Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beklemeyi bilen kazanır

Sürekli daha hızlı olmamızın beklendiği bir çağda yaşıyoruz. Ancak bu hız bazı ayrıntıları gözden kaçırmamıza neden oluyor. Mesela hızın tek başına başarıyı getirmediğini, harekete geçmek için doğru anı beklemenin önemini fark etmememiz gibi. Hukuk profesörü, yönetim bilimci Frank Partnoy, yeni kitabı “Bekle” de beklemek ve başarı arasındaki ilişkiyi anlatıyor…

Başarı için bekleyin

Partnoy yeni kitabı Bekle’yi Capital’e anlattı:

Zamanla yarışıyoruz. Aynı anda birden fazla işle uğraşmak, hızlı karar almak zorundayız. Ertelemeden, bugünün işini yarına bırakmadan çalışmalıyız. Beklemek vakit kaybıdır, fırsatları kaçırır rekabette geri kalırız… Çoğumuza öğretilen bu. Peki gerçekten öyle mi? Hukuk profesörü, yönetim bilimci FRANK PARTNOY, yeni kitabı “Bekle” ( Wait)’de “Hayır” diyor. “Beklemenin bir değeri var, mümkün olan son dakikaya kadar bekleyip harekete geçmek gerekir” diye konuşuyor. Hızlı olmanın sanıldığının aksine her zaman iyi olmadığına, öncelikleri doğru belirleyip zamanı iyi kullanmanın kritik olduğuna işaret ediyor. Günümüzde iş dünyası, hiç olmadığı kadar hız, üretkenlik ve etkinlik odaklı hale gelmiş durumda. Yüzyıllardı i’ öğretildiği gibi “Bugünün işini yarına bırakma” anlayışıyla hareket ediyoruz. Ertelemenin kötü, mevcut rekabet ortamında beklemenin fırsatları kaçımıak olduğunu düşünüyoruz. San Diego Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Frank Partnoy ise aksini söylüyor. Alışılmış değer yargılarını bir kenara bırakıp karar alma mekanizmalarına, yönetime, yenilikçiliğe farklı bir bakış açısı getiriyor. Hızlı karar almanın sanıldığı gibi bir erdem olmadığına işaret eden Partnoy, “Bu anglosakson kültürünün getirdiği katı bir anlayış bence. 70’li yıllarda endüstrileşti. Oysa eski Mısır ve Roma’da, işi geciktirmenin, ertelemenin faydalı ve akıllıca olduğu düşünülürdü. Bu düşünce biçimini yeniden benimsemeliyiz” diyor. Frank Partnoy’un kısa süre önce yayınlanan kitabı “Bekle” (Wait) iş hayatında beklemenin önemine vurgu yapıyor, zaman yönetiminin inceliklerini bilimsel araştırmalarla desteklenmiş geniş bir perspektifte ele alıyor. Karar almadan önce ne kadar beklemek, bu süreci nasıl yönetmek gerektiğini örneklerle anlatıyor. Partnoy yeni kitabı Bekle’yi Capital’e anlattı:

LEHMAN BROTHERS İLHAM VERDİ

Finansal krizle birlikte düşünmeye başladım. Bankaların nasıl battığına, nasıl kötü kararlar aldıklarına baktım. Sonra düzenleyicilerin devreye girip onların nasıl daha da kötü karalar aldıklarını gördüm. Bir adım geriye çekilip bir kez daha bakmaya, anlamaya çalıştım. Sadece krizin detaylarını değil, karar almada değişenin ne olduğunu inceledim. Yaptığım araştırmalar sırasında karşıma Lehman Brothers ile ilgili ilginç bir hikaye çıktı. Lehman krizden kısa bir süre önce, 2005 yılında, çalışanlarına bir karar alma eğitimi tasarlamak istiyor. Kendi karar alma süreçlerini anlamaya çalışmayı amaçlayan bir eğitim için ünlü psikologlar davet ediliyor. Önyargılarının neler olduğunu tespit etmek için kuruma özel tasarlanmış, tam katılımlı testler hazırlanıyor. Hatta Outliers kitabının yazarı Malcolm Gladwell’i de çağırıyorlar. O sıralar Gladwell’in çok ses getiren kitabı Blink’in yeni yayınlandığı zamanlar. Lehman Brothers Yönetim Kurulu Başkanı Joe Gregory, Blink’in kopyalarını trading katında bizzat kendi dağıtıyor. Eğitim hazırlandıktan sonra Lehman, tüm dünyada 4 düzine üst yöneticisini Madison Avenue’daki Palace Hotel’de topluyor. Hepsi bu eğitimi alıp uygun adım Times Square’deki genel merkezlerine geri gidiyorlar. Finansal piyasalar tarihindeki en kötü kararı alabilmek için!

TEKNOLOJİ NASIL ETKİLEDİ?

Bugüne kadar nasıl karar aldığımızla ilgili muazzam miktarda kitap yazıldı, araştırmalar yapıldı. Bu kararların ne olması, nasıl olması gerektiği bol bol anlatıldı. Ne zaman karar almak gerektiği konusunda da çok düşünüldü. Oysa beklemek ya da ertelemek konusuna pek odaklanılmadı. Ben Bekle’de karar alma konusuna bir de bu açıdan bakmak istedim. Teknolojinin kuşatması altındayız. Elektronik postalar, sosyal medya bizi sürekli karar almaya yönlendiriyor, bu konuda müthiş bir baskı altındayız. 24 saatlik bir medya çemberindeyiz. Kararlarımız son yıllarda giderek daha da hızlı olmaya başladı. Erteleme, geciktirme içinde yaşadığımız dünyada olumsuz algılanıyor. Bir şeyleri geciktirdiğimizde suçlu hissediyoruz. Diyelim harekete geçmek için sadece saniyenin 500 binde biri kadar vaktimiz var. İnsan beyni kısa süre içinde inanılmaz şeyler yapıyor. Ama aynı zamanda her türlü önyargıya da sahiptir. Toronto Universitesi’nde Sanford DeVoe adlı bir araştırmacı var. Benim gibi, çocuklar gibi tam bir fast food delisi… Fast food logolarının bilinçaltında karar almamıza anlık etkisi üzerine bir araştırma yapmış. Günümüzde bir fast food logosunu sadece saniyenin milyonda birinde gerçekleşen, insanların gördüklerinin farkına bile varmadığı türden flaşla algılıyoruz. DeVoe yaptığı araştırmada bu durumun davranış biçimlerimize deyansıdığını ortaya koymuş. Söz konusu algıya haiz olduktan sonra örneğin okuma hızımızın yüzde 20 arttığını tespit etmiş. Yani hız aslında zaman içerisinde kazandığımız bir güdüm.

HIZ, HER ZAMAN İYİ DEĞİL

İnsanlar daha hızlı olmanın daha iyi olduğunu düşünüyor. Bu, her zaman doğru değil. Amerikalı UNX adlı şirket anlık finansal işlemler yapıyor. Bu şirket, pazarda son sıralarda yer alırken yeni bir CEO atadı. Yeni CEO yeni bir ticari algoritmayı hayata geçirdi. Yapılan bilgisayarları Burbank’deki merkezden borsamn bulunduğu New York’a taşımaktı. Burbank’te saniyenin 65 bininde bir hızda işlem yapılıyordu. New York’ta bu rakam saniyenin 35 binde birine indi. Anlayış şuydu: Hızlı olmak iyidir, daha hızlı olsak daha iyi olur. İşlem hızı arttı ama işlem kalitesinde gerileme yaşandı. UNX yeniden kan kaybetmeye başladı. Yeni bir grup mühendis devreye girdi, bilgisayarlar yavaşlatıldı. Yeniden saniyenin 65 binde biri hıza geri döndüler. Telekom, anlık finansal işlemler gibi alanlarda ışık hızıyla çakşılıyor. Kritik olansa optimum gecikme süresi. Şu anda telefonda birbirimizin sesini anında duyuyoruz, saniyenin 150 binde birinden az bir süredeki gecikmeleri anlamıyoruz. O zaman telefon şirketlerinin daha hızlı olmak için yatırım yapmalarına neden gerek olsun? Tıpkı Federal Express’le gelen bir paketin saat 8:59 yerine saat 9:00’da elimize ulaşması gibi. Kimin umurunda ki biz sadece ertesi sabah elimizde olsun istiyoruz. Özetle daha hızlı olmak her zaman gerekli değil. Ama elbette bazı işlerde hız kritik. Dolayısıyla tolerans gösterilebilecek gecikme süresi ne iş yaptığınıza göre değişiyor. Önemli olansa bu süreci nasıl yönettiğiniz. Elektronik postalarınıza ne kadar sürede yanıt veriyorsunuz? Her e-postaya anında mı yanıt veriyorsunuz yoksa 1 saat ya da 1 hafta bekliyor musunuz? Satış ekibinizi nasıl yönetiyorsunuz? Onları akşamları da müşteri görüşmelerine mi yolluyorsunuz? Bu durumda otel ücreti ve akşam yemeklerini de ödemek zorundasınız. Sonuç olarak gecikmeyi nasıl yöneteceğinizin stratejisi ve karar almada ne kadar önemli olduğu, gözden kaçırılmış çok önemli bir faktör ve işte üzerinde düşünülmesi gereken asıl konu bu.

TENİS OYUNCUSU NASIL YAPIYOR?

Karar almadan önce sahip olduğunuz zamanı sonuna kadar kullanmak çok önemli. Örneğin tenis oyununu düşünün. Dünyanın en iyi tenisçileri, topu en hızlı sürede karşılayanlar değildir. Profesyonel bir sporcuysanız, beyzbol ya da kriket gibi hızlı olmanız gereken bir daldaysanız topu karşılamak için yaklaşık saniyenin yarısı kadar süreniz var. Bu süre içerisinde hızlı olursanız, örneğin topa saniyenin binde birinde titiz bir karşılık verirseniz, saniyenin 200’de birinde cevap verenden daha avantajlı olursunuz. Toplamda saniyenin 500’de biri kadar vaktiniz var. Farkı, bu zamanı nasıl kullanacağınız yaratıyor. Daha hızlı cevap vermeniz hızı gözlemlemek, topu tespit etmek, yörüngesini tahmin etmek için daha fazla zaman yaratmanız anlamına

“İNOVASYON ANİDEN OLMAZ”
EN İYİ BİLİNEN ÖRNEK

İş dünyasında uzunca bir süredir pek çok alanda inovasyon öne çıkıyor. Ve konuda iyi olanlara baktığınızda, öngörüldüğünden çok daha uzun süredir inovasyoncu olduklarını görüyorsunuz. Postit’ı ele alalım mesela. İş dünyasında en çok anlatılan hikayelerden biridir. Çok sık örnek gösterilir. Her yerde anlatılır. Biz okuduk, işletme okullarında anlatılıyor, 6’ncı sınıftaki kızımın test kitaplarında bile var.

NEWTON’UN ELMASI

Ancak genellikle aniden ortaya çıkmış bir başarı hikayesi gibi anlatılıyor. Bir gün biri kilisede koroda söylerken nota defterinin arasında yapışkan bir ayraç olabileceği fikrini buldu. İnovasyon böyle çalışmaz. Böyle aniden olmaz. Isaac Newton’un kafasına bir elma düştüğü hikayesini düşünün. Newton’un biyografisinde bundan söz edilmez. Thomas Edison ampulü aniden bulmadı. Bekle’de yapmak istediğim şeylerden biri de bazı hikayeleri yeniden anlatmaktı. Post-it bu hikayelerden biri.

FARK NEREDE?

Her yere hızla yayılan bir ürünün geliştirilemesi bir dakikada ya da birkaç saniyede olacak anlık bir iş değil, yıllar gerektiriyor. Mühendislik gerektiriyor, üstelik sadece şirket tarafından değil. 3M toplumca desteklenmiş bir şirket. Kurucusu olan iki adam, son derece açık eğitim almış kişiler. Çocuklar gibi düşünmeye cesaretlendirilmişler. Zamanlarının yüzde 15’ini sevdikleri şeye harcamalarına imkan verilmiş. Ürünleri başarısızlığa uğradığında, patronları “Çalışmaya devam” edin demiş. Ve bu yıllar, yıllar, yıllar almış. İşte inovasyonun çıkış noktası burası. İnovasyon ertelemeyi gerektirir. Önce bekler sonra karar verirsiniz, tıpkı anlık finansal işlemlerde ya da teniste olduğu gibi.

Yazan: Hande Demirel

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND