Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarılı ve birazcık da sosyalist!

Sivil toplum konusunda aile geleneğini sürdüren Pınar Eczacıbaşı Genç Yönetici İşadamları Derneği’nin (GYİAD) ilk kadın başkanı. Vedat Eczacıbaşı’nın kızı ve Bülent Eczacıbaşı ile kardeş çocukları. Çalışkan, konuşkan ve kahkahası içten bir iş kadını. Konumuna uygun olmayacak kadar da güzel. Eğitimin ise en önemli şey olduğunu düşünüyor.

Eczacıbaşı Ailesi’nde çoğunluk kimyacı. Siz bankacısınız ama Amerika’da kimya okumuşsunuz. Bu alanda niye çalışmadınız?

Türkiye’ye dönünce Eczacıbaşı’nın ilaç bölümünde staj yaptım. Sonra Boğaziçi Üniversitesi işletme bölümünde master yaptım ve bankacılık sektörüne geçtim. Aslında ben kendimi bildim bileli bankacıyım. 2001 sonundan itibaren de fon yönetimi ile ilgileniyorum. Schroders grubunun bireysel portföy yöneticiliği konusundaki temsilciliğini yönetiyorum. Eczacıbaşı ailesi sivil toplum faaliyetleriyle tanınıyor.

Siz de böyle bir kurumun GYİAD’ın ilk kadın başkanısınız. Pınar Eczacıbaşı’nın dünya görüşü nedir?

Ah evet genlerimizde var galiba. Ben, liberalim. Biraz sosyalist yanım da var. Açık görüşlü, yüzü batıya dönük yetiştirilme tarzım dolayısıyla çağdaş bir Türkiye düşü kuruyorum. Yani genel anlamda liberal düşünceli ve çağdaş biriyim ve bunu yansıtabileceğim bir yerdeyim. İlla ki milletvekili olmam gerekmiyor. Bu konumumla nasıl daha yararlı olabileceğimi düşünüyorum. Milletvekili olarak da bunu düşünecektim eğer meclise girseydim. Ancak sivil toplum örgütleri de hizmet üretilebilecek yerler.

YATIRIMI GENÇLERE YAPTIK

Bugünkü ekonomik gidişatı nasıl görüyorsunuz?

Türkiye son 5 – 6 senedir enflasyonla savaşma ve belirli bir büyüme rakamını yakalama anlamında bir trendi yakaladı. Bir takım taşların yerine oturtulduğunu görüyoruz. Finans sektöründe özellikle zayıfların ayıklandığı, daha kuvvetli, sermayesi yüksek bankaların ayakta kaldığı, nitekim bunların da yabancı sermayeyi Türkiye’ye çektiği malum. Enflasyon rakamları iyi ama istikrar çok önemli. Ancak halen yapılamayan bir vergi reformu var, tam anlamıyla çözülemeyen sosyal güvenlik sorunu, işsizlik ve istihdam sorunları mevcut. Mevcut cari açığımız, Demokles’in kılıcı gibi her dakika başımızda bekliyor. Bütün bunlar, Türkiye’deki sorunların çok temelden çözülmesi gerektiğini gösteriyor.

Son seçimlerde DP’den aday olmuştunuz.

Ben görüşüme yakın bir partiden gelen teklifi değerlendirdim. Ama orada beni asıl motive eden şey ANAP ve DYP’nin birleşmesiydi. Ne yazık ki başka unsurlar vardı, zaman dardı ve olamadı. Ama çok iyi bir projeydi. Ben bu işi rol model olarak yaptım. İş dünyasındaki kadınların politikaya daha sıcak bakması gerekiyor.

Kadınlar politikaya neden girmeli?

Nüfusun yarıdan fazlası kadın. Türkiye’deki kadınların da çok problemi var ama TBMM bunu yansıtmıyor. Bir defa meclis toplumun aynası olmak durumunda. Ama meclisteki kadın milletvekili sayısı çok az. İş dünyasındaki kadınların tecrübelerinin mecliste faydalı olacağını düşünüyorum. Ev kadını olmak önemli ama iş dünyasında yoğrulmuş bir kadının başarılı olduğunu görüyorum. Çok başarılı kadınlarımız var, niye bu tecrübelerini meclise yansıtamasınlar?

GYİAD’da politikaya atılmanızı nasıl karşıladılar?

Destekleyenler pozitif baktı, ama tarafsız olmam adına görüş bildirenler de oldu, o zaman da görevimi geçici olarak başkan yardımcısı arkadaşıma devrettim.

GYİAD’ın şu anki projeleri neler?

’Altın bilezikler’ diye bir projemiz var! Yani kolunda altın bileziğiyle mezun olan insanlar. Kendi işini kurmak isteyen kişilere, girişimcilik eğitimleri vermeye devam edeceğiz. Biz bir rapor hazırlıyoruz bu konuda, bu raporu Milli Eğitim Bakanlığı’na sunacağız. Neden mesleki eğitim? Nasıl ele alınmalı, neler yapılmalı, nasıl teşvik edilmeli? Yani üniversiteye giden öğrenci askerlikten muaf tutuluyorsa, mesleki liseler de muaf tutulmalı. Bunun sanayinin de ihtiyacını karşılayacağını düşünüyorum. Türkiye’de işsizlik var derken, Kayseri Sanayi Odası başkanı dedi ki , ’biz burada gazetelere günlerce ilan veriyoruz, tornada, tezgahta çalışacak adam arıyoruz, bir tane başvuran çıkmıyor! Şimdi bu, Türkiye’de işsizlik yok demek mi? Hayır tabii, o işe talep yok! Çünkü siz bir sürü mühendis yetiştiriyorsunuz. Bunlar sanayiye pahalı elemanlar. Sanayinin pahalı elemana ihtiyacı yok!

SERMAYEYE FİKİR GEREK

Almanya gibi yani?

Aynen öyle! Almanya bunun en güzel örneği. Almanya’nın 2. Dünya savaşından sonra nasıl mucize yarattığı konuşulur hep. Eğitim sistemi! Türkiye’de meslek okulu seferberliği yapılmalı! Bizde iş dünyasıyla, akademik dünya öyle uzak ki. Almanya’da öğrenciler üç gün okula gidiyor, iki gün bir iş yerinde çalışıyor. O öğrenci okuldan çıktığında bir süre şeye hazırlanmış oluyor zaten. İkincisi, işsizliğin çözümünde en büyük eksiklerden biri, yaratıcılığın kullanılmaması. Dedik ki, yaratıcı güç varsa, biz de sermaye yardımı yapacağız, mikro kredi vereceğiz. Kemal Derviş’in başında olduğu UNDP ve TEB den destek alıyoruz. GYİAD onlara danışmanlık hizmeti veriyor. Bilkent Üniversitesi’nde, teşvik etmek amaçlı, ’Fikrini bul, işini kur’ yarışmasını başlattık.Öğrenciler bir fikirle geliyor. Akbank, bu yarışmaya sponsor oldu. Birinci, ikinci, üçüncüye belirli bir miktar para ödenerek işini kurması sağlanacak.

Mecliste olsaydınız, neyi yönetmek isterdiniz?

Eğitim tabii. Bir de, kültürel varlıklarımızın heba edilmesi beni çok üzüyor.

Kültür merakı sizin ailede var galiba?

(Kahkahayla) Evet galiba öyle. Bu da genlerimizde var.

İş dışında ne gibi aktiviteleriniz var?

Yoğun bir sosyal hayatım var. GYİAD’dan dolayı katıldığım seminerler, konferanslar oluyor. İş dışında spora vakit ayırmaya çalışıyorum, güncel sinemaları ve klasik müzik konserlerini takip etmeye çalışıyorum. Arada mutlaka seyahat etmeye çalışıyorum. Özellikle spa merkezlerini seviyorum hem sağlık hem dinlenme açısından çok hoşuma gidiyor. Hafta sonu Sapanca gibi bu konuda başarılı ve İstanbul’a yakın yerlere gidiyorum. Şimdi kayak mevsimi hafta sonu Uludağ çok kafamı dağıtıyor. Yılda bir kez yurtdışında bir kayak merkezine gidiyorum. Yemek yapma konusunda çok başarılı değilim ama kurslara gittim özellikle yeni gurme yemekleri yapmayı deniyorum. Son zamanlarda futbol maçlarına da gider oldum. Beşiktaşlıyım ama Galatasaray’a sempatim var.

Bir gün nasıl geçiyor?

Sabah erken başlıyor. Evde önce yoga yapıp (10-15 dakika) daha sonra işimin başında oluyorum. Özel bankacılık yaptığım için sık sık müşteri ziyaretlerim oluyor. Günümün birkaç saati GYİAD ile ilgili işlerle geçiyor. Akşam mutlaka spor salonuna gidiyorum. Daha sonra arkadaşlarımla bir programım yoksa genelde evde güncel ve kendi konumla ilgili okuyorum ya da TV izliyorum. Gece 12 gibi uyumaya çalışıyorum.

Güvendiğiniz dostlarınız var mı?

Az sayıda dostum var. Çocukluğumdan beri arkadaşlarım olan dostlarım ama sayıları 2-3’ü geçmez. Kolay sır paylaşan biri değilim bu dostlarım bana yetiyor.

Çok aceleciyim

İş dışında neyle ilgileniyorsunuz?

Kayak, su kayağı ve binebildiğim ölçüde at, sanatsal film seyretmek (ist festivali vasıtasıyla görebiliyorum) seyahat etmek ve yöresel yemekleri denemek. İtalya’da eski küçük kasabaları çok gezdim. Siena’yı, Toskana bölgesini ve yemeklerini çok seviyorum. Taverna kültürünü ve müziğini severim. Uzakdoğu yemeklerini severim. Japon yemekleri gittikçe daha çok ilgimi çekiyor. Bizim kültürümüze uzak kültürleri tanımak, insanlarla haşır neşir olmak hoşuma gidiyor. İşim gereği hep yurtdışı işlerle alakalı çalıştığım için ve öğrenim sürecim de Amerika’da geçtiği için yabancılarla zorlanmıyorum. Hayvanlara bayılıyorum. Evde bir kedim var çocukluğumda da hep köpeğim ve kedilerim oldu. Modayı takip etmeyi ve alışverişi severim her kadın gibi.

Nasıl birisiniz? Sakin mi, sinirli mi, esnek mi, aceleci mi?

Mükemmelliyetçi bir tarafım var. O yüzden istediğim gibi gitmeyen işlerde sinirli olabiliyorum. Şu aralar sigarayı bırakmaya çalışıyorum o da sinirli yapabiliyor. Sigarayla yıllardır bir barışık bir dargın ilişkimiz var. Sonuç odaklı düşünürüm. O yüzden aceleci bir tavrım var iş hayatında.

Hiç evlendiniz mi?

Hayır (gülümsüyor)

Peki evde yemek yapar mısınız?

Ufak tefek şeyler yaparım ama öyle çok teferruatlı şeyler değil.

Peki el işleriyle aranız nasıl?

(Kahkaha atıyor). Hiç yapmadım, ilgim olmadı. (Pek emin olmayan bir ifadeyle) galiba evin biraz haşarı çocuğuydum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Paranın ne kadarından sonrası mutluluk getirmiyor?

para mutluluk getirir mi, para ile mutluluk arasındaki bağ, istanbul'da yaşam

Para ile mutluluğun pozitif bir ilişkisi var. Fakat mutluluğun ilişkide olduğu toplumsal değerler de var. Sizce uzun vadede hangisi daha çok mutluluk getiriyor?

Prof. Murat Şeker: İstanbul’da mutluluk sınırı 8 bin lira

“Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker, ‘Mutluluk Ekonomisi’ üzerine yaptığı son araştırmasında, İstanbul’da 7 bin 500 kişiyle yüz yüze görüşüldüğünü, mutluluk ile gelir arasındaki ilişkinin araştırıldığını açıkladı. Şeker, “İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor. Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözleniyor” ifadesini kullandı.

Araştırmaya katılanlara genel olarak mutluluk düzeylerini belirtmeleri istendiğinde yüzde 15’inin mutsuz olduğunu, yüzde 48’inin ne mutlu ne mutsuz olduğunu, kendini mutlu hissedenlerin oranının ise yüzde 37 olduğunu aktaran Şeker, “İstanbul’da mutluluk düzeyi 10 üzerinden yapılan değerlendirmede ortalama değer 5.8 olarak saptandı” diye konuştu.

Prof. Dr. Şeker, uluslararası çalışmalarda sorgulanan günlük deneyimlerin, bu çalışmada da sorgulanarak analiz edildiğini ifade ederek şunları aktardı:

“Buna göre İstanbullular arasında ‘dün kahkaha attım’ diyenler yüzde 43, eğlenenler yüzde 48, kendini mutlu hissedenler ise yüzde 52 oranında temsil edildi. Buna karşılık üzgün olanlar yüzde 41, endişeliler yüzde 40, stresli olanlar ise yüzde 44’te kaldı. Mutluluk ile yaş arasındaki ilişkiye bakıldığında ise yaş azaldıkça mutluluk düzeyinin yükseldiği ortaya çıktı. Özellikle 15-24 yaş arası gençler, 40’lı yaşlardakilerle kıyaslandığında göreceli olarak kendini daha mutlu hissediyor.”

Evli – bekar farkı var

Kadınlarla erkekler arasında mutluluk düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Şeker, ancak evli olanların bekarlara göre kendilerini daha mutlu algıladığını söyledi.

Prof. Dr. Şeker, araştırmaya katılanların gelirleri ile mutluluk algısına ve günlük deneyimine ilişkin sorulara verilen yanıtlar birlikte incelendiğinde, gelir artışının bir noktaya kadar mutluluğu artırmada etkili olduğu, ancak devamında gelen gelir artışının mutluluğu artırmakta yeterli olmadığının görüldüğünü söyledi.

Uluslararası literatüre uygun bir şekilde sonuç aldıklarını belirten Prof. Şeker, sözlerine şöyle devam etti:

“İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor”

“İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor, ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözlendi. Bu durum İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor.

İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandı, yaşanabilirlik düzeyini gösteriyor.

Başka bir deyişle aylık gelir 2 bin TL’den 3 bin TL, oradan 5 bin TL’ye ve devamında 7 bin 500-8 bin TL’ye yükseldiğinde bireyin yaşam standardı belli bir seviyeye ulaşıyor. Bu seviyeye ulaşana kadar artan gelir, mutluluğunun da artmasını sağlıyor. Ancak kabul gören belli bir yaşam standardına ulaşıldığında, artan gelir mutluluğu artırmakta yeterli olmuyor. Aile, sağlık gibi diğer faktörlerin önemi daha fazla artıyor. İstanbul’da bu sınır 7 bin 500-8 bin TL bandında gerçekleşiyor.”

Prof. Dr. Şeker, araştırmada bir senaryo sorusu ile göreli zenginlik ile mutlak zenginlik arasındaki ilişkiyi de incelediklerini belirterek, göreli zenginliğin toplum tarafından daha fazla önemsendiğini söyledi.

Bu bağlamda deneklere, iki iş teklifi aldıklarında hangisini seçeceklerinin sorulduğunu belirten Şeker, şunları aktardı: “Bu tekliflerden ilkinde iş yerinde ortalama maaş 10 bin TL iken 8 bin TL teklif ediliyorken, ikinci teklifte ise iş yerinde ortalama maaş 5 bin TL iken 7 bin TL teklifi sunuluyor. Deneklerin yüzde 73’ünün ikinci teklifi, yani mutlak olarak daha az ama göreli olarak yüksek olan teklifi tercih ettiği görülüyor. Dolayısıyla toplumda bireylerin böyle bir iktisadi kararda rasyonel davranmadığı, etrafındaki ortalama gelire göre kendini konumlandırmak istediği ortaya çıkıyor.”

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND