Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyaz yalanlarımız çocuklarımızı kirletebiliyor

Çocukluk hayatın emekleme dönemi. Bu dönemde pek çok temel beceri ve alışkanlık şekilleniyor. Yalan söylemek de bunlar arasında yer alıyor ne yazık ki… Peki çocuklar yalan söylemeyi nasıl öğreniyor? Çocuğunuz ve yalan konusunda geç olmadan bilmeniz gerekenleri üstün yetenekli çocuklar konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

 

Çocukluk hayatın emekleme dönemi. Bu dönemde pek çok temel beceri ve alışkanlık şekilleniyor. Yalan söylemek de bunlar arasında yer alıyor ne yazık ki… Peki çocuklar yalan söylemeyi nasıl öğreniyor? Çocuğunuz ve yalan konusunda geç olmadan bilmeniz gerekenleri üstün yetenekli çocuklar konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

ÇOCUĞUNUZ VE YALAN KONUSUNDA GEÇ OLMADAN BİLMENİZ GEREKENLER…

Çocuklar yalan söylemeyi düşündüğümüzden daha erken öğreniyorlar. Genellikle 4 yaşında yalan denemeleri başlıyor. Kendilerinden daha büyük kardeşleri olanlar biraz daha erken başlayabiliyor.

Çocuklar yalan söylemeye cezadan kaçmak  için başlıyor. 3 yaşındaki çocuk annesinin gözü önünde kardeşine vursa da vurmadım diyor, çünkü cezalandırılmaktan korkuyor. 6 yaşındaki ise “akıllanmış” oluyor, sadece annesi “olay mahal”linde yoksa yalan söylüyor!

Yalan bir güç kullanma aracı da olabiliyor. “İşe bak, ailemi kandırabiliyorum”u öğrenen çocuk, güç testi yapmak için yalan söylüyor.

İlkokula başlayan çocuk bazen dikkat çekmek için yalan söylüyor. Hikayesini, avcı misali, daha çekici kılmak için yalan söyleyen var.

Bazısı istediği bir şeyi elde etmek için yalan söylüyor. 

Yalan çocuk için zor sosyal durumlarda başarılı bir başa çıkma stratejisine dönüşmüşse o zaman yalana devam ediyor. 

Ancak yalanın arkasındaki sebep ne olursa olsun, hiçbir çocuk yalan kavramını bilerek doğmuyor. Onlara davranış ve tutumlarımızla farkında olmadan biz “rehberlik” ediyoruz.

Çocuk yalan söylemeyi nasıl öğreniyor? 

Genellikle olay şöyle gelişiyor: Çocuk yapmaması gereken bir şey yapıyor. Sonra başını dertten kurtarmak için inkar ediyor. Ama inkar etmesi zaten ailenin beklediği bir tepki.

Araştırmalara göre, aileler bu anları yalan konusunda bir ders öğretmek için neredeyse hiç kullanmıyorlar. Peki ne yapıyorlar? 

Örneğin, çocuk salonun duvarını boyuyor. Sen mi boyadın diye sorulduğunda, ilk seferinde çocuk doğruyu söylüyor diyelim. Bunun sonucunda belki annesi ona bağırıyor. Belki babası boya kalemlerine el koyuyor. Belki bir daha boyarsan sana bilgisayar yok diyor.

Sonuç olarak bir şekilde ceza veriyor aile. İkinci kez benzer bir durum yaşandığında, çocuk  “ben yapmadım” diye yalan söylemeyi tercih ediyor. Aile bu durumda genelde yapılmaması gereken şeyi yaptığı için (duvarı boyamak gibi) çocuğu cezalandırabiliyor, ama işin yalan kısmıyla ilgili bir eyleme geçmiyor.

Ya da, “Tamam, ama sakın bir daha salonun duvarını boyama. Boyayacaksan kendi odanın duvarını boya” gibi bir tepki veriyor aile. 

Bir adım daha ötesi çocuğun yalan söylemesini engellemek açısından daha da güzel: “Bana doğruyu söylediğin için teşekkür ederim, bu benim için duvarı boyamandan daha önemli” demek. 

Çocuk, doğrunun erdem olduğuna dair ilk sinyalleri bu noktada almaya başlıyor. Tabii o noktada sabırlı olup duvarınızla çocuğunuz arasında bir seçim yapmanız gerekiyor!

Hata ve yalan arasında ayrım yapamama* 

Özellikle küçük yaştaki çocuklar hata ile yalan arasında da ayrım yapmakta güçlük çekiyorlar. “Niyet” kavramları henüz gelişmemiş oluyor.

Mesela bir baba 5 yaşındaki oğluna seni Salı günü maça götüreceğim diyor. Sonra Salı günü başka önemli bir işi çıkıyor ve götüremiyor. Ortada kötü niyet olmasa da çocuk babayı bana yalan söyledin diye suçluyor. Bunun bir hata olduğunu, yalan olmadığını anlamakta güçlük çekiyor. Dolayısıyla baba oğluna farkında olmadan, “yalanı hoş görmelisin” gibi bir mesaj vermiş oluyor.

Çocuklar aslında yalanı yetişkinlerden daha çok kınıyor. Yalancıyı kötü ilan ediyorlar. Sonra yavaş yavaş hangi yalan tiplerinin daha çok soruna yol açtığını, hangilerinin daha sorunsuz olduğunu bizim tepkilerimiz ve sunduğumuz modellerden öğreniyorlar. 

Yalancı Çoban hikayesi mi “Doğrucu Davut” hikayesi mi etkili?*

Bir araştırmada çocuklara iki hikaye okutuyorlar*. Bir tanesi Yalancı Çobanın Hikayesi. Yalan söylediği için kurt, koyunları da çobanı da yiyor. Yani yalanın sonu ceza. 

Diğer hikâyede ise bir çocuk babasının çok sevdiği kiraz ağacını baltayla kesiyor. Babasına gidip itiraf ediyor. Hikayenin sonunda  babası, “Ağacı kesmene memnun oldum. Senin bana doğruyu söylediğini bilmek, benim için bin kiraz ağacından daha değerli” diyor.

İlk hikaye sonunda, enteresandır ki, yalan söyleme davranışı daha da artmış! İkinci hikayeden sonra kızlarda %50, erkeklerde %75 oranında azalmış!

Bu önemli bir nokta, çünkü özellikle küçük çocuklar için anne babayı iyi hissettirmek önemli bir kaygı. 6 yaşındaki çocuğa “doğruyu söylersen kendini daha iyi hissedersin” demek yetmiyor. Bu yaklaşım da yalanı önemli ölçüde azaltıyor azaltmasına, ama “doğruyu söylersen hem kendini daha iyi hissedersin hem de ben gerçekten mutlu olurum” denildiğinde daha çok işe yarıyor.

“Anneme babama duymak istediği şeyleri söylersem mutlu olur” yaklaşımı, “anne babama doğruyu söylersem mutlu olurlar” düşüncesiyle yer değiştiriyor.

İlk hikayede ise, yalan cezalandırılıyor. Bu çocukların zaten bildiği bir şey. Çocuklara yalan kötü mü dendiğinde %92’si evet diyor. Neden kötü diye sorduğunuzda “çünkü cezalandırılıyorsun” diye cevap veriyorlar. Yani ahlaki değil kendini koruma amaçlı bir endişeyle hareket ediyorlar.

Yaklaşık 11 yaşına kadar böyle.  Soyut, etik kavramları anlama kapasitesi o yaşa kadar henüz tam gelişmemiş oluyor. Yalanın başkalarına zarar verebileceğini, güveni sarstığını, buna benzer ahlaki endişeleri anlamıyorlar. O yaştan sonra bile üçte biri hala cezalandırılmaktan korktuğu için yalan söylemeye devam ediyor.

Beyaz yalanlarımız çocuklarımızı kirletebiliyor 

Okul çağı çocuklarında ceza dışında kaygılar da devreye giriyor, arkadaşını üzmemek için yalan söylemek gibi…

Bunu da bizden öğreniyorlar elbette. Evdesiniz. Çocuğunuzla otururken bir arkadaşınız telefon ediyor,  bir derdini anlatıyor. Sonra “senin de vaktini aldım” diyor. “Yok canım, dostlar bugünler içindir” diyorsunuz. Telefonu kapatınca da “Bunaldım artık her seferinde beni aramasından, benim de bir Pazar günüm var” diye eşinize yakınıyorsunuz. 

Bir akrabanız akşam müsaitseniz birlikte sinemaya  gidelim diyor. “Bizim de başka bir programımız vardı” diyorsunuz, ama yok, çocuk da olmadığını biliyor. 

Misafirliğe gidiyorsunuz, “yemekler çok güzeldi, tadı damağımda kaldı” diyorsunuz. Eve gelince “ dolmalar yanmıştı, zor yedim” diye yakınıyorsunuz.

Beyaz yalanın ne kadar iyi ne kadar yanlış olduğu ayrı bir tartışma konusu; kanımca karşındaki kırmamak adına beyaz yalan söylemek her zaman kötü bir şey değil. En azından bazı şeyleri yumuşatarak söylemek amacımızın bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olduğunun bir göstergesi.

Ancak bu beyaz yalanlar bile çocukların daha rahat yalan söylemelerinin önünü açıyor. Samimiyetsizlik onlar için hayatın doğal bir parçası gibi görünmeye başlıyor. Aileye yalan söylemek de büyük bir sorun olmaktan çıkıyor. Nasılsa anne baba da karşıdaki iyi hissetsin diye yalan söylemiyor mu? Çocuk da anne babası iyi hissetsin diye yalan söylüyor.

Erken yaşta çocuk “beyaz yalan”la ciddi yalanın ayrımını yapmakta güçlük çekiyor. Bu nedenle de yanında ne yaptığınıza , ne söylediğinize dikkat etmek gerekiyor.

Yalan söyleyebilmek, zeka göstergesi…

Bir şeyin yalan sınıfına girmesi için, yalan söyleyenin doğruyu da bilmesi ve bilinçli olarak doğruyla yalan arasında seçim yapması gerekir. Yalan; doğruyu bilmek, alternatif bir gerçek üretmek ve bunu karşı tarafa başarıyla satmak demektir. 

“Doğruyu söylüyorsan, bir şey hatırlaman gerekmez” der yazar Mark Twain. Yalan söylüyorsan, iyi bir hafızan olması gerekir. Yani yalan söyleyebilmek için bilişsel ve sosyal becerilerin gelişmiş olması lazım 

Bunu destekleyen ilginç bir veri, yalan söylemeye erken başlayan çocukların sınavlarda daha başarılı olması. Yalan söyleyebilmenin zekayla ilişkili olduğu düşünülüyor. Reklamların gerçek dışı vaatlerinin üzerimizde yarattığı etki, bunu doğrulamıyor mu?

İçe dönüklerin daha az güvenilir olduğu  görüşü yanlış. Aksine, daha az yalan söylüyorlar, çünkü yalanı kıvıracak sosyal becerilerden yoksunlar.

Bu, “yaşasın, çocuğum yalan söylüyor, demek ki zeki” diye sevinilecek bir haber değil elbette.

Çocuğun başarılı ve zeki olması, vicdanlı ve dürüst olmasından daha önemli bir endişeyse, değerlerimiz zaten çatışıyor demektir sevgili okur; o yüzden buraya kadar boşa zamanını aldım.

Yalanı doğruya çark ettirecek birkaç basit strateji nedir?

Yalanı yermektense, doğruyu övmek: Çocukları yalan söyledikleri için cezalandırdığınızda yalan söylememeyi değil, daha iyi yalan söylemeyi öğreniyorlar.  Daha az yakalanacak şekilde söylemeyi öğreniyorlar.

İş yine aile içi iletişim meselesine geliyor. Aileler çocuklara yalanın kötü olduğunu söylemenin ötesinde, doğrunun erdemini anlatmalı. Bu mesajı çocuk ne kadar daha sık duyarsa, o kadar içselleştirir. 

Övgüye dikkat: Çocuk aslı astarı olmayan hikayeleri dikkatinizi çekmek, sempatinizi kazanmak için anlatıyor olabilir. Nelere övgüde bulunduğunuza dikkat edin. Dürüst olduğunda, yeni bir şey öğrendiğinde, bir şey için çok çabaladığında, övebilirsiniz. Bu, ona hayatta neyin değerli olduğu konusunda farklı bir bakış açısı kazandırır. 

Söz verdirmek: Araştırmalara göre, çocuğa “sana bir şey soracağım ama doğruyu söyleyeceğine söz verir misin?” sorusu sorulduğunda, söz vermek yalan söylemeyi %25 oranında azaltıyor. 

Yalana yönlendirmeden kaçınmak: Çocuğu bazen farkında olmadan yalan söylemeye yönlendirebiliyoruz. Bunu beden dilimizle, ses tonumuzla, sesimizin yükselmesiyle yapabiliyoruz. Çocuğa “pencereyi evden çıkarken sen mi açık bıraktın?” diye yüksek sesle ve suçlayıcı bir tonda sorduğunuz soruya yalanla cevap verme olasılığını arttırırsınız. Onun yerine “dikkat edelim de evden çıkarken cam açık kalmasın, güvenli değil” demek, gidip pencereyi kapatmak daha yapıcı bir yaklaşım.

Hikayeler okumak: Yalancı Çoban, Pinokyo ya da benzer başka hikayeleri çocukla birlikte okuyup tartışmak da etkili bir yöntem olabilir. Tartışırken yalanın kötülüğünden çok dürüstlüğün erdemine vurgu yapmanız daha olumlu sonuçlar doğurur.

* Po Bronson, Nurture Shock. (2009). Twelve Publishers.

Yazar: Bahar Eriş
Kaynak: www.bilimsenligi.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND