrar dahil olma ihtimali bireyin kendisini tekrar hayatının kontrolünü eline almış hissettirecektir. Buna bağlı olarak da dışlanan bireylerin dahil edilme şanslarını arttıracak davranışlar sergilediği, çevrelerindeki sosyal bilgilere daha fazla dikkat ettiği ve daha iyi hatırladığı, hatta sosyal ve duygusal çelişkileri daha iyi anlayabildikleri bulunmuştur8. Tekrar ilişki kurma, hatta ortamdaki yeni ilişki olasılıklarına daha sıcak bakma da gözlemlenen davranışlar arasındadır9.

Ancak tam tersi bir durum söz konusu ise ve birey tekrar dahil edilmeyi mümkün görmüyorsa, kontrolün kendisinde olduğunu hissetmek için herkese karşı agresif ve zararlı davranışlar sergilemeye meyilli olacaktır. Kontrol hissi bireyin çaresiz hissetmemesi için gereklidir ve dışlanmaya ek olarak çaresiz hissettirilen bireylerin sadece dışlanan bireylere oranla beş kat daha agresif davranışlar sergiledikleri bulunmuştur10. Hatta, bireyler dışlanacaklarını ön gördüklerinde de daha fazla saldırgan davranırlar. Daha ekstrem durumlarda ise bireyler toplum içerisinde tamamen görünmez hissettikleri için, olumlu ya da olumsuz bir şekilde fark edilmeyi ana hedefleri haline getirirler. Bu bilgiler ışığında, bireylerin öncelikle dışlandıkları gruba tekrar dahil olmaya çalıştıklarını; agresif davranışlara ise bir son çözüm olarak başvurdukları sonucuna ulaşabiliriz. Amerika’da son yıllarda giderek artan silahlı saldırıların bir bölümünün uzun yıllar boyunca dışlanmaya maruz kalmış, toplum içerisinde kendisini görünmez hisseden bireyler tarafından gerçekleştirildiği bilinen bir gerçek11.

Laboratuvar ortamında beş dakika kadar süren ve çok da büyük bir anlam ifade etmeyen sosyal bağlamlarda hissedilen dışlanma bile istikrarlı bir şekilde aynı güçlü olumsuz hislerin tecrübe edilmesine sebep olmak için yeterlidir. Gerçek hayatta bireylerin dahil olmayı önemsedikleri gruplar tarafından dışlanmalarının bireyler üzerinde ne kadar çarpıcı etkiler yaratabileceğini buna bakarak dahi söyleyebiliriz. Dışlanma karşısında hissedilen acının tekrar tekrar hatırlanabilir ve hissedilebilir oluşu bir kez dışlanan bireylerin kendilerini algısal bir kısır döngüye kaptırarak çok daha kötü hissetmelerine ve kendi kendilerini durum gerçekte öyle olmasa dahi dışlanmış gibi algılamalarına yol açabilir5.

Dışlanma ve yok sayılma vuku bulduğu sosyal ortamdan bağımsız olarak insana zarar veren olgulardır. Bu sosyal etkileşimin hangi tarafında bulunuyor olursak olalım bu bilgiyi aklımızın bir köşesinde bulundurmak, hem kendimizi koruyabilmemizi hem de başka insanları anlayabilmemizi oldukça kolaylaştıracaktır.

Yazan: Orhun Ogün Yücel & Gizem Sürenkök

Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Kaynaklar

[1] Williams, K. D., & Nida, S. A. (2011). Ostracism: Consequences and coping. Current Directions in Psychological Science20, 71-75.

[2] Gonsalkorale, K., & Williams, K.D. (2007). The KKK won’t let me play: Ostracism even by a despised outgroup hurts. European Journal of Social Psychology, 37, 1176–1185.

[3] Eisenberger, N.I.,Lieberman,M.D.,& Williams,K.D. (2003).Does rejection hurt? An fMRI study of social exclusion. Science, 302, 290–292.

[4] DeWall, C. N., MacDonald, G., Webster, G. D., Masten, C. L., Baumeister, R. F., Powell, C., … & Eisenberger, N. I. (2010). Acetaminophen reduces social pain: Behavioral and neural evidence. Psychological Science21(7), 931-937.

[5] Cacioppo, J. T., & Hawkley, L. C. (2005). People Thinking About People: The Vicious Cycle of Being a Social Outcast in One’s Own Mind. In K. D. Williams, J. P. Forgas & W. von Hippel (Eds.), The social outcast: Ostracism, social exclusion, rejection, and bullying. (pp. 91-108). New York, NY US: Psychology Press.

[6] Allen, A.B., & Badcock, P.B. (2003). The social risk hypothesis of depression: Evolutionary, psychosocial, and neurobiological perspectives. Psychological Bulletin, 129, 887–913.

[7] Chen, Z.,Williams, K.D., Fitness, J., & Newton, N. (2008). When hurt won’t heal: Exploring the capacity to relive social and physical pain. Psychological Science, 19, 789–795.

[8] Williams, K.D. (2009). Ostracism: A temporal need-threat model. In M. Zanna (Ed.), Advances in Experimental Social Psychology. (41, pp. 279–314). New York, NY: Academic Press.

[9] Maner, J.K., DeWall, C., Baumeister, R.F., & Schaller, M. (2007). Does social exclusion motivate interpersonal reconnection? Resolving the ‘‘porcupine problem.’’ Journal of Personality and Social Psychology, 92, 42–55.

[10] Wesselmann, E.D., Butler, F.A., Williams, K.D., & Pickett, C.L. (2010). Adding injury to Insult: Unexpected rejection leads to more aggressive responses. Aggressive Behavior, 35, 1–6.

[11] Williams, K. D. (2007). Ostracism. Annual Review of Psychology, 58, 425–452.

Okumaya devam et

MAKALE

Zenginler daha cimri ve az güvenilir mi?

para ve insan, para insanı değiştirir, para, Manşet

Para insanı değiştirir mi? Bu konuda bir çok araştırma yapıldı. Belkide en ilginci Monopoli oyunu ile yapılanıdır. İşte zenginlik, cimrilik ve güven üzerine yapılan araştırmalar.

Para insanı nasıl değiştiriyor?

Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru?

Mutlaka herkesin başına gelmiştir. Arkadaşlarınızla bir yere yemeğe ya da içmeye gidersiniz; sıra hesap ödemeye geldiğinde, grupta maddi durumu en iyi olan kişinin eli cüzdanına en son gitmiştir. Her zaman böyle cimri oldukları için mi zengin oldular yoksa zenginlik mi onları cimri yapıyor diye merak edersiniz.

Bu birçok bakımdan ele alınabilecek karmaşık bir sorun. 1993’te yapılan bir araştırmada, ekonomi okuyan öğrencilerin diğer bölümdekilere kıyasla yardım kuruluşlarına daha az yardım ettiği, dayanışma gerektiren oyunlarda pek dayanışmadığı görülmüştü.

Öğrenciler öğrenimlerinin başında ve sonunda değerlendirildiğinde, diğer bölümdekilerin mezuniyete doğru daha cömert oldukları, ekonomi öğrencilerinde ise eğitimin başında ne ise sonunda da aynı eli sıkı hallerini korudukları tespit edildi. Bunlar tabii ki ortalamalar; çok yardımsever ekonomi öğrencileri de var.

Gelir düzeyi yüksek olanların olağanüstü fedakâr davranışlarda bulunabileceğini gösteren araştırmalardan biri ABD’de yapılmış. Farklı eyaletlerde, tanımadıkları insanlara kendi böbreklerini bağışlayan kişilere bakılmış. Refah düzeyi yüksek bölgelerde daha fazla bağış yapıldığı görülmüş.

Hata kabul etmemek

Fakat California Üniversitesi’nde yapılan başka bir araştırmada ise “Titanik’te olsaydım kurtarma botlarına binmeyi hak eden ilk kişilerden biri ben olmalıydım” ifadesine zenginlerin daha fazla onay verdiği görüldü. Zenginlerde ayrıca hatasını kabul etmeme ve her konuda iyi olduğunu düşünme eğiliminin daha güçlü olduğu tespit edildi.

Başka bir araştırmada ise farklı gelir düzeylerinden oluşan bir gruptakilere 10 dolar verilmiş ve bunun ne kadarını yardım kuruluşlarına bağışlayacaklarına bakılmıştı. Gelir düzeyi daha düşük olanların daha fazla bağış yaptığı görüldü.

Ancak bu insanlar bu deneye katılmadan önce zengin olmuşlardı. Belki da onları böyle davranmaya iten zenginlikleri değildi de, bu davranışları sayesinde zengin olmuşlardı.

para ve insan, para insanı değiştirir, para, Manşet
“Para insanı değiştirir” konusunda en ilginç araştırma Monopoli oyunu ile yapılıyor.

Benmerkezci düşünmek

Peki gerçekte değil de Monopoli oyununda sonradan oyun gereği zengin olanların davranışı değişiyor muydu? Bu durumda çoğunun daha gürültücü olmaya, masadaki krakerden daha fazla pay almaya başladığı görüldü. Nasıl başardıkları sorulduğunda ise ne kadar çaba gösterdikleri ve akıllı karar aldıklarından söz ediyorlardı. Belki de geçici bile olsa para sahibi olmak insanı daha benmerkezci yapıyordu.

San Francisco’da yapılan başka bir deneyde ise zebra geçidinde yolcuların geçmesi için pahalı araç sahiplerinin mi yoksa yoksul araçların mı daha fazla durduğuna bakıldı. Ucuz araçların tümünün durduğu, pahalı araçların ise sadece yarısının durduğu görüldü.

Hollanda’da 9 bin kişiyle ve yılda dört kez yapılan başka bir araştırmada, sosyoekonomik statüsü yüksek olan kişilerin daha bağımsız davrandığı ve başkalarıyla daha az iletişime geçtiği tespit edildi. Mali güvene dayalı oyunlarda ise zengin oyuncuların rakiplerine ihaneti yoksullardan daha fazla değildi.

Yardım kuruluşlarına bağış

Peki yardım kuruluşlarına yapılan bağışlar konusunda durum neydi? Klasik araştırmalar, en yoksullar ile en zenginlerin orta kesimlere oranla çok daha fazla bağış yaptığını gösteriyor.

ABD’de yardım kuruluşlarına yapılan ortalama bağış oranı gelirin yüzde 2,3’ü düzeyinde seyrediyor. Geliri 300 bin doları aşkın yüzde 2’lik kesimde ise bu oran yüzde 4,4’ü buluyor.

Boston’da yapılan bu araştırma, zenginlerin ortalama insanlardan ne daha çok ne de daha az cömert ve yardımsever olduğunu gösteriyor. Sadece üst dilimdeki zenginler, muhtemelen güçleri yettiği için, daha fazla bağışta bulunabiliyor.

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bu defa ödevler ailelere

aile ödev

Okul yaşamında genellikle çocukların en çok şikayet ettiği şeylerin başında gelir ödevler. Peki, ödevler gerçekten önemli midir ve verilmeli midir? Bu konuda çok fazla tartışma yaşanırken biz bu yazımızda farklı bir konuya değiniyoruz; ailelere verilebilecek ödevlere…

Bugüne kadar birçok öğretmen anne ve babalara şu soruyu sormuştur, “Çocuğunuzu seviyor musunuz?” Eminim hiç kimse cevabı verirken tereddüt etmiyordur. Hemen arkasından bir soru daha soralım ailelere, “Çocuklarınızın sağlıklı gelişmesi için neler yapıyorsunuz?” Bu soruya anne babaların cevapları değişse de ortak noktalarda buluşuluyor.

İşte bu yazıda anne ve babalara verebileceğimiz bazı ödevlere değineceğim.

Eğer çocuklarımızı seviyorsak ve onların iyi bir şekilde gelişmelerini istiyorsak, onlara oyun oynamaları için daha fazla zaman ve fırsat vermeliyiz. Bu nedenle önereceğim ödevler genellikle oyun odaklı olacak.

Oyuna daha fazla vakit ayırmalıyız…

Çocuğunuzla konuşmanın, oynamanın ve öğrenmenin çok etkili bir yolunu anlatacağım. Çocuğunuz ile birlikteyken kaliteli zaman geçirmenin ilişkinize nasıl yansıdığını da göreceksiniz. Sadece lise düzeyinde değil artık ilkokul düzeyinde bile çocukların test çözmeleri ve akademik olarak yüksek notlar almaları aileler için önemli hale gelmiş durumda. Anaokulunda bile teneffüsler kısıtlanıyor, çocuklar kendi başlarına oyun oynayamıyor. Bu çağda özellikle çocukların yüksek akademik başarısı için çabalamanın mantıklı olduğunu düşünüp, çocukların oyun oynamadan da başarılı olabileceklerini düşünüyorsak yanılıyoruz çünkü hangi çağda olursak olalım, insanların yapabildiği ancak makinelerin veya robotların yapamayacağı bir şey var “ yaratıcılık ve takım çalışması”. Bu beceriler ise oyun aracılığı ile gelişiyor.

Çocuklar İle Kaliteli Zaman Geçirmek İçin Ailelere 10 Öneri

1. Çocuklar Kitap Okumuyor, Ebeveynler Okuyor mu?

Kitap Okumayı Teşvik Etmek

Evde kitap okumayı destekleyin ve bunu bir aile alışkanlığına dönüştürün. Çocuklar kitap okumayı bir görev olarak algılamamalıdır, kitap okumak için istekli olmak çok önemlidir. Kitap okumak sadece çocukların yapması gereken bir durum olarak görülmemeli, hangi yaştan olursa olsun herkesin okuyor olması çocukların bu konuda istekli olmalarını sağlayacaktır.  Çocuklarımıza kitap okumayı sevdirmemiz, iyi kitapları onların hayatlarının bir parçası haline getirmelerini sağlamamız onlara bırakacağımız en büyük miraslardan olmalı. Özellikle çocukların yaş ve gelişim düzeylerine göre kitap okumayı eğlenceli hale getirmek gerekir. Yaratıcı okuma etkinlikleri ile kitaplar sadece okunup bırakılmayacak, okuyucu için bir yaşam alanına dönüşüp; canlandırmalar, materyal, aksesuar, nesne veya kuklalar ile kitaptaki olay ve kişiler yeniden ele alınıp, bir bölümünü resimlemek, kahramanı çizmek, bir olayı resmetmek, kitaba kapak çizmek, kitap ile ilgili kolaj çalışması yapmak gibi sanat faaliyetleri sayesinde kitap farklı bir göz ile elden geçirilmiş olacaktır.

2. Sanal İlişkilerimiz Gerçeğin Yerini Alamaz!

Yüz yüze iletişim kurmak yerine akıllı telefonlar ve sosyal medya ile yetişen bu nesil ile ilgili birçok araştırma yapılıyor ve en özet şekli ile söyleyecek olursak bu sanal ortamdaki kalabalık arkadaş listesi sizi ve çocuğunuzu yalnızlıktan kurtarmıyor, bir diğer nokta da bu durum insanları sanıldığı gibi mutlu etmiyor. Telefonu elinizden bırakıp, bilgisayarı kapatarak başlayabilirsiniz. İçinde ekran olmayan herhangi bir şey yapmak, birlikte bir arada bulunmak aslında ne kadar keyifli bunu yeniden hatırlamak gerekiyor. Ne yaparsanız yapın inanın daha sağlıklı vakit geçirmiş olacaksınız, bunun yanında sevdiğiniz insanlar ile birlikte bir şeyler yapmak da sizi mutlu edecektir. Birkaç önerim olacak; ailece sohbet edebilirsiniz, tabu, monopoly, cranium, jenga, koridor, mangala, satranç gibi oyunları oynayabilirsiniz.

3. Hareket Etmek İçin Doğayla Buluşun

Seksenli yıllarda sokaklarımızda olan serbest oyunun şimdilerde nesli tükenmekte, son yıllarda yapılan araştırmalar çocukların serbest ve yapılandırılmamış oyun zamanlarının istikrarlı bir şekilde azaldığını söylüyor. Evde yeteri kadar hareket edemeyen çocukların fiziksel gelişimleri ve hareket etme istekleri onları hiperaktif olarak ele almamıza yol açabiliyor. Hareket etmek giderek artan çocuk obezitesine, hiperaktivite gibi birçok soruna karşı mücadelede önemli yer tutmaktadır. DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) olan çocuklar açık hava aktivitelerinden sonra dikkatlerini daha iyi odaklayabilmektedirler. Bu nedenle çocukların özellikle doğada bulunmaları, açık alanda serbest oyun oynamaları önemlidir. Açık havada vakit geçiren çocuklar; hayal güçlerini, yaratıcılık ve keşfetme becerilerini daha fazla kullanıyorlar. Birçok araştırma gösteriyor ki ister bahçede çalışmak ister çukur kazmak ya da çamurla oynamak gibi toprakla temasta bulunmak olsun bu vb. faaliyetler çocuğun duygu durumunu olumlu etkilemekte, stres ve kaygılarını azaltmaktadır. Açık hava aktiviteleri iç mekan aktivitelerine kıyasla çocuk gelişiminin her alanını daha olumlu etkilemektedir. Samsun açık alan anlamında çok zengin bir coğrafyada yer alıyor. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir. Ailece doğada vakit geçirmek çocuklarınız için yapacağınız en eğlenceli faaliyetlerden olacaktır. Doğa sadece çocuklarınız için değil sizin için de rahatlatıcı bir etkiye sahip olacaktır.

4. Yazıyor Yazıyor!

Bu şekilde birinin bağırdığını artık duymuyoruz, belki hatırlayanımız da azdır. Eski bir filmde bu sahneyi bulmak kolay. Eskiden gazete en önemli haber alma aracıydı. Halen önemini korusa da dijital gazetelere dönüşüyor. Çocukların okuma alışkanlığını geliştirmek için gazete okunması önemli bir araç olabilir.

Sizlere önereceğim bu aktivite evde kendi gazetemizi hazırlamamız olacak. Bunu yaparken eski gazete ve dergileri kullanabiliriz. Konu olarak çocuğunuzun veya sizin merak ettiğiniz durumları, okulda işlenen bir konuyu veya belirli günlerden birini belirleyebilirsiniz. Örneğin; çocuk hakları, hayvan sevgisi, engelliler, doğa, deprem, uzay, sanat, meslekler ile ilgili olabilir.  Belirlediğiniz konu ile ilgili resimler ve yazılar bularak kendi gazetenizi yapabilirsiniz, ekleme yapmak isterseniz kendi yazınızı da yazabilir veya resminizi de çizebilirsiniz. Ne de olsa editörü sizsiniz. Hazırladığınız gazeteyi ailece okuyarak sohbet edebilirsiniz, çocuğunuzun hazırladığı gazeteyi sınıfında sunmasını teşvik edebilirsiniz.

5. Şifre Çözücü

Bilimin ve iletişimin en temel iki öğesi matematik ve dil. İkisi arasında bir benzerlik var. İkisi de şifreli bir dil, harfler ve rakamlar, belli bir kural ile bir araya gelerek anlamlı bir bütün oluşturuyorlar. Aslında hepsi örüntüsel ve ilişkisel bir bağ kuruyor ve bu bağın anlamını çözmek de bilimin en temel uğraşılarından oluyor. Gelin hep birlikte çocuklarımız ile bu kadar temel bir beceriyi destekleyecek oyunlar oynayalım. Harfler ile ilgili olarak kendi aranızda belirleyeceğiniz kurallar ile birbirinize notlar yazabilirsiniz. Şifre oluştururken önce kolay şifreler belirleyebilirsiniz, ilerledikçe daha zor şifreler oluşturabilirsiniz. Örneğin; sesli harfleri şu şekilde yer değiştirerek kullanarak başlayabilirsiniz, A = E, I = İ, O = Ö, U = Ü yerine kullanılarak kelime ve cümle kurulacak, “Sanı Savıyörüm”,“San Düyerli Bır Çöcüksün”, gibi olabilir. Biraz daha zorlaştıralım. Şimdi şifremiz de sessiz harfleri de kullanalım, B = D, C = Ç,  F = H, G = Ğ, K = L, M = N, P = R, S = Ş, T = V, Y = Z ve son kalan harfimiz J’yi de olduğu gibi kullanacağız, “Şamı Şazızöpün” , “Şam Büzepki Dıp Cöçülşüm” bu iki cümle de aynı aslında şifreyi çözmüşsünüzdür. Çocuğunuz ile bu oyunu oynarken kripto denilen gizli iletişimin veya ülkelerin istihbarat birimlerinin buna benzer bir uygulama ile iletişim kurduklarını söyleyerek onların merakını uyandırabilirsiniz. İlk çağlardan beri insanlar bu yöntemi birçok alanda kullanmaktadır, günümüzde de oyun dili ya da programlama dili denilen kodlama çalışmalarında da benzer bir algoritmik dizilim söz konusu. Bu oyunu rakamlar ve sayılar ile de yapabilirsiniz.

6. Birkaç Deney Yapalım!

Çocukların deney yapmaları, fiziksel olayların nasıl olduğunu anlamaları için somut ve açıklayıcı oluyor. Deney yapmak çocukların merak duygusunu perçinlerken, yeni sorular sormasını da sağlayacaktır. Öğrenmenin temelinde yer alan merak ve soru sorma becerisi gelişen çocukların akademik olarak da gelişmeleri desteklenmiş olacaktır. Şimdi evde yapabileceğiniz iki basit deneyi anlatalım, daha fazlası için araştırma yapmak da sizin ödeviniz olsun.

Yanmaz Balon

Malzemeler: 2 balon, bir mum, kibrit, su.

Deney: İlk balonu havayla doldurun ve yanan bir mumun üzerinde tutun. Burada amaç, alevin balonu patlatacağını çocuklara göstermek. Sonra ikinci balonu suyla doldurun, mumu yakın ve bir kez daha balonu üzerinde tutun. Bu kez balonun alevin sıcaklığına dayanabileceğini göreceksiniz.

Açıklaması: Balonun içindeki su, mum tarafından dışarı verilen sıcaklığı emer. Böylece balonun kendi malzemesi yanmaz ve sonra da patlamaz.

      Yüzen Yumurta

Malzemeler: 2 yumurta, 2 bardak su, biraz tuz.

Deney: Bir bardak saf suyun içine bir adet yumurtayı dikkatle yerleştirin. Eğer yumurta bozuk değilse, bardağın dibine düşmesi gerekiyor. Ardından ikinci bardağın içine biraz sıcak su doldurun ve içinde 4-5 yemek kaşığı tuz eritin. Eğer su soğuyana kadar beklerseniz deney daha iyi olacaktır. Şimdi ikinci yumurtayı bardağın içine bırakın. Yumurta, suyun dibine düşmek yerine suyun yüzeyinde yüzecektir.

Açıklama: Buradaki anahtar, hem suyu hem de yumurtayı oluşturan moleküllerin yoğunluğudur. Bir yumurtanın ortalama yoğunluğu, saf sudan çok daha fazladır. Bu yüzden aşağı doğru çekilir. Tuzlu suyun yoğunluğu ise yumurtanınkinden daha yüksektir ve bu yüzden ikinci yumurta dibe düşemez.

7. Nefes Almak Yaşamaktır!

Özellikle 7 ile 10 yaş arasındaki çocuklarımız için nefes alma egzersizleri çok önemli, akciğer ve diyaframlarının gelişmesi için üfleme ve pipet ile bir şey çekmek çok yararlı. Bunu oyunlaştırarak yapmak hem çocuklarımız için geliştirici olacaktır, hem de bizim için eğlenceli bir aktivite olacaktır. Birkaç oyun önerim olacak, sizler buna benzer oyunları artırabilir farklı oyunlar üretebilirsiniz.

5×5 lik kağıt parçalarını pipetlerle bir masadan bir masaya çekerek taşıyın,

Bir karton parçasına ip ile yollar çizerek o yoldan bir pinpon topunu üfleyerek ilerletin,

Balon ile plastik bardak taşıyın,

Kağıt havlu rulolarının üstüne pinpon topu konularak belli bir mesafeden üfleyerek düşürmeye çalışın.

Masanın üstüne plastik veya kağıt bardakları ters bir şekilde bırakarak pipetler ile üfleyerek masanın diğer ucuna götürmeye çalışın.

8. Müzikli Balonlar

İstediğiniz kadar balon ve asetat kalemi ile oynayabileceğiniz bir oyun. İstediğiniz kadar balonu şişirin. Balon şişirme konusunda çocuğunuzdan da yardım alabilirsiniz. Balonların üzerine konuşmak istediğiniz konuya uygun kelimeler yazabilirsiniz. Benim vereceğim örnek değerler üzerine olacak. Balonların üzerine sorumluluk, saygı, sevgi, adil olmak, hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, dürüstlük gibi değerler yazabilirsiniz. Hareketli bir müzik de kullanabilirsiniz. Müzik başladığında tüm balonları havaya atıp yere düşmemesini sağlayacaksınız, müzik durduğunda herkes bir balonu alarak üstünde yazan değeri okuyup, onunla ilgili bir cümle kuracak, ya da bir durum anlatacak. Bunu birkaç değer üzerine konuşana kadar devam ettirebilirsiniz. Bu oyunu Matematik, Türkçe veya İngilizce dersleri için de kullanılabilirsiniz.

9. Tangram

Tangram, 7 geometrik parçayı kullanarak çeşitli şekiller yapmaya dayalı bir oyundur. Tangram, bütün aile bireylerinin birlikte oynayabileceği eğlenceli bir oyundur. Bu oyun, için el becerileri gerekmez. Sadece sabır, zaman ve her şeyden önemlisi hayal gücü yeterlidir.

Tangramı oluşturan yedi parça ile insan ve hayvan figürleri, geometrik şekiller yapabilirsiniz. Tangramın en önemli kuralı, yedi parçanın her figürde kullanılması ve parçaların üst üste gelmemesidir.

10. Q – bitz Oynayalım

Altı yüzeyinde farklı şekiller olan küplerin bir araya getirilerek, istenen şekillerin oluşturulmaya çalışıldığı eğlenceli bir oyundur. Q-bitz akıl yürütme becerilerini destekleyen, farklı düşünme becerilerini geliştiren bir oyun olarak zeka oyunları arasında sayılır. Hem çocuğunuzun oynayabileceği hem de ailece oynayabileceğiniz bu eğlenceli oyunla kaliteli vakit geçireceğinizi düşünüyorum.

Yazar: Gazi Aydeniz

Okumaya devam et
Advertisement

TREND