Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarının yolu kişisel yol haritasından geçer!

”Ünlü İngiliz psikanalisti W.R Bion, meslektaşı Grotstein”e bir gün şöyle demişti: “Sen hayatın boyunca karşılaşacağın en önemli insansın.Bu önemli insana önem vermek ve kendinle iyi geçinmek zorundasın.” Bion”un vurguladığı gibi kendinizi iyi tanıdığınızda, kendinizle barışacak, başarı ve mutluluk hedeflerine daha kolay ulaşabileceksiniz.”Faruk Türkoğlu kişisel yol haritanız için öneriler…

Küreselleşme sonrasında en düşük maliyetle en yüksek kaliteli ürünü üretmek zorunda olan şirketler eleman alma çıtasını her yıl biraz daha yükseltiyor. Yöneticiler, işe adam alırken, piyasadaki ve tüketici talebindeki değişimi izleyebilecek yetenek ve beceriye sahip kişileri tercih ediyor. Bu ortamda gençlerin belirli bir kariyer stratejisi belirlemesi, kendisine yatırım yapması ve bir “yol haritası” çizmesi zorunlu hale geliyor. Yol haritasını çizerken aşağadaki konulara öncelik vermeniz gerekiyor:

-Her yol ayrımında, “iş”e neler verebileceğinizi, işin size neler sağlayabileceğini bildiğinizde ve bunların bir bilançosunu çıkarabildiğinzde, diğerlerine göre daha avantajlı olursunuz.

-Yol haritası çizerken, örneğin bir 5 veya 10 yıl sonra hangi noktaya gelmek istediğinizi açık seçik belirlemelisiniz.

-Hayat boyu öğrenmek, yeniliklere açık olmak ve yeni koşullara uyum sağlamak kişisel stratejinizin etkinliğini arttırır. İnternet ve uzaktan öğrenim tekniklerinin beşikten mezara kadar öğrenim için getirdiği yeni imkanlardan yararlandığınızda daha hızlı yol alabilirsiniz.

-Günümüzde “satmak”, satın almaktan daha önemli. Satış becerisini ve yeteneklerini geliştirmeye öncelik verdiğinizde, hedeflerinize ulaşma ihtimalini yükseltirsiniz.

-Belirli bir alandaki uzmanlaşmayı, geniş bir sosyal ve ekonomik kültür tabanına oturtabildiğinizde, iş yolculuğunda ortaya çıkan engelleri daha kolay aşabilirsiniz.

-Bir işte çalışırken, iş hayatında yıldızı parlayan diğer işleri yakından izlemek ve etüt etmek işsizlik dönemlerinizi kısaltabilir. Gölge iş (job shadowing) denen bu yaklaşım,bazen çıkmaza girmiş görünen kariyerinizin kurtarıcısı olabilir.

Gerçek iş hayatı, kariyer ile ilgili kitaplarda ve yazılarda vurgulandığı kadar tehlikesiz ve basit değildir tabii… Ekonomik krizler, pazar koşullarındaki değişiklikler, kişisel ve ailevi sağlık sorunları gibi olaylar, yol haritasında belirlenen hedeflere ulaşmanızı arada bir zorlaştırabilir. Bazen tüm kazanım ve başarımlarınız belirli bir anda yok olmuş görünür ve yola tekrar sıfırdan başlamanız da gerekebilir. Ancak kendinizi tanıdığınzda ve ne istediğinizi bildiğinizde kariyer yolculuğundaki tüm engebelere rağmen hedefinize er veya geç ulaşabilirsiniz.

Bir noktadan sonra gözünüzde büyüttüğünüz hedefin de o kadar da önemli olmadığını görürsünüz. Bilim-kurgu yazarı Ursula Le Guin; hayat ve iş yolculuğunun anlamını bakın ne güzel anlatıyor: “Yolculuğa başlarken siz, hedefe ulaşmanın önemli olduğunu düşünürsünüz. Ama hedefinize ulaştığınızda esas önemli olanın ”yolculuk” olduğunu anlarsınız.”

Önce kendi iç dünyanıza doğru bir yolculuk yapın
Ünlü İngiliz psikanalisti W.R Bion, meslektaşı Grotstein”e bir gün şöyle demişti: “Sen hayatın boyunca karşılaşacağın en önemli insansın.Bu önemli insana önem vermek ve kendinle iyi geçinmek zorundasın.”
Bion”un vurguladığı gibi kendinizi iyi tanıdığınızda, kendinizle barışacak, başarı ve mutluluk hedeflerine daha kolay ulaşabileceksiniz.

Aşağıdaki konular ve sorulara, aynaya bakarak veya kendinizi karşınıza alarak vereceğiniz olumlu cevaplar, sizin kariyer yolculuğunuzda nereye kadar yol alabileceğinizi gösterecek:

Kendini tanımak: Kendime dışarıdan bakabilir miyim? Kendi eksikliklerimi ve yeteneklerimi gerçekçi bir şekilde görebilir miyim?

Özgüven: İnsanlar ve sorunlarla karşı karşya kaldığımda yere sağlam basabiliyor muyum?

Sorumluluk: Çevremdekileri dinledikten sonra kendimi dinleyip son kararı alabilecek güçte miyim?

Hayalgücü: Alışalagelmiş çözümlerin işe yaramayacağı sorunlar ortaya çıktığında yeni çözümler üretebilir miyim?

Vizyon: Beynimdeki radar, geleceğin sisli ufuklarına nüfuz edebiliyor mu?

Analitik düşünce yeteneği: Zihin terazisinde olumlu ve olumsuz faktörleri ölçebilme yeteneğim var mı? Kısa ve orta vadedeki gelişmeleri ayırt edebiliyor muyum?

İş Zekası: İşin gerektirdiklerini kolayca kavrayabiliyor muyum? Ayrıntılara egemen olma ve işe kendi fikirlerimi katma konusunda yeteneğim var mı?
Başarı dürtüsü: Ortalarda dolaşmayı bırakıp hedefe doğrudan yönelme iradem yeterince güçlü mü?

İnisiyatif: Yapılması gereken işi tanımlama ve hemen harekete geçme yeteneğine sahip miyim?

Esneklik: Yeni durum ve düşüncelere göre yöntemlerimi hızlı bir şekilde değiştirebilir miyim? Düşüncelirim bir su gibi engeller arasından akıp gidebiliyor mu?

Ekip kimyasına uygunluk: Birlikte çalışma benim için ne ifade ediyor?

Enerji düzeyi: Çözümü sürekli kılacak bir kapasitem ve gücüm var mı? İlk günün heyecanınını son güne kadar sürdürebiliyor muyum?

Adanmışlık : İş ne kadar önemsiz görünürse görünsün elimden geleni son noktasına kadar yapabilir miyim?

Cesaret: Geleceğin tüm risklerine ve tehlitkelerine meydan okuyacak ve yoluna devam edebsilecekm kadar cesur muyum?

Kendini yetiştirme: Hayat boyu öğrenmeye ve öğrendiklerimi içselleştirmeye hazır mıyım?

Yerelleştirme becerisi: Evrensel doğruları, Türkiye koşullarına uyarlama konusunda gerekli becerilere sahip miyim?

İletişim yeteneği: Düşünce ve görüşlerimi etkili bir şekilde örgütleyebiliyor ve ifade edebiliyor muyum? Düşüncelerimi başkalarını ikna edecek şekilde açık ve anlaşılır bir şekilde anlatabiliyor muyum?

Dinlemeyi bilmek: Konuşma sırasını sabırsızca beklemek yerine, insanları dinlemeye ve anlamaya gayret edebiliyor muyum?

Küresel bakış: Rekabetin ülke sınırları dışına taştığı beir ortamda, yetenek ve bilgi düzeyim kürnesel okyanuslara yelken açmak için yeterli mi?

Başkalarına saygı: İnsanları güdülecek koyunlar gibi değil de saygı duyulması gereken iş ortakları gibi görebiliyor muyum?

Mutluluk: Yaptığım iş beni mutlu edebiliyor mu?

DOKUZ-BEŞ SORUNLARI

Ofisten üç portre

Bir işyerine gittiğinizde çalışanların tutum ve davranışlarını birbirinden ayıramazsınız. Bir hafta-on gün bir ofiste devamlı olarak bulunduğunuzda ise önce işkolikler, karanlıkta fosforlu elbise giymiş kişiler gibi hemen farkedilir. Zamanla gözleriniz verimini sitematik olarak düşük tutan kaytarıcıları da seçer. İşyerini ayakta tutanlar ise, işini elinden geldiğince iyi yapmaya çalışan sessiz çoğunluktur.

İşkoliklerin ortaya çıkardığı sorunları çözmek için, onlara bireysel görevler verip ekip çalışmasından uzak tutabilirsiniz. Böylece onlar çevrelerine zarar veremez. Kaytarıcılaraın bireysel iş yükünü kademeli olarak artırdığınızda ise, zaten kendisi işyerinde durmak istemeyecektir.

İşkolik, mutsuzluğunu çevreye de yansıtır

İşkolik, ilk bakışta çalışkan ve ciddi bir eleman gibi görünür ama zamanla çevresindekileri de huzursuz eder.

*O, hayatındaki boşluğu ve huzursuzluğu gidermek için işine aşırı ölçüde sarılır. İş onu uyuşturur ve gerçek hayattan koparır. Bu vatan kurtaran aslan rolüne soyunmuş kişi, sık sık yorgunluktan şikayet eder, gastritten ise hiç
kurtulamaz..

*Siz işyerine geldiğinizde, o masasının başındadır. Akşamları ona hiç “güle güle” demek fırsatını bulamazsınız.

*Yemek yerken bile onun aklı işinde kalır. Omzunda tüm şirketin yükünü taşıdığını düşündüğü için yüzünde aşırı ciddi bir ifade vardır. İşkolikliği yüzünden eşini şini ve çocuklarını ihmal ettiğinde daha da mutsuz olur.

*Yetki devrine inanmaz. Bir işi nadiren başkasına emanet eder. Emanet ettiğinde de bir gözü hep iş arkadaşının üstündedir. Üretilen işi de pek beğenmez. İşyerine verdiği emeğe göre az kazandığına inanır. Arkadaşlarının ise işi kaytardıklarını ve aldıkları parayı hak etmediklerini düşünür.

*O, bir stres jeneratöründen farksızdır. Onun bulunduğu her yerde stres vardır, geçtiği her yerde mutsuzluk izleri bırakır. İşkolik müdür veya elemanın yaydığı stres ışınları, işyerinden çalışanların evlerine kadar uzanır.

*Esasında bu aşırı işgüzarlığın temelinde korku ve güvensizlik bulunur. İşkoliklerin bilinçaltında işini kaybetme korkusu çok güçlüdür. Yıllık izin aldıklarında koltuklarını birileri kapacakmış gibi huzursuz olurlar.

Kaytarıcı, bir ”mikser” gibidir

Neşeli,sözü sohbeti yerinde olan kaytarıcı, gün geçtikçe ofisteki iş disiplinini darmadağın eder.
*Kaytarıcı, mazeret üretmekte çok ustadır. Hep onun bilgisayarı bozulur, hep onun dosyaları kaybolur.
*Sık sık değerinin bilinmediğinden yakınır. “Bu işyerinde motivasyon yok!” diyerek suçu üstlerinin üstüne atmayı pek sever.
“Gerçekten çalışmaya niyetlendiğinde ise müdürü ne dediyse onu yapar. İşine kendi beyninden ve gönlünden bir şey katmaz.
*Kendini olduğundan daha bilgili ve becerikli zannettiği için sömürüldüğüne inanır. “Bu kadar paraya, bu kadar iş çok bile…” düşüncesi ile verimini bilerek düşürür. Böylece bindiği dalı keser.
*Düşük verimini gözlerden uzak tutmak için, işyerindeki güç ilişkilerinden medet umar. Bazen bir “mikser” görevine soyunur ve işyerindeki ilişkileri içinden çıkılmaz hale getirir.
*İşkoliğin aksine kaytarıcının davranışı bulaşıcıdır. Onun “Boş ver abi ya, şirketin anahtarını sana mı verecekler” lafına kapılanlar olabilir.
*Onu sık sık telefonla konuşurken görebilirsiniz. Çay ve sigara molalarını da uzun tutar.
“İşyerine erken gelemedim bari erken çıkayım…” diyerek çalışma süresini iyice kısaltma eğilimindedir.
*Foyası meydana çıkınca iş değiştirir. Bir işyerinde uzun süre çalışmadığı için kalıcı başarı elde edemez.

Görev adamının icraatı gösterişinden fazladır

Neyse ki bir işyerinden çalışanların çoğunluğu, icraatı gösterişinden fazla olan görev adamlarından oluşur.
*Görev adamı, neyin önemli olduğunun ve önceliklerin farkındadır. İşleri önemli veya rutin diye ayırmaz. Her işi elinden geldiğince en iyi şekilde yapmayı amaçlar.
*Onun için çalışma süresinin kısalığı veya uzunluğu değil, işin eksiksiz tamamlanması önemlidir.
*Kendi erdem ve zaaflarını bilir. Bilgi ve beceri açığını gerekitğinde kendi başına tamamlar.
*Başkalarının ne yaptığı ile fazla ilgilenmez. Kendi kendisi ile yarışır. Hedefi her yıl öncekinden daha üretken olmaktır.
*Makamı ne olursa olsun, herkesin saygıyı hak ettiğine inanır. Başkalarının rolünü çalmadan ekip çalışması yapmaya yatkındır.
*Epey canlı olan sosyal hayatından ve kültürel uğraşlarından, işini daha iyi yapmasını sağlayacak ipuçları çıkarabilir. Öz eğitimini hayatı boyunca sürdürür.
*Mazeretlere sığınmak yerine önce kendi eksikliklerini araştırır. İşine gönlünü kattığı için fark yaratabilir.
*O, hiçbir iş başarısının, eşini ve çocuklarını sürekli olarak ihmal etmeye değmeyeceğini bilir.
*Her işin olumlu olarak sonuçlanmayacağını bilse de, her işe pozitif bir yaklaşımla başlar. Hatalarının sorumluluğunu üstlenir.En huzursuz anlarında bile çevresini mutsuz edecek davarnışlardan uzak durur.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND