Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyin takımına manken alınacak

Dünyanın en zeki 200 ismini bir araya getiren 18. Dünya Zekâ Oyunları Şampiyonası, kasım ayında Antalya’da düzenlenecek ama henüz kimsenin dikkatini çekmedi. Bu duruma çare arayan koordinatörler gelecek yıl Türk Beyin Takımı’nın mankenlerden oluşturmayı düşündüklerini söylüyorlar.

Sudoku, akıl, mantık, matematik oyunlarına, hatta bulmacaya hiç ilgi duymuyor olabilirsiniz. Ama bütün dünyada salgın hale gelen, 7’den 70’e herkesin ilgilendiği, Japonya’da dergilerinin milyonlar sattığı ’zekâ oyunları’ gibi bir alanın varlığından haberiniz vardır. Peki, 1992’den bu yana dünya çapında zekâ oyunları yarışmasının düzenlendiğini, Türkiye’nin de katıldığını biliyor musunuz? Üstelik, dünyanın en zeki 200 ismini buluşturan 18. Dünya Zekâ Oyunları Yarışması’nın 3-8 Kasım arasında Antalya’da düzenleneceğini… Kimdir bu 200 kişi? Niye hayatlarını zekâ oyunlarına adarlar? Zekâlarını geliştirmek için ne yaparlar? Ama bırakın zeki insanları merak etmeyi, hâlâ ne Türk Beyin Takımı’nın sponsoru var ne de organizasyonun. Dünya Zekâ Oyunları Federasyonu’nun Türkiye temsilcisi, son beş yıldır beyin takımının kaptanı, bu yıl da yarışma koordinatörü olan Ferhat Çalapkulu, ’Belki de ülkemizin zekâya, akla ihtiyacı yok,’ diyor.

– Zekâ düzeyi bu kadar yüksek bir yarışmanın Türkiye’de yapılmasına kim karar verdi?
– Son üç-dört yıldır Zekâ Oyunları Dünya Federasyonu, Türkiye’de bir yarışma yapılması için talepte bulunuyordu.

– Bu ilgi niye?
– Türk soru hazırlayanları, artık dünya çapında tanınıyor. Bu bilindiği için Türkiye’nin bu tür bir organizasyona çok kolay ev sahipliği yapabileceğini düşünüyorlardı.

– Kriter en iyi soruları hazırlamak mı?
– Evet. Dünya Zekâ Oyunları Şampiyonası’ndaki en önemli kriter soruların içeriğinin iyi olması. Geri kalan otelin, ev sahipliğinin iyi olması da tabii ki önemli ama ikinci sırada. Ama biz Türkiye’nin şartlarına güvenemiyorduk.

– Niye bu güven sorunu?
– Çünkü biz beş yıldır Türk Beyin Takımı’nın seçimi ve şampiyonaya götürülmesiyle uğraşıyoruz ama hâlâ bir sponsoru yok. 10 bin dolarlık bütçeyi bulamazken, birkaç 100 bin dolarlık bütçenin gerektiği bir organizasyona nasıl ev sahipliğini yaparız, diye düşünüyorduk.

– Nasıl çözdünüz bu sorunu?
– Aslında çözmedik. Geçen yıl Dünya Sudoku Şampiyonası öncesinde Kültür Bakanımızı ziyaret etmiştik. Bakanımız sohbet ederken, ’Sizin için neler yapabilirim?’ diye sordu. Biz de ’Türkiye’de böyle bir organizasyona ev sahipliği yapmamız bizden isteniyor,’ dedik. O da ’Kaç kişi geliyor?’, ’Kabaca nasıl bir bütçesi var?’ gibi sorular sordu ve ’İyi o zaman alın, gelin,’ dedi. ’Süper,’ dedik biz de…

– Ne kadarlık bir bütçeden söz ediyorsunuz?
– 200 bin dolarlık. Bu organizasyonu 100 bin dolara da yapabilirsin, bir milyon dolara da. Hangi otelde kalacakları, internetten canlı yayınlar vs. Biz de bakandan aldığımız cesaretle gittik, aday olduk.

– Kaç ülke adaydı?
– Bizimle Sırbistan. Oylama yapıldı, 15’e üçle biz kazandık.

– Sevindiniz mi yoksa ’Ne yaptık biz?’ mi dediniz?
– Çok sevindik. O anda en azından. Çünkü bir sinerji oluşacağını, bu organizasyona ev sahipliği yapmamızın Türkiye’de zekâ oyunlarının gelişimi adına önemli olacağını hâlâ düşünüyorum.

– Kültür Bakanlığı’na haber ulaştı mı?
– Seçildikten sonra Kültür Bakanlığı’ndan bir merci aramaya başladık. Bize üçdört ay sonra ’Bu organizasyon Kültür Bakanlığı tarafından desteklenmelidir,’ diye bir yazı geldi. İyi, güzel, şimdi ne yapacağız? Tanıtma Dairesi ile görüştük. Tanıtma fonu için bir bütçe hazırladık, red cevabı aldık. Zekâ Oyunları Şampiyonası’nın Türkiye’nin tanıtımına bir faydası olacağını düşünmüyorlarmış. Bu cevabı kabul etmeyip, yeniden görüşme talep ettik. Organizasyon için bütçe alamayacağımızı biliyoruz ama hazırlanan hediye paketinin maliyetini Kültür Bakanlığı’ndan alabilmek için uğraşacağız.

– Dünyada durum nasıl?
– Amerika, Japonya, Almanya gibi ülkelerdeki beyin takımlarının sponsorları var. Örneğin Amerika’nınki Google. O da fazlasıyla karşılıyor.

– Bankalar ve şirketlerle görüştünüz mü?
– Evet, ya tek tek görüştük ya da dosyalar gönderdik, sonuç alamadık. Bu işi kurtaracak ciddi bir sponsor yok. Antalya Belediyesi destekliyor. Akdeniz Turistik Oteciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) da otel konusunda yardımcı oldu.

– Türkiye’de kimse kendinden daha zeki olanı desteklemiyor desenize…
– Kişisel algılamamak lazım, bu sadece iş. Hani Baba filminde bir sahne vardır, adam birini öldürür, ’Bu sadece iş,’ der ya. Şirketler de böyle bakıyor. ’Buna yatırım yaptığımda bana dönüşü ne olacak?’ diyor. Markalar bunu iyi kullanırsa, çok rahat dönüşü olur. Sonuçta dünya şampiyonasının yapıldığı bir etkinlik bu.

SORULARI BU YIL TÜRKİYE HAZIRLIYOR
-Türk Beyin Takımı belli mi?
– Seçimler yapıldı. Mehmet Murat Sevim geçen yıl da takımdaydı. Aziz Ateş ikinci kez, Murat Koz beşinci kez yer aldı. Taner Karabulut da takımın en yeni elemanı.

– Hedefiniz ne?
– Bizim için ilk altı-yedinci sırada olmak başarı sayılır.

– Soruları ev sahibi ülke mi hazırlıyor?
– Evet, hazırlamaya başladık. Sonra da Dünya Zekâ Oyunları Federasyonu’na göndereceğiz.

– Kaç soru var?
– Yaklaşık 200-250 soru. Şampiyona iki buçuk gün sürüyor.

– Yarışmaya ilk kez katılacak, sürpriz ülkeler var mı?
– Şu ana kadar Afrika kıtasından katılan bir ülke olmamıştı, biz bunun için çalışıyoruz. Yarışmanın coğrafyası değiştikçe ülkeler de değişebiliyor. Yunanistan’ın da katılması için görüşmeler sürüyor.

– En büyük çekişme hangi ülkeler arasında yaşanıyor?
– Almanya, Amerika ve Japonya.

– İnternetten yayınlanacak mı?
– Çok zor. Şu saatten sonra hayal kurmaya gerek yok.

24 SAAT DURMADAN OYNARIM
– Türkiye’de zekâ oyunları dergilerine ilgi var mı?
– Çok az. Bütün dergiler beş bin satılabiliyor. Oysa Macaristan’ın 10-14 milyon arası nüfusu var. Oradaki bir zekâ oyunu dergisi 20 binden az satmıyor. Tabii iki kültür arasında fark var. Orada Doğu bloku kültüründen gelme bulmaca satma alışkanlığı vardır. Japonya’da yeni bir aylık sudoku dergisi çıktı, bir milyon satışı hedefliyorlardı, başardılar da. Düşünün bir de bunların rakipleri var.

– En yüksek IQ’lu Türk belli mi?
– Türkiye’nin çok kurnazı var ama en zekisi belli değil. Bir de IQ ile ilgili ciddi çalışmalar yapılmadı. Ama biz Türk beyin takımını seçiyoruz, bunlar hakikaten Türkiye’nin çok zeki insanları. Türkiye’de zekâyla ilgili bir kurum olsaydı, gelip, ’Sizin IQ’nuzu ölçelim,’ derdi.

– Dünyanın en yüksek IQ’lu ismi, hâlâa 228’le Amerikalı Marilyn vos Savant mı?
– Kazak bir öğretim üyesiyle vos Savant arasında bir tartışma var. Ama vos Savant’ın inanılmaz zeki olduğu kesin.

– Onu davet edin de tescilli bir zeki kadın görelim…
– Keşke davet edebilsek… Bunun için organizasyonun bütçesi kadar bir bütçe gerekir.

– Ama siz ’Zekâ avantaj sağlar,’ diyorsunuz.
– Zekâ, insanın hayatını kolaylaştırır. Zeki kişi, ortama, işe çabuk uyum sağlar. Tecrübesiz bile olsa, birkaç aşamadan sonra o işte tecrübeli olanları bile geçecek seviyeye gelebilir. Tabii ki zekânın da türleri vardır. Zekiyim diye iyi piyano çalacağım gibi bir durum da yok. Müzik kulağım yoksa, piyano çalamam.

– 24 saat oyun oynamaktan sıkılmaz mısınız?
– Macaristan’da düzenlenen 24 Saat Oyun Yarışması’na katıldım. Arada bir 10 dakika ara verilip, devam ediliyor. Saatler geçtikten sonra gözüm açık, rüya görüyor gibiydim. Bir kere, kullandığım silgilerden oluşan devasa yığının fotoğrafını çektim.

– Beyninizi nasıl dinlendiriyorsunuz?
– Bilgisayarda spor oyunlarını severim.

– Yine oyun mu oynuyorsunuz? Tatile, denize ihtiyaç duymaz mısınız?
– Onu da yapıyorum. Takip ettiğim kitapları okurum.

SEZEN AKSU, HÜLYA AVŞAR ÇOK ZEKİ
– Beyin takımının ilgi çekmesi için başka formüllere ihtiyacınız var anlaşılan…
– Seneye takımı mankenlerden oluşturup, ilgi toplamayı düşünüyoruz. Doğa Bekleriz en önemli isim. Kulağını yapıştırmıştı. Çok akıllı bir hareket.

– Kulak yapıştırmak zekâ belirtisi mi?
– Bu hareketin arkasındaki zekâyı kaçırmamak lazım. Japon yapıştırıcıyla kulağını yapıştırdıktan sonra aldığı teklifler beşe katlandı. Aysun Kayacı’yı da düşünüyoruz. Nehir Erdoğan da Akıl Oyunları dergisini çözüyordu, onu da takıma alabiliriz. Ama Antalya’ya Cem Yılmaz gelse olay bitmiştir, Türkiye de peşinden gelir.

– Komik buluyor musunuz Cem Yılmaz’ı? Çok mu zeki?
– O adamın çok zeki olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Çıkış noktası çok önemli. Türkiye’de hiç yapılmayan bir şeyi yapmaya başladı. Stand-up Türkiye’de hiç yapılmıyordu. Türkiye’ye en uygun şekilde yapmaya başladı ve sonuçta karşılığını da aldı.

– Her zeki, güldürebilir mi?
– Her zeki güldüremez. Zeki adam, güzel espri patlatabilir. Çünkü gözlem yeteneği yüksektir. O gözlem yeteneğini, dil yeteneğiyle de becerebilen biriyse güzel espriler patlatır. Cem Yılmaz da yaptığı işi iyi yapıyor. Zeki ve yaratıcı da aynı zamanda.

– İlla her zeki yaratıcı mıdır?
– Hayır. Belli bir alanda bir insan, senelerini verip belli bir noktaya geliyorsa zekidir. Sezen Aksu da zeki bir kadındır. Bütün bir hayat boyu yaptığı işlere bakmak lazım. Sezen Aksu, bir tane bile sudoku çözemese dahi bu zekâsının göstergesi değildir. Hülya Avşar, bence çok zeki bir kadın. Türkiye’nin son 20 yılına baktığımızda, o markayı çok çok iyi oturtmuş. Zekâsının yetmediği noktada belki danışmanlarıyla daha zeki olmuş. O da bir zekâ göstergesi. Cem Yılmaz, Sezen Aksu, Hülya Avşar da Türkiye’nin çok zeki 1 milyon 400 bin kişisi arasındadır.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND