Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyaz yalanlarımız çocuklarımızı kirletebiliyor

Çocukluk hayatın emekleme dönemi. Bu dönemde pek çok temel beceri ve alışkanlık şekilleniyor. Yalan söylemek de bunlar arasında yer alıyor ne yazık ki… Peki çocuklar yalan söylemeyi nasıl öğreniyor? Çocuğunuz ve yalan konusunda geç olmadan bilmeniz gerekenleri üstün yetenekli çocuklar konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

yalancı çoban hikayesi, doğrucu davut hikayesi, çocuklar yalan söylemeyi nasıl öğrenir

 

Çocukluk hayatın emekleme dönemi. Bu dönemde pek çok temel beceri ve alışkanlık şekilleniyor. Yalan söylemek de bunlar arasında yer alıyor ne yazık ki… Peki çocuklar yalan söylemeyi nasıl öğreniyor? Çocuğunuz ve yalan konusunda geç olmadan bilmeniz gerekenleri üstün yetenekli çocuklar konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

ÇOCUĞUNUZ VE YALAN KONUSUNDA GEÇ OLMADAN BİLMENİZ GEREKENLER…

Çocuklar yalan söylemeyi düşündüğümüzden daha erken öğreniyorlar. Genellikle 4 yaşında yalan denemeleri başlıyor. Kendilerinden daha büyük kardeşleri olanlar biraz daha erken başlayabiliyor.

Çocuklar yalan söylemeye cezadan kaçmak  için başlıyor. 3 yaşındaki çocuk annesinin gözü önünde kardeşine vursa da vurmadım diyor, çünkü cezalandırılmaktan korkuyor. 6 yaşındaki ise “akıllanmış” oluyor, sadece annesi “olay mahal”linde yoksa yalan söylüyor!

Yalan bir güç kullanma aracı da olabiliyor. “İşe bak, ailemi kandırabiliyorum”u öğrenen çocuk, güç testi yapmak için yalan söylüyor.

İlkokula başlayan çocuk bazen dikkat çekmek için yalan söylüyor. Hikayesini, avcı misali, daha çekici kılmak için yalan söyleyen var.

Bazısı istediği bir şeyi elde etmek için yalan söylüyor. 

Yalan çocuk için zor sosyal durumlarda başarılı bir başa çıkma stratejisine dönüşmüşse o zaman yalana devam ediyor. 

Ancak yalanın arkasındaki sebep ne olursa olsun, hiçbir çocuk yalan kavramını bilerek doğmuyor. Onlara davranış ve tutumlarımızla farkında olmadan biz “rehberlik” ediyoruz.

Çocuk yalan söylemeyi nasıl öğreniyor? 

Genellikle olay şöyle gelişiyor: Çocuk yapmaması gereken bir şey yapıyor. Sonra başını dertten kurtarmak için inkar ediyor. Ama inkar etmesi zaten ailenin beklediği bir tepki.

Araştırmalara göre, aileler bu anları yalan konusunda bir ders öğretmek için neredeyse hiç kullanmıyorlar. Peki ne yapıyorlar? 

Örneğin, çocuk salonun duvarını boyuyor. Sen mi boyadın diye sorulduğunda, ilk seferinde çocuk doğruyu söylüyor diyelim. Bunun sonucunda belki annesi ona bağırıyor. Belki babası boya kalemlerine el koyuyor. Belki bir daha boyarsan sana bilgisayar yok diyor.

Sonuç olarak bir şekilde ceza veriyor aile. İkinci kez benzer bir durum yaşandığında, çocuk  “ben yapmadım” diye yalan söylemeyi tercih ediyor. Aile bu durumda genelde yapılmaması gereken şeyi yaptığı için (duvarı boyamak gibi) çocuğu cezalandırabiliyor, ama işin yalan kısmıyla ilgili bir eyleme geçmiyor.

Ya da, “Tamam, ama sakın bir daha salonun duvarını boyama. Boyayacaksan kendi odanın duvarını boya” gibi bir tepki veriyor aile. 

Bir adım daha ötesi çocuğun yalan söylemesini engellemek açısından daha da güzel: “Bana doğruyu söylediğin için teşekkür ederim, bu benim için duvarı boyamandan daha önemli” demek. 

Çocuk, doğrunun erdem olduğuna dair ilk sinyalleri bu noktada almaya başlıyor. Tabii o noktada sabırlı olup duvarınızla çocuğunuz arasında bir seçim yapmanız gerekiyor!

Hata ve yalan arasında ayrım yapamama* 

Özellikle küçük yaştaki çocuklar hata ile yalan arasında da ayrım yapmakta güçlük çekiyorlar. “Niyet” kavramları henüz gelişmemiş oluyor.

Mesela bir baba 5 yaşındaki oğluna seni Salı günü maça götüreceğim diyor. Sonra Salı günü başka önemli bir işi çıkıyor ve götüremiyor. Ortada kötü niyet olmasa da çocuk babayı bana yalan söyledin diye suçluyor. Bunun bir hata olduğunu, yalan olmadığını anlamakta güçlük çekiyor. Dolayısıyla baba oğluna farkında olmadan, “yalanı hoş görmelisin” gibi bir mesaj vermiş oluyor.

Çocuklar aslında yalanı yetişkinlerden daha çok kınıyor. Yalancıyı kötü ilan ediyorlar. Sonra yavaş yavaş hangi yalan tiplerinin daha çok soruna yol açtığını, hangilerinin daha sorunsuz olduğunu bizim tepkilerimiz ve sunduğumuz modellerden öğreniyorlar. 

Yalancı Çoban hikayesi mi “Doğrucu Davut” hikayesi mi etkili?*

Bir araştırmada çocuklara iki hikaye okutuyorlar*. Bir tanesi Yalancı Çobanın Hikayesi. Yalan söylediği için kurt, koyunları da çobanı da yiyor. Yani yalanın sonu ceza. 

Diğer hikâyede ise bir çocuk babasının çok sevdiği kiraz ağacını baltayla kesiyor. Babasına gidip itiraf ediyor. Hikayenin sonunda  babası, “Ağacı kesmene memnun oldum. Senin bana doğruyu söylediğini bilmek, benim için bin kiraz ağacından daha değerli” diyor.

İlk hikaye sonunda, enteresandır ki, yalan söyleme davranışı daha da artmış! İkinci hikayeden sonra kızlarda %50, erkeklerde %75 oranında azalmış!

Bu önemli bir nokta, çünkü özellikle küçük çocuklar için anne babayı iyi hissettirmek önemli bir kaygı. 6 yaşındaki çocuğa “doğruyu söylersen kendini daha iyi hissedersin” demek yetmiyor. Bu yaklaşım da yalanı önemli ölçüde azaltıyor azaltmasına, ama “doğruyu söylersen hem kendini daha iyi hissedersin hem de ben gerçekten mutlu olurum” denildiğinde daha çok işe yarıyor.

“Anneme babama duymak istediği şeyleri söylersem mutlu olur” yaklaşımı, “anne babama doğruyu söylersem mutlu olurlar” düşüncesiyle yer değiştiriyor.

İlk hikayede ise, yalan cezalandırılıyor. Bu çocukların zaten bildiği bir şey. Çocuklara yalan kötü mü dendiğinde %92’si evet diyor. Neden kötü diye sorduğunuzda “çünkü cezalandırılıyorsun” diye cevap veriyorlar. Yani ahlaki değil kendini koruma amaçlı bir endişeyle hareket ediyorlar.

Yaklaşık 11 yaşına kadar böyle.  Soyut, etik kavramları anlama kapasitesi o yaşa kadar henüz tam gelişmemiş oluyor. Yalanın başkalarına zarar verebileceğini, güveni sarstığını, buna benzer ahlaki endişeleri anlamıyorlar. O yaştan sonra bile üçte biri hala cezalandırılmaktan korktuğu için yalan söylemeye devam ediyor.

Beyaz yalanlarımız çocuklarımızı kirletebiliyor 

Okul çağı çocuklarında ceza dışında kaygılar da devreye giriyor, arkadaşını üzmemek için yalan söylemek gibi…

Bunu da bizden öğreniyorlar elbette. Evdesiniz. Çocuğunuzla otururken bir arkadaşınız telefon ediyor,  bir derdini anlatıyor. Sonra “senin de vaktini aldım” diyor. “Yok canım, dostlar bugünler içindir” diyorsunuz. Telefonu kapatınca da “Bunaldım artık her seferinde beni aramasından, benim de bir Pazar günüm var” diye eşinize yakınıyorsunuz. 

Bir akrabanız akşam müsaitseniz birlikte sinemaya  gidelim diyor. “Bizim de başka bir programımız vardı” diyorsunuz, ama yok, çocuk da olmadığını biliyor. 

Misafirliğe gidiyorsunuz, “yemekler çok güzeldi, tadı damağımda kaldı” diyorsunuz. Eve gelince “ dolmalar yanmıştı, zor yedim” diye yakınıyorsunuz.

Beyaz yalanın ne kadar iyi ne kadar yanlış olduğu ayrı bir tartışma konusu; kanımca karşındaki kırmamak adına beyaz yalan söylemek her zaman kötü bir şey değil. En azından bazı şeyleri yumuşatarak söylemek amacımızın bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olduğunun bir göstergesi.

Ancak bu beyaz yalanlar bile çocukların daha rahat yalan söylemelerinin önünü açıyor. Samimiyetsizlik onlar için hayatın doğal bir parçası gibi görünmeye başlıyor. Aileye yalan söylemek de büyük bir sorun olmaktan çıkıyor. Nasılsa anne baba da karşıdaki iyi hissetsin diye yalan söylemiyor mu? Çocuk da anne babası iyi hissetsin diye yalan söylüyor.

Erken yaşta çocuk “beyaz yalan”la ciddi yalanın ayrımını yapmakta güçlük çekiyor. Bu nedenle de yanında ne yaptığınıza , ne söylediğinize dikkat etmek gerekiyor.

Yalan söyleyebilmek, zeka göstergesi…

Bir şeyin yalan sınıfına girmesi için, yalan söyleyenin doğruyu da bilmesi ve bilinçli olarak doğruyla yalan arasında seçim yapması gerekir. Yalan; doğruyu bilmek, alternatif bir gerçek üretmek ve bunu karşı tarafa başarıyla satmak demektir. 

“Doğruyu söylüyorsan, bir şey hatırlaman gerekmez” der yazar Mark Twain. Yalan söylüyorsan, iyi bir hafızan olması gerekir. Yani yalan söyleyebilmek için bilişsel ve sosyal becerilerin gelişmiş olması lazım 

Bunu destekleyen ilginç bir veri, yalan söylemeye erken başlayan çocukların sınavlarda daha başarılı olması. Yalan söyleyebilmenin zekayla ilişkili olduğu düşünülüyor. Reklamların gerçek dışı vaatlerinin üzerimizde yarattığı etki, bunu doğrulamıyor mu?

İçe dönüklerin daha az güvenilir olduğu  görüşü yanlış. Aksine, daha az yalan söylüyorlar, çünkü yalanı kıvıracak sosyal becerilerden yoksunlar.

Bu, “yaşasın, çocuğum yalan söylüyor, demek ki zeki” diye sevinilecek bir haber değil elbette.

Çocuğun başarılı ve zeki olması, vicdanlı ve dürüst olmasından daha önemli bir endişeyse, değerlerimiz zaten çatışıyor demektir sevgili okur; o yüzden buraya kadar boşa zamanını aldım.

Yalanı doğruya çark ettirecek birkaç basit strateji nedir?

Yalanı yermektense, doğruyu övmek: Çocukları yalan söyledikleri için cezalandırdığınızda yalan söylememeyi değil, daha iyi yalan söylemeyi öğreniyorlar.  Daha az yakalanacak şekilde söylemeyi öğreniyorlar.

İş yine aile içi iletişim meselesine geliyor. Aileler çocuklara yalanın kötü olduğunu söylemenin ötesinde, doğrunun erdemini anlatmalı. Bu mesajı çocuk ne kadar daha sık duyarsa, o kadar içselleştirir. 

Övgüye dikkat: Çocuk aslı astarı olmayan hikayeleri dikkatinizi çekmek, sempatinizi kazanmak için anlatıyor olabilir. Nelere övgüde bulunduğunuza dikkat edin. Dürüst olduğunda, yeni bir şey öğrendiğinde, bir şey için çok çabaladığında, övebilirsiniz. Bu, ona hayatta neyin değerli olduğu konusunda farklı bir bakış açısı kazandırır. 

Söz verdirmek: Araştırmalara göre, çocuğa “sana bir şey soracağım ama doğruyu söyleyeceğine söz verir misin?” sorusu sorulduğunda, söz vermek yalan söylemeyi %25 oranında azaltıyor. 

Yalana yönlendirmeden kaçınmak: Çocuğu bazen farkında olmadan yalan söylemeye yönlendirebiliyoruz. Bunu beden dilimizle, ses tonumuzla, sesimizin yükselmesiyle yapabiliyoruz. Çocuğa “pencereyi evden çıkarken sen mi açık bıraktın?” diye yüksek sesle ve suçlayıcı bir tonda sorduğunuz soruya yalanla cevap verme olasılığını arttırırsınız. Onun yerine “dikkat edelim de evden çıkarken cam açık kalmasın, güvenli değil” demek, gidip pencereyi kapatmak daha yapıcı bir yaklaşım.

Hikayeler okumak: Yalancı Çoban, Pinokyo ya da benzer başka hikayeleri çocukla birlikte okuyup tartışmak da etkili bir yöntem olabilir. Tartışırken yalanın kötülüğünden çok dürüstlüğün erdemine vurgu yapmanız daha olumlu sonuçlar doğurur.

* Po Bronson, Nurture Shock. (2009). Twelve Publishers.

Yazar: Bahar Eriş
Kaynak: www.bilimsenligi.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

İK bütçesi nasıl oluşturulur?

Manşet, insan kaynakları bütçesi, insan kaynakları, bütçe

İK bütçesi nedir? Nasıl hesaplanır? Bütçe oluşturulurken hangi adımları takip etmek gerekir? İşte yanıtı…

Personel maliyet bütçesi hazırlarken nelere dikkat edilmeli?

Dışarıdan bakıldığında insan kaynakları personeli sadece işe alım yapan ya da özel günlerde masanıza hediye bırakan kişiler gibi görülse de aslında çok daha önemli görevleri vardır. O görevlerden biri de personel maliyet bütçesi hazırlamaktır.

Personel maliyet bütçesi adından da anlaşılacağı üzere çalışanların bordro maliyetleri dahil tüm masraf kalemlerinin yer aldığı belgedir. Çalışanlarınızın masraflarını sıralamak kolay bir iş gibi görünebilir. Ancak bulunduğunuz sektör, çalışana önereceğiniz rol, şirketinizin konumu, çalışana ödemek istediğiniz ya da ödemekle yükümlü olduğunuz ek faydalar gibi pek çok değişkeni göz önünde bulundurmanız gerekir. Bu karmaşık süreci sizin için tamamlayacak bir insan kaynakları departmanınız varsa endişelenmenize gerek yok, ama bu planlamayı yapması gereken sizseniz o zaman bir işletme sahibi olarak üzerinizde zorlu bir görev daha var demektir. Bu noktada personel maliyet bütçesi hakkında dikkat etmeniz gerekenleri birlikte inceleyelim.

Personel Bütçesi Kalemlerinizi Belirleyin

Bordro maliyetleri: Bordro kalemi çalışanların brüt ücretini ve SGK’ya ödediğiniz primleri kapsar. Bütçenizde yer alacak bordro maliyeti bunlar ile sınırlı kalmaz. Maaş dışında çalışanlarınıza ödediğiniz:

• Mesailer,

• Ödenekler,

• Prim, ikramiye, yol ve yemek yardımı, kira ve yakacak yardımı, bayram paketi, erzak yardımı ve benzeri yan haklar,

• Şirket uygulamalarınızda yer alıyorsa çalışanlar için yaptıracağınız özel sigortalar da bordro maliyetinde göz önünde bulundurulması gereken kalemlerdir.

İzin süreleri: Bütçenizde çalışanların hak ettiği yıllık izin, ölüm izni, doğum izni gibi izin sürelerinin de maliyet kalemi olarak yer alması gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu gereğince çalışanların hak ettiği yıllık izinlerin, bulunduğunuz cari yıl içinde kullanılması ve bir sonraki yıla devredilmemesi gerekir. Ancak uygulamaya geçtiğimizde durum farklılık gösterir. Çalışanların kullanmadığı izinler bir sonraki yıla devredilmekte ya da kullanılmayan izin günlerinin ücreti çalışana ödenmektedir. Siz de bu ücreti çalışanlarınıza ödüyorsanız bu tutara maliyetinizde bütçe kalemi olarak yer vermelisiniz.

Tazminat tutarları: Çalışanların işten ayrılması durumunda ödenecek kıdem ve ihbar tazminatlarının da çalışanların kıdemlerine göre hesaplanması ve bütçeye eklenmesi gerekir.

Eğitimler: Çalışanlarınızı göndereceğiniz seminer ya da eğitim programları varsa bunlar da bütçenizde iki farklı maliyet kalemi oluşturacaktır. İlki kişi ilgili günlerde iş yapamayacağı için doğan iş gücü kaybının bordro maliyetidir. Seminer ya da eğitimin ücretleri, konaklama, yemek ve ulaşım gibi maliyetlerin toplamı da ikinci maliyet kalemidir.

Donanımlar: Çalışanlara tahsis edilen cep telefonu, tablet, bilgisayar ya da araba gibi haklara da personel maliyet bütçenizde muhakkak yer verin.

Sabit ve değişken maliyetleri göz önünde bulundurun

Bütçenizi hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktalardan biri de bazı maliyetlerinizin sabit, bazılarının ise değişken olmasıdır. Sabit maliyetleriniz, aylık düzenli olarak ödediğiniz ve tutarı değişmeyen kalemlerdir. Her ay ödediğiniz maaş, SGK primleri ve bunlardan doğan vergiler tutarı belli olan sabit maliyetlerdir. Çalışan sayınız değişmediği müddetçe de bu kalem değişiklik göstermez. Aylık cironuza göre satış ekibinize ödeyeceğiniz primler, iş günü sayısına göre ödenen yemek ücretleri de her ay farklılık gösterdiği için bütçenizde değişken maliyetler olarak yer alabilir.

Bütçenizi hazırlarken bu noktaları da ihmal etmeyin

• Geçici personel işe alıyorsanız, bu personelin maliyetini de bütçenize eklemeyi ihmal etmeyin.

• İşe alım ve mülakat sürecinizin de bir maliyeti var ise bunları da bütçenize dahil edin.

• Asgari ücret, AGİ ve vergi yüzdelerinde gerçekleşen olası değişiklikleri de bütçenizi hazırlarken göz önünde bulundurun.

• Şirketiniz için önemli bilgiler yer aldığından personel maliyet bütçenizi şifre ile koruyun ve sadece güvendiğiniz kişilere erişim izni verin.

• Hazırladığınız bütçenin tutarlılığını mutlaka ölçün. Gerçekte harcanan rakamlar ile bütçenizde öngördüğünüz rakamlar arasında dengeyi bulmak şirketinizde bütçeleme konusuna daha fazla önem verilmesini sağlayacak ve emekleriniz boşa gitmeyecektir.

Personel maliyet bütçesini nasıl hazırlayacaksınız?

Excel üzerinde departmanlara göre personel sayısı, norm kadro planlamanız ve personelinizin maliyetine detaylı olarak yer verip, formüller yardımı ile hesaplamalarınızı yapabilirsiniz. Ancak bu işe ayıracak vaktiniz ya da insan kaynakları bilginiz yoksa süreç sancılı bir hale gelebilir.

Bütçeniz olmadan ilerleseniz de gelecekte yapacağınız harcamaları planlayamazsınız. Bu nedenle personel maliyeti bütçesi hazırlama konusunda bir dış kaynaktan yardım almak sizin için faydalı olacaktır. @WRK İnsan Kaynakları, personel maliyet bütçesi hazırlama konusundaki deneyimleri ile şirketinize en uygun danışmanlık hizmetini sunacaktır.

Yazar: Evren Süer
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et

MAKALE

Doğru adayı doğru işle buluşturmak

seçme ve yerleştirme, mülakat, Manşet, iş hayatı, insan kaynakları

Şirketleri rekabette bir adım önde tutan temel kaynaklardan birisi de yüksek performans sergileme potansiyeli olan insanlarla çalışma fırsatını yakalamaktır. Peki, seçme ve yerleştirme sürecini nasıl daha etkili hale getirebiliriz? İşte sizler için hazırlanmış 10 öneri…

10 maddede etkili seçme ve yerleştirme süreci

Doğru adayı doğru işle buluşturmak İK uzmanlarının öncelikli görevi. “Seçme ve yerleştirme sürecini nasıl daha etkili hale getirebilirim?” diye merak ediyorsanız, İK danışmanı ve eğitmen Tuğba Kaplan’ın size önerileri var…

Seçme–yerleştirme süreci sonunda anlaşılan ve işe başlayan her yeni çalışanın (çalıştığı pozisyonun gerektirdiği tüm teknik beceriye sahip olsa dahi) kuruma ve iş işleyişine alışması en az 3 ay sürer. Bu demektir ki anlaşılan ve işe başlayan yeni çalışanların kurumdan ayrılmaları durumunda pozisyon en iyi ihtimalle hemen doldurulsa da yeni adaydan verim almak için en az 3 ay beklemeniz gerekir. Bu nedenle seçme–yerleştirme sürecinin her aşamasında oldukça dikkatli ve titiz olmakta fayda var.

Etkili bir seçme – yerleştirme süreci için dikkat etmemiz gereken konular aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  1. Adaylara ulaşmak amacıyla ilan açacaksanız, ilan içeriği oldukça önemlidir. Aranan özellikler bölümüne, o işi yapmak için gerekli olan minimum yetkinlikler yazılmalıdır. İlk etapta ne kadar çok adaya ulaşırsanız o kadar iyi olacağından buradaki “minimum” kısmı önemlidir.
  2. Gelen başvurular arasında yetkinlik beklentilerinizi ve ikamet, yaş vb. kriterlerinizi karşılayan tüm adaylarla ön görüşme yapmalısınız. Daha önceki dönemlerde ön görüşmeler sadece yüz yüze yapılırken, teknolojinin etkisiyle günümüzde dijital ortamlarda da yapılabilmektedir.
  3. Yüz yüze görüşeceğiniz adaylara mutlaka görüşme günü, saati, yeri gibi bilgileri önceden iletmelisiniz. Ayrıca görüşmeleri yapacağınız gün için kendi takviminizi de ayarlamalı, adayları bekletmemeli, çok önemli bir sorun olmadığı sürece görüşme saatlerini son anda değiştirmemelisiniz.
  4. Görüşme öncesinde görüşeceğiniz adayın özgeçmişini gözden geçirmeniz önemlidir. Böylece sizin için önemli olabilecek kısımları unutmamış ve atlamamış olursunuz.
  5. Görüşme esnasında adayın beden dilini gözlemlemenizde de fayda var. Fakat bunu “Burnunu kaşıdı, kesin yalan söylüyor” gibi direkt kesin yargılarla sonuçlandırmak sizi yanıltabilir.
  6. Sorularınızı doğru seçmeli ve yapılandırmalısınız. Pozisyonun gerektirdikleri ya da iş işleyişi ile ilgili olmayan sorular sormamalısınız. Ayrıca adayın cevap vermek istemeyebileceği ya da özel yaşamıyla ilgili sorular da sormamalısınız.
  7. Adayların da size sorular sorabileceğini unutmayın. Bu nedenle adaylar tarafından soru sorulduysa aktif bir şekilde dinleyin ve net cevaplar verin. Soru sormayan adaylara da görüşmenin sonlarına doğru soruları olup olmadığını sorabilirsiniz, böylece aklına takılan soruları sormaya çekinen adayların düşüncelerini de netleştirmiş olursunuz.
  8. Seçme – yerleştirme sürecinizdeki aşamaların arasında uzun zaman boşlukları var ise, adaylara ara bilgilendirmeler yapmalısınız. Unutmayın, sizin sürecinizin arayışla devam ettiği gibi, adayların arayış süreçleri de eş zamanlı olarak devam ediyor.
  9. Seçme–yerleştirme sürecinin tüm aşamalarında adaylara nazik davranmalısınız. Örneğin; “Ben stres mülakatı yapıyorum” cümlesine sığınarak adaylara kötü ve kaba davranılmamalıdır. Zaten stres mülakatı dediğimiz kavram da bu değildir.
  10. Sürecin sonucunda mutlaka tüm adaylara olumlu ya da olumsuz dönüş yapmalısınız. Sadece olumlu olan adaya dönüş yapmak etik olmamakla birlikte, diğer adayların netleşmesini de engeller ve imajınızı oldukça olumsuz yönde etkiler.

Son olarak; seçme–yerleştirme sürecinin önemi unutulmamalı, süreç bir bütün olarak sistemli bir şekilde yürütülmelidir.

Yazar: Tuğba Kaplan / İK danışmanı ve eğitmen
Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Flört şiddeti: İlişkin güvenli değilse ne yapabilirsin?

Manşet, ilişkide şiddet, ilişki, flört şiddeti, flört

Flört şiddeti, ilişkide bir tarafın diğer taraf uyguladığı kontrolcü, müdahaleci, kısıtlayıcı, zarar verici ve yaralayıcı davranışlardır. Peki, sizce bu davranışın sebepleri nelerdir? Böyle bir durumla karşılaştığımızda ne yapmamız gerekir? İşte yanıtı…

Flört şiddeti nedir?

Sevgilin kimlerle görüştüğünü denetliyor mu? Kıskançlığı sevgisinin dışavurumu gibi mi gösteriyor? Sosyal medya hesaplarını kontrol ediyor mu?

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, flörtün yeni yeni başladığı 13-23 yaş döneminde romantik ilişkilerde yaşanan şiddete dikkat çeken ve flört şiddetine dair ipuçları veren bir rehber yayınladı.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın rehberinde flört şiddetine ilişkin şu bilgiler paylaşılıyor:

Flört şiddeti nedir?

Flört şiddeti, sevgilinin sana karşı fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunmasıdır. Sevgilin, sana karşı şiddet göstererek senin üzerinde egemenlik kurmayı, seni kontrol etmeyi ve gücünü göstermeyi hedefler. Flört şiddeti, bitmiş ya da sürmekte olan heteroseksüel ya da homoseksüel ilişkilerde ortaya çıkabilir. 

Fiziksel flört şiddeti 

Fiziksel flört şiddeti, sevgilinin senin bedenine kasıtlı olarak zarar vermesidir. Sevgilinin sana vurması, tokat atması, yumruk atması, bir eşya fırlatması, bıçak ya da silah çekmesi, seni itmesi, tekmelemesi, ısırması, saçını çekmesi fiziksel şiddet örnekleridir. 

Cinsel flört şiddeti 

Cinsel flört şiddeti, sevgilinin seni cinsel birliktelik veya yakınlık yaşamak için zorlaması, cinsellik konusunda “hayır”ı kabul etmemesidir. Sevgilinin istemediğin halde seni öpmesi ve sana dokunması, sen alkol veya madde etkisi altındayken ya da bilincin yerinde değilken seninle cinsel birliktelik kurması, cinsel birliktelik sırasında, öncesinde veya sonrasında sana karşı küçümseyici ve kaba bir tutum sergilemesi, doğum kontrol yöntemlerini kullanmaması veya senin kullanmana izin vermemesi cinsel şiddet örnekleridir. 

Psikolojik flört şiddeti 

Psikolojik flört şiddeti, sevgilinin sende korku uyandıracak, senin kendine olan güvenini ve saygını zedeleyecek biçimde konuşması ve davranmasıdır. Sevgilinin sana isim takması, bağırması, iftira, hakaret veya küfür etmesi, ne yapman ve ne giymen gerektiğini söylemesi, seni başkalarının önünde küçük düşürmesi, tehdit etmesi, kötülemesi ve ismini karalaması, suçlaması, yıkıcı bir biçimde eleştirmesi, “koruma altına alma” bahanesiyle yönlendirmesi, sırlarını başkalarına söylemesi psikolojik şiddet örnekleridir. 

Sosyal flört şiddeti 

Sosyal flört şiddeti, sevgilinin senin sosyal ilişkilerini kısıtlaması, kontrol etmesi ve senin sosyal çevrenden soyutlanmana, yalnızlaşmana neden olacak şekilde davranmasıdır. Sevgilinin ailen veya arkadaşlarınla görüşmene izin vermemesi, kimlerle arkadaş olduğunu kontrol etmesi, “namusunu koruduğunu” söyleyerek erkek arkadaşlarınla konuşmanı yasaklaması, kıskançlık yaparak sosyal ilişkilerini kısıtlamaya çalışması ve kıskançlığı sevgisinin dışavurumu gibi göstermesi, arkadaşlarına zaman ayırdığında seni suçlaması, eleştirmesi veya sana küsmesi, sürekli başkalarıyla flört edip etmediğini araştırması, toplum, aile veya okul karşısında seni “utandırmak” ya da “rezil etmekle” tehdit etmesi sosyal şiddet örnekleridir.

Dijital flört şiddeti  

Dijital flört şiddeti, sevgilinin teknolojik araçları seni kontrol etmek için kullanması, bu araçlar aracılığıyla seni tehdit etmesidir. Sevgilinin sosyal medya hesaplarının şifrelerini istemesi ve kontrol etmesi, sosyal medyada kimlerle arkadaş olabileceğine karar vermesi, resim ya da video göndermek için seni zorlaması, telefonunu veya bilgisayarını karıştırması, sürekli mesaj atması ve hızlı bir yanıt beklemesi dijital şiddet örnekleridir. 

Israrlı takip (Stalking) 

Israrlı takip, ayrıldığın ya da halen birlikte olduğun sevgilinin seni sürekli izlemesi ve takip etmesidir. Takip davranışı, sende korku uyandırmayı, sana gözdağı vermeyi ve güvencesiz hissettirmeyi hedefler. Eski sevgilinin haber vermeden veya davet edilmeden evine  ya da okuluna gelmesi, gittiğin yerlerde karşına çıkması, sürekli hediye veya çiçek alması veya göndermesi, arkadaş çevrenle iletişim kurması ve seninle ilgili bilgi almaya çalışması, senin eşyalarına zarar vermesi ısrarlı takip davranışı örnekleridir. 

İlişkin güvenli değilse ne yapabilirsin?

Sevgilinden farklı fikirlere, isteklere, önceliklere sahip olabilirsin. Her ilişkide farklılıkların ortaya çıkması, anlaşmazlıkların olması doğaldır. Önemli olan bunları nasıl çözdüğünüzdür. Eğer bir farklılık ya da anlaşmazlık karşısında herhangi bir şiddet türüyle karşılaşıyorsan, güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için şunları yapmayı deneyebilirsin: 

  • Şiddeti tanıman ve şiddet için kendini sorumlu görmemen çok önemli. Şiddetin sorumlusu sen değilsin!
  • Şiddeti normal bir davranış olarak kabul etmemen çok önemli. Aklından “bunu hak ettim”, “herkesin sevgilisi böyle davranıyor” gibi düşünceler geçebilir. Kendinden şüphe etme! Unutma, haklı şiddet yoktur!  
  • Sevgilinin, şiddeti bir problem olarak görüp görmediğini araştır. Sevgilin seninle güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için çabalıyor mu? Şiddetsiz bir ilişki kurmak için işbirliği yapıyor mu? 
  • Güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için kurallar koyarak sınırlarını koruyabilirsin. Kuralları koymak, hangi tür davranışları kabul etmeyeceğini söylemek ve bu kurallara uymadığında ondan uzaklaşmak ya da ayrılmak senin güvende olmanı sağlayacak bir adımdır. Bu sayede şiddetsiz, güvenli, eşit ilişkiler kurabilirsin. 
  • Herhangi bir şiddet türüyle karşı karşıya kalıyorsan, şiddet durmadan güvende olamazsın. Sevgilin şiddeti bir problem olarak görmüyorsa ve şiddeti durdurmak için herhangi bir adım atmıyorsa, ilişkiden uzaklaşmalısın. Onu değiştirmeye çalışma. Unutma, şiddeti durdurmak onun sorumluluğu. Eğer o şiddeti durdurmazsa, şiddet artarak devam edecektir. Kendini korumalı ve ilişkiden çıkmalısın.  
  • Sevgilinden ayrılmayı düşündüğünde “Bana çok iyi davrandığı oluyor”, “Her zaman böyle sinirli değil”, “Aslında beni çok seviyor” gibi düşüncelere kapılabilirsin. Yalnız kalmaktan korkuyor olabilirsin. Daha önce ayrılmayı deneyip onu affetmiş olabilirsin. Onun istediği gibi biri olmaya çabalıyor olabilirsin. Onunla ileride çok iyi bir ilişki kurabileceğini umut ediyor olabilirsin. Bu durumda şiddet döngüsüne girmişsin demektir. Şiddet döngüsünü tanımalısın. 
  • Yakın gördüğün, seni yargılamayacağını düşündüğün bir yetişkinden yardım isteyebilirsin. Yaşadıklarını paylaşmak ve konuşmak, seni güçlendirir. 
  • Unutma, şiddet varsa, sevgi yoktur.
Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND