Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarılı hekimliğin sırrı !

Memlekete hizmeti geçmiş kişiler için her şeyi yaparım !Dünyanın en iyi omurga cerrahlarından biri olarak parmakla gösterilen Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu, her gün ameliyathaneye girmeden önce yaklaşık 10 dakika böyle dua ediyor…

’Tanrım beni dürüstlükten ayırma, faydalı olabileceğim hastayı bana nasip et. Faydalı olamayacaksam en azından ameliyatta bana ve hastama sıkıntı gösterme…’
Dünyanın en iyi omurga cerrahlarından biri olarak parmakla gösterilen Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu, her gün ameliyathaneye girmeden önce yaklaşık 10 dakika böyle dua ediyor…
Cerrahlığın Tanrı vergisi olduğuna, ancak başarılı hekimliğin mutlu ve huzurlu bir yuvayla yakalanabileceğine inanan Prof. Dr. Hamzaoğlu, omurga ameliyatları dendiğinde sadece Türkiye’de değil, dünyada referans olarak kabul ediliyor. Birçok kişinin ameliyat olmak için kapısında kuyruk olduğu, ameliyat olmak için ancak 2-3 ay sonrasına gün bulabildiği Prof. Dr. Hamzaoğlu, gece-gündüz demeden haftanın 6,5 günü ya hasta bakıyor ya da ameliyat ediyor… Eğer yurtdışında bir kongrede değilse, günde 18 saati hastane geçiyor… Sadece o mu, yüzlerindeki gülümseme asla eksik olmayan 13’ü cerrah toplam 40 kişilik ekibi de onunla birlikte şifa telaşında…
Medyatik olmaktan hoşlanan biri değil Prof. Dr. Hamzaoğlu. Hastaları arasında Türkiye’nin çok ünlü simaları var ama onlarla ilgili demeç verdiğini göremezsiniz. Hastalarının kimliklerinden var olmuyor, sadece onlar iyileştiğinde huzur duyduğunu hissediyor. Bu yüzden var olan bütün zamanını hastalarına ayırmak isteyen bir doktordan röportaj randevusu alabilmek de çok zor. Ancak parmaklarını sanki sihirliymiş gibi kullanabilen bir cerrahın başarısının sırrını öğrenme isteğimize gem vurmamız da mümkün değil… Prof. Hamzaoğlu, görüşme isteğimizi geri çevirmiyor. Group Florence Nightingale Hastaneleri’nin İletişim Direktörü Leyla Tuzlalı’nın da yardımıyla, yoğun ameliyat programını düzenleyerek bizi ameliyathanede konuk ediyor.
İDEALİZM PARADAN DAHA ÖNEMLİ
Sekreterinin odasında, yoğun bakım kapısında, ellerini yıkarken, koridorda yürürken aklımızdaki her şeyi sorma şansını elde ediyoruz. 1 saat vakit ayırmışken 2 saate yayılan çok keyifli bir sohbete dönüşen röportaj sırasında anladık ki başarı tesadüfle, şansla elde edilmiyor… Paranın, şöhretin çok önemli olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Hamzaoğlu da ’İnsan severek yapmazsa, idealist olmazsa cerrahlık kolay yapılabilecek bir şey değil. Başarılı olma şansı da yok. Çünkü çok çalışmamız gerekiyor’ diyor… Bunu yazmamdan hoşlanmayacak ama onun bu idealistliğini bilenler, başarısını alkışlayanlar, elinin çaresizlere ne kadar çok uzandığını da iyi biliyor. Bu yüzden bazı işadamları da sessizce bu onurlu çabaya destek oluyor.
Ameliyathanesinin kapılarını AKŞAM Pazar’a açan Prof. Dr. Hamzaoğlu ile zirveye ulaşan yolculuğunu konuştuk…
n İnternet sitelerindeki forumlarda, Ekşisözlük’te hastalarınız sizi, hem cerrahi hem de kurduğunuz ilişkiler açısından dünyanın ilk üçü arasında değerlendiriyor. İyi hekimliğin anahtarı nedir?
Aile hayatı iyi olmayan bir hekimin başarı olacağına inanmıyorum. Evdeki huzurunun ve aile hayatının çok iyi olması, onu destekleyen aile bireylerinin olması gerekir. Bu yüzden karım ve çocuklarım benim en büyük şansımdır. Ardından da çok çalışmak geliyor.
n Alanında başarılı olmak isteyen genç meslektaşlarınıza nasıl bir tavsiyede bulunursunuz?
Hekimin uzmanlık eğitimi alacağı kliniğin çok iyi olması gerekir. İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği gibi dünyanın en fazla klinik tecrübesinin ve çok iyi hocalarının olduğu bir klinikte uzman oldum. Uzmanlık sonrası eğitimimi de ABD’de omurga cerrahisinde dünyanın en iyi ekibinin yanında yaptım. Genç hekimlerimizin uzmanlık sonrası eğitim için çok iyi bir merkezde 6 ay ila 1 yıl kalmaları ve çok fazla çalışmaları gerekiyor. Çünkü bu merkezler 20 hatta 40 yıllık tecrübelerini size aktarıyorlar. Mesleğe hazır olarak başlayarak, kendi ekolünüzü yaratabilirsiniz.
n Hala takip ettiğiniz kongre ve eğitimler var mı?
Yılda 6 ila 8 haftam yurtiçi ve yurtdışı toplantılarda geçiyor. Son 5 yıldır bizim konuşmamız için toplantılar organize edilmeye başlandı. Martta İtalya’da ardından Teksas’ta Skolyoz ve Omurga Cerrahisi toplantısı, Viyana’da Omurga Cerrahisi toplantısı, Hindistan’da yine bir organizasyon, Varşova’da Avrupa Omurga Cerrahisi toplantısı şimdiden bu yıl konuşmacı olarak davet edildiğim toplantılar…
AİLEMİ ARAYA KOYUP RANDEVU İSTİYORLAR
n Demek bu yüzden sizden randevu almak bu kadar zor oluyor? 2-3 ay sonrasına gün verebiliyormuşsunuz. Özellikle de skolyoz hastaları yakınıyor…
8 sekreterim var, üçü sadece randevularımla ilgileniyor. Ne benim ne de sekreterlerimin hiçbir suçu yok. Her gün ortalama 50 hasta müracaat ediyor. Hepsine bakma şansım yok. Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe ameliyat günleri. Ameliyatların ardından muayeneye vakit ayırıyorum. Cuma ve Cumartesi de hasta bakıyorum. Tabii bir toplantı için dışarıda değilsem.
n Hasta tercihini nasıl belirliyorsunuz?
Hastanın durumu acilse ve ben ameliyattaysam bile önce ekibimden birisi hemen ilgilenip bakıyor, ben ameliyattan çıktığımda ilgileniyorum. Öncelik acil, çocuk ve skolyoz hastaların; ikincisi doktor aileleri ve yakınlarının; üçüncüsü ameliyat ettiğim hasta çevremin ve yakın dostlarımın; dördüncü ise aciliyet durumları normal hastaların.
n Araya kimleri koyuyorlar? Ailenizden rica edenler oluyor mu?
Eskiden annemi devreye sokuyorlardı. Şimdi daha çok kardeşlerimden rica ediyorlar. Ailemin bütün fertleri, en yakın arkadaşlarım devreye giriyor. Sinop Ayancıklı’yım… O bölgeden gelen insanlara bir şeyler yapmak istiyorum. Ama bu her zaman olabilecek bir şey değil.
n Böyle bir yere gelebilmek için kaç yıllık bir çalışma gerekiyor? Nasıl bir emek harcadınız?
Ben çok varlıklı bir aileden geliyorum. Tıp okumam da büyük bir tesadüfle oldu. Ama gece- gündüz çalıştım. Romanlara sığmayacak zorluklarla karşılaştım. Çok büyük mücadeleler verdik ve çalıştık. Hala da çok çalışıyoruz. Şimdi de eğitmenlik yapıyoruz.
YURTDIŞINDAN EĞİTİME GELİYORLAR
n Siz bundan yıllar önce ABD’ye gidip eğitim görmüştünüz, şimdi de sizin yanınızda eğitim görüyorlar. Bu nasıl bir duygu?
İnsan yetiştirmek çok önemli. Hem Türkiye’de hem de yurtdışında omurga cerrahisinde referans merkezi olduk. Çok müracaat var. Şu anda Bahreyn’den bir cerrah yanımızda. Endonezya, Hindistan ve İtalya’dan da gelecek cerrahlar var. Türkiye’den ise gelen talepleri asla geri çevirmiyoruz. Kendi ülkemizin insanı ne kadar iyi eğitim alırsa, kendi insanımıza o kadar iyi hizmet verebilir. Genç meslektaşlarımızdan çok umutluyum… Ayrıca yurtdışındaki bazı zor vakalarda eğitim amaçlı ameliyatlar da yapıyoruz.
n Ameliyatlara nasıl hazırlanıyorsunuz?
Her sabah 06:00’da kalkıyorum. 07:00’de tüm ekip burada hazır oluyor. Toplamda 40 kişilik bir ekibiz. Bir gün önce ameliyat ettiğimiz vakaları değerlendiriyoruz. Ardından ameliyat edeceğimiz vakalara geçiyoruz. Nörolojik, radyolojik açılardan hastayı tekrar değerlendiriyoruz. Hastanın ailesiyle ve anestezi grubuyla konuşuyoruz. Bu ameliyattan ne beklediğimizi, riskleri anlatıyoruz. Akşam 19.00’dan sonra gece 22:30 ila 23:00’e kadar hasta muayene ediyorum. 23:30-24:00 arası evde oluyorum. Ayrıca Pazar öğleden sonra bütün ekip mutlaka hastanede buluşur, yurtiçi ve yurtdışı konuşmalarımızı göndereceğimiz yayınların yazılarını hazırlarız. Yazılarımız da büyük ilgi görüyor. Ülkemizin de tanıtımı oluyor. Yurtdışından bize çalışmak için gelen doktorların hepsi yayınlanan bütün yazılarımızı okumuş, etkilenmiş ve hazır olarak geliyorlar.
EN ZOR LEFTER’İ AMELİYAT ETTİM
n Zorlandığınız ameliyatlar oluyor mu?
Yakın olduğum hastalar özellikle de 65 yaşın üstü, yaşlı hastaysa manevi olarak zorlanıyorum. Anneannemin kalça kırığı ameliyatından önce zorlanmıştım.
n Özel olarak sizi çok etkileyen bir hastanız oldu mu?
Fenerbahçeli Lefter’in ameliyat süreci beni çok zorlamış ve kendimi baskı altında hissetmiştim. Ben koyu Fenerbahçeli’yim. Lefter, hayatım boyunca hayranı olduğum bir futbolcuydu. Düşünün; hayatını bacaklarıyla kazanmış, yıllarca oynadığı futbolla göz doldurmuş bir kişi neredeyse yürüyemeyecek bir hale gelmişti. Kalbiyle ilgili yapılan tetkikler de çok iyi mesajlar vermiyordu. Ya ameliyat çok olumsuz geçecekti ya da Lefter ameliyattan sonra yürüyüp gidecekti. Bunu Fenerbahçe Kulübü’yle, Başkan Aziz Yıldırım ile ve ailesiyle paylaştım. Çünkü karşınızda efsane biri var. 12 saatlik zorlu bir ameliyat oldu ama çok başarılı geçti. Şimdi yürümesiyle ilgili hiçbir olumsuzluk yaşamıyor.
HINCAL ULUÇ ÇOK BİLİNÇLİ BİR HASTA
n Fenerbahçeliyim dediniz ama yakında Galatasaraylı bir hastanız olacak; önümüzdeki hafta Hıncal Uluç’u ameliyat edeceksiniz. Yazılarından takip ettik, evden çıkamaz hale getiren ağrıları olmuş. Bu tarz dayanılmaz ağrılar birdenbire de ortaya çıkabilir mi, yoksa belli bir zamanda yavaş yavaş mı artar?
Hıncal Bey’in çok ciddi bir boyun fıtığı var. Daha önce gittiği arkadaşlarda teşhisle ilgili bir sıkıntı yaşamış. Maalesef de çok ağrılı bir süreç geçirmiş. Düşünün; 10-15 gün içinde Hıncal Bey’i çok yıpratmış bu ağrılar. Yaşam enerjisinin azaldığını hissettim. Birkaç problemini hallettik, ağrılarını kontrol ettik. Şu anda beklediğimiz, genel sağlığıyla ilgili vücudunun biraz düzene girmesi. Aksilik olmazsa, önümüzdeki günlerde ameliyatını yapacağız. Hıncal Bey hayatta gördüğüm en akıllı ve en kültürlü bir-iki insandan biridir. Onunla görüştüğümde çok bilinçli, kültür birikimi çok yüksek bir insanla konuştuğumu hissettim. Sosyal yönü çok yüksek, mesleki yönü tartışılmayacak bir insan. Sadece Hıncal Bey’e yapmamız gereken her şeyi vermeye çalışıyoruz. Hep şu düşüncedeyim: Bu ülkeye çok hizmet eden insan, hangi branşta olursa olsun, o hizmetin karşılığını en iyi şekilde almalı.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND