Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyniniz 30 yaşından sonra değişebilir

Beyninizin çalışmasını etkileyebilir misiniz? Otuzundan sonra yeni hobiler edinebilir misiniz? Karakterinizde memnun olmadığınız yönleri törpüleyebilir misiniz? İşte cevapları…

yetişkinlerde beyin gelişimi, kişisel gelişim, dikkat odaklamak, bilinçli tekrar

Beyninizin çalışmasını etkileyebilir misiniz? Otuzundan sonra yeni hobiler edinebilir misiniz? Karakterinizde memnun olmadığınız yönleri törpüleyebilir misiniz? İşte cevapları… 

25 yaşından sonra beyninizi değiştirebilir misiniz?

Beyninizin çalışmasını etkileyebilir misiniz? Otuzundan sonra yeni hobiler edinebilir misiniz? Karakterinizde memnun olmadığınız yönleri törpüleyebilir misiniz? 

Çocukluk ve gençlik dönemi değişimle geçer. Yeni şeyler öğrenmek her gün gerçekleşir. Sürekli farklı alanlarda yeni şeyler dener, sevdiklerinize devam eder, pek hoşunuza gitmeyenleri hızla geride bırakırsınız. Yaşam, çevreniz, beyninizin içi dinamiktir, hep değişir, oysa yetişkin yaşa geldiğinizde -ki çalışmalar bu yaşın beyin gelişimi açısından ortalama 25 olduğunda karar kılmıştır-, bazı şeylerin daha az dinamik, daha az değişken hatta durağan olmaya başladığını görürsünüz. Alışkanlıklarınız, düşünceleriniz, karakteriniz, hobileriniz, dünyaya bakışınız belli bir noktada sabitleşmiştir. Tıpkı beyninizdeki nöronların çizdiği yolların sabitleştiği gibi… 

Fast Company’de Vivian Giang’ın kaleme aldığı yazıya göre, yirmili yaşların ortasından itibaren sinir yollarının sabitleştiğini görürüz. Ancak kendimizi yeni şeyler öğrenmeye odaklayarak ve pes etmeden çalışarak alışkanlıklarımızı kırabilir, eski beyin yollarını değiştirebilir ve yeni sinir yolları oluşturabiliriz. Yaş otuz, beyin sabit… 

30 yaşına geldiğimizde birçoğumuz için, karakterimiz oturmuş olur. Alışkanlıklarımızı değiştirmek, sert yönlerimizi yumuşatmak veya kendimizi çok yumuşak bulduğumuz yönleri sertleştirmek oldukça güç hale gelir. Harvard psikoloğu William James’in 1890’da yayınlanan Psikoloji Prensipleri kitabında yazdığı gibi, ‘Birçoğumuz otuz yaşına geldiğinde karakteri alçı gibidir, bir daha yumuşaması mümkün değildir.’ James kişiliğin belli bir yaştan sonra sabitleştiği fikrini geliştiren ilk psikolog olarak modern psikoloji tarihine geçmiştir. James’in bu hipotezinin üzerine yüzyıldan fazla zaman geçmiştir ve bugünün psikologları çalışmalarında 25 yaşından sonra beynin sabitleşmeye başladığını ancak değişimin bu yaşlardan sonra da mümkün olduğunu göstermektedir. Bu değişim için kilit nokta, sürekli yeni yollar ve bağlantılar yaratmak ve var olan sinirsel yolları kırmak üzerine olmalıdır. 

Daha basit bir dille anlatmak gerekirse, beyin gençken ve henüz tamamıyla gelişimini tamamlamamışken esnek bir yapıya sahiptir, şekillendirmek çok daha kolaydır. İşte tam da bu sebepten Yönetim ve Kurumsal Çalışmalar alanında Massachusetts Institute of Technology (MIT) öğretim görevlisi Deborah Ancona çocukların çok hızlı öğrenebildiklerinin üzerinde durur. 

Çoğu zaman kıvrak zekâlarını anlatmak için sünger gibi beyinleri olduğu, her duyduklarını, gördüklerini hızla içlerine çektiklerini söyleriz. 

Doğar doğmaz oluşturmaya başladığımız sinirsel yollar yıllar içinde yaşımız ilerledikçe sabitleşir, derinleşir ve beynin daha büyük bir kısmına yayılır. Yirmi beş yaşını geçtiğimizde ise, o kadar çok sinirsel yol vardır ki beynimizin içinde, onlardan tamamıyla kurtulmak neredeyse imkânsızdır. 

Beyin kalıtımsal olarak tembeldir 

MIT’de kıdemli okutmanlık yapan Tara Swart, Neuroscience for Leadership (Liderlik için Sinirbilimi) kitabında, beynimizin “kalıtımsal olarak tembel” olduğunu ve her zaman en enerji etkin yolu seçeceğini yazar. Yani, yeni yollar inşa etmektense, beyniniz eskileri kullanmayı tercih edecektir. Bilinçli bir karar almadığınız sürece beyin otomatik olarak her zaman kolayı seçecektir. 

Yeni sinir yolları yaratmak için üstün bir çaba harcamak şarttır. İnsanın kendini rahat hissettiği o korunaklı alandan çıkıp, kendi kendine rahatsız olmayı seçmesi gerekir. Kimi zaman ince bir halatın üzerinde cambazlık yapma hissi verecek, kimi zaman uçurumdan buz gibi sulara atlar gibi içinizi cız ettirecek riskleri göğüslemeniz anlamına gelecektir. Aldığınız riskler, size yeni şeyler öğrenmek, kendinizi geliştirmek ve hayattan zevk almak olarak geri dönecektir. Yetişkinlerin, asla çocuklukları kadar hızlı öğrenemeyeceği veya değişemeyeceği doğru olduğu gibi, çocukluktan gelen düşünce paternlerini halen taşımadıkları da doğrudur. Ancona ve Swart, üst düzey yöneticilerden oluşan bir sınıflarında, öğrencilerine beyinlerini nasıl çevik tutabilecekleri ve nasıl daha iyi birer lider olabilecekleriyle ilgili önerilerde bulunur.

Sinirler arası bağlantı kurmak için etkili yöntemler

Dikkat odaklamak

Eğer beyninizi çevik tutmak istiyorsanız, beyninizin daha önce sıklıkla çalıştırmadığınız tarafl arını harekete geçirmeniz gerekir. Bu yeni işin veya aktivitenin o kadar zorlayıcı olması gerekir ki, zihinsel ve fiziksel olarak sizi bitkin düşürmelidir. Bu yeni alanda pratik yaptıkça, beyninizi alışık olmadığı bir şekilde çalışmaya zorlarsınız. Yeni nöronlar oluşturmak ve var olan sinir yollarıyla bağlantılar kurmak için bu, tek etkili yöntemdir. Beyinlerini uyarmak ve yeni yetiler kazandırmak isteyenlere Swart’ın önerisi, yeni bir yabancı dil veya müzik aleti çalmayı öğrenmektir. Veya yoğun enerji gerektiren, analiz sonucu karar vermek, karmaşık kavramları ezberlemek, planlamak, strateji geliştirmek ve duyguları kontrol etmek gibi süreçleri devreye koyan zorlayıcı bir aktivite içine girin. 

Bilinçli tekrar ve pratik

Yeni bir yabancı dil veya müzik aleti öğrenmek için tekrar şarttır. Öğrenmenin özünde tekrar vardır. Pratik yaparak öğrendiğiniz dili kullanır, başka insanlarla iletişim kurar, konuşur, yazar ve çevrenizde olup biteni o dil içinde algılamaya başlarsınız. Aynı şarkıyı müzik aletiyle saatlerce çalarak içselleştirirsiniz. Yeni sinir bağlantıları kurmak oldukça zordur çünkü bu bağlantılar yıllarca yaptığınız işlerin bağlantılarına göre zayıftır. Ancak sıklıkla tekrar ederek bu bağlantıları sağlamlaştırabilir, daha kalıcı hale getirebilirsiniz. Neuroscience dergisinde yazdığı makalede Swart, yapılan aktivitenin karmaşıklığına göre değişkenlikler olmakla beraber, 4.5 ay yani, 144 gün sonunda yeni bir beyin haritası oluşturduklarında, beynin motor korteks bölgesindeki yeni sinir yollarının eski sinir yollarına eşit göründüğü gözlemlenmiştir. Burada kişinin yapması gereken, yüksek motivasyonla azimli çalışarak ve otokontrolü elden bırakmayarak hedefine ulaşmaktır. 

Doğru ortam

Değişimi mümkün kılan hatta körükleyen bir ortam olmadığında, beynin yeni nöronlar üretmek için gerekenlere odaklanması hiç de kolay olmayacaktır. Üstelik ortam değişime uygun değilse, beyin yeniliklere itiraz edecek, hayatta kalma moduna girerek, risk olarak gördüğü yeni aktivitelere savaş açacaktır. Bu durumda güvenli bulduğu, yıllardır oluşturduğu sinir yollarında gezinmeyi seçecek ve yeni yollar yaratmaktan kaçacaktır. Beynin en önemli görevlerinden biri, dikkatini ve enerjisini tehlikenin geldiği kaynaklara çevirmek ve bir sonraki tehdidin nereden geleceğini hesaplamaktır. Tehlikeden kaçmak veya tehlikeyi bertaraf etmek odağı olacaktır. Yaratıcı bir çözüm üreteceğine, yeniliğe savaş açacak, karşısındaki riskleri ölçmek ve yönetmek yerine, riskleri yok etmeye çalışacaktır. Bir diğer deyişle, beyin şalterlerini yeniliklere kapatacak, var olan sisteminin dışındaki şeyleri potansiyel tehlike olarak algılamaya başlayacaktır. Böyle bir ortam yeni sinir yolları yaratmak için hiç de elverişli değildir. Burada kast ettiğimiz ortam sadece fiziksel çevre olarak düşünülmemelidir. Çevremizdeki insanlar ve onlarla oluşturduğumuz ilişki, ortamın önemli bir bölümünü kapsar. Yeni şeyler öğrenmeyi tetikleyen, insanların birbirini teşvik ettiği bir ortamda siz de yenilikler trendinin içinde olmak ister, ilgi alanlarınızda yeni şeyleri öğrenmeye yönelirsiniz. Beyninizi esnek ve şekil verilebilir bir yapıda tutmak için, kendi fiziksel sağlığınıza da özen göstermeniz gerekecektir. Spor yapmalı, sağlığınıza dikkat etmeli, iyi beslenmeli, su içmeli ve yeteri kadar dinlenmeye zaman ayırmalısınız. Öğrenmek için beyniniz, büyük enerji harcayacaktır ve tüm kaynaklarını, bu dikkat ve odaklanmayı gerektiren alanlara gönderecek ve alışık olduğunuzun üzerinde bir performans göstermenize olanak sağlayacaktır. Hem zihnen hem de fiziksel olarak çok yorulacak ve bu enerjiyi tedarik edebilmek için ölçülü, düzenli ve bilinçli bir yaşam sürdürmeye ihtiyacınız olacaktır.

Kaynak: www.dunya.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND