Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarının sırrını merak etti, kitabını yazdı

Üniversite ikinci sınıfta kendine bir yol çizdi. O bir başarı misyoneri olacaktı. Bunun için alanında zirveye çıkmış isimlerin kapısını çaldı; başarı konusunda merak ettiklerini sordu. Edindiği ’birinci el’ başarı bilgisini bir kitapta topladı. İşte 20 yaşında ’başarılı kariyerin formülünü’ yazan Deniz Şenokur’un başarı öyküsü…

Deniz Şenokur henüz 20 yaşında iken Türkiye’nin en önemli iş adamı ve iş kadınlarıyla röportajlar yapmış üstelik bu röportajları kitaplaştırmayı başarmış bir genç yazar. Kitabının adı: Kariyer Öyküleri Bağlamında Başarıyı Yönlendiren Faktörler. Şu anda İngilitere’de eğitim hayatını sürdüren yazarla siz One Dergisi okurları için söyleştik.

“Kariyer Öyküleri Bağlamında Başarıyı Yönlendiren Faktörler” kitabınızın henüz bir öğrenciyken yazılması fikri nasıl gelişti ve bu kitabı yazmak fikrinin arka planında neler vardı?

Aslında çocukluğumdan beri her zaman aklımda bir kitap yazma düşüncesi vardı. Bu benim bir hayalimdi. Hatta o yıllarda küçük küçük denemelerim olmuştu, her ne kadar sonrasında okuyup gülümsediğim ve çocukça bulduğum yazılar olsa da…
Üniversite 2. sınıftayken özel bir şirkette staj yapmıştım. Stajım esnasında iş yapmayı öğrenmenin yanısıra, iş dünyasındaki davranış biçimlerini ve rolleri de anlamaya çalışıyor; küçük notlar tutuyordum. Bir gün fark ettim ki, yazdıkça yazıyorum, sorguladıkça daha çok sorularla karşılaşıyorum. Ama bu elimdeki notlarla bir genelleme yaparak iş dünyasındaki başarıyı formülize etmem mümkün olamazdı. Bu proje büyümeliydi ve sonunda başarılı bir kariyer formülize edilmeliydi. Bir de, bu formül teoriden uzak olmalıydı; hikayelerin içinden çıkan. Bana ait ve aradığım soruları, beni ikna edecek şekilde cevaplayan… Bunun tek yolu da, bu soruları Türkiye’nin en önemli iş insanlarına, yöneticilerine ve sivil toplum kuruluşlarının liderlerine sormaktı. Artık büyük resmi görebiliyordum. Tek yapmam gereken, renkleri keşfetmek ve tabloyu oluşturmaktı. Her zaman içimdeki bir kitap yazma hayalinin ilk adımını atmam gerektiğini yoğun bir şekilde hissederek bu yola çıktım.

Bu yola çıkmaya karar verdiğimde, fikrimi paylaştığım birçok kişinin bu çalışmanın pek olanaklı olamayacağını söylemesine rağmen, bana en büyük desteği Rektör Hocam Prof. Dr. Ali AKDEMİR vermişti. Bir kongre esnasında kendisiyle olan sohbetimizde kitap yazmak istediğimi söylediğimde vermiş olduğu olumlu tepki ise, bu çalışma esnasında benim en çok güç aldığım nokta olmuştur.

“Kariyer Öyküleri Bağlamında Başarıyı Yönlendiren Faktörler” içinde birbirinden saygın ve başarılı iş insanlarının kariyer öykülerini anlatıyor. İş hayatları bu kadar yoğun insanları röportajlara ikna etmeniz zor olmadı mı? Özellikle bir öğrenci olarak bunu başarmış olmanızı neye borçlusunuz?
Bu sorunun aslında bir algı yanılması olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanlar toplumda, ya da iş dünyasında öncü olan kişileri, farkında olmadan toplumdan soyutlaştırıp, ulaşılmaz bir noktaya koyuyorlar. Bu kitap yayınlandığı gün, hiç kimse bana bu kitabı nasıl yazdın, nasıl oluşturdun diye sormadı. Herkes bu kişilerle nasıl görüşebildin diye sordu. Oldukça yoğun bir programlarının olduğu şüphesiz… Ama şu gerçek de var ki, bu kişiler öğlen yemek yemek için, ya da yoğun iş temposu içerisinde bir kahve molası için zaman ayırmıyor da değiller. Eğer inandığınız bir projeniz varsa ve bunu sonuçlandırmakta kararlıysanız; sizlere mutlaka ki, zaman ayıracaklardır. Yeter ki, buna önce kendiniz inanın. Elbette randevu alma süreciniz kimi zaman oldukça uzun bir süreyi alacaktır. Bazen bir kişiyle görüşmek için yaklaşık altı ay asistanları ile iletişim halinde olarak, boş bir zaman beklediğim de oldu. Ama bu bekleyişler, söyleşi anıyla birlikte hayatımın en keyifli dakikalarına dönüştü. Öğrencilik ise, bu çalışmam esnasında benim için dezavantaj değil de bir avantaj oldu her zaman.

Kitabı oluştururken hedeflediğiniz neydi? Kitabın yayına girmesi ile birlikte hedeflerinize ulaşma noktasında ne gibi adımlar atmış oldunuz?
Birincisi; her zaman kendime ait bir kitabımın olmasını istiyordum. Bu benim hayalimdi.

İkincisi; üniversite eğitiminin, sadece kitaplar ve sınavlarla sınırlı olmadığının farkındaydım. Üniversiteli bir genç olarak, iş dünyasında başarılı olabilmeyi öğrenmek doğal bir ihtiyaçtı benim için. Okuduklarım kimi zaman kafamdaki soru işaretlerini gidermeye yetmiyordu ve şunu da biliyordum ki; birçok arkadaşım da bazı soruların cevabını merak ediyordu. İşte bu soruları tüm gençler adına birbirinden değerli büyüklere sorma misyonunu üstlendim kendime. Bunun sonucunda da, bu söyleşilerimi bir kitap haline getirecektim.
Üçüncüsü; bu kitabı, bana bu araştırmacı ve girişimci vizyonu kazandıran Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğrencisi olarak yayınlayacak ve üniversiteme ithaf edecektim.

22 Mayıs 2009 günü bu üç hedefimi de elde etmiş oldum. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İktisat Bölümü son sınıf öğrencisi olarak ilk kitabımı elime almış ve başarılı bir kariyeri kendimce formülize etmiştim.

Bir de şu yanılgıyı bir bakıma kırmış olduğumu düşünüyorum. Henüz 20 yaşında ve öğrenciyken iş dünyasını araştırarak bir kitap yazmanın ve birbirinden değerli bu kişilerle sohbet edebilmenin imkansız olduğunu düşünenleri, bu fikirlerinin doğruluğu konusunda bir kez daha düşündürmüş oldum. Bunu ben yaptığıma göre, tüm gençler yapabilirdi. Benim için en mutluluk veren şey de, şu anda birkaç arkadaşımın daha bir kitap projesi üzerinde çalıştığını bilmek. Bundan daha güzel bir mutluluk olamaz.

Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümü mezunusunuz. İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde olan imkanlara sahip olmamanıza rağmen bir kitap yazma fikrini Biga ölçeğinde neye borçlusunuz?

Ben Biga’da okumuş olmayı kısıtlı bir imkan olarak görmedim hiçbir zaman. Biga da olmak belki de hayatımın en büyük şansıydı. Bu, sizin dünyaya nereden baktığınız ve nasıl algılamak istediğinizle ilgili bir durumdur bence. Biga’nın İstanbul ve Ankara ölçeğinde düşünüldüğünde küçük bir yer olduğu doğru. Baktığınızda heybetli iş kuleleri, büyük devlet binaları da yok. Bunlar kesinlikle bir dezavantaj değil.

Biga’da, büyük şehirlerdeki üniversitelerde bulamayacağınız şeyler de var. İşte bu fırsatlar sizi farklı kılma noktasında en büyük temel taşlarıdır. Biga’da aklınıza düşen her soruyu istediğiniz her anda sorabileceğiniz bir öğretim üyesi kadrosu ile karşı karşıyasınız. Kapıları her zaman sonuna kadar açık, her öğrenciyle, her zaman paylaşacakları bir çayı olan… Bu bilim insanları kapıları açık sizi beklerken, siz buranın dezavantajlarını konuşmaya başlarsanız, kendinize bahaneler üretmeye başlamış olursunuz. Bir kitap yazmak, araştırma yapmak için bundan daha güzel bir zaman ve yer olabilir mi? Büyük şehirlerdeki hangi üniversitenin rektörü birçok danışmanlık yaptığı yüksek lisans ve doktora tezinin yanında, henüz üçüncü sınıfa yeni başlamış bir lisans öğrencisinin kitap yazacağına inanarak, ona düzenli olarak vakit ayırır, çalışmasını yakından takip eder?

Türkiye’nin en çok öğrenci topluluğuna sahip, Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Kongresi’ni geleneksel hale getirmiş, birçok akademisyenin, iş adamının, bürokratın, siyasetçinin sıkça ziyaret ettiği, 2010 yılında Dünya Üniversiteler Kongresini ilk defa gerçekleştirecek vizyona sahip bir üniversitede, ben istenildiği takdirde başarı karşısında dezavantaj olarak görülebilecek bir şey olduğuna, şahsen inanmıyorum.

Bir üniversite öğrencisinin yazmış olduğu bir kitabı edinenlerden ne gibi tepkiler aldınız? Türkiye’de üniversite öğrencilerinin kitap yazmak veya herhangi bir konuda girişimcilik teşebbüsünde bulunmak durumlarında karşılarına çıkan en büyük engeller sizce nelerdir?

Öncelikle ben hiçbir engel olduğunu düşünmüyorum. Biz sadece denemeye korkan bir gençliğiz. Değerli Mümin Sekman Hocanın “Öğrenilmiş Çaresizlik” ve “Cam Tavan Sendromunun” birer örnekleriyiz kimi zaman. Ben gençliğin istediği takdirde başaramayacağı bir şey olduğuna inanmıyorum, sadece elimizi taşın altına koymamız ve denememiz gerekiyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, bu son derece amatör bir çalışmaydı. Hatta bence, söyleşi yapmış olduğum birçok kişi, bu çalışmanın bir kitap olacağına inanmaktan çok, bana bir şans vermek istemişlerdi. Bu demek oluyor ki, aslında büyükler istendiği takdirde gençliğe şans vermeye hazırlar, eğer yanlarına gitmek için doğru yolu bulabilirsek. Kitap yayınlandığında ise, birçok kişi beklediklerinden çok daha iyi bir çalışma olduğunu ve çok hoşlarına gittiğini belirtti. Bu kitabı edindikten sonra bana ulaşarak çok keyifli mesajlar iletenler de oldu tabii. Örneğin bir genç arkadaşım “Fiba Holding’de çalışmayı çok istiyordum, meğerse Rusça öğrenmek avantajmış aradığımı buldum.” diye bir mesaj iletti bana. Amerika’da genç bir Türk girişimci arkadaşım da, bu kitabı okuduktan sonra benimle irtibata geçti ve şimdilerde hala görüşüyoruz kendisi ile. Bunlar gerçekten çok keyifli şeyler.

Kitabın oluşum sürecinde gerçekleştirdiğiniz röportajlar arasında sizi etkileyen, unutamadığınız bir an veya anınız nedir?

Bunu ayırt edebilemem çok güç. Çünkü her ismin kendi içerisinde bambaşka hikayeleri var benim için. Her söyleşi bambaşka bir keyif, bambaşka bir yolculuktu.

Deniz Şenokur’un geleceğe ilişkin planları nelerdir? Yazmış olduğunuz kitabın bu planlarınızı gerçekleştirmek konusunda motivasyon açısından size ne gibi olumlu/olumsuz etkileri oldu?

Bu kitabı yazmak bana çok şey öğretti; çünkü benim için bir öğrenme yolculuğuydu. Kimi zaman olumsuz durumlarla da elbette karşılaştım ve bunlara çözüm üretmeyi öğrendim. İş dünyasının işleyiş biçimini sorularla anlamaya çalışırken, bu dünya içerisinde bir proje gerçekleştiriyor ve yaşıyordum da aynı zamanda. Sonuçlandırabilmek ise, gerçekten çok mutluluk vericiydi. Bir çalışmayı sonuçlandırdığınızda, zaten bu sizin için büyük bir motivasyon oluyor. Bu, benim istediğim bir hayalimi gerçekleştirebileceğimin kendime olan bir kanıtıydı da.

Gelecek için her genç gibi benim de planlarım var elbette. Ancak bunları şu an belirli bir nokta olarak söylemek doğru olmayacaktır. Kafamda canlandırdığım büyük bir resim var sadece. Şimdilerde, o resme doğru adım adım yürüyorum. İşte bu resmin bir parçası olacağına inandığım için de bugün Londrada’ yım. Bir süreliğine eğitimime burada devam ediyor ve iş dünyası içerisinde tecrübe ediniyorum. Zaman içerisinde de değişen koşullar ve ortam karşısında yapabileceğimin en iyisini yapabilme çabası içerisinde olarak büyük resme doğru yürümeye devam edeceğim.

Henüz üniversite yıllarında bir kitap yayınlamış genç bir girişimci olarak üniversite öğrencilerine tavsiye ve önerileriniz nelerdir?

Bu söylediklerimi kesinlikle bir tavsiye değil, benim yaşadıklarımdan öğrendiğim küçük notlar olarak değerlendirin sadece. Üniversite öğrencilerine tavsiyede bulunacak bir tecrübeye sahip olduğumu düşünmüyorum çünkü.
Ancak, öğrencilik sıfatı bir insanın hayatında sahip olabileceği en güzel ünvan bence. Bu çalışmayı öğrenci olarak yapmış olmanın zor olduğunu düşünenlerin aksine, ben, öğrenci olduğum için daha kolay gerçekleştirdiğimi düşünüyorum. Eğer aklınızda bir projeniz varsa ve buna inanıyorsanız öğrenciliğin her zaman bir avantaj olacağını unutmayın. Bu öylesine güzel bir şey ki, dünyanın her yerinde taşıdığınız bu ünvanla talep eden ve öğrenmek isteyensiniz. Eğer bir hata yapmış olduğunuzu düşünüyorsanız dahi, bunu telafi edeceğiniz zaman sadece öğrenciliktir. Bundan dolayı, profesyonel dünyanın içerisinde girmeden, öğrenci olduğunuz sürece mutlaka bir şeyler üretin. Bir şeyleri doğru veya yanlış yapın. Yanlış da yapın ki, bunları düzeltin, eksiklerinizi tamamlayın. Sadece ve sadece kendinizi keşfedin sevgili arkadaşlar, kendinize başarmak için izin verin.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND