Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarılı patronların arkasındaki sekreterler konuştu!

Başarılı her patronun arkasında ona lojistik destek veren bir sekreter vardır. Türkiyenin en bilinen işadamlarının sekreterleri mesleklerini anlattılar…

yönetici asistanının becerileri, yönetici asistanı, sekreterlik

Her başarılı patronun arkasında başarılı bir sekreter olduğu muhakkak. Yöneticilerin sağ kolu olan sekreterler, şimdiki adıyla “yönetici asistanları” artık orta düzey bir yönetici gibi çalışıyorlar. Eskiden daktilo yazmak, telefona bakmakla sınırlı olan bu meslekte artık patronla aynı adımlar atılıyor, birlikte raporlar hazırlanıyor, yeri geldiğinde patron üst düzey toplantılarda temsil ediliyor.

Büyük patronların sağ kolları oluşturdukları çevre ve edindikleri bilgi birikimi için yöneticilerine çok şey borçlu oldukları konusunda hemfikir. Manajans’ın kurucusu Eli Acıman’ın 21 yıl asistanlığını yapan Nil Baransel, “Ben onun yanında 2 üniversite bitirdim” diyor.

Önceden sekreterlik insanların yüzünde gülümseme uyandıran bir meslekti. Algılama bu yöndeydi, çünkü bu işin magazini de çok yapılıyordu ama sekreterin zamanla işlevi, görevi her şeyi değişti. Sekreter artık yöneticiyi yöneten kişi haline geldi. Sadece telefona bakmakla yetinmeyip, gerektiğinde toplantılara girdi, onunla birlikte tutanaklar, sunumlar, raporlar hazırladı, istatistikler yaptı; yöneticinin yapması gereken işlerin çoğunu kendi üstüne alarak onun yükünü hafifletti. Sekreterlikte böyle bir şey yoktu eskiden. Sekreterlikten yönetici asistanlığına geçilince sekreter kelimesinin yarattığı kötü düşünceler gitti, bu iş artık bir meslek haline geldi. Şimdi üniversite bitirmiş, master yapmış kişiler yönetici asistanı olarak çalışıyorlar.” Bu sözler Çetin Emeç’in de sekreterliğini yapan Nebahat Ercan’a ait. Sekreterlik yıllarca küçümsenen bir meslek oldu fakat günümüzde sekreterler modern deyimiyle asistanlar, patronlarının bir adım arkasında, onların eli kolu, gözü kulağı gibi çalışan hatta onları üst düzey seviyelerde temsil eden çalışanlar. İshak Alaton’un 15 yıldır asistanlığını yapan Hülya Çınar, artık asistanların orta düzey bir yönetici pozisyonunda çalıştıklarını söylüyor: “Önceden bu meslek çok sevimli gözükmüyordu, çünkü yeterli donanıma sahip insanlar yoktu, ama şimdi bir adım öne gidildi, orta düzey bir yöneticinin olması gereken bilgi ve donanımına sahibiz, artık bu meslek dışardan da çok daha saygın gözüküyor. Patronunuzla aynı adımları atabiliyorsunuz ve dışarıya da bu elektriği verebiliyorsunuz.”

Bir asistanın görev tanımı içine her şey giriyor, sadece şirketle ilgili konular değil, patronun üye ya da kurucusu olduğu derneklerden, organizasyonlardan, iş-özel yaşam dengesine kadar her türlü detay asistanlarının kontrolünde. O nedenle iyi bir sekreterin iletişim ve analitik düşünme becerisine sahip olması, en az bir yabancı dil bilmesi ve büro otomasyonuna hakim olmasının yanı sıra iyi bir hafızaya sahip olması, empati kurabilmesi, ketum olması, diplomatik davranabilmesi bekleniyor. Sekreter başarılı bir yöneticinin sağ koludur diyen Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Büro Yönetimi Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilaver Tengilimoğlu, “Becerili yönetici asistanları yöneticinin başarısını artırır” diyor.

Yöneticiler araştırmacı ruha sahip sekreter arıyor
Türkiye’de Büro Yönetimi ve Sekreterlik eğitimi meslek liseleri, ön lisans ve lisans ve yüksek lisans düzeyinde veriliyor. Büro Yönetimi ve Sekreterelik Eğitimi veren ortaöğretim kurumlarının sayısı 147. Önlisans düzeyinde ise 64 üniversiteye bağlı 103 meslek yüksek okulu var, bunların toplam kontenjanı 7.502. Lisans seviyesinde eğitim veren tek kurum Gazi Üniversitesi bünyesinde bulunan Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Büro Yönetimi Eğitimi Bölümü. Türkiye’de görev yapan sekreter sayısı bilinmiyor ama kamu kuruluşlarında görev yapan sekreter sayısının az olduğu tahmin ediliyor. Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Büro Yönetimi Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilaver Tengilimoğlu, “Memur kadrosundaki kişiler görevlendirme ile sekreterlik görevini yürütüyorlar” diyor. Sekreterliğinde kendi içinde yönetici sekreterliği, tıp sekreterliği, hukuk sekreterliği gibi alt uzmanlık alanları olduğunu söyleyen Tengilimoğlu, “Büroda yazışma, telefonla görüşme ve randevu verme gibi rutin işleri yapan sekreter profili yerine yöneticiler, artık araştırmacı bir ruha sahip, yaratıcı, iletişim becerisi yüksek kişilere ihtiyaç duyuyorlar. Günümüzde artık işletmeler yönetici yokken büroları yönetebilecek, zamanı etkin kullanan ve en az 2 yabancı dil bilen sekreter ve yönetici asistanlarına ihtiyaç duyuyorlar.”

Çetin Emeç’in sekreteri: Nebahat Ercan
Sekreter inisiyatif kullanabilirse patronuyla iki kişilik bir ekip olur

Fransız filolojisi mezunu Nebahat Ercan, üniversite son sınıfta okurken gazetede gördüğü bir sekreterlik ilanına başvurarak mesleğe Hürriyet Gazetesi’nde müessese müdürü sekreteri olarak adım attı. Amacı okul bitene kadar biraz para kazanmak daha sonra kendi mesleğini yapmaktı ama kurumu ve işi sevince bu alanda çalışmaya devam etti. Çetin Emeç Hürriyet’e transfer olunca 1986’da onun sekreterliğini yapmaya başladı. Ercan, Hürriyet’in eski Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç için “Sekreter kullanmayı çok iyi bilirdi. İki kişilik bir ekip gibi çalışırdık. Benden ne beklediği, ne yapmamı istediğini önceden kararlaştırırdık. Ama hakikaten birlikte çalışmak zordu. Çetin Emeç ile çalışmak demek sabah 8’den akşam 10’a kadar onunla olmak demekti. Ailenizden, eşinizden daha çok birlikte vakit geçiriyorsunuz.” Nebahat Ercan’ın görevleri arasında bütün gazeteleri okuyup Çetin Bey’e bir arşiv hazırlamak da vardı: “Basındaki sekreterliğin kapsamı daha geniştir. Her zaman her şey çok hızlıdır.” Nebahat Ercan, Çetin Emeç’ten sonra 2 yıl Ertuğrul Özkök’ün ve daha sonra da Mehmet Yılmaz’ın sekreteri olarak çalıştı. Ercan, sekreterlikte inisiyatif kullanabilmenin çok önemli olduğunu söylüyor: “Eğer liderinizin temposuna uyamazsanız geri kalırsınız. Liderinizin bakış açısından bakabilmeli, lideriniz yoksa onun yerine karar verme inisiyatifini kullanabilmelisiniz. Ancak bu şekilde iki kişilik bir ekip olursunuz”

Bir sekreter için en önemli şeylerin başında kuşkusuz Türkçe geliyor. Nebahat Ercan da hem mesleğinin hem de Çetin Emeç ile birlikte çalışmanın getirdiği deneyimle kendisine yeni bir iş kapısı açtı. 4 yıldır TED İstanbul Koleji Vakfı’nın aylık dergisi Gazeteddy’nin editörlüğünü yapan Ercan, aynı zamanda kolejin basınla ilşkilerini de yürütüyor.

İshak Alaton’un asistanı: Hülya Çınar
En az orta düzey bir yönetici kadar bilgi düzeyine sahibiz

Hülya Çınar, Karadeniz Teknik Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Büro Yönetimi’nden mezun olduktan sonra sigorta sektöründe genel müdür sekreteri olarak işe başladı. Son 15 yıldır Alarko Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton’un asistanlığını yapan Çınar’ın asistanlık görevinin içinde İshak Alaton’un gerek şirket içi gerek özel yaşantısıyla ilgili her şey var. “Üst düzey bir yöneticinin yoğun iş programı nedeniyle zamanının iyi yönetilmesi çok önemli” diyor Çınar: “İshak Bey, Alarko ailesine dahil olduğum 15 yıl içerisinde bana bilge kişiliği, entelektüelliği ve inanılmaz çalışkanlığı ile muhteşem bir öğretmen oldu. Ender olarak rastlayabileceğiniz vizyonu, felsefe ve sanat bilgisi hem iş hayatımın hem özel hayatımın kalitesini arttırdı ve renklendirdi.” Hülya Çınar, günümüzde yabancı ortakların artmasıyla iş hayatındaki gelişmeye paralel olarak sekreter veya asistanların da en az orta düzey bir yönetici kadar bilgi ve beceriye sahip olması gerektiğini vurguluyor: “Kendini geliştirmenin sonu ve öğrenmenin yaşı yoktur. Bu yüzden entelektüel, kendini sürekli geliştiren, yöneticisi ile uygun adım gidebilen, onu anlayan, yaptığı bir hatayı tekrar etmeyen ve işini hayatında sahip olduğu birçok konunun üzerinde tutan kişiler bu meslekte başarılı oluyorlar. Yeri geldiği zaman o kurumun en üst düzeyde temsil edip, çok geniş bir sosyal çevreye sahip olabiliyorsunuz.”

Patronun kitabını yazan sekreter: Nil Baransen
“Kızım, neredesin sen? Ben nefes alıyorum, sen veriyorsun, sen veriyorsun, ben alıyorum. Yerinde yoksun, oksijensiz kaldım!” Bunlar, Manajans’ın kurucusu, reklamcıların duayeni Eli Acıman’ın, 21 yıl boyunca sekreterliğini yapan Nil Baransel’i her arayıp da bulamadığında söylediği sözler. Bu belki de iyi bir asistanın yönetici için ne ifade ettiğini açıklayan en güzel söz. Nil Baransel ile Eli Acıman’ın yolları 24 yıl önce kesişti. Nil Baransel, Şişli Terakki Lisesi’ni bitirdikten sonra 11 yıl boyunca bir tekstil firmasında genel müdür sekreteri olarak çalıştı. Bir değişiklik yapmak ihtiyacındaydı, gazetede bir ilan dikkatini çekti. Büyük bir kuruluş, Türkçesi mükemmel bir sekreter arıyordu. İlana 120 kişi daha başvurmuştu ve nihayet 5. mülakattan sonra Baransel, Eli Acıman’ın karşısına çıkabilmişti. Eli Acıman ile daha sonra onun kitabını yazacak olan asistanının serüveni bu şekilde başladı. Rahatsızlığı nedeniyle 2004 yılında işi kızına devrettikten sonra da Eli Acıman ve Nil Baransel kopmadı. Bu ilişkiyi bir nevi vefa ilişkisi olarak tanımlayan Nil Baransel, hálá haftada iki kez Acıman’ı ziyaret edip, ona gazete ve kitap okuyor. Nil Baransel, bu patron asistan ilişkisinin nasıl efsaneye dönüştüğünü şöyle anlatıyor: “Acıman’ın kendi tabiriyle, aramızda oluşan bu şey bir kimyaydı. Karşılıklı güveni kurduktan sonra korumak çok önemli. Hata yapılabilir, önemli olan tekrarlanmamasında. Kızsa da, bağırsa da arkamda dururdu ve “biz” nerede yanlış yaptık derdi hep.” Nil Baransel işe girdiği andan itibaren ona eleman seçme görevi de verildi. Hatta son yıllarda insan kaynaklarından sorumlu yürütme kurulu üyeliğine kadar yükselmişti. Eli Acıman işleri kızı Linda Acıman’a devrederken de onlara yardımcı oldu.

Baransel, Acıman ile çalıştığı dönemi şöyle anlatıyor: “Ben sabah 7.30’da 6 gazeteyi okuyup, Acıman’dan önce ajansa gidip köşe yazarlarını hatmetmiş olurdum. Bu köşe yazarı bugün bunu yazmış ama dün de başka bir köşe yazarı bunun tam tersini söylemiş diye olayları ona özetlerdim. Eli Acıman sayesinde hem kültür seviyem çok arttı, hem de bana çok büyük bir çevre açtı. Onun sayesinde pek çok siyasetçi ve akademisyen tanıdım. 1980 yılında işe girdiğimde hiç bilir miydim bir gün Eli Acıman’ın kitabını yazacağımı? Ben Acıman’ın yanında 2-3 üniversite bitirdim”. Baransel, Eli Acıman’dan sonra şimdi yine çok ünlü bir iş adamının kitabını yazıyor.

NEDİR SEKRETER?
Sekreterlik mesleğinin küçümsendiğinden yakınıyor Nil Baransel, “Nedir sektereter? Telefona bakan, bilgisayar kullanabilense eğer, ben hakikaten çok farklıyım. Asistan nedir, bilmiyorum, moda oldu bu kelime, Eli Acıman beni asistanım diye takdim ettiği için ben de kendimi öyle tanıtmaya başladım. Ama ben asistanlıkla da yetinmiyorum burnum çok daha havalarda. Ben onun ilacından o günkü ruh haline her şeyiyle ilgileniyorum. Mesela Eli Bey, karşıdan kahverengi elbisesiyle geliyor. Kahverengi elbise giydiği günler çok hırçın olduğunu tespit etmişim. O gün biraz uzak duruyorum!” Nil Baransel ailesindeki tek sekreter değil, bu iş ona ve kız kardeşine dedesinden miras. Nil Baransel’in dedesi Fahri Refiğ de Hürriyet Gazetesi’nde sekreter olarak işe başlamış, daha sonra Sedat Simavi’nin muhasebe müdürü olmuş. Ablası Ful Korman ise halen Şakir Eczacıbaşı’nın asistanlığını yapıyor.

Kaynak: www.haber.buroasistanlari.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Prokrustes’in Yatağı

yunan mitolojisi, toplum, temel aksoy, öykü, Manşet, makale, dogmatizm

“Prokrustes’in Yatağı” tarih boyunca tek tip insan toplumu üretme projelerinin ve dogmatizmin simgesi olmuştur. Bu terimin tarihte çok acımasız bir öyküsü de bulunmaktadır. Temel Aksoy bu makalesinde Prokrustes’in öyküsünü bizlerle paylaşıyor ve toplum üzerindeki etkilerini yorumluyor.

Prokrustes’in Yatağı

Yunan mitolojisine göre “Prokrustes, Atik Yarımadası’nda Eleuis’ten Atina’ya giden yol üzerinde yaşarmış. Yoldan geçen yolcuları evinde ağırlamaya davet edermiş. Yolcularla hoş bir muhabbetten sonra çok rahat bir yatağı olduğunu söyleyip yolcuları demirden yapılmış bir yatağa yatırırmış. Bu aşamadan sonra içindeki zorbalık hissi dışa vururmuş. Yolcuların boyu yatağa uzun gelirse, ayaklarının dışarı taşan kısmını kesermiş, eğer misafirin boyu kısa gelirse bu sefer de yatağa bağladığı misafiri mengene ile gererek uzatırmış.” (Metin Akgün)

Nassim Nicholas Taleb’in dediği gibi insan bir şeyi, bir fikri anlamak için zihnindeki mevcut kalıpları kullanır. Bunu yaparken de tıpkı Prokrustes’in kurbanlarını yatağın boyuna uydurması gibi gerçeği eğip büker, uzatıp kısaltır. 

İnsan fikirleri, olayları, neden sonuç ilişkilerini kendi zihnindeki hazır kalıplara dökerken aslında çok boyutlu karmaşık gerçekleri daha az boyuta indirgeyerek sadeleştir. Ama bu indirgeme işlemi sonucunda çoğu kez zihninde gerçekle alakası kalmamış bir suret oluşur.

Dağları üçgene, bulutları daireye benzetir. Gelir dağılımını çan eğrisiyle açıklar. İnsan ihtiyaçlarını Maslow piramitine indirger. Psikolojik bütün sorunlarının kökeninde Freud’un ödip kompleksi olduğunu zanneder.  

Bundan yıllar önce danışmanlık yaptığım bir şirketin genel müdürü kendisine anlattığım “marka arketipleri” yaklaşımından o kadar etkilenmişti ki izleyen yıllarda hangi konudan bahsetsek lafı dönüp dolaştırıp arketiplere getiriyordu.  

Prokrustes’in misafirlerini yatağın boyuna uydurmak için uzatıp kısaltması gibi insan da karmaşık fikirleri, anlamakta zorlandığı neden sonuç ilişkilerini zihnindeki mevcut kalıplara döker.  

Bir fikri, bir olayı anlamak için karmaşık olanı basite indirgemek büyük bir kolaylık sağlar ama bu yol çoğu zaman insanın gerçeği anlamamasına ya da yanlış anlamasına yol açar. Nassim Nicholas Taleb’in dediği gibi, bu zafiyet her faninin ortak özelliğidir.

Bu zafiyetin üstesinden gelmek her zaman mümkün olmasa da insanın böyle bir tehlikenin farkında olması bile çok değerlidir. Çünkü yanlış bir haritayla insanın kendi yolunu kaybetmesi kendine zarar verir ama yanlış haritayla bir toplumu ya da bir şirketi yönetmek çok sayıda insanın zarar görmesine neden olur.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dr. Bahar Eriş: Karakter, kabiliyet, kariyer üçlüsünün uyumu çok önemli

YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı

Aileler çocuklarına karşı nasıl bir yaklaşımda bulunmalı? Nelere itiraz etmeli, nelere etmemeli? Çocuklar nasıl eleştirilmeli? İşte çocuklarda yetenek gelişimi ve üstün yetenek eğitimi üzerine odaklanan yazar Dr.Bahar Eriş’in tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki röportajının tamamı…

Yaratıcılık için sıkılmak da gerekli

Üstün zeka ve yetenek eğitiminde uzman olan Dr. Bahar Eriş ‘Kaliteli, çocuğun gelişim aşamasına uygun planlanmış aktiviteler çocukları geliştirir. Ancak özkeşif ve yaratıcı düşünceye yer açmak için boş kalmak ve sıkılmak da gerekir’ dedi.

Üstün zeka ve yetenek üzerine çalışmaları olan Dr. Bahar Eriş, Mümin Sekman’la birlikte iki kitaplık “Çocuklar Nasıl Başarır” serisinin yazarı. İkili seri için, dünya çapında binlerce araştırmayı tarayıp yaklaşık bin 500 araştırmanın sonucunu okura sundu. Araştırmalarda, “Ödevini yap”, “Ders çalış”, “Kitap oku” komutunu vermekten yorulan anne babalara iyi haberler var. Yeni eğitim öğretim yılı başlarken Dr. Eriş’le konuştuk. Bahar Eriş, başarının formülünü bir cümlede özetledi: Karakter ve kabiliyet doğrultusunda bir hedef belirleyip, o hedef için bilinçli, disiplinli, sistematik bir biçimde çalışmak.

-Bütün incelediğiniz araştırmaları düşündüğünüzde başarının önde gelen sırrı ne?

Karakter, kabiliyet, kariyer üçlüsünün uyumu çok önemli. Karakter ve kabiliyet doğrultusunda bir hedef belirleyip, o hedef için bilinçli, disiplinli, sistematik bir biçimde çalışmak gerekiyor. Belirlenen hedef henüz karşılanmamış gerçek bir ihtiyacı da karşılıyorsa sonucunda başarı muhakkak gelecektir. Dünyada çözülmeyi bekleyen binlerce sorun var. Kendi hayallerine ve gerçeklerine en uygun olanı seçip o yolda azimle ilerlemek asıl mesele.

Bunu yapmak için irade de önemli bir bileşen. Araştırmalar çocukken sağlam iradeli olanların uzun vadede daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor. İyi haber şu ki irade kasları geliştirilebilir. Bunu mümkünse hayatın ilk beş yılında oturtmak en iyisi. Her ne kadar beyin hayat boyu değişen bir organ olsa da, temel yapımız bu dönemde şekilleniyor. Ağaç yaşken eğiliyor.

Sebat ve esneklik de başarıda kilit rol oynuyor. Bu çağda daha da önemli hatta: Hayat uzadıkça insanlar daha fazla kariyer geçişi yapıyor. Defalarca iş değiştiriyor, bazen defalarca şehir değiştiriyor, daha fazla zorlukla daha uzun süreyle mücadele etmek gerekiyor. Bu geçişleri yaparken kırılmamak, muson yağmurlarında yerlere kadar eğilip fırtınadan sonra tekrar dimdik duran bir bambu gibi esnek olabilmek çok büyük bir güç.

ERGEN BEYNİ HİZMET DIŞI

-Aileler, çocuklarına “ders çalış” demekle, “çok zorlamamak” arasında ikilemde kalıyor. Denge nasıl bulunacak? Örneğin ergenlik çağı, sınavların bol olduğu hassas bir dönem…

Ailelerin çocuklarının gelişim aşamaları hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor. Böylelikle beklentilerini buna göre şekillendirebilirler. Ergenlik insan hayatında çok önemli, bazen çok zorlu bir geçiş dönemi. Hani bazı web sitelerini açınca, karşınıza “bu sitenin inşaatı devam ediyor” diye bir uyarı yazısı çıkar ya, ergen beyni de inşaat halindedir ve geçici olarak hizmet dışıdır!

Bu dönemde cinsiyet hormonları şahlanıyor ama tüm suç hormonlarda değil. Hormonların en büyük suç ortağı, gelişimi halen devam eden beyin. Beynin ön tarafında frontal korteks dediğimiz bir bölüm var. Bu ön lob, planlama, mantık yürütme, karar verme, görevleri organize etme, şuur gibi işlevlerden sorumlu. Yani beynimizin patronu gibi. İşte beynin bu yönetici bölümü, ergenlikte müthiş bir değişimden geçiyor. İnşaat devam ederken patron ortada yok gibi düşünebilirsiniz.

Ergenlik dönemi bir “rafine etme” ya da “hassas ayar” süreci. Bu süreçte beyin kullan ya da kaybet ilkesini izliyor. Kullanılan bağlantılar kalıyor, kullanılmayanlar çöpe gidiyor. Yani çocuk sürekli bilgisayarla oynuyorsa, sürekli TV izliyorsa, bunların oluşturduğu sinaptik bağlantılar beyninde yerleşiyor. Kitap okuyorsa, enstrüman çalıyorsa, spor yapıyorsa bunların getirdiği beceriler güçleniyor. Çocuk ne ekerse, beyin onu biçiyor. Bu budama ve ince ayar süreci ancak 20’li yaşlarda tamamlanıyor. O döneme kadar ailelerin çocuğun prefrontal korteksi işlevini üstlenmesi gerek. Aklı henüz başında olmayan bir çocuktan beklentiyi yüksek tutmak da akılsızca olur!

KURALLAR GEREKLİ

Şimdi bütün bu bilginin üzerine düşünelim; ergen kişiye “ders çalış”, “ödev yap” gibi komutlar vermek ne kadar etkili olur? Yapılabilecekleri birkaç maddede özetleyeyim:

1. Bir kere çocukla sevgi ve güven ilişkisi kurmak için ergenliği beklememek gerek. Özellikle ergenliğe kadar olan dönem, beyindeki kalıcı bağlantıların yoğun olarak kurulduğu zamandır. Çocukken kurulan güçlü bağlar, ergenliğin fırtınalı günlerini daha az hasarla atlatmayı da sağlar. Çocuk ve ebeveyn arasında zaten sağlam bir ilişki varsa, o zaman ödev yapmak ve ders çalışmak konusundaki telkinleri çocuk daha fazla dikkate alır.

2. Ders çalış demektense onun çalışmasını motive edecek bir ortam hazırlamak daha etkili olur. Gürültüden uzak bir çalışma alanı, düzenli bir masa, TV ve bilgisayarın çocuğun odasında değil de evin ortak kullanım alanlarında olması, çocuğun beslenme ve uykusuna dikkat etmek, kural ve sınırların belli olduğu düzenli bir ev ortamı oluşturmak ailelerin yapabilecekleri arasında. Birkaç öneri daha:

Her şeyi üstünüze alınmayın. Ergenliğin birincil hedefi bağımsızlıktır. Bunun için anne babadan uzaklaşmaları, eskisi gibi davranmamaları normaldir. Bu uzak ve soğuk davranışlar sizi hedeflemiyor; biyolojik kökenli.

Bu dönemdeki aşırı heyecan ve tutku halini müzik, tiyatro, dans, spor gibi yararlı faaliyetlere kanalize etmekte fayda var. Daha çok yapılan faaliyetler daha kalıcı olduğu için, bu zamanı verimli değerlendirmek iyi fikir.

ELDE TELEFONLA TABLETLE ÇOCUK DİNLENMEZ

Davranışı kimlik haline getirmeyin. Onları eleştirirken “sen böylesin işte”, “senden adam olmaz” tarzı cümleler yerine, davranışın kendisini eleştirin. “Aptal mısın, bu havada böyle mi çıkılır” demek yerine “Bu havada bu kadar ince giyinmek akıllıca bir davranış değil” gibi bir uyarı, hedefi çocuğa değil davranışa yöneltir.

Kendi gençliğinizi hatırlayın. Çok mu akıllı usluydunuz? Cevabınız evet bile olsa, çocuğunuz ergenliğini sizden daha farklı yaşıyor olabilir. Ne olursa olsun onu anlamaya çalışın. Dinlerken göz teması kurun. Tüm dikkatinizi verin. Bir elinizde telefon, bir elinizde tablet varken dinler gibi yaparsanız, samimi olmaz. Fırsatı kaçırırsınız. Gerçekten ilgilendiğinizi belli edin.

Öfkeli anlarında onlarla laf yarıştırmayın. Onun yerine, “eminim kendini kötü hissetmişsindir”, “bu durumda ne yapacaksın?”, “bilmiyorum, sen ne düşünüyorsun?” gibi sorular sorun. Onları sevdiğinizi, ufak şeylerden tartışmak istemediğinizi söyleyerek durumu kontrol altına alın.

Ergenlik dönemiyle ilgili kitaplar okuyun. Kitaplar sistemli ve kapsamlı bilgi kaynaklarıdır. Bu dönemi kitaplarla daha iyi anlamaya çalışın.

İTİRAZ KREDİSİ TÜKENMESİN

Önemli şeylere itiraz edin. Her şeye itiraz ederseniz, itiraz kredinizi çabuk tüketirsiniz. Siyah oje sürmenin, tuhaf giysiler giymenin, saç uzatmanın, küpe takmanın kimseye zararı yok. Çoğunlukla da geçici hevesler. Bunlara toptan itiraz ederseniz, sıra daha ciddi ve zararlı alışkanlıklara geldiğinde, çocuğunuz sizi dinlemeyi çoktan bırakmış olabilir.

AKTİVİTENİN DE BİR SINIRI VAR

-Doğru olan hangisi, bol aktivite mi yoksa bol boş zaman mı?

Hayatta en hakiki mürşit, dozdur! Bir şeyi ilaç ya da zehir yapan dozudur. Kurslardan başını kaldıramamakla sürekli boş kalmak arasında sağlıklı bir aktivite dozu var. Kaliteli, çocuğun gelişim aşamasına uygun biçimde planlanmış aktiviteler elbette ki çocukları geliştirir. Bunu bir iki aktiviteyle sınırlamak iyi olur. Öbür türlü çocuk bir alanda sebat etmeyi öğrenemez.

Öte yandan özkeşif ve yaratıcı düşünceye yer açmak için boş kalmak ve sıkılmak da gerekir. Her anı bir aktiviteyle dolu olan çocuk, hayal gücünü devreye sokamaz. Kendini oyalamanın yolunu öğrenemeyince, iyi vakit geçirmek için hep dışarıya bağımlı kalır. Özgün bir şey yaratmak için zamanı da kalmaz.

Ünlü film yönetmeni Tarkovsky, gençlere şu öğütte bulunuyor: “…Herkesin çocukluktan itibaren kendi kendine vakit geçirebilmeyi öğrenmesi gerekir. Bu yapayalnız olmak anlamında değil, ama insan kendinden sıkılmamalı… Bana göre kendi kendileriyle olmaktan sıkılan insanlar, öz saygı açısından tehlikede demektir.”

Sıkıntı denen ve genelde istenmeyen o ruh hali içinden çocuğun gerçek arzularının, kişiliğinin, yaratıcılığının tüm berraklığıyla su yüzüne çıkışını izlemek, anne babaların çocuklarına yapabileceği en büyük iyiliklerdendir.

Ayrıca hayatta bazı başarılara ulaşmak için sıkıntılı dönemlerden geçmek gerekir. Örneğin dahi olarak bilinen insanların çoğunun olağanüstü başarıları, eğlenceden uzak, yoğun, monoton bir çalışmanın eseridir. Herkes dahi olmak zorunda değil elbette, ama şu bir gerçek ki, belli düzeyde bir başarıyı yakalamak için disiplinli bir çaba ortaya koymak gerekiyor. Bu da eğlenceli bir süreç değil. Bünyesi aktiviteye alışmış bir çocuk için bu zorlayıcı olacaktır.

-Mutluluk ve başarı tezat mıdır?

“Çocuk mutlu mu olsun, başarılı mı” soru kalıbının dayatma olduğunu düşünüyorum. Benim kafamda böyle bir ikilik yok. Hayallerine ulaşmak için azimle çalışmak, mutlu ve başarılı bir hayatın anahtarı.

Tabii burada bir miktar gerçekçi olmak da önemli. 3K’nın uyumundan söz ediyoruz: Karakter, kabiliyet, kariyer. Kişi kendi karakterinin, kapasitesinin, doğal yapısının bilincinde olup buna göre bir kariyer seçerse, sonuçlar başarı getirir. Aynı şekilde bir çocuğun mizacına ve kapasitesine saygı duyulur, eğilimleri yönünde desteklenirse, hem başarılı hem mutlu olacaktır.

ÜSTÜN ZEKALILIK EĞİTİMİ DE PİYASALAŞTIRDI

Milli Eğitim Bakanlığı, her yıl 1, 2 ve 3’ncü sınıflarda çeşitli ölçekler kullanarak üstün zekalı ve özel yetenekli öğrencileri tespit ediyor. Bu öğrenciler, lise son sınıfa kadar okullarının dışında ayrıca bilim ve sanat merkezlerinde özel eğitim alıyorlar. Eğitimin amacı yetenek keşfi ve ardından da yeteneklerin geliştirilmesi. Ancak son birkaç yıldır, BİLSEM “sınavı” da piyasalaşmaya başladı. Zeka testinde sorulan soruları önceden öğrenmeye çalışan veliler ve bu sorulara çalıştırılan çocuklar var! Üstelik sırf bu alanda kuslar da açıldı. Piyasada bolca kitap da var! Üstün zekalılar üzerine Boğaziçi ve Bahçeşehir üniversitesilerinde dersler veren Eriş, “Bu bir hazır bulunuşluk sınavıdır. Dolayısıyla çocuğu sınava hazırlamak, özel ders aldırmak, kursa göndermek gereksizdir. Bu yeteneklere sahip olan çocuk zaten sınavda aranan özellikleri sergiler. Ayrıca sınavda başarısız olan çocuk da her zaman yeteneksiz addedilmemelidir, çeşitli nedenlerden dolayı başarısız olmuş olabilir” dedi.

SİSTEM DEĞİŞECEK

Bu konunun ticarete dökülmesinin yanlış olduğunu belirten Eriş sözlerine şöyle devam etti: “Bu çocuklar sınava çalışarak belli bir başarı elde etseler de, oraya girdikten sonra zorlanırlar. Zamanla gerçekten yetenekli olan akranlarının yanında geri kalmaya başlayabilirler. Bu da psikolojik bir çöküntüye, motivasyon kaybına, başarısızlığa yol açabilir. Yetkililer de (sınavla ilgili) bu sorunun farkındalar. Bu konuda çalıştaylar yapılıyor. Kısa süre içerisinde BİLSEM sınavlarının içeriğinde değişiklikler yapılması planlanıyor. Bu sayede gerçekten orada olması gereken çocuklar orada olabilecekler.”

İKİ KİTAP 1500 ARAŞTIRMA

YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı
YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı

Bahar Eriş ve Mümin Sekman, iki kitap için binlerce araştırma taradı. Eriş, “Ben işin çocuk kısmını biliyorum, o da başarı kısmını biliyor; ortadaki ‘nasıl’ sorusunda buluştuk. Metaanalize dayalı, boylamsal, kaliteli ve kapsamlı araştırmaları dahil etmeye çalıştık. Çocukların başarısını etkileyen toplam 75 farklı faktörü inceledik. Her bölüm bir büyük araştırmayla başlıyor. O araştırmanın verileri, analizi, yorumu. Ardından farklı kaynaklardan başka araştırmalar geliyor, her bir bölümde en az 20 araştırma var” dedi. Kitapta her bölümün sonunda araştırmalara ilişkin yorumlama ve ailelere öneriler yer alıyor.

Kaynak: www.aydinlik.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kişisel markanızı yaratmak ister misiniz?

rakip, marka yönetimi, marka, Manşet, kişisel marka, izlenim, hedef kitle

Markanız sizi rakiplerinizden ayıran, hedef kitlenizin ve müşterilerinizin zihninde kalıcı bir izlenim yaratmanıza yardımcı olan şeydir. Peki kişisel marka nasıl oluşturulur? İşte yanıtı…

Kişisel Bir Marka Nasıl İnşa Edilir?

Serbest çalışanlar [freelancers] ve girişimciler için kişisel bir marka inşa etmek hiç bu kadar önemli olmamıştı. İnternete ve sosyal medyaya erişimi olan herkes bir hedef kitle oluşturabilir, kendini bir uzman olarak konumlandırabilir ve yaptığı iş için müşterileri kendine çekmeye başlayabilir. Birçok insanın yaptığı da tam olarak bu.

Upwork’ün yakınlarda yaptığı bir çalışma, Birleşik Devletler’de serbest [freelance] işgücünün genel işgücünden 3 kat daha hızlı büyüdüğünü ortaya çıkardı. Serbest çalışanların, 2027 itibariyle, Birleşik Devletler işgücünün çoğunluğunu oluşturması bekleniyor.

Çok sayıda insanın kendi girişimci ruhunu sahiplendiğini görmek güzel olsa da, bu aynı zamanda her serbest çalışanın, bağımsız tarafın ve girişimcinin yakında şimdikinden daha yoğun rekabetle karşılaşacağı anlamına geliyor. Kendinizi rekabetten farklılaştırmanın kilit noktası ise bir kişisel marka inşa etmek.

Neden her girişimci kişisel bir marka inşa etmelidir:

Uzmanlık alanınız etrafında (diyelim bir yazar, konuşmacı, yönetici, danışman ya da serbest çalışan olarak) bir iş [business] kurguladığınız sırada, muhtemeldir ki, kişisel bir marka inşa etme düşüncesi doğal olarak aklınıza gelir. İşinizin yüzü olduğunuz düşünüldüğünde, kişisel markanızı oluşturmanız oldukça anlamlıdır.

Markanız sizi rakiplerinizden ayıran, hedef kitlenizin ve müşterilerinizin zihninde kalıcı bir izlenim yaratmanıza yardımcı olan şeydir. Hedef kitlenizi cezbeden ikna edici bir kişisel markanın yokluğunda, kendinizi kârlı ve sürdürülebilir bir iş kurmak için debelenirken bulabilirsiniz.

Fakat kendi markasına sahip bir şirket (sözgelimi bir yazılım ya da fiziksel ürün şirketi) kuruyor olsanız bile, kişisel bir marka inşa etmenin kendine özgü yararları vardır.

Çoğu insan, belirli şirketleri takip etmektense, başka insanları takip etme eğilimindedir. Dolayısıyla, kişisel markanız için bir kitle oluşturmanız, şirketinizin bilinirliğini artırmanıza gerçekten yardım edebilir.

Elon Musk, örneğin, 3 şirketinin (Tesla, SpaceX ve SolarCity) toplamda sahip olduğundan daha fazla Twitter takipçisine sahiptir. Aynısı Richard Branson (Virgin), Arianna Huffington (Thrive Global), Gary Vaynerchuck (VaynerMedia) ve sayısız diğer başarılı girişimci için de geçerlidir. Hepsi de, şirketlerinin bilinirliğini artırmak ve daha fazla müşteri çekmek için sonuna kadar kullandıkları güçlü kişisel markalara sahiptirler.

“Bir girişimci için kişisel bir markaya sahip olmak şimdi hiç olmadığı kadar önemli. CEO’lar ve şirket/marka kurucuları için bir o kadar önemli olan, ön plana çıkıp kitleleriyle iletişim kurmaları. Sonuçta insanların iletiştiği, yine, insanlardır.”

–Kevin Stimpson

Kişisel bir marka inşa etmenin yararları:

-Güvenilirlik ve otorite:

Kişisel bir markaya sahip olmak kitlenize güven vermenize yardım eder ve sizi endüstrinizde bir otorite ve fikir lideri olarak konumlar.

-Medyada öne çıkın:

Kişisel bir markaya sahip olmak kendinizi tanıtmanızı ve kitle iletişim araçları (çevrimiçi yayınlar, dergiler, televizyon, radyo, podcastler vb.) tarafından bulunmanızı kolaylaştırır. Medya sürekli olarak içgörülerini kitleleriyle paylaşabilecek uzmanları arar.

-İletişim ağınızı geliştirin:

Kim olduğunuzu, ne yaptığınızı ve başkalarına nasıl yardım ettiğinizi açıkça ifade eden bir kişisel markanız olduğunda, bu, diğer insanların ve girişimcilerin sizinle iletişim kurmanın önemini görmelerini daha kolay hale getirir. İletişim ağınızı hızlı ve etkili bir şekilde hem çevrimiçi hem de çevrimdışı kurmak için kişisel markanızı sonuna kadar kullanabilirsiniz.

-Daha fazla müşteriyi kendinize çekin:

Sizi belirli bir endüstri ya da alanda başvurulacak uzman olarak konumlayan bir kişisel marka inşa etmek, ideal müşterilerinizden daha çoğunun dikkatini çekmenize yardım eder. Bir uzman olarak konumlandığınızda insanların müşterilere sizden bahsetmesi de kolaylaşır.

-Özel fiyatlandırma:

Güçlü bir kişisel markaya sahip olursanız, ürün ve hizmetleriniz için haklı olarak daha yüksek fiyatlar talep edebilirsiniz. Bir markanız olmazsa, fiyat rekabeti içindeki bir metaya dönüşürsünüz. Fiyatınızı düşürme potansiyeline sahip rakipler her zaman olacaktır.

-Kalıcı bir platform yaratın:

Zaman geçtikçe işinizde bazı değişiklikler olacaktır. Öyle ki, kariyeriniz süresince farklı endüstrilerde birden çok iş bile başlatabilirsiniz. Bir girişimden diğerine, ondan da öbürüne geçerken kişisel markanız sizinle kalır.

“Çevrimiçi olarak ortaya çıkan bunca içerik ve bir o kadar küçük iş düşünüldüğünde, bir insanın yüzüyle bağlantılı olan bir markaya hızlıca güvenmek çok daha kolaydır. Bir işletme markasıyla karşılaştırıldığında, kişisel bir markayla ilişki kurmak daha az bir zaman ve gayret gerektirir.”

–Pia Silva

7 Adımda Güçlü ve Verimli Bir Kişisel Marka Yaratmak

Düzinelerce girişimciye ve markalama [branding] uzmanına danıştıktan sonra, ideal müşterilerinizi kendine çeken güçlü (ve verimli!) bir kişisel marka inşa etmenize yardım etmek için 7 özel adımlık bir taslak çizdik.

Bunun yanında, adımlar üzerinde ilerledikçe kişisel marka stratejinizi geliştirmenize yardımcı olması için kullanabileceğiniz doldurulabilir bir Kişisel Markalama Çalışma Kitabı da hazırladık.

1. Temelinizi atın

Kişisel markanızı oluşturmanın ilk adımı, güvenli bir biçimde gerçekten dayanabileceğiniz bir zemin yaratmaktır. Buradaki anahtar ilke, gerçek olmaklıktır [authenticity].

Kişisel bir marka inşa etmenin bir kişilik yaratmak olduğu yönünde yanlış bir kanı mevcuttur. Ne var ki bir kişilik, tanımı gereği, aldatmacadır. Kim olduğunuza ilişkin doğru bir yansıma değildir, bu yüzden de, sahtedir.

Kişisel markanız sahte bir kişilik olmamalıdır. Markalama, kendinizi aslında olmadığınız bir şey gibi konumlamanız anlamına gelmez. Markalama dediğimiz şey, gerçek benliğinizi bir amaç doğrultusunda ve stratejik olarak kitlenize ve müşterilerinize teşhir etmenizdir. Kişisel markanız becerilerinizin, tutkularınızın, değerlerinizin ve inançlarınızın doğru bir yansıması olmalıdır.

“Sizi siz yapan özel şeyi bulmalı ve markanızı bununla ilişkilendirmelisiniz. Onu öylece icat edemezsiniz; o, gerçek bir şey olmalıdır (gerçi biraz abartılabilir ve hatta abartılmalıdır da).”

–Pia Silva

Halihazırdaki marka varlıklarınızın dökümünü çıkarın:

Güçlü bir marka temeli oluşturmaya halihazırda sahip olduğunuz marka varlıklarının dökümünü çıkararak başlayın. Söz konusu varlıkların kesişim noktası, kişisel markanızı inşa etmeniz gereken yerdir.

-Beceri ve yeterlikleriniz: Yaşamınız boyunca hangi becerileri edindiniz? Hangi eğitimleri, yeterlik belgelerini, sertifikaları ya da ödülleri aldınız?

-Tutkularınız ve ilgi alanlarınız: En çok hangi endüstri ve konularla ilgileniyorsunuz? Tutkunuz neye yönelik?

-Çekirdek değer ve inançlar: En önemli çekirdek değerlerinizden bazıları nelerdir? Neye inanıyorsunuz? Neyi savunuyorsunuz? Neye karşısınız?

Kişisel markalama temelinizin anahtar unsurları:

Bir kez halihazırdaki marka varlıklarınızı tanımladığınızda, sonraki adım kişisel markanızın anahtar unsurlarını bir araya getirmeye başlamaktır. Bunlar siz kişisel markanızı inşa ettiğiniz sırada kararlarınıza yol gösterecektir.

-Marka vizyonunuz: Nasıl tanınmak istiyorsunuz? Diyelim ki XYZ konusunda dünyanın en iyisi olacak olsaydınız, bu hangi konu olurdu?

-Marka misyonunuz: Neden kişisel bir marka inşa etmek istiyorsunuz? Amacınız nedir? Kimi etkilemek istiyorsunuz? Neyi gerçekleştirmek istiyorsunuz?

-Marka mesajınız: Dile getirmek istediğiniz anahtar mesaj nedir? Hangi mesajı içeriğinizde ve pazarlamanızda sürekli olarak pekiştirmek istiyorsunuz? Kitlenize yalnızca bir tane tavsiye verebilecek olsaydınız, bu ne olurdu?

-Marka kişiliğiniz: Markanızla ilişkilendireceğiniz kişisel özellik ve niteliklerden bazıları nelerdir? Daha gösterişli ve profesyonel olarak mı, yoksa daha kurnaz ve maceracı olarak mı algılanmak istiyorsunuz?

“Büyük bir marka kim olduğunuzu, neyi savunduğunuzu, piyasadaki yerinizi ve konumlanmanızı anlamanızla başlar. Hitap etmek istediğiniz hedef kitlenin ilgisini çekmek için yaratmanız gereken algı nedir?”

–Re Perez

2. Hedef kitlenizi belirleyin

Kişisel markanızı inşa ederken yapabileceğiniz en büyük hatalardan biri, herkese hitap etmeye çalışmaktır. Gerçekte, herkes sizin ideal müşteriniz değildir.

İdeal müşterilerinizi kendinize çekmek için, beraber çalışmak istemediğiniz kişileri reddetmeye hazır olmalısınız. Bu da belirli bir hedef kitle tanımlamak ve onları cezbedecek bir marka inşa etmek anlamına gelir.

Mantığa aykırı gibi görünebilir ama herkes tarafından sevilmeye çalışırsanız, kimse tarafından sevilmezsiniz. Göze çarpmak istiyorsanız ayrıştırıcı olmanız gerekir. Size maruz kalan ya da mesajınızı gören herkes sizi beğenmeyecek yahut sizi konuşmayacaktır ve bu gayet normaldir. Başarılı bir iş kurmak için herkese ulaşmanıza gerek yok. İdeal müşterilerinize ulaşsanız yeter.

“Güçlü bir kişisel markaya sahip olmak için bir şeyi savunmak, bazı şeylerin yapılışında belirli bir yola inanmak ve bu inançları platformunuzdan gururla dile getirmek zorundasınız. Bunu yapmayan markalar kitlelerinden kayıtsız bir reaksiyon alıp çabalarının neden eyleme dökülmediğini merak ederler.”

–Amanda Bond

Yapılmasını önerdiğimiz değerli bir alıştırma, kusursuz müşteri profilinizi (ya da diğer adıyla müşteri avatarınızı) oluşturmanızdır. Kusursuz müşterilerinizi arzu ve dertleri de dahil olmak üzere ne kadar iyi anlarsanız, gerçekten istedikleri ve gereksindikleri ürün ve hizmetleri yaratmaya o kadar iyi hazırlanırsınız.

İşte kusursuz müşteri profilinizi geliştirmenize yardım edecek bazı sorular:

-Nüfusbilimsel özellikler: Yaşları? Cinsiyetleri? Eğitim seviyeleri? İlişki durumları? Gelirleri? Meslekleri? vd.

-Arzu ve istekler: Nasıl bir gelecek arzuluyorlar? Hayalleri, hedefleri, istekleri ne?

-Sorun ve dertler: Neyle mücadele ediyorlar? Hedeflerine ulaşmaktan onları alıkoyan nedir?

“Güçlü bir kişisel markanın temeli, kitlenizi ve karşılaştığı problemleri ne kadar iyi anladığınızdır. Ancak bundan sonradır ki, neden umursadığınızı belirtebilir ve bu problemleri çözebilirsiniz. Sizi akıllara kazıyacak olan da budur.”

–Kyle Gray

3. Karşı konulamaz bir teklif sunun

Kazanç getiren bir kişisel marka inşa etmek için, hedef kitlenize satacağınız bir şeyiniz olmalıdır. Öyle bir karşı konulamaz teklifiniz olmalı ki, ya belirli bir problemi çözerken ya da belirli bir sonucu elde ederken kitlenize yardım etsin.

Birçok girişimci hatalı bir şekilde kendi istediği ürün veya hizmeti üretiyor, sonra da kimsenin böyle bir isteği olmadığını keşfediyor.

Kusursuz müşterinizi bir ürün ya da hizmet üretmeden önce tanımlamanın bu kadar önemli olmasının nedeni de bu. Kime yardım etmek istediğinizi tam olarak bildiğiniz zaman onlar için mükemmel çözüm olan bir teklif sunabilirsiniz.

Müşterilerinizin seveceği bir teklifi nasıl yaratırsınız:

Karşı konulamaz bir teklif yaratmanın ilk adımı, kendinizi her şeyden anlayan birinden [generalist] ziyade belirli bir alanın uzmanı olarak konumlamanızdır. Müşterilerinize çok belirgin bir sonuç vaat edin ve bu sonuca ulaşmalarında yardım etmek için özelleştirilmiş bir teklif tasarlayın. Belirsiz bir vaate sahip genel bir teklif kuşkusuz ki karşı konulamaz değildir.

Bir sonraki adımda sevdiğiniz şey, en iyi yaptığınız şey ve ideal müşterilerinizin en fazla istediği şey arasındaki kesişim noktasını bulun ve bu kriterlerin kesişiminde yatan bir teklif yaratın. Biz buna Karşı Konulamaz Teklif Formülü diyoruz.

Karşı Konulamaz Teklif Formülü:

Yapmayı sevdiğiniz şey + en iyi yaptığınız şey + kitlenizin en fazla istediği şey = karşı konulamaz teklif.

Bir kez karşı konulamaz bir teklifiniz olduğunda, bunu kitlenize açıkça iletebiliyor olmalısınız. İşte açık ve kısaca cevap verebiliyor olmanız gereken iki soru:

-Ne yapıyorsunuz? Bu soruya verdiğiniz cevap değer önerinizi oluşturur. Müşterilerinize aldığınız ücret karşılığında nasıl bir değer sağlıyorsunuz?

-Bunu nasıl yapıyorsunuz? Sürecinize, ürününüze ya da hizmetinize benzeri olmayan bir isim verin. Bu şekilde benzersiz bir isim verdiğinizde, rakiplerinizin aynı sonucu vaat eden olası tekliflerinden anında farklılaşır.

Sözgelimi bir Facebook Reklam Stratejisti olan Nicholas Kusmich, Facebook Reklamcılığı üzerinden daha fazla müşteriye ulaşıp gelirlerini artırmaları için işletmelere yardım ediyor. Onun yaptığı şey bu. Aynı şeyi yapan binlerce diğer Facebook Reklamcılığı uzmanından ayrışmasına yardımcı olması için şahsi bir süreç geliştirmiş ve buna “bağlamsal uygunluk” adını vermiş.

İşte internet sitesinin giriş sayfasından yaptığı işi rakiplerinden farklılaştıracak şekilde tarif eden bir ekran görüntüsü:

“İnsanlar kim olduğunuzu ve ne yaptığınızı mümkün olan en basit haliyle bilmek ister. O yüzden basit tutun. Beş ya da daha az kelimeyle kendinizi markalayabiliyor olmalısınız.”

–Grant Cardone

4. Kişisel internet sitenizi en uygun hale getirin

Kişisel bir internet sitesine sahip olmak, kişisel bir marka inşa etmenin önemli bir bileşenidir. Sosyal medyada güçlü bir mevcudiyete sahip olmak da önemlidir, fakat mevcudiyetinizi tesis ettiğiniz sosyal platformlar sizin olmadığı gibi, üzerinde denetime de sahip değilsinizdir. İnternet siteniz size ait olan, denetleyebildiğiniz bir platformdur ve birçok durumda, internet sitenizi ziyaret etmek hedef kitlenizin müşteriniz olmadan önce geçtiği adımlardan biri olacaktır.

İlk izlenimler kritiktir. Hedef kitleniz kişisel internet sitenizi ziyaret ettiğinde, kim olduğunuzu ve onlara nasıl yardım edebileceğinizi çabucak anlayabilmelidir. Doğru yere geldiklerini hissetmelidirler. Bu birkaç saniye içinde gerçekleşmez ise yeni ziyaretçilerin çoğu internet sitenizi terk edecektir.

Belki daha da önemli olan, internet sitenizin, gelişigüzel ziyaretçileri ödeme yapan birer müşteriye dönüştürmek için en uygun hale getirilmesidir. Bunu gerçekleştirmek için birtakım anahtar unsurlara gerek vardır ve bunların çoğu tam da internet sitenizle ilgilidir.

İnternet sitenizin giriş sayfasının anahtar unsurları:

Profesyonel bir logo: Adınızı profesyonel bir logoya dönüştürecek bir tasarımcı bulun. Grafik tasarım hizmeti arıyorsanız en iyi çevrimiçi iş araçları listemizde size birkaç tavsiyemiz var.

Değer öneriniz: Değer önerinizin (kime ve nasıl yardım ettiğiniz) giriş sayfanızda belirgin bir biçimde ve tercihen üst kısımda sergilendiğinden emin olun.

Profesyonel fotoğrafçılık: Birkaç fotoğrafınızı çekecek bir fotoğrafçı bulun. Bu fotoğrafları hem internet sitenizde hem de sosyal medya profillerinizde kullanın.

Sosyal tanıklık (medya, referanslar): Görünür olduğunuz yayımların ya da yayın organlarının logolarını ve müşterilerinizin tanıklıklarını ekleyin.

Açık bir eylem çağrısı: İnternet sitenizi ziyaret edenlere açık bir sonraki adım gösterin. Bu e-posta listenize kaydolmak, ücretsiz bir internet seminerine kayıtlanmak ya da ücretsiz bir danışma için başvurmak olabilir.

Kişisel marka internet sitesinin en iyi örneklerinden biri, dostumuz Jeanine Blackwell’in sayfası. İşte yukarıda bahsettiğimiz tüm unsurları içeren internet sitesinin giriş sayfasından bir ekran görüntüsü:

Kişisel marka internet sitesi için önemli diğer sayfalar:

İşte giriş sayfanıza ek olarak kişisel marka internet sitenizin içermesi gereken diğer önemli sayfalar:

Hakkında sayfası: Kişisel hikayenizi paylaşın. Bulunduğunuz endüstriye nasıl girdiniz? Hangi deneyim ve yeterliklere sahipsiniz? Kime yardım ediyorsunuz? Bunu nasıl yapıyorsunuz? Bunu neden yapmak istiyorsunuz?

İyi yazılmış bir Hakkında Sayfası örneği görmek için Chris Ducker’ın internet sitesine göz atmanızı öneriyoruz. İşte kişisel hikayesini paylaştığı Hakkında Sayfası’ndan bir ekran görüntüsü:

Ürünler/hizmetler: İnternet sitenizi ziyaret edenler için müşteriniz olmayı kolay hale getirin. Sunduğunuz tüm ürünleri, programları ve hizmetleri, haklarında daha fazla şey öğrenmek ya da satın almak için oluşturulmuş bağlantılar ile birlikte listeleyin.

Örneğin Sunny Lenarduzzi’nin “Benimle Çalışın” sayfasında ücretsiz kaynaklar, eğitmenlik programları ve çevrimiçi kurslar da dahil olmak üzere çeşitli teklifleri hakkında ilave bilgi sağlayan birçok açılır menü mevcut:

İçerik ve/veya ücretsiz kaynaklar: Blog gönderileri, podcast bölümleri, yardımcı videolar ya da ürettiğiniz veya önerdiğiniz kaynakların listesi.

İletişim sayfası: İnternet sitenizi ziyaret edenlere sizinle iletişim kuracakları belirli bir yol gösterin. İletişim kurma amaçlarına bağlı olarak seçecekleri farklı yöntemler sunun (e-posta, sosyal medya vb).

Gördüğümüz en iyi iletişim sayfalarından biri Lewis Howes’a ait. Gelen iletişim taleplerini düzenlemeye yardım etmesi için farklı soru tiplerine ilişkin farklı iletişim formlarına sahip:

“Tamamen kendinize dayanarak bir marka inşa ettiğinizde, kendi mavi okyanusunuzdan menfaat sağlayabileceğiniz bir zemin yaratırsınız — geleneksel rekabetçi güçlerden arınmış tek adaylı bir piyasa, faaliyette bulunabileceğiniz bir alan; zira rakiplerinizden hiçbiri size özel ve tescilli olanı kopyalayamaz, onun bir benzerini yapamaz.”

–Paul Ramondo

5. İçerik stratejisi oluşturun

Ücretsiz içerik yaratıp paylaşmak, markanızı inşa etmenin ve hedef kitlenizin güvenini kazanmanın en etkili yollarından biridir. Kitlenizi yardım edebileceğinize inandırmaya çalışmak yerine, onlara gerçekten yardım eden içerikler üretin. Bu bir güven tesis eder ve kendinizi endüstrinizde bir uzman ve otorite olarak konumlamanıza yardımcı olur.

Bugün en başarılı kişisel markaların (birkaç tanesini saymak gerekirse Grant Cardone, Marie Forleo, Gary Vaynerchuck vb.) kitlelerini oluşturup yetiştirmeye yardımcı olması için kaydadeğer miktarda çevrimiçi içerik yayımlaması tesadüf değildir.

Kişisel markanız için içerik stratejisi belirlemek:

Kişisel markanız için içerik stratejisi belirlemeye, hedef kitlenizin işine yarayabilecek potansiyel tüm konuların listesini çıkararak başlayın. Google’ın Keyword PlannerBuzzSumo ve Answer the Public gibi araçlarının hepsi de anahtar kelime araştırması yapmak ve popüler konuları keşfetmek için iyi araçlardır.

Hakkında içerik üreteceğiniz konuları bir kez listelediniz mi, sonraki adım hangi türde içerik üreteceğinize ve ürettiğiniz içeriği nerede yayımlayacağınıza karar vermektir.

Yaygın içerik türleri:

-Yazı/makale

-Video

-Podcast

-İnternet semineri

-Çevrimiçi kurs

-PDF halinde kılavuz, yapılacaklar listesi, çalışma sayfası

-Veri grafiği

-Slayt gösterisi

-Vaka çalışması

Yaygın içerik ortamları:

-Kendi blogunuz/internet siteniz

-Podcast dizinleri (iTunes, Stitcher vb.)

-Youtube

-Diğer blog ve çevrimiçi yayınlar

-Sosyal medya (LinkedIn, Facebook vb.)

-E-posta

-Slideshare

-Quora

“Fazlasıyla inandığınız bazı çekirdek temalar belirleyip bunların etrafında bir dizi içerik oluşturun ve sürekli olarak bunu yapmaya devam edin.”

–Sam Mallikarjunan

Kalite ve sürekliliğe odaklanın

İçerik pazarlamasının iş görebilmesi için kalite ve sürekliliğe odaklanmak önemlidir. Olumsuz dönüşler alabilecek içerikleri yayımlamayın ve ayrıca yeni içerikleri kitlenize hangi sıklıkla yayımladığınız konusunda istikrarlı olun. İçerik pazarlaması uzun vadeli bir oyundur fakat doğru yapıldığında inanılmaz yararlar sağlar.

İçerik yaratıp tanıtımını yapmak çoğu insanın zannettiğinden daha fazla zaman alır ve daha masraflıdır. Bu nedenle, 1–2 temel içerik türü (blog gönderisi ya da video gibi) ve 1–2 temel içerik ortamı (Youtube ya da Facebook gibi) ile başlamayı öneriyoruz. Bir kez temel içerik türü ve ortamlarından iyi sonuçlar almaya başladığınızda böyle devam edin ve daha fazla kişiye erişmek için diğer içerik türlerine ve ortamlarına yayılın.

“Güçlü bir kişisel marka uyumludur, açıktır, tutarlıdır, belirli bir kitleye hizmet etmeyi amaçlar. Kişisel bir marka bir girişimci için önemlidir çünkü bu, özgün mesajınızı paylaşmak ve kitlenizi cezbetmek için en iyi yoldur.”

–Jennifer Gottlieb

6. Görünürlük stratejisi oluşturun

Kendi platformlarınızda içerik paylaşmak kitlenizi kurmanın iyi bir yoludur fakat çok zaman alır. Kitlenizi oluşturmanın daha hızlı bir yolu kendinizi başka insanların kitlelerine sunmanızdır.

İşte görünürlüğünüzü artıracak yaygın bazı yöntemler:

-Röportaj ve halkla ilişkiler çalışmaları: Konuk uzman olarak podcastlerde ve sanal zirvelerde, ayrıca televizyon, radyo ve basılı dergi gibi geleneksel medyada söyleşi verin.

-Konuk yazarlık: Hedef kitlenizin okuduğu diğer blog ve çevrimiçi yayınlar için makaleler yazın.

-Kamuya hitap etme: Hedef kitlenizin katılım gösterdiği canlı organizasyonlarda, yerel buluşma gruplarında ve konferanslarda konuşmak için başvuruda bulunun.

-Ortaklık ve müşterek girişimler: Diğer insan ve şirketlerle karşılıklı olarak yarar sağlayan ilişkiler kurmak; yazarlık, röportaj, müşterek girişim, ortaklık ve müşteri yönlendirmesi de dahil olmak üzere önünüze bir dizi fırsat çıkarabilir.

“En büyük gelişme numarası kendinizi başlıca yayınlarda ön plana çıkarmaktır. Alanınızda otorite ve güvenilirlik inşa etmek istiyorsanız hangi yöntem en saygın markalardan birinin sizden bahsetmesini sağlamaktan daha iyi olabilir? Bu size derhal güvenilirlik katar.”

–Ulyses Osuna

7. Topluluk kurun

Büyük ve kapsamlı bir kitle oluşturmaya çalışmak yerine odağınızı belirli bir alandaki bir topluluğun lideri olmaya kaydırın. Hedef kitlenizin sınırlarını çizin ve onlar için birbirleriyle etkileşecekleri, fikirlerini paylaşacakları, birbirlerini destekleyecekleri ve size doğrudan ulaşabilecekleri bir topluluk kurun.

İşte markanız ve işiniz etrafında kurabileceğiniz bir topluluk için birkaç yöntem:

-Facebook grupları: Kitleniz ve/veya müşterileriniz için özel bir facebook grubu oluşturun. Bu size kitlenizle günlük bazda anlamlı sohbetler etme fırsatı vermekle kalmayacak, bir o kadar önemli olarak onlara birbirleriyle etkileşebilecekleri ve birbirlerini destekleyebilecekleri bir çevre sağlayacaktır.

-Canlı etkinlikler: Canlı etkinlikler düzenleyin ki kitleniz ve/veya müşterileriniz sizinle bizzat vakit geçirebilsin. Gündelik buluşmalar, özel akşam yemekleri, çalıştaylar, dinlenceler ve idare grupları, kitlenizle uzun vadeli ilişkilerinizi pekiştirmek için harika yollardır.

-Üyelik siteleri: Müşterilerinizin, sembolik bir ücret karşılığında, ayrıcalıklı içeriğe, size düzenli olarak ulaşabilecekleri canlı aramalara ve/veya internet seminerlerine, ve üyelere özel bir forum ya da grup aracılığıyla birbirleriyle etkileşim ehliyetine erişim sağlayabileceği bir üyelik sitesi oluşturun.

“Güçlü bir kişisel marka yüksek düzeyde etki sahibi olandır, kendisini takip eden insanlar üzerinde etki bırakabilendir. Buradaki kilit nokta sosyal medyayı ve diğer sosyal platform ve çevreleri kendiniz ve etkilemek istediğiniz insanlar arasında uygun ve anlamlı diyaloglar yaratmak için sonuna kadar kullanmaktır.”

–Mark Lack

Kişisel markanızı inşa etmeye başlayın

Girişimci olmak için daha iyi bir zaman olmamıştı. İnternet ve teknoloji sağ olsun, girişimciliğe adım atmanın önünde pratikte hiçbir engel kalmadı. Herkes çevrimiçi olarak bir marka ve kitle inşa edebilir, kitlesine satmak amacıyla ürün ve hizmetler üretebilir.

Bir serbest çalışan ya da girişimciyseniz, rakipleriniz olur. Kişisel bir markaysanız, ne ki, rakibiniz yoktur. Kişisel bir marka inşa ettiğinizde gerçek bir rekabet söz konusu olmaz. Sizinkilere benzer ürün ve hizmetler satan başka insan ve şirketler elbette olabilir, fakat onların hiçbiri siz değildir. Aslına bakılırsa tıpkı size benzeyen hiçbir insan yoktur dünyada. Bir birey olarak tamamen biriciksiniz.

Kişisel bir marka inşa etmenin etkililiğinin ardında da bu yatıyor. Kişisel bir marka inşa ettiğinizde kendinizi rakiplerinizden bir anda farklılaştırıyorsunuz çünkü rakiplerinizden farklısınız.

“Üzerine düşünelim ya da düşünmeyelim hepimiz kişisel bir markaya sahibiz. O zaman gelin hakkında biraz konuşalım. Bana kalırsa güçlü bir marka tanınabilir bir mesaja sahip olandır. Adınız ile beraber anılan bir şeye sahip olduğunuzda bu, algılanan rekabeti azaltır ve bu da muazzam bir şeydir.”

–Kathy Klotz-Guest

Yazar: Tyler Basu
Çeviren: M. Kaan Erdoğan
Kaynak:  medium.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 hafta önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND