Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyaz yalanlarımız çocuklarımızı kirletebiliyor

Çocukluk hayatın emekleme dönemi. Bu dönemde pek çok temel beceri ve alışkanlık şekilleniyor. Yalan söylemek de bunlar arasında yer alıyor ne yazık ki… Peki çocuklar yalan söylemeyi nasıl öğreniyor? Çocuğunuz ve yalan konusunda geç olmadan bilmeniz gerekenleri üstün yetenekli çocuklar konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

yalancı çoban hikayesi, doğrucu davut hikayesi, çocuklar yalan söylemeyi nasıl öğrenir

 

Çocukluk hayatın emekleme dönemi. Bu dönemde pek çok temel beceri ve alışkanlık şekilleniyor. Yalan söylemek de bunlar arasında yer alıyor ne yazık ki… Peki çocuklar yalan söylemeyi nasıl öğreniyor? Çocuğunuz ve yalan konusunda geç olmadan bilmeniz gerekenleri üstün yetenekli çocuklar konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

ÇOCUĞUNUZ VE YALAN KONUSUNDA GEÇ OLMADAN BİLMENİZ GEREKENLER…

Çocuklar yalan söylemeyi düşündüğümüzden daha erken öğreniyorlar. Genellikle 4 yaşında yalan denemeleri başlıyor. Kendilerinden daha büyük kardeşleri olanlar biraz daha erken başlayabiliyor.

Çocuklar yalan söylemeye cezadan kaçmak  için başlıyor. 3 yaşındaki çocuk annesinin gözü önünde kardeşine vursa da vurmadım diyor, çünkü cezalandırılmaktan korkuyor. 6 yaşındaki ise “akıllanmış” oluyor, sadece annesi “olay mahal”linde yoksa yalan söylüyor!

Yalan bir güç kullanma aracı da olabiliyor. “İşe bak, ailemi kandırabiliyorum”u öğrenen çocuk, güç testi yapmak için yalan söylüyor.

İlkokula başlayan çocuk bazen dikkat çekmek için yalan söylüyor. Hikayesini, avcı misali, daha çekici kılmak için yalan söyleyen var.

Bazısı istediği bir şeyi elde etmek için yalan söylüyor. 

Yalan çocuk için zor sosyal durumlarda başarılı bir başa çıkma stratejisine dönüşmüşse o zaman yalana devam ediyor. 

Ancak yalanın arkasındaki sebep ne olursa olsun, hiçbir çocuk yalan kavramını bilerek doğmuyor. Onlara davranış ve tutumlarımızla farkında olmadan biz “rehberlik” ediyoruz.

Çocuk yalan söylemeyi nasıl öğreniyor? 

Genellikle olay şöyle gelişiyor: Çocuk yapmaması gereken bir şey yapıyor. Sonra başını dertten kurtarmak için inkar ediyor. Ama inkar etmesi zaten ailenin beklediği bir tepki.

Araştırmalara göre, aileler bu anları yalan konusunda bir ders öğretmek için neredeyse hiç kullanmıyorlar. Peki ne yapıyorlar? 

Örneğin, çocuk salonun duvarını boyuyor. Sen mi boyadın diye sorulduğunda, ilk seferinde çocuk doğruyu söylüyor diyelim. Bunun sonucunda belki annesi ona bağırıyor. Belki babası boya kalemlerine el koyuyor. Belki bir daha boyarsan sana bilgisayar yok diyor.

Sonuç olarak bir şekilde ceza veriyor aile. İkinci kez benzer bir durum yaşandığında, çocuk  “ben yapmadım” diye yalan söylemeyi tercih ediyor. Aile bu durumda genelde yapılmaması gereken şeyi yaptığı için (duvarı boyamak gibi) çocuğu cezalandırabiliyor, ama işin yalan kısmıyla ilgili bir eyleme geçmiyor.

Ya da, “Tamam, ama sakın bir daha salonun duvarını boyama. Boyayacaksan kendi odanın duvarını boya” gibi bir tepki veriyor aile. 

Bir adım daha ötesi çocuğun yalan söylemesini engellemek açısından daha da güzel: “Bana doğruyu söylediğin için teşekkür ederim, bu benim için duvarı boyamandan daha önemli” demek. 

Çocuk, doğrunun erdem olduğuna dair ilk sinyalleri bu noktada almaya başlıyor. Tabii o noktada sabırlı olup duvarınızla çocuğunuz arasında bir seçim yapmanız gerekiyor!

Hata ve yalan arasında ayrım yapamama* 

Özellikle küçük yaştaki çocuklar hata ile yalan arasında da ayrım yapmakta güçlük çekiyorlar. “Niyet” kavramları henüz gelişmemiş oluyor.

Mesela bir baba 5 yaşındaki oğluna seni Salı günü maça götüreceğim diyor. Sonra Salı günü başka önemli bir işi çıkıyor ve götüremiyor. Ortada kötü niyet olmasa da çocuk babayı bana yalan söyledin diye suçluyor. Bunun bir hata olduğunu, yalan olmadığını anlamakta güçlük çekiyor. Dolayısıyla baba oğluna farkında olmadan, “yalanı hoş görmelisin” gibi bir mesaj vermiş oluyor.

Çocuklar aslında yalanı yetişkinlerden daha çok kınıyor. Yalancıyı kötü ilan ediyorlar. Sonra yavaş yavaş hangi yalan tiplerinin daha çok soruna yol açtığını, hangilerinin daha sorunsuz olduğunu bizim tepkilerimiz ve sunduğumuz modellerden öğreniyorlar. 

Yalancı Çoban hikayesi mi “Doğrucu Davut” hikayesi mi etkili?*

Bir araştırmada çocuklara iki hikaye okutuyorlar*. Bir tanesi Yalancı Çobanın Hikayesi. Yalan söylediği için kurt, koyunları da çobanı da yiyor. Yani yalanın sonu ceza. 

Diğer hikâyede ise bir çocuk babasının çok sevdiği kiraz ağacını baltayla kesiyor. Babasına gidip itiraf ediyor. Hikayenin sonunda  babası, “Ağacı kesmene memnun oldum. Senin bana doğruyu söylediğini bilmek, benim için bin kiraz ağacından daha değerli” diyor.

İlk hikaye sonunda, enteresandır ki, yalan söyleme davranışı daha da artmış! İkinci hikayeden sonra kızlarda %50, erkeklerde %75 oranında azalmış!

Bu önemli bir nokta, çünkü özellikle küçük çocuklar için anne babayı iyi hissettirmek önemli bir kaygı. 6 yaşındaki çocuğa “doğruyu söylersen kendini daha iyi hissedersin” demek yetmiyor. Bu yaklaşım da yalanı önemli ölçüde azaltıyor azaltmasına, ama “doğruyu söylersen hem kendini daha iyi hissedersin hem de ben gerçekten mutlu olurum” denildiğinde daha çok işe yarıyor.

“Anneme babama duymak istediği şeyleri söylersem mutlu olur” yaklaşımı, “anne babama doğruyu söylersem mutlu olurlar” düşüncesiyle yer değiştiriyor.

İlk hikayede ise, yalan cezalandırılıyor. Bu çocukların zaten bildiği bir şey. Çocuklara yalan kötü mü dendiğinde %92’si evet diyor. Neden kötü diye sorduğunuzda “çünkü cezalandırılıyorsun” diye cevap veriyorlar. Yani ahlaki değil kendini koruma amaçlı bir endişeyle hareket ediyorlar.

Yaklaşık 11 yaşına kadar böyle.  Soyut, etik kavramları anlama kapasitesi o yaşa kadar henüz tam gelişmemiş oluyor. Yalanın başkalarına zarar verebileceğini, güveni sarstığını, buna benzer ahlaki endişeleri anlamıyorlar. O yaştan sonra bile üçte biri hala cezalandırılmaktan korktuğu için yalan söylemeye devam ediyor.

Beyaz yalanlarımız çocuklarımızı kirletebiliyor 

Okul çağı çocuklarında ceza dışında kaygılar da devreye giriyor, arkadaşını üzmemek için yalan söylemek gibi…

Bunu da bizden öğreniyorlar elbette. Evdesiniz. Çocuğunuzla otururken bir arkadaşınız telefon ediyor,  bir derdini anlatıyor. Sonra “senin de vaktini aldım” diyor. “Yok canım, dostlar bugünler içindir” diyorsunuz. Telefonu kapatınca da “Bunaldım artık her seferinde beni aramasından, benim de bir Pazar günüm var” diye eşinize yakınıyorsunuz. 

Bir akrabanız akşam müsaitseniz birlikte sinemaya  gidelim diyor. “Bizim de başka bir programımız vardı” diyorsunuz, ama yok, çocuk da olmadığını biliyor. 

Misafirliğe gidiyorsunuz, “yemekler çok güzeldi, tadı damağımda kaldı” diyorsunuz. Eve gelince “ dolmalar yanmıştı, zor yedim” diye yakınıyorsunuz.

Beyaz yalanın ne kadar iyi ne kadar yanlış olduğu ayrı bir tartışma konusu; kanımca karşındaki kırmamak adına beyaz yalan söylemek her zaman kötü bir şey değil. En azından bazı şeyleri yumuşatarak söylemek amacımızın bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olduğunun bir göstergesi.

Ancak bu beyaz yalanlar bile çocukların daha rahat yalan söylemelerinin önünü açıyor. Samimiyetsizlik onlar için hayatın doğal bir parçası gibi görünmeye başlıyor. Aileye yalan söylemek de büyük bir sorun olmaktan çıkıyor. Nasılsa anne baba da karşıdaki iyi hissetsin diye yalan söylemiyor mu? Çocuk da anne babası iyi hissetsin diye yalan söylüyor.

Erken yaşta çocuk “beyaz yalan”la ciddi yalanın ayrımını yapmakta güçlük çekiyor. Bu nedenle de yanında ne yaptığınıza , ne söylediğinize dikkat etmek gerekiyor.

Yalan söyleyebilmek, zeka göstergesi…

Bir şeyin yalan sınıfına girmesi için, yalan söyleyenin doğruyu da bilmesi ve bilinçli olarak doğruyla yalan arasında seçim yapması gerekir. Yalan; doğruyu bilmek, alternatif bir gerçek üretmek ve bunu karşı tarafa başarıyla satmak demektir. 

“Doğruyu söylüyorsan, bir şey hatırlaman gerekmez” der yazar Mark Twain. Yalan söylüyorsan, iyi bir hafızan olması gerekir. Yani yalan söyleyebilmek için bilişsel ve sosyal becerilerin gelişmiş olması lazım 

Bunu destekleyen ilginç bir veri, yalan söylemeye erken başlayan çocukların sınavlarda daha başarılı olması. Yalan söyleyebilmenin zekayla ilişkili olduğu düşünülüyor. Reklamların gerçek dışı vaatlerinin üzerimizde yarattığı etki, bunu doğrulamıyor mu?

İçe dönüklerin daha az güvenilir olduğu  görüşü yanlış. Aksine, daha az yalan söylüyorlar, çünkü yalanı kıvıracak sosyal becerilerden yoksunlar.

Bu, “yaşasın, çocuğum yalan söylüyor, demek ki zeki” diye sevinilecek bir haber değil elbette.

Çocuğun başarılı ve zeki olması, vicdanlı ve dürüst olmasından daha önemli bir endişeyse, değerlerimiz zaten çatışıyor demektir sevgili okur; o yüzden buraya kadar boşa zamanını aldım.

Yalanı doğruya çark ettirecek birkaç basit strateji nedir?

Yalanı yermektense, doğruyu övmek: Çocukları yalan söyledikleri için cezalandırdığınızda yalan söylememeyi değil, daha iyi yalan söylemeyi öğreniyorlar.  Daha az yakalanacak şekilde söylemeyi öğreniyorlar.

İş yine aile içi iletişim meselesine geliyor. Aileler çocuklara yalanın kötü olduğunu söylemenin ötesinde, doğrunun erdemini anlatmalı. Bu mesajı çocuk ne kadar daha sık duyarsa, o kadar içselleştirir. 

Övgüye dikkat: Çocuk aslı astarı olmayan hikayeleri dikkatinizi çekmek, sempatinizi kazanmak için anlatıyor olabilir. Nelere övgüde bulunduğunuza dikkat edin. Dürüst olduğunda, yeni bir şey öğrendiğinde, bir şey için çok çabaladığında, övebilirsiniz. Bu, ona hayatta neyin değerli olduğu konusunda farklı bir bakış açısı kazandırır. 

Söz verdirmek: Araştırmalara göre, çocuğa “sana bir şey soracağım ama doğruyu söyleyeceğine söz verir misin?” sorusu sorulduğunda, söz vermek yalan söylemeyi %25 oranında azaltıyor. 

Yalana yönlendirmeden kaçınmak: Çocuğu bazen farkında olmadan yalan söylemeye yönlendirebiliyoruz. Bunu beden dilimizle, ses tonumuzla, sesimizin yükselmesiyle yapabiliyoruz. Çocuğa “pencereyi evden çıkarken sen mi açık bıraktın?” diye yüksek sesle ve suçlayıcı bir tonda sorduğunuz soruya yalanla cevap verme olasılığını arttırırsınız. Onun yerine “dikkat edelim de evden çıkarken cam açık kalmasın, güvenli değil” demek, gidip pencereyi kapatmak daha yapıcı bir yaklaşım.

Hikayeler okumak: Yalancı Çoban, Pinokyo ya da benzer başka hikayeleri çocukla birlikte okuyup tartışmak da etkili bir yöntem olabilir. Tartışırken yalanın kötülüğünden çok dürüstlüğün erdemine vurgu yapmanız daha olumlu sonuçlar doğurur.

* Po Bronson, Nurture Shock. (2009). Twelve Publishers.

Yazar: Bahar Eriş
Kaynak: www.bilimsenligi.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND