Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bazı başarıların arkasından daha önce batmış bir işadamı çıkabilir!

“Araba işine çok meraklı olduğu için hiç aklında yokken bir araba kiralama şirketi kurmaya karar verdi. O zaman 21 yaşında olan Ak, nasıl olsa 5 yıllık tecrübem var ben bu şirketi kurabilirim dedi fakat işler umduğu gibi gitmedi. Şirketi yetersiz bir sermaye ile kurduğu için 2 yıl sonra battı. Ancak şimdi…” devamını merak edenler tıklasın, okusun, esinlensin…

vural ak, başarılı işadamları, başarı öyküsü

Intercity Rent A Car’ın sahibi Vural Ak şirketini 1991 yılında kurdu. O dönemde Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi bölümünde okuyan Ak, harçlığını çıkarmak amacıyla 5 yıl süreyle iki farklı araba kiralama şirketinde şöfor, satış elemanı, transfer elemanı olarak çalıştı, ardından bölge müdürlüğüne terfi etti. Araba işine çok meraklı olduğu için hiç aklında yokken bir araba kiralama şirketi kurmaya karar verdi. O zaman 21 yaşında olan Ak, nasıl olsa 5 yıllık tecrübem var ben bu şirketi kurabilirim dedi fakat işler umduğu gibi gitmedi. Şirketi yetersiz bir sermaye ile kurduğu için 2 yıl sonra battı:

‘Başkasının işlerini yönetmekle kendi işini yapmak çok farklı oluyormuş onu yaşarak gördüm. Bence her iş adamının hayatında bir kez batması gerekir, onun için akademik tecrübe oluyor. Çok şükür ben çok erken yaşta battım, 1992-1993 yıllarındaki bu çöküş bana ders verdi. Hayatın çok değişken olduğunu ve B ve C planlarının olması gerektiğini gördüm.’

EŞDEN DOSTTAN ALDIĞI ARABALARI KİRALADI

1993’e kadar geçen 2 yılda Vural Ak’ın hiç aracı yoktu, eşten dosttan aldığı arabaları kiralıyordu. ‘Yalnız turistlere ve Türkiye’ye gelen yabancı iş adamlarına günü birlik araba kiralıyorduk. Ben ilk arabamı 1993’te aldım. Eski model bir Şahin… O dönemde şimdiki gibi sıfır kilometre araçlar kirlamıyorduk.’

Turistlere araç kiralama işi dönemsel olduğu ve turizmin durumuna bağlı olduğu için sektördeki firmalar da büyeyemiyordu. Tam o dönemde Intercity, filo kiralama işine girdi. Hiç kimsenin ilgi göstermediği büyük şirketlere giderek onları filo kiralamaya ikna etti. 1993’te yabancı bir beyaz eşya firması ile anlaşarak onlara daha düşük maliyetlerle araç kiralamaya başladı. Bu yeni yöntem şirketin 95-96 ve 97 yıllarında her yıl iki kat büyümesini sağladı.

2001 KRİZİNDE YARALANDI AMA RAKİBİ DE KALMADI

2001 krizine gelindiğinde artık bütün bankalarla çalışan firmanın müşteri sayısı da oldukça artmıştı. Fakat yaptıkları bir hata krizden zarar görmelerine neden oldu: ‘Kiraladığımız araçların bir kısmı TL kontratlarıydı, borcumuzun bir kısmı da dövizleydi. Dolayısıyla dövizin fırlaması bize çok zarar verdi. Ama baktık ki biz çok zarar ederken o tarihteki rakiplerimiz ve yeni oluşmaya başlayanlar çok daha büyük zarar gördüler, biz yaralanırken onlar öldü.’

Şirket bir iki ay boyunca değişim mi yapalım mücadeleye devam mı edelim diye düşünürken, aslında hiç rakipleri kalmadığını gördü. Onlar şu ya da bu şekilde ayakta kalmışlardı. O zaman yeni bir başlangıç yapmaya karar verdiler ve 2001 krizini ikinci milat kabul ettiler. Intercity krizden tam iki ay sonra büyük bir reklam kampanyası başlattı.

REKLAMA YATIRIM YAPARAK AYAKTA KALDILAR

Intercity 8 ay sürecek reklam kampanyasında 4 büyük gazete, 16 dergi ve çok sayıda billboard’a reklam vererek 7.5 milyon dolar harcadı. Reklamlarda şirketlere satın aldıkları filoların ne kadar maliyetli olduğu, ne kadar verimsiz yönetildiği anlatıldı. Artık şirketlerin kendi işlerine odaklanmaları, yan işleri uzmanlara bırakmaları gerektiği söylendi ve ‘Araç satın almak için ayırdığınız sermayeyi gidin ana işinizde kullanın’ denildi. Reklamlar etkisini gösterdi. Intercity hayal edemeyeceği bir taleple karşılaştı. ‘Gelen müşteriyle hangi arabayı istediğini belirleyip, arabasını sipariş ediyorduk, o projeye bankadan kredi alıyorduk, arabaları satın alıp müşteriye teslim ediyorduk. Kendi içinde dönen kapalı bir projeydi ve bizim yeniden doğuşumuz oldu. 8 ayın sonunda Intercity pazardaki tek araç kiralama markası haline geldi.’

Şirket aynı sistemi bugün de uyguluyor. Ak, 1.5 aydır ülkede küçük bir krizin yaşandığını, onların reklam kampanyalarına devam ettiklerini söylüyor. ‘Kriz döneminde herkesin yaptığı en büyük yanlış reklam bütçelerini iptal etmek. Oysa öyle büyük krizlerde reklama ağırlık vermek orta vadede şirket için çok yararlı. Krizler fırsatların yolunu açıyor. Önünüze değil ileriye bakmak lazım. 2001 krizinden sonra da her sene iki kat büyüdük.’

ARTIK YABANCI ORTAKLARI VAR
Intercity 2 yıl önce Türkiye’deki ilk yabancı sermayeli araç kiralama şirketi oldu. Dünya Bankası’nın yan kuruluşu IFC (International Finance Corporation), Hollanda yatırım bankası FMO, Alman yatırım bankası KfW ve Amerikan yatırım bankası Advent TURKVEN, Intercity’e ortak oldular.

Ak, bu kadar büyük 4 bankanın gelip de Türkiye gibi bir ülkede küçük bir şirkete ortak olmalarının ilginçliğine dikkat çekiyor: ‘Bu da gösteriyor ki Türkiye’deki araç kiralama sektörünün geleceği çok geniş. Sene sonunda bizim vasıtamızla Türkiye’ye yurtdışından getirdiğimiz sermaye 250 milyon doları bulacak. Bu sıcak para değil, yatırıma dönüşüyor. Bununla araba alınıyor. Daha hızlı büyüyebiliriz. Çünkü bu iş para bulma yeteneği ile ilerleyen bir iş.’

Öger Tur ile de yaklaşık 10 yıldır işbirliği içinde olan Intercity, Öger’in Türkiye’ye getirdiği tüm turistlere ve Almanya’daki Türklere de araç kiralıyor.

SEKTÖRDE BÜYÜK OYUNCULAR 10’U GEÇMEZ

Intercity’nin araç filosunda iş adamlarının kullandığı lüks otomobillerden satış elemanlarının kullandığı ekonomik arabalara, kamyonetten minibüse kadar çok çeşitli 11 bin araç var. Bunların hepsi sabah aynı anda marşa basıyor. Kimisi kaza yapıyor, kimisi arıza, kiminin lastiği patlıyor, kimisi çukura giriyor… Bunların hepsine anında çözüm sağlamanın hiç kolay olmadığını söylüyor Ak: ‘Sürücülerin ne kadar dikkatsiz olduğu ve yolların durumu göz önünde bulundurulduğunda bu işi Türkiye’de yapmak kolay değil. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Adana’da bakım servislerimiz var. Bu servisler 24 saat açık ve günde 500 araca bakım yapabilecek kapasitede. Bunun dışında Anadolu’yu ağlarla ördük. Yüzlerce servisle anlaşmamız var. Müşterilerimiz bir telefonla en yakın servisten en kısa sürede hizmet alıyorlar. Eğer aracın değiştirilmesi icap ediyorsa en geç üç saat içinde aracı yeniliyoruz.’
Sektöre 2001 krizinden sonra yeni alıcıların da gelmeye başladığını söylüyor Ak: ‘Sektörde 20’ye yakın oyuncu oluştu. Son yıllarda da otomobil bayileri ve galerilerin de bu işe girmeye başlamasıyla bu sayı 100’lere ulaştı. Bunların bir kısmı düzgün işletmeler bir kısmı da vergi kaçırmaya yönelik ikinci sınıf işletmeler. Fakat sektördeki büyük oyuncuların sayısı 10’u geçmez. Ama en yakın rakibimiz Intercity’nin yarısı kadar.’

Intercity’nin gerçekleştirdiği ilkler

-7 sene önce arıza yada kaza yapan aracın yerine yenisini veren ilk firma. Diğerleri bu iş için eksta ücret talep ediyordu.

-7 gün 24 saat hizmeti başlattılar.

-Geçici arabayı en geç 3 saat içinde veren ilk firma. Eskiden bu işlem 1-2 gün sürerdi.

-Kar lastiği ve kar zinciri vermeyi standart hale getirdiler.

Almanya’dan eğitim almış dört sertifikalı eğitmeni görevlendirerek toplam 4 bin 200 araç kullanıcısına ücretsiz eğitim ve sertifika verdiler.

OFF-ROAD’UN TÜRKİYE TEMSİLCİSİ

Vural Ak’ın otomobillere olan merakı onu araba yarışlarına katılmaya da teşvik etmiş. 11 yıldır yarışlara katılan Ak’ın en sevdiği yarış off-road. Yarışlar bir ülkeden başlayıp başka bir ülkede bittiyor ve yarış boyunca tekerlek hiç asfalta değmiyor. Dağ, tepe, bayır, patika, ova, çöllerde geçen yarışlar sayesinde Ak, Kuzey Afrika, Arap Çölleri, Otradoğu, Rusya ve Türkiye’de pekçok yeri görmüş. 3 kez Türkiye şampiyonu olan Vural Ak, 2002 yılında da co-pilot’u Güray Karacan ile Kuzey Afrika’da dünya ikincisi olmuş.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND