Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyaz yakalı survivorlar

Hayatta kalmak insanoğlunun en temel iç güdüsü. Ancak yaşadığımız çağda, doğayla bu kadar az iç içeyken ve teknoloji tarafından kuşatılmışken bu temel iç güdüyü bulmak ve hayata geçirmek hiç de kolay değil. Ekranlardaki doğa ve macera programlarından tanıdığımız Serdar Kılıç, modern şehir insanına “survivor” olmak için gerekenleri anlatıyor. Kılıç; doğadan uzaklaşınca, insanlığımızı unuttuk. Doğa ile koptuğumuz an Yaradan ile ilişkimizi keseriz.” diyor. Hayata tutunmak için bu röportajı okuyun.

Hayatta kalmak insanoğlunun en temel iç güdüsü. Ancak yaşadığımız çağda, doğayla bu kadar az iç içeyken ve teknoloji tarafından kuşatılmışken bu temel iç güdüyü bulmak ve hayata geçirmek hiç de kolay değil. Ekranlardaki doğa ve macera programlarından tanıdığımız Serdar Kılıç, modern şehir insanına “survivor” olmak için gerekenleri anlatıyor. Kılıç; doğadan uzaklaşınca, insanlığımızı unuttuk. Doğa ile koptuğumuz an Yaradan ile ilişkimizi keseriz.” diyor. Hayata tutunmak için bu röportajı okuyun.

Dedem hayvanı avladıktan sonra diz çöküp şükrederdi

Ekranda yaptığınız işlere bakınca insan sizin küçükken arkadaşlarıyla iddiaya girip canlı arı, çekirge yiyen biri olduğunuzu düşünüyor. Var mı öyle bir geçmişiniz?(Gülüşmeler)

Öyle bir imaj oldu galiba ama öyle bir şey yok. Bizler hep doğaya temas eden ataların çocuklarıyız. Çok yakın zamanda, biçer-döver hayatımıza girdiği andan itibaren kırsal yaşantılar şehir yaşantısına dönüştü. Babam asker emeklisi, Sarıkamış’ta görev yapardı, tatbikatlara götürürdü. Hatta çadır içerisinde ayı gördüğümü bile hatırlarım. (Gülüşmeler) Benim dedemde Karapapak’mış, Osmanlı-Rus 93 harbin sonrasında Sivas’a gelip yerleşmiş. Her yaz tatilinde babam beni dedemin yanına götürürdü. Babamda çok zor koşullarda okumuş, dedem onun okuması için elinden gelen her şeyi yapmış. Sırtında taşımış, ayağına hedik takarmış karda, tüfeği sırtında köpeğiyle birlikte bir yerde beklermiş, akşamda alırmış okuldan. İnsanların bir arada tutulduğu iç içe yaşadığı güzel günlerdi onlar. Dedem kendi ilaçlarını kendi yapardı, doktora falan gittiğini hatırlamam. Isırgan otundan kürler yapardı, küpü peynirle toprağa gömerdi, kuruturdu. Penisilinin hammaddesidir küf. Bazı mantarlar vardı, onları sadece yemek için değil iyileştirmek için kullanırdı. Biz doğadan uzaklaştığımız zaman biz insanlığımızı unutuyoruz açıkçası. Yaradan’ın bile varlığını en çok doğada görüyoruz. Diğer türlü sanal alemde, içimizde olan dünyada Yaradan’a varlığımızı ifade etmeye, onunla irtibata geçmeye çalışıyoruz. Oysaki doğaya gitsek, güneşin doğuşunu izlesek, yapraklara dokunsak, nehrin sesini duysak o zaman insan daha inançlı, güçlü bir birey olacağız.

İçinizde nasıl bir müzik birikiyor?

Eskiden yapılan bütün müziklerin temelinde doğa vardır. Bir atın nalının yeri döverken çıkardığı sesi çalarsın mesela, şimdi değişti. Ben bunlardan etkilenerek büyüdüm. 7-8 yaşındayken arkadaşlarla toplanıp nehre filan yüzmeye kaçardık gizlice. O coşkulu anılar bizi şimdi depresyondan kurtaran anılar. Şimdi çocukların öyle anıları yok. Ağaçtan düşmeyen çocuğa ben çocukluğunu yaşamış demem.(Gülüşmeler) Bir yerini kanatınca çocuk ekmeği çiğneyip yaraya koyacağını bilecek.

Şehir sizi hiç çekmedi mi?

Şehirde yaşıyorum şu anda ama yine ormanın içindeyim. Cazip gelmedi bir türlü. Biz insanlar şehirleşmeyi beceremedik. Bu kadar çok terapist, bu kadar çok diyetisyen, yemek programı yapan bu kadar çok insan varsa biz bir şeyleri becerememişiz.

Siz hiç psikiyatra gittiniz mi?

Benim eşim klinik psikologu. (Gülüşmeler) O bile doğaya gidiyor. Küçükken komşuluk ilişkilerimiz çok güçlüydü. Şimdi problemlerimizi anlatacak bir komşumuz bile yok. Dost diyebileceğimiz insan kalmadı. Şimdi bakıyorum şirketlerde iletişim üzerine seminerler veriliyor. Ya siz önce insanlara dokunmayı öğretin. Sıkıştırılmış zamanda birbirimize dokunamıyoruz bile.

Sizin programınız sadece şehirli insanlara mı hitap ediyor?

Geçen gün Bayburt taraflarında bir muhtarla karşılaştık. Bana sarılıp “Sizin program başladığında çocukları topluyorum bir odaya hep beraber izliyoruz” dedi. Çok duygulandım. Eğer geçmişe dönük bir arayış içindeysek ve bu bize bir mesaj veriyorsa doğru yoldayız demektir. Şimdiki çocuklar türküleri dinlemeyecek çünkü anıları yok. Yumurtanın nerden çıktığını bile bilmeyen çocuklar var. Reklamlardan gördüğü için ineği sarı görünce siyah-beyaz olması gerekiyor diyen çocuklar var Bolu’daki kampımda.

Peki kamera karşısında değil de doğada kaç gün yaşayabilirdiniz?

Eğer bu program olmasaydı benim yaşantım yine bu şekilde devam edecekti. Ben orda rol yapmıyorum benim yaşam tarzımı ekrana koyduk. İnsan sosyaldir. Tek başına var olamaz, yanında birilerinin olması gerekir. Biz doğada yaşama bedeli en yüksek insanlardık şimdi en aciz duruma geldik. İngilizler bile uzun zamandır yerleşik düzende yaşıyorlar. Biz daha yeni yerleşik düzene geçtik ama onlardan daha fazla sahipleniyoruz. Bu nasıl bir özentilik anlamadım? Kıştan korkar insanlar ama kışın daha çok yiyecek bulabileceğimi, izleri takip etmemin kolay olacağını ve beni suya götüreceğini bilirim. İnsan 3 hafta aç yaşayabilir, 3 gün susuz yaşabilir, 3 dk. nefesini tutabilir. Bunları da bilirseniz ona göre davranırsınız.

Bu bilgiler okuyup tecrübe ettiğiniz bilgiler. Bunların dışında kendi kendinize edindiğiniz bilgiler oldu mu?

Zaten bu yazılanlar da deney sonucu ortaya çıkıyor. Deneyleyerek iki şey öğrendim. Mesela atımın üzerinde giderken atımın karnının ağrıdığını biliyorum. Onu serbest bırakıp takip ettim. Yaratılanı takip et! At kendi sancısını geçirmek için dere kenarında söğüt ağacının taze çıkmış sürgününü yedi. İbrahim Saraçoğlu’ndan duydum; aspirin söğüt ağacının taze sürgünlerinden yapılıyormuş, Ağrıyı keser, kanı sulandırır, dolaşımı hızlandırır. Bende kullanıyorum bunu. Isırgan otunun dış kılıfından ip yapmayı öğrendim. Suya değdikçe ve kurudukça iyice sağlamlaştı. Onu barınak ve olta yapımında kullandım. Doğa yaratıcılığı öne çıkarıyor. Şehirde yaratıcılık ölmüş.

Doğada kendinize bakabiliyorsunuz, anladık. Peki İstanbul’un ortasında beş parasız kaldınız diyelim, ne yapmak lazım? (Gülüşmeler)

Şehirde başkasına bağlısın. Şehirde yaşamak doğada yaşamaktan daha zor. Çünkü şehirde birisi iş verecek, para kazanıp alacaksın, ama doğa zaten sana iş veriyor. Atın yediği bitkileri, arının konduğu çiçeği yiyebilirim. Para kazanmak için kişiliğini kaybedenler bile var. Doğada mert olmazsan ayakta kalamazsın. Dürüst olacaksın, o da dürüst sana. Doğadan yoksunluk sendromu içinde yaşayan insanların terapiye ihtiyacı var. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ni okuyun, İbn-i Sina’nın kitabını okuyun heyecanlanacaksınız. Koca-karı ilaçlarını yok ettiler. Kanlıca mantarı topladım bugün, evde onu yiyeceğim. İlaç gibi görüyorum.

Endemik yılanı yediniz diye çevreciler tepki gösterdi size?

İyi bir çevreci olmak için doğada yaşamayı öğrenmek gerekir. İnsanlar binlerce yıl doğada yaşamış doğa yok olmamış da neden yüzyılda yok oluyor? Şimdi her şeyi suni üretiyoruz buna rağmen doğayı yok ediyoruz. Demek ki bilmiyoruz abi! Türkiye’de 50 çeşit engerek yılanı var, yediğim endemik değildi. Bunu insanlığa hizmet için gösteriyorum. Böyle biri dağda kalsa bunu yemelidir. ‘Kusura bakma sen endemiksin, ben seni yiyemem’ diyemezsin o durumda.(Gülüşmeler) Bunu eleştirenler hiç bonfile yemiyorlar mı, bir dilim bonfile için 250 ton içme suyu harcandığını, doğaya bıraktığı sera gazını biliyorlar mı acaba? NTV çekindi bu tepkiden, yayın aksadı. Bazı yerleri kesildi. Ben hayvan öldüren, hayvanlarla beslenen bir adam değil ki? Dürbünle avcılık mı olur Allah aşkına, şimdi zevk için avlıyoruz. Benim dedem hayvanı avladıktan yaptıktan sonra diz çöküp şükür ederdi. Adil savaşırdı. “Senin ihtişamına, hızına, gücüne hayranım. Seni en küçük parçana kadar kullanacağıma söz veriyorum” derdi. Hayvanın her şeyini kullanırdı. Ama şimdi önünde fotoğraf çektirmek için avcılık yapıyorlar.

Uzakdoğu’ ya gittiğinizde zevk için solucan filan yer misiniz peki?

Hayır dokunmak bile istemem. (Gülüşmeler) Bizim yemek kültürü dünyanın en zengin yemek kültürü. Bunlar dururken asla. Gider Türk restoranı bulur orda yerim, ben bütün kıtaları gezdim, onsuz yaşayamam. Biz bitkilerimizle tohumlarımızla övünmeliyiz. Biraz parası olan adam Avrupa’yı, Amerika’yı geziyor ama adam daha Erzurum’u, Adıyaman’ı, Sarıkamış’ı görmemiş. Annemin yaptığı mantıya, içliköfteye, karnıyarığa, Çerkez yemeklerine bayılırım. Eve organik şeyler almaya çalışıyoruz. Benim Bolu’da yerim var. Çocuklara orada hayatta kalabilme dersi veriyorum. Dört tane de atım var.

Kaç çocuk yetiştirdiniz şu ana dek?

Üç bin çocuk geldi kampa, 8-16 yaş grubu. Orada para kullanmak, abur cubur, hamburger, kola yok. Bizim kendi yemeklerimiz, kendi kültürümüz, eski oyunlarımız var. Bir hafta kalıyorlar, ikinci gün alışıyorlar. İlk gün ağlıyorlar ama dönerken daha çok ağlıyorlar.(Gülüşmeler) Çilekle reçel, erikle marmelat yaparız. İsrail domates tohumu gönderiyor. Ben asla o tohumu yemem. Ne olduğu daha belli değil. Güvenmiyorum o millete. Kendi tohumum dururken ne gerek var o tohuma. Atalarımın kanıyla alınmış bu toprakta yetişen domatese 2 lira fazla verip onu yerim.

Peki çekimler ne kadar sürüyor? Kamera kapandıktan sonra mangal sefası yaptığınızı düşünüyor izleyiciler?

Ortalama 3-4 gün sürüyor. Tabii ki kameramanın ve yönetmenin yediği besinler var orda. Ama ben prensip gereği o programı canlandırdığım için hiçbir şeye dokunmuyorum. Zorluyorlar beni, onların yemeklerini yapıyorum ama asla yemiyorum. Ben onlardan ayrı ve bulduğumu yiyorum. Çünkü o ifadeyi göstermem lazım. Kilo veriyorum acayip. 

Hayalinizde ne var?

Doğayı sevdiğim için Biyoloji Mühendisliği’ni okudum ODTÜ’de. Sonra beden eğitimi spor bölümünü bitirdim. Defalarca milli oldum. Yurtdışında ülkemi temsil ettim. Spor yönetmenliği ve organizasyon üzerine yüksek lisans eğitimi gördüm. Arama kurtarma eğitimi aldım. Bunların tek bir sebebi vardı, ben doğa aşığı bir adamım. Bir şairin söylediği gibi ‘en iyi şair çobandır’ bence. Dağda gezen adamdır. Ruh hali dingin. Şehirden ne şarkı ne türkü sözü ne de şair çıkar bence. Doğa kampı kurdum çocuklara çocukların geçmişe dönmelerini sağlamak. Ben ticaret olarak o işi yapıyorum ama çokta faydalı bir iş yapıyorum. Bir McDonald’s pazarlama direktörü olsaydım içime sinmezdi. Üniversitede öğretim görevlisiyim aynı zamanda liderlik ve grup piramitleri çevre ve ekoloji derslerini çocuklarla doğada yapıyoruz. Oradan mezun olduktan sonra bana benzer işler yapabilecek bir sürü genç biliyorum. Gelecekteki planım arazilerimi büyük bir çiftlik kurmak. Çocuklarıma torunlarıma anlatacak güzel şeyler biriktireceğim. Güneşin doğuşu ve batışını izleyeceğim. Dolunayı hayatımda daha kaç kere göreceğim ki? En güzel dolunay zamanlarına denk gelen Haziran ve Eylül dolunaylarını çıplak gözle görmek için gidip orada yaşayacağım uzun bir zaman. Ama şimdi şehirde işlerim var. Benimde bir oğlum var, onu okutmak zorundayım, bu sistem içinde ayakta tutmak zorundayım maalesef.

Kaf dağına yolculuk hayali var mı?

Olmaz mı? Ben Çerkez değilim ama bu çok önemli bir proje benim için, yıllardır çalışıyorum üzerinde. Dedemin Kafkas Şolekhu atları vardı. Çok güzel bir at, hep etkilemiştir beni. Dedem öldükten sonra okul kaygısı, dersler ıvır zıvır falan o doğayla ilgili temaslar gitti. Hayata bilanço olarak baktığımda geçmişe dönüyorum şimdi, 40 yaşımı geçtim. Şimdi yay yapımına da başladım, kemankeşlerin yaptığı gibi. At üzerinde dörtnala giderken nerdeyse beş tane ok atabilecek hale geldim. Bizim Çerkezlere olan bir vefa borcumuz olmalı bence. Çünkü Çerkezler 1864 yılında Ruslar tarafından sürüldüler. 1877’de aynı şey benim dedelerime oldu. Onlar Osmanlı için savaştılar. Onların buraya göçünde kullandığı karayoluyla geldikleri güzergâhı ben ‘At Sırtında Kaf Dağına Yolculuk’ diye isimlendirdim. Yolculuğu 500-600 sayfalık bir kitap haline getireceğim inşallah. O kitabın içeriğini filme dönüştüreceğim 10 serilik bir film yapmak istiyorum bunu. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Yakupoğlu diye bir firma destekliyor. Aşağı yukarı 45 ile 60 gün arasında hava koşullarına göre 1700 km yol alacağız. Sivas’tan başlayarak Gürcistan ve oradan da Erdil Dağına atlarla çıkabileceğimiz yere kadar atla, sonra tırmanacağız oraya Türk ve Adige bayrağını dikeceğim. Kafaya koydum bunu. Ama bunun özünde insanın doğaya saygısı vardır. Evrensel mesaj vereceğim, milliyetçi mesaj değil. İnsanın atla olan ilişkisini, hayatta kalma becerilerini anlatmaya çalışacağız. Müziklerini, oyunlarını sevdirmeye çalışacağım. Vefa borçlarını ödemiş olacağım diye düşünüyorum.

Acun’un Survivor programına katılır mıydınız?

Asla! Çünkü o program insanların itişip kakıştığı, savaş ve mücadelelerini ekrana yansıttığı eğlendirme amaçlı bir şey. Survivor, doğada hiçbir psikolojik destek almadan insanın tek başına hayatını idame ettirmesi demek. Orada öyle bir şey yok, karşında yönetmen, kameraman var. Ölüp ölmeyeceğin belli zaten. İsmi yanlış bir kere. Benim karakterime uygun bir şey değil. Ben oraya gidip kendi yaşantımı insanlar önünde sergileyip de birileriyle kavga ederek gösteremem.

Evde sürekli belgesel mi izliyorsunuz?

Çok belgesel izlemem ama doğayla ilgili olursa takip ederim. Çok televizyon seyreden birisi değilim.

Sizi doğada en çok etkileyen şey ne oldu?

Maksut Dalkıran diye birisiyle tanıştım ben. Kaçkarlarda yaşıyordu. Bundan 20 sene önce, bu insanı biz zor koşullarda bir yayla evinde tanıdık. Kıştı, bizi evine davet etti. Evinde bir hafta zaman geçirdik. O kadar mutlu hissettim ki kendimi, o kadar doğal ve düzgün bir insandı ki! Bana şunu hissettirdi; Diyelim ki aç kalalım o gidip köşede bir zeytin bulsa sekiz kişi isek sekize bölerdi. Onunla bir gün balık avına çıktık. İki tane balık yakaladık. Ben birer tane daha yakalayalım dedim “Olmaz” dedi. Ben nedenini sordum.

“Ben kışın siz evlerinizde sıcak sıcak otururken, ben burada çığ koptuğu ağaçların yerinden koparak dereye inme sesinden uyuyamam. O balık o çığ düşmesine karşı hayatta kalmaya çalışır. O balığa saygı duyuyorum.” dedi. Çok içli bir adamdı. Bir de bir boğamız vardı. Boğayı her sene Haziranda alır, şenliklere götürürdük. Artvin tarafında yayalara götürürdük. Orada otlardı. Ekim ayında tekrar getirirdik. Sürüye götürürdük boğayı. Orda 100-150 tane boğa var. Baktım kabul edecekler mi? dedik. Orada bir boğa geldi yanına, kapıştılar. Boğa pes etmedi ve sürüye katıldı. Maksut abinin gözleri doldu, ağlıyor. Maksut ağabeyinin yanına gittim ve “Ne düşünüyorsun?” dedim. “Dünyanın en mutlu insanı benim, niye duygulan mıyım ki? Bir insanın yaptığı iyi işi seyretmesi neden daha güzel ne olabilir dünyada.” dedi. Boğa öldü arkasından o öldü. Her gittiğimde mezarını ziyaret ederim. Dağlara gidip onun için bir şeyler söylerim. Öldüğümüz zaman toprağa gömüleceğiz ama biz doğada mı yaşıyoruz? Hayır. Bir terslik yok mu sizce? Şehirde yaşayalım ama doğayla da iç içe olalım. Eğer biz şimdi işlerimize atla gidip geliyor olsaydık ülkemize gelenler muazzam bir ülke diyeceklerdi.

Aklınızda kalan en güzel görüntü ne?

Bahar ayında çam ağaçlarının o yeşilliğiyle gökyüzünün maviliğinin birleşmesi… Yürürken alır götürür beni. Onu görmek için dağlara giderim. Bir de çimlerin üzerine yatıp arıların sesini dinlemek… Sinek sesi de hoşuma gider.

Bu soru herkese sorulur, ama herhalde en çok hak eden kişisiniz. Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağın üç şey ne olurdu?

Tek bir şey alsam bıçağımı alırdım. İkinci üçüncü sıraya yerleştireceğim çok şey yok aslında. Bıçağım varsa bir sürü şey yapabilirim. Onunla ateşimi yapacak malzeme yaparım. Ateş yakmak hayatta kalmanın %70’idir. Ateşle ısınırsınız, kıyafetiniz kurur, hayvanlardan uzak durursunuz. Yiyeceklerinizi pişirirsiniz. Bunların hepsi bir araya geldiğinde birçok şey hayatta kalma şansınızı arttırır.

Doğada icat edilmiş en iyi şey ateş midir?

Ateştir. İnsanlara en iyi konuşmacıyı getirin bir saatten fazla dinleyemezler. Ama ateşin başına oturunca saatlerce, günlerce konuşabilirsiniz. Ateşin öyle bir etkileyici gücü vardır. Bu da kitapta yazmıyor deneyerek öğrenmek lazım.

Peki pratik bilgilere geçelim. Doğada en kolay bulabileceğimiz, yiyebileceğimiz bitki ve böcek sıralaması nedir?

Çekirgenin protein ve kalori değeri yüksektir. Çekirge bolca bulunabilir. Bitki olarak evelek yaprağı, ısırgan otu, kuzukulağı, kangal dikeni, kenger… Bunlar da Anadolu’da bol olan şeyler. Mesela deve dikeninin karbonhidrat değeri yüksektir. Böğürtlen, ahududu ardıç, meşe palamudu, semizotu. Bir insanın açlıktan ölmesi mümkün değil. Şehirde bile değil. İnsanın hayatta kalmasını sağlayan şey beyninin içindeki şeylerdir. Kıyafeti çok önemli değil. Bilgi ve beceri önemli. Nasıl, nerede, neyi yiyeceğini bilmek lazım.

Peki bu kadar tecrübeden sonra İstanbul’a döndüğünde neler hissediyorsunuz?

Saçma geliyor bütün şehir. Zor bir şey başardığımı düşünüyorum. Bir keresinde beş günde planladığımız tırmanış sekiz gün sürmüştü. Neredeyse ölümle oynadık. Dimdik bir yerden aşağıya indik, parmaklarımız dondu. Günlerce evde ayaklarımızı kalp seviyesinin üstünde tutmaya çalıştık. Aşağıya indiğimizde yürüyemiyorduk. Döndüğümüzde birçok şey saçma gelmeye başladı. İnsanların koşturmaları, oraya buraya gitmeleri, araba içinde bağırışları… Sonra ama o etkiden kurtuluyorsunuz. Birkaç ay geçtiğinde adapte oluyorsunuz şehre.

Yeni programın formatı nasıl olacak?

Yaşanmış, hayatta kalma hikayelerini anlatacağız. Mesela Kartalkaya’da kaybolmuş ABD’li bir baba ile oğlun neler yaptıklarını, orada yaşayarak göstermeye çalışacağım. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düştüğü yere gideceğim. Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştüğünde bir gazeteci üç gün hayatta kalmaya çalıştı. Onun pozisyonunda olup da aylarca dağda kalabilirsiniz. Öyle bir pozisyonda kalırsam yazı, kışı, baharı geçirebilirim. Bu hiç sorun değil. Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter olayı faciasında arama kurtarma çalışmaları bile tam bir fiyaskoydu. Felaketti. Bulan adamlarda zaten keçi çobanlarıydı. O bölgeyi en iyi bilen insanlarla çalışma yapılmalıydı. Bakın söylüyorum o gazeteci yaşardı, onu biz öldürdük. Bende onun hayatta kalacağını göstereceğim. Burada yoktum o zaman, olsaydım elimden geleni yapardım.

Ne yapmalıydı?

Helikopter daha yeni kalkmıştı. 10-15 dakika olmuştu. Yakıt tankı doluydu. Bir çalı parçasını helikopterdeki yakıtla yakabilirdi. Birinin üzerinde çakmak filan vardı mutlaka. İnsan susuz üç gün yaşayabilir. Karı eritip içebilirsin. Oradan ayrılmak zaten en yanlışı, helikopteri arıyorlardı. En azından enkazı terk ederken not veya işaret bırakmalıydı. Ölenlerin kıyafetlerini kullanabilirdi. Onlar zaten öldü o anda duygularını bir kenara bırakacaksın.

Sarıkamış’ta askerler çarıkla öldü. Siz montla mı çıkacaksınız ekrana? Hayır, onlar nasıl giyindilerse öyle çekeceğim programı. Sarıkamış’ta çaputu ve kav malzemesini yakıp metal parçasının içine koyup ısınmışlar. Donarak öldüler ama donana kadar ne yaptılar? Bunları göstereceğim.

Hayalinizde nerede ölmek var?

Kaçkar dağlarında ölmek isterim. Çünkü her gittiğimde beni bu kadar huzurlu, bu kadar mutlu eden başka bir dağ, dünyada görmedim. Yazın sevdiğim yerlere sevdiğim insanlarla gidiyorum, güzel anılarım olsun diye. Doğa aşık olunacak bir yer, insan aşık olduğu şeye zarar verir mi? 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND