Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyniniz de yorgun düşebilir

Kapasitesinin sınırlarına hala ulaşamasak da beynimizin de yorulabileceğini bilmemiz gerekiyor. Unutkanlık, odaklanamama, konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, başta dolgunluk hissi, huzursuzluk, hırçınlık, anksiyete, baş dönmesi ve isteksizlik gibi belirtiler, beyninizin yorgunluktan perişan olduğuna işaret ediyor olabilir…

Beyniniz de yorulabilir

Unutkanlık, odaklanamama, konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, başta dolgunluk hissi, huzursuzluk, hırçınlık, anksiyete, baş dönmesi ve isteksizlik gibi belirtiler, beyninizin yorgunluktan perişan olduğuna işaret ediyor olabilir.

“Bundan 20 yıl önce asistanlığım sırasında hiç Alzheimer vakasına rastlamamıştım. Uzmanlık sınavında hocam Alzheimer hakkında soru sorabileceğini söylediğinde çok şaşırmıştım çünkü elimizde yeterli kaynak yoktu. Bugün ise sadece benim kliniğime haftada iki Alzheimer hastası geliyor. Peki ne oldu, ne değişti de Alzheimer, demansiyel sendromlar, beynin dejeneratif hastalıkları ve psikolojik hastalıklar bu kadar arttı?” Bu soruyu Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz soruyor ve yanıtını da şöyle veriyor: “Sanayileşme, kentleşme, plansız yapılaşma ve gelişen teknoloji, yaşadığımız kentlerde inanılmaz boyutta bir elektromanyetik yoğunluk oluşturdu. Bundan 50 yıl önce teknolojik seçenekler azdı, uydulardan beyinlerimize sinyal gelmiyordu. Milyonlarca cep telefonunun birbirleri ile olan sinyal alışverişi beynimizi tehdit etmiyordu. Kablosuz internet hatları beynimizi vurmuyordu. Yani elektronik cihazların elektromanyetik etkileri yoktu. Atmosferde yüzlerce televizyon ve radyonun frekansı koşuşup beynimizi tarumar etmiyordu. Neyse ki gözümüz normal ışık skalasının yüzde 5’ini görüyor; aksi takdirde bugün gözümüzün önünde dalgadan başka bir şey göremezdik. Artık sadece dumansız hava sahası değil, dalgasız hava sahası için de kampanyalar başlatmak gerekiyor.” Dr. Mehmet Yavuz’un anlattığı tablo pek umut vermiyor. Üstelik bu kirliliğin etkileri sadece ileri yaşlarda kendini göstermiyor. Daha genç yaşlarda, henüz öğrencilikten itibaren beyin yorgunluğu olarak da ortaya çıkıyor. Dr. Mehmet Yavuz, beyin yorgunluğunu şöyle tanımlıyor: “Alzheimer veya demans gibi değil, geri dönüşümü mümkün, hafıza bozukluklarının zaman içinde düzelebileceği, geçici beyin fonksiyon kaybı oluşturan bir tablo oluşturuyor. Unutkanlık, odaklanamama, konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, başta dolgunluk hissi, huzursuzluk, hırçınlık, anksiyete, baş dönmesi, isteksizlik belirtileri görülüyor. Bu şikayetler sıklıkla başka sorunlarla karıştırıldığı için bu tablodan kurtulmak da zor olabiliyor.” Beyin yorgunluğunun elektromanyetik kirliliğin yanı sıra dengesiz beslenmeden metabolik hastalıklara, çalışılan ortamdan uykusuzluğa kadar birçok farklı nedeni de bulunuyor.

BEYİN YORGUNLUĞUNUN NEDENLERİ
● Kan şekerinin yükselmesi ve düşmesi


Meyvelerden aldığımız früktoz ve çay şekerinden aldığımız sükroz yani genel adıyla karbonhidratlar vücutta glikoza dönüştürülerek kullanılıyor. Vücutta diğer hücreler glikoz yokken yağları enerjiye çevirip kullanabiliyorken, beyin enerji için sadece glikozu kullanabiliyor. Bu nedenle kan şekerinin düşmesi beyin fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor. Özellikle diyabet hastalarında ilaçlara bağlı ani ve tekrarlayıcı hipoglisemiler bellek faaliyetlerini olumsuz etkiliyor. Aynı şekilde kan şekerini düşüren dengesiz diyetler de bu anlamda olumsuz etki yaratıyor.

● Kolesterol ve yağlar


Son zamanlarda kolesterolden çok büyük bir düşman gibi bahsedilse de kolesterol de tıpkı kan şekeri gibi hayati bir öneme sahip. Ancak LDL (kötü kolesterol) ve HDL (iyi kolesterol) dengesi önem taşıyor. İkisinin birbirine oranı beş ve altında ise sorun bulunmuyor. Düzensiz beslenme LDL düzeylerini artırıp HDL’yi düşürdüğü için beyin damar sistemindeki kan dolaşımını bozuyor. Bu da beyin yorgunluğu ve durgunluğu olmak üzere birçok soruna neden oluyor. Bu nedenle kişinin yakacağı kadar yağ tüketmesi ve doymuş yağlardan uzak durması gerekiyor.

Kronik stres


Günümüzde stressiz bir hayat düşünmek mümkün değil. Hem çocuklar hem yetişkinler yoğun stres altında… Özellikle iş hayatında stres diz boyu. Dr. Mehmet Yavuz, iş hayatında yöneticilerin çalışanlara katı ve disiplinli yaklaşma yanılgısına düştüklerini belirtiyor, “Oysa bu tavır çalışanların başarılı değil, verimsiz ve başarısız olmasına neden oluyor. Paylaşımcı, katılımcı, empati kuran yöneticilerin bulunduğu şirketler daha hızlı yükseliyor.” Araştırmalar, stres hormonu olan kortizole yüksek seviyelerde birkaç gün maruz kalmanın hafıza fonksiyonlarını bozduğunu gösteriyor. Düşük düzeyde uzun süreli strese maruz kalmak da beyin yorgunluğu oluşturup beyin yaşlanmasını hızlandırıyor.

● Hasta bina sendromu


Havasız, gürültülü, insanların birbirlerine çok yakın oturduğu işyerlerinde verimlilik hızla düşüyor. Çalışanlar, beyinleri yeterince fonksiyon göstermediği için istenilen işleri çıkaramıyor. Bu ortama bir de çok sayıda elektronik cihazın yarattığı kirlilik eklendi mi sorunlar artıyor. Böyle bir ortamda günde sekiz saat çalışan kişi, 48 saat çalışmış gibi hissediyor.

● Uykusuzluk


Sağlıklı bir uyku beynin dinlenmesini sağlıyor. Altı saatten az ve dokuz saatten fazla uyumamak gerekiyor. Uykunun kalitesi de fark yaratıyor.

● Hipertansiyon


Damar sisteminde basınç yükselmesini ifade eden hipertansiyon, beyin dokusunda da basınç oluşturuyor. Beyin hücrelerinde oluşan fiziki basınç ise beyin yorgunluğuna neden oluyor. Baş ağrısı, baş dönmesi ve unutkanlık gibi birçok şikayet ortaya çıkıyor.

● Alkol ve uyuşturucular


Sürekli alkol kullananlarda unutkanlık ve bellek problemleri kaçınılmaz oluyor. Uyuşturucular da öğrenme ile algılama fonksiyonlarını olumsuz ve geri dönüşümsüz olarak etkiliyor.

● Bilgisayar oyunları


Hızlı oynamayı gerektiren aksiyon oyunları başta olmak üzere bilgisayar ya da konsol oyunları beynin fonksiyonel yapısını bozabiliyor. Bu oyunlar sırasında beyin kendini hızlı hareket etmeye ve hızlı düşünmeye programladığı için derinliğe inemiyor ve yüzeysel kalıyor. Bunun sonucunda dikkat eksikliği olan hiperaktif çocuklar ortaya çıkıyor. Erişkinlerde ise beynin hızlı düşünmeye odaklanması analizden uzaklaşmaya neden oluyor, okuduğunu, dinlediğini anlayamaz hale geliyor.

BEYİN DOSTU GIDALAR


Asırlardır bitkisel ağırlıklı beslenen insanoğlunun son 50 yılda hayvansal yağlardan ve suni gıdalardan zengin beslenmeye geçmesi de beynin ihtiyaçlarının karşılanmasını engelliyor. Özellikle B1, B6, B12, folik asit ve demir eksikliği, beyin yorgunluğuna, durgunluğuna neden oluyor. Zaten birçok yönden tehdit altında olan beynimizi, beslenme alışkanlıklarımızı düzenleyerek koruma altına alma şansımız bulunuyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, beyin dostu besinleri şöyle sıralıyor;

● Balık yağı


Beyin hücrelerinin zarlarındaki yağ bileşimi, beyin fonksiyonları açısından önem taşıyor çünkü tüm hücresel faaliyetler bu zarlar aracılığı ile yapılıyor. Balık yağı ağırlıklı beslenenlerde hücre zarlarının iletkenliği artıyor ve hücrelerin iletişimi de daha hızlı ve kaliteli oluyor. Beynin en üst düzeyde çalışması için ayrıca Omega 3 (balık yağı) ile Omega 6’nın (margarin, ayçiçek, soya, mısırözü yağı) arasındaki dengenin her zaman Omega 3’ün lehine olması gerekiyor. Beyin dostu diğer yağlar şöyle sıralanıyor: Zeytinyağı, kanola yağı, keten tohumu yağı, fıstık yağı, Antep fıstığı, ceviz, yağsız et ve az yağlı peynir…

● Antioksidanlar


Serbest radikaller yani atık moleküller yok edilmediği takdirde beyin ve beden yaşlanmasına neden oluyor, üstelik beyin hücrelerinde bölünme ile yenilenme olmaması hasarın burada daha ağır olması sonucunu doğuruyor. Bu atık molekülleri vücuttan uzaklaştırmanın yolu ise oksit gidericiler yani antioksidanlardan zengin beslenmek… Yemeklerde meyve ve sebze miktarını artırmak antioksidan etkinin yüzde 25 artmasını sağlıyor. Örneğin çilek ve ıspanakta bulunan ve güçlü antioksidanlar olan flavanoidler, beynin hücre zarlarının akışkanlığını artırıyor. E vitamini de güçlü bir oksit giderici görevi görüyor. En güçlü antioksidanlar: Yaban mersini, çilek, ıspanak, böğürtlen, Brüksel lahanası, karalahana, erik, brokoli, pancar, portakal, kırmızı üzüm ve üzüm suyu, kırmızı dolmalık biber, kiraz, kivi, kızılcık, patlıcan, domates, salatalık ve çay.

● Çay


Dr. Mehmet Yavuz, beynin yavaş yavaş çalışmamaya başladığı ve unutkanlığın sinsice geliştiği dönemde, beslenmede yapılacak küçük ayarlamalar ile tablonun değiştirilebileceğini söylüyor. Bu nedenle düzenli aralıklarla çay içmek, çayın antioksidan etkisi nedeniyle beyin fonksiyonlarında belirgin artış sağlayabiliyor. Dr. Yavuz, ilginç bir bilgiyi de ekliyor: “Yeşil çayın daha faydalı olduğuna dair bilgiler olsa da Tufts Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma siyah çay yapraklarının antioksidan kapasitesinin yeşil çay yapraklarından yüzde 80 daha fazla olduğunu gösterdi.”

SPOR YAPMAK BEYNİ ATEŞLİYOR

Genellikle sporun bedensel etkileri düşünülse de düzenli egzersiz yapmak aslında beyin sağlığı üzerinde daha fazla olumlu etkiye sahip… Dr. Mehmet Yavuz, günde 15-20 dakikalık bir yürüyüşün dahi beyin fonksiyonlarını ve hafızayı olumlu etkilediğini söylüyor. Dr. Yavuz, iki raketle masa tenisi oynamanın da beyin fonksiyonlarının koordineli bir şekilde gelişmesini, beynin hem sağ hem sol tarafının kullanılmasını sağladığını söylüyor. Piyano çalmak da beyin yarım küreleri arasında denge sağlıyor.

BEYİN EGZERSİZLERİNİ RUTİNDEN ÇIKARIN

Bilimsel çalışmalar bulmaca çözen insanlarda bunama ve benzeri hastalıkların daha az görüldüğünü gösteriyor. Bulmacanın yanı sıra, zeka soruları, sudoku, satranç oynamak gibi zihni zorlayan oyunlarla meşgul olmak algılama ve öğrenme yeteneklerini zinde tutuyor. Ancak otomatik hale gelen bulmaca çözme aktivitesi yetersiz kalabiliyor. Bu nedenle beyni zorlayabilmek, egzersizleri çeşitlendirmek önem taşıyor.

BEYİN TAKVİYELERİ

Birçok bilimsel araştırma, yaş durumu ne olursa olsun, algılama ve öğrenme bozukluklarının vitamin, mineral takviyesiyle düzeltilebileceğini gösteriyor. Özellikle vitamin ve mineral açısından yeterli beslenmeyen kişilerde bunların dışarıdan takviye edilmesi gerekebiliyor.

● B vitamini


B grubu vitaminlerin hafıza kabiliyetleri ve öğrenme yetenekleri üzerinde büyük katkısı bulunuyor. B1 vitamini hafıza organizasyonunda gerekli olan temel yapı taşlarından biri… B6’ya ise beyin işlevselliği açısından çok önemli olan serotonin, dopamin gibi moleküllerin üretilmesi için ihtiyaç duyuluyor. Folik asit yani B9 eksikliği unutkanlık, yorgunluk, sinirlilik ve hafif depresyon ile kendini gösteriyor. İlerleyici unutkanlık nedeniyle demans tanısı alan kişilerde ise B12 yetersizliğinden kaynaklanan beyin işlev bozukluğu görülüyor.

● C vitamini


Zekanın gelişmesine yardımcı olan en önemli vitamin olmasının yanı sıra çok güçlü bir antioksidan.

● E vitamini


Tıpkı C vitamini gibi, serbest radikallerin beyin hücre zarlarına ve enerji trafolarına yönelik öldürücü saldırılarını önlüyor.

● Lipoik asit


Hem su hem de yağda çözülebildiği için beyin hücrelerinin hem yağlı hem de sulu bölümlerinde zararlı hücresel atıkları yok ediyor. En çok ıspanakta bulunuyor.

● Koenzim Q10


Eksikliğinde beyin fonksiyonları gerilemeye ya da durağanlığa giriyor. Özellikle anti-kolesterol ilaçları kullananların koenzim Q10 takviyesi alması öneriliyor.

● Ginkgo biloba


Ginkgo ağacının yapraklarından elde ediliyor ve kanın yoğunluğunu azaltarak beynin kılcal damarlarında daha verimli dolaşmasını sağlıyor. Ayrıca beyin hücrelerindeki glikoz metabolizmasını hızlandırarak zihinsel kapasiteyi artırıyor. Eczanelerde bulunabiliyor.

● Kafein


Kafeinin canlılık verme, uykuyu engelleme gibi etkileri bulunuyor. Bir bardak çay 60 mg kafein içeriyor ve gün içinde aralıklarla çay içmek dengeli ve zararsız kafein alınmasını sağlıyor. Kahve ise iki katı kadar daha fazla kafein içerdiğinden beyni alarma geçiriyor ve sürekli alarmda olmak kişiye zarar verebiliyor. Bu nedenle kafeinin azı karar, çoğu zarar olarak kabul ediliyor.

SORUNLARINIZA ÇOK YÖNLÜ YAKLAŞMAK İSTER MİSİNİZ?

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, “Dr. Beyin” adlı kitabında, sorunlarınıza çözüm bulabilmeniz için başvurabileceğiniz ilginç bir yöntemden bahsediyor: Çaprazlama Yöntemi. Dr. Yavuz, bu yöntemi şöyle açıklıyor:
“Çözemediğimiz bir sorunla karşılaştığınızda beyninizin iki yarımküresini de harekete geçirmek için önce sorununuzu bir elinizle bir kağıda yazın. Diğer elinizle de bulabildiğiniz cevapları yazın. Örneğin ev kredinizin o ayki taksitini ödeyemediyseniz, sağ elinizle ‘Kredimin son taksitini nasıl ödeyebilirim?’ yazın. Sol elinizle de çözüm alternatiflerini sıralayın. Eğer aklınıza yeterince iyi fikirler gelmiyorsa bu sefer soru ve cevapları yazdığınız ellerinizi değiştirip tekrar deneyin. Göreceksiniz ki daha önce aklınıza gelmeyen, beyninizin her zaman kullanmadığınız tarafında gizli birçok fikir zihninizde canlanacak. Zihninize soru sormaya başladığınızda günlük hayatınız devam ederken de bir anda yanıtların içinizden geçen hisler ya da daha önce fark etmediğiniz bir şeyi fark etmek gibi ortaya çıktığını göreceksiniz.”

ELEKTROMANYETİK KİRLİLİKTEN KURTULMANIN KİŞİSEL YOLLARI

➤ Cep telefonu kullanımını azaltın.
➤ Telsiz telefon yerine kablolu telefon kullanın.
➤ Uydu yerine kablolu TV tercih edin.
➤ Kablosuz internet yerine kablolu internet kullanın.
➤ Haftada en az bir kez çıplak ayakla toprağa basarak vücuttaki elektromanyetik yükü boşaltın.
➤ Böyle bir şansınız yoksa evinizde çiçek yetiştirin ve onların toprağına dokunun.
➤ Evdeki elektrik düzeneğinin mutlaka toprak hatlı olmasına dikkat edin.

Yazan: Yaprak Çetinkaya

Yazar: Yaprak Çetinkaya
Kaynak: www.elele.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND