Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarıyı yönetmek, yakalamaktan zordur

Yazarımız Faruk Türkoğlu, “Başarıyı yönetmek, yakalamaktan zordur.” diyor ve ekliyor: “Başarıyı devam ettirme zorunluluğu, yeni bir meydan okuma olarak şirket yönetiminde gerilim ve huzursuzluk doğurur. Çalışanlar, başarının yarattığı ferahlığı yaşarken, yönetim yeni ve daha iddialı hedeflerin peşine düşmek zorundadır.”

İnsanlar, yüzyıllar boyunca kalıcı bir başarının formülü peşinde koştu, koşmaya da devam ediyor. Yönetimde başarının sırrı konusundaki görüş ve fikirlerin tarihi, bakırdan altın yapmaya çalışan simyagerlerin çalışmalarından daha gerilere gidiyor.

Bu konuda filozoflar krallara öğütler verdi, padişahlara risaleler sunuldu. Ama zamanın dönen çarklarından ne büyük uygarlıklar kurtulabildi, ne de güçlü devletler… Yükseliş dönemlerinin ardından gelen duraklama ve gerileme yılları, kıtalara yayılmış nice imparatorlukları tarihin sahnesinden silip süpürdü.

Başarının sürdürülmesi iş dünyasında da çok zor. Krizler ve küreselleşmenin fırtınaları, en büyük şirketleri bile sarsıyor. ABD”de 1917 yılının en büyük 100 şirketinden, bugün ayakta kalanların sayısı 15”i geçmiyor. Türkiye”de ise bırakın bir ömür boyunu bir kuşak boyu ayakta kalabilmek bile büyük başarı sayılıyor. 1983 yılında İstanbul Sanayi Odası”nın büyük şirketler listesinde yer alan ilk 200 şirketin 75”i ”si, 2005”te ilk 200 arasında yer alamaması da, başarı yönetiminin önemini gösteriyor.

Sürdürülebilir başarı faktörleri

Başarı yönetimi, başarıya ulaşmaktan daha zordur. Başarıyı devam ettirme zorunluluğu, yeni bir meydan okuma olarak şirket yönetiminde gerilim ve huzursuzluk doğurur. Çalışanlar, başarının yarattığı ferahlığı yaşarken, yönetim yeni ve daha iddialı hedeflerin peşine düşmek zorundadır. Çünkü eldekini korumak için alınacak önlemler zirvede kalmaya yetmez. Sürdürülebilir başarı için yönetim, pazar payını büyütmek ve uzun vadeli bir dinamizm oluşturmak üzere şirketi yeniden örgütler. Bu aşamada israftan ve hesapsız açılma girişimlerinden de kaçınmak gerekir. Başarı yönetimin üç önemli unsuru şöyle özetlenebilir:

Yeni strateji: Şirket yöneticileri, kendilerine başarıya ulaştıran reçeteyi, yeni dönemde de uygulama eğilimindedir. Oysa kuruluş ve büyüme dönemindeki strateji, başarının konsolide edileceği, yeni ve iddialı hedeflere göz dikildiği önemlerde iyi sonuç vermeyebilir. Başarı yönetiminin stratejisi, hem eldekini korumayı hem de daha iddialı hedeflere yönelmeyi sağlamalıdır. Yeni strateji, hedefleri, kuralları ve ilkeleri yeniden belirleyerek şirketi gençleştirir ve onun ömrünü uzatır.

Zamanlama: Şirket, başarının doruğuna henüz ulaşmadan, yeni büyüme dönemi için hazırlıklara başlamalıdır. Aksi takdirde geç kalınmış olur ve başarının verdiği rahatlık, yeniden yapılanma ve örgütlenme çalışmalarının ertelenmesine yol açar. Vites yükseltmek için atılacak reform adımları, başarıdan sonraki döneme bırakılırsa zirve, başarı grafiğindeki düşüşün başlangıç noktası olur.

Eğitim: Yönetim kadroları ve çalışanlar, daha üst düzey hedefler için eğitilmezse, başarının sürdürülmesi hayal olabilir. Ancak bu eğitim ve uyum çalışmalarında, başarı yorgunluğunu dikkate almak ve çalışanları aşırı ölçüde germekten kaçınmak gerekir. Yeni hedefler için yeni elemanlar istihdam etmek çoğu kez daha akılcı bir yol olabilir.

Küresel anlamda başarı

21. yüzyılda, yalnız ulusal sınırlar içinde başarılı olmak yetmiyor. Bir şirketin, Türkiye”nin en iyisi olması, hatta Balkanların ve Ortadoğu”nun en büyüğü konumunu kazanması bile artık geleceği garanti etmiyor. Gümrük duvarlarının alçaldığı, ülkeler arası mal ve hizmet hareketlerinin serbestleştiği bir dönemde, başarının da Avrupa ve dünya çapında yeniden tanımlanması gerekiyor. Aksi takdirde ulusal planda başarılı olan şirketler, artan ithalat ve yabancı sermayenin doğrudan yatırımları nedeniyle pazar payını kaybedebiliyor.

Yeni dönemde yalnız iş hayatında değil, siyaset, sanat, kültür ve spor alanlarında da başarı kriterlerini yeniden belirlemek zorundayız. Bu aşamada, kıyaslama (benchmarking) çalışmaları, küresel düzeyde başarı yönetiminin yol ve yöntemleri hakkında önemli ipuçları verebilir.

Başarısızlık da iyi yönetilmeli

En başarılı kurum veya şirket bile arada bir başarısız bir dönem yaşar. Esasında bu olumsuz dönemler şirket yönetimi için rotayı düzeltme fırsatı verir. İnsanlar, başarıdan değil ancak başarısızlıktan bir şeyler öğrenebilir. Başarının öğretici bir niteliği yoktur. Ayrıca yönetim, hayatın akışı içinde ortaya çıkabilecek aksilikler ve yol kazalarına karşı başarısızlığı yönetecek ve kurumu tekrar düze çıkaracak bir plana sahip olmalıdır.

Başarı yönetiminde sosyal psikolojik ortamı da dikkate almak şarttır. Başarı her toplumda ve her ortamda kıskanılır ama Türkiye”de bu kıskançlığın engelleme boyutlarına ulaştığı da olur. Çaresizlik duygusunun ve edilgenliğin henüz ortadan kaldırılamadığı, vasatlığın hâlâ “standart performans” olarak kabul edildiği ülkemizde, “başarı” neredeyse bir “suç” gibi görülür. Başarısızların çoğunlukta olduğu ülkede başarılı olma cüretini gösteren kişi, ilk sendelemesinde anasından doğduğuna pişman edilir…

Başarının 4 düşmanı


Zirveye yaklaşan yöneticinin tek bir amacı vardır. Bu amaç için tüm güçlerin seferber edilmesi, büyük bir dinamizm ve enerji yaratır. Zirve noktasına ulaşıldığında ise işler birden karışır. Başarının getirdiği olumlu duyguların tadı çıkarılırken, zirvede kalmanın ve daha yükseklere tırmanmanın sorunlarına kafa yorulmaz. Aşağıda görüldüğü gibi, yeni başarıların önündeki en büyük engel, sağlanan başarı olur:

Zafer sarhoşluğu: Başarıdaki kırılma noktası çoğu kez en parlak zaferlerin kazanıldığı günlerde ortaya çıkar. Ağır bir çalışma dönemi sayesinde kazanç rekorları kırıldığında üst yönetim kademeleri rahatlar. Yönetici, koltuğuna yaslanıp “Zaferin keyfini çıkarma günü geldi…” diye düşünür. Yönetim kadrolarına da yayılan bu ferahlama ile birlikte bazı şeyler aksamaya başlar. Başarı sarhoşluğu döneminde ihmal edilen aksaklıklar zamanla büyüyüp şirketin pazar payını düşürür.

“En büyük benim” inancı: Şirkette art arda önemli başarılar kazanan yönetici, bir süre sonra tüm kazanımların kendi kişisel yetenek ve becerisi sayesinde gerçekleştiğine inanır. Herkesin peşinde olduğu başarı formülünü ele geçirdiğini düşünen yönetici, sistemli ve bilimsel çalışmaya eskisi kadar önem vermez. Kendine hayranlığı nedeniyle kadrosunu vasat yeteneğe sahip elemanlarla doldurur ve sonunda başarısızlık kapıyı çalar…

“İkarus sendromu”: Belirli başarı dönemlerinden sonra yönetici kadrolarda işlerin hep yolunda gideceğine ve ufukta yeni başarıların olduğuna dair bir inanç yaygınlaşır. Gemicilerdeki engin denize açılma tutkusuna benzer bir duygu yöneticinin tüm benliğini sarar. Yönetici daha büyük hedeflere ulaşmak için bilinmeyen riskleri göze alıp güvenceli limanlardan iyice uzaklaşır. İşini kontrol edemeyeceği kadar büyütür, bilmediği sektörlere girer. İş hayatının beklenmedik fırtınaları koptuğunda ise enginlere açılan yönetici tek başına ve çaresizdir. Bu yöneticinin kaderi mitolojideki İkarus”un öyküsüne benzer. İkarus, bir hapishaneden kaçmak için babasının yaptığı ve vücuduna balmumu ile yapıştırdığı kanatları ile uçmaya başlar. Yere inmek yerine içinden gelen sesi dinleyerek uçsuz bucaksız göklere doğru yükselir. Güneşe yaklaştığında balmumundan kanatları eriyince yükseklerden denize düşer. Yüreğindeki yükselme hırsını denetleyemeyen yöneticinin kaçınılmaz sonu da düşüştür.

Şatafat ve şaşaa merakı: Büyük şirketlerde, gösteriş ve debdebenin işin bir parçası ve mülkiyetin tatlı bir meyvesi olduğu düşünülür. Başarı ve yüksek kazanç dönemlerinde patron veya genel müdür, helikopteri, yatı ve özel uçakları ile şaşaalı bir hayat tarzı sürmeye başlar. Bu tarz giderek diğer üst düzey yöneticilerce de benimsenir. Amerikalı yönetimbilim profesörü Andrew Ward, aşırı israfın şirkete verdiği zararı şöyle anlatıyor: “Aslına bakılırsa bu lüks harcamaların şirket kazancına oranı pek yüksek değildir. Ancak esas zararı ”aşırılık” verir. Patronun veya genel müdürün hayat tarzı diğer yöneticilerin de dikkatini dağıtır. Müdürler de, primlerin, ek gelirlerin ve statü sembollerinin peşine düşer. Masaların, sekreter odalarının büyüklüğü, hatta koltuğun lüksü ve pencere sayısı bile önemli olur. Saray entrikalarını aratmayacak kadar artan kıskançlık ve iç çekişmeler, yöneticileri gerçek hayattan, çalışanların sorunlarından ve tüketicilerin taleplerinden koparır. Aşırılığın pençesine düşmüş bir şirket en başarılı ve ihtişamlı döneminin de düşüşe geçer.”

Olumlu gidişi yönetmekte zorlanıyor

Osmanlı İmparatorluğu”nun ve Türkiye”nin ekonomik tarihi sayısız reform girişimleri ile doludur. Kriz ve savaş dönemlerinde en zor koşullara tahammül eden ve en sert önlemlere razı olan insanlarımız, işler iyiye gitmeye başlayınca birden değişir. Uygulanan reformlar sulandırılır, istikrar paketleri delinir ve tekrar başlangıç noktasına dönülür. Bu “sil baştan” alışkanlığı bir süre sonra reform bezginliği doğurur ve yöneticiler, köklü reformları uygulamaktan kaçınır.

1970-2001 arasında uygulanan 10 ekonomik istikrar programının, iyi bir başlangıçtan sonra yarı yolda terk edilmesi olumlu gidişi yönetmekte zorlandığımızı gösteriyor. “Türk gibi başla, İngiliz gibi bitir” sözünü haklı çıkaran bu zaafımız aşağıdaki nedenlerden kaynaklanıyor:

”Yalancı bahar”a aldanıyoruz: Geçmiş dönemlerde, ekonomide ilk düzelme belirtileri, nihai iyileşme işareti olarak algılandı. Bu yanlış algılama sonunda programların sulandırılması ve delinmesi ise verilen emeklerin ve gösterilen fedakarlıkların hep boşa gitmesine yol açtı.

Ekonomiye ilgisiz kalıyoruz: Önceki değişim ve reform programlarında, ekonomik sorunlara gereken önem verilmedi ve gündemin ilk sıralarında çoğunlukla günlük siyasi konular yer aldı. Bu yaklaşım reform çalışmaları için gerekli kitle desteğinin sağlanmasını zorlaştırdı ve reform çalışmalarından çark edildi.

Süreklilik sağlanamıyor: Farklı hükümetler, değişik programlar uyguladı. Birinin yaptığını, diğeri bozdu. Ekonomi bir deneme tahtası olmaktan hiç kurtulamadı.

Popülizme teslim oluyoruz: İşsizlik ve gelir dağılımının bozukluğu, halkın geçim durumunu kısa vadede iyileştirecek ama orta vadede kötüleştirecek, popülist önlemleri çekici kıldı. Özellikle seçim öncesi dönemlerde ipin ucu kaçırıldı. Bu tür ekonomik politikalar, ekonomideki başarıların sürdürülebilir olmasını önledi.

2001 Nisanında uygulanmasına başlanan son ekonomik program, yukarıdaki hatalar yapılmadığı için iyi sonuç verdi. Ancak iç ve dış ekonomik çevrelerde, hükümetin mevcut programı, ödün vermeden sürdürüp sürdüremeyeceği konusundaki endişeler, henüz tamamen ortadan kalkmış değil.

Galatasaray başarıyı neden yönetemedi

Sürdürülebilir başarı, iş dünyasında olduğu gibi spor dallarında da çok zor. Galatasaray, Real Madrid ve Liverpool gibi takımların, büyük zaferlerden sonra tökezlemesi, başarı yönetimindeki zaaflardan kaynaklanıyor. Bir dönem yönetimde başarılı olanlar, başarı yönetiminde zayıf kalınca, düşüş başlıyor. Zirvede kalmanın zirveye ulaşmaktan daha zor olduğu nedense unutuluyor.

Galatasaray örneğinde somutlaşan başarı yönetimi hatalarını şöyle sıralamak mümkün:

Başarının üstüne oturuldu: Zafer sarhoşluğu Galatasaray kulübünü, başarıyı devam ettirecek önlemleri uygulamaktan alıkoydu. Çevrenin övgü ve alkışlarının verdiği rahatlık nedeniyle, başarıların kendiliğinden devam edeceği sanıldı.

Takımın yenilenmesinde geç kalındı: Başarının devamı için, takımda başarılı olan kuşağın yenilenme sürecine, hedeflenen zirve ufukta göründüğünde start verilmeliydi. .Zirve mücadelesinin kahramanları yerine gelecek yeni kuşak futbolcular, böylece, yükselme döneminin havasını soluyarak deneyim kazanacak ve pişecekti. Oysa Galatasaray”da takımın yenilenmesi zirveye ulaştıktan sonra başlatıldı. Sonuçta başarı ister istemez çocuklarını ve yorgun savaşçıları yedi. Başarının kahramanları yerine yenileri de yetiştirilmediği için Avrupa başarılarının arkası gelmedi. Son aylarda Real Madrid takımında da görülen bu hata, başarı ivmesinin kırılmasına yol açtı.

Başarı kapitalize edilemedi: Spor sahalarında sağlanan zaferin, paraya çevrilmesi ve kulübün gelirlerini artırması başarılamadı. Başarı için yapılan harcamaları karşılayacak gelirler gelmeyince mali sıkıntılar kulübü zor durumda bıraktı.

Sistem yaklaşımı ihmal edildi: Yerel ölçüde başarılarda yıldızların, yetenekli kişilerin becerileri önemli bir rol oynayabilir. Ancak yıldızlar yalnız gökyüzünde kalıcıdır. Yeryüzündeki yıldızlar ise gelip geçici oldukları orta vadede kalıcı başarının temelini atamaz. Kurumların iyi işleyişini sağlayan ve üstün yetenekli kişilerin yetişmesine imkan veren bir “sistem” ise daima son sözü söyler. Galatasaray”da Fatih Terim”in ve yıldız futbolcuların başarıdaki rolünün abartılması ve sistem yaklaşımının ihmal edilmesi, zirvede kalmayı zorlaştırdı.

İş yönetiminin ilkeleri uygulanmadı: Kulüp yönetiminin performansının, futbol takımının başarı düzeyinin altında kalması da sorun yarattı. Günümüzde bir sektör haline gelen spor faaliyetinin, bir iş gibi yönetilmesi gerekirken, Galatasaray bir dernek gibi idare edildi. Oysa, kulüp yöneticilerinin, yatırımlar, borçlanma politikası, gelirlerin artırılması gibi konularda şirketlerin profesyonel yöneticileri gibi akılcı kararlar alması gerekiyordu…

Kaynak: www.pazardapazarla.blogspot.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND