Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarılı ve birazcık da sosyalist!

Sivil toplum konusunda aile geleneğini sürdüren Pınar Eczacıbaşı Genç Yönetici İşadamları Derneği’nin (GYİAD) ilk kadın başkanı. Vedat Eczacıbaşı’nın kızı ve Bülent Eczacıbaşı ile kardeş çocukları. Çalışkan, konuşkan ve kahkahası içten bir iş kadını. Konumuna uygun olmayacak kadar da güzel. Eğitimin ise en önemli şey olduğunu düşünüyor.

Eczacıbaşı Ailesi’nde çoğunluk kimyacı. Siz bankacısınız ama Amerika’da kimya okumuşsunuz. Bu alanda niye çalışmadınız?

Türkiye’ye dönünce Eczacıbaşı’nın ilaç bölümünde staj yaptım. Sonra Boğaziçi Üniversitesi işletme bölümünde master yaptım ve bankacılık sektörüne geçtim. Aslında ben kendimi bildim bileli bankacıyım. 2001 sonundan itibaren de fon yönetimi ile ilgileniyorum. Schroders grubunun bireysel portföy yöneticiliği konusundaki temsilciliğini yönetiyorum. Eczacıbaşı ailesi sivil toplum faaliyetleriyle tanınıyor.

Siz de böyle bir kurumun GYİAD’ın ilk kadın başkanısınız. Pınar Eczacıbaşı’nın dünya görüşü nedir?

Ah evet genlerimizde var galiba. Ben, liberalim. Biraz sosyalist yanım da var. Açık görüşlü, yüzü batıya dönük yetiştirilme tarzım dolayısıyla çağdaş bir Türkiye düşü kuruyorum. Yani genel anlamda liberal düşünceli ve çağdaş biriyim ve bunu yansıtabileceğim bir yerdeyim. İlla ki milletvekili olmam gerekmiyor. Bu konumumla nasıl daha yararlı olabileceğimi düşünüyorum. Milletvekili olarak da bunu düşünecektim eğer meclise girseydim. Ancak sivil toplum örgütleri de hizmet üretilebilecek yerler.

YATIRIMI GENÇLERE YAPTIK

Bugünkü ekonomik gidişatı nasıl görüyorsunuz?

Türkiye son 5 – 6 senedir enflasyonla savaşma ve belirli bir büyüme rakamını yakalama anlamında bir trendi yakaladı. Bir takım taşların yerine oturtulduğunu görüyoruz. Finans sektöründe özellikle zayıfların ayıklandığı, daha kuvvetli, sermayesi yüksek bankaların ayakta kaldığı, nitekim bunların da yabancı sermayeyi Türkiye’ye çektiği malum. Enflasyon rakamları iyi ama istikrar çok önemli. Ancak halen yapılamayan bir vergi reformu var, tam anlamıyla çözülemeyen sosyal güvenlik sorunu, işsizlik ve istihdam sorunları mevcut. Mevcut cari açığımız, Demokles’in kılıcı gibi her dakika başımızda bekliyor. Bütün bunlar, Türkiye’deki sorunların çok temelden çözülmesi gerektiğini gösteriyor.

Son seçimlerde DP’den aday olmuştunuz.

Ben görüşüme yakın bir partiden gelen teklifi değerlendirdim. Ama orada beni asıl motive eden şey ANAP ve DYP’nin birleşmesiydi. Ne yazık ki başka unsurlar vardı, zaman dardı ve olamadı. Ama çok iyi bir projeydi. Ben bu işi rol model olarak yaptım. İş dünyasındaki kadınların politikaya daha sıcak bakması gerekiyor.

Kadınlar politikaya neden girmeli?

Nüfusun yarıdan fazlası kadın. Türkiye’deki kadınların da çok problemi var ama TBMM bunu yansıtmıyor. Bir defa meclis toplumun aynası olmak durumunda. Ama meclisteki kadın milletvekili sayısı çok az. İş dünyasındaki kadınların tecrübelerinin mecliste faydalı olacağını düşünüyorum. Ev kadını olmak önemli ama iş dünyasında yoğrulmuş bir kadının başarılı olduğunu görüyorum. Çok başarılı kadınlarımız var, niye bu tecrübelerini meclise yansıtamasınlar?

GYİAD’da politikaya atılmanızı nasıl karşıladılar?

Destekleyenler pozitif baktı, ama tarafsız olmam adına görüş bildirenler de oldu, o zaman da görevimi geçici olarak başkan yardımcısı arkadaşıma devrettim.

GYİAD’ın şu anki projeleri neler?

’Altın bilezikler’ diye bir projemiz var! Yani kolunda altın bileziğiyle mezun olan insanlar. Kendi işini kurmak isteyen kişilere, girişimcilik eğitimleri vermeye devam edeceğiz. Biz bir rapor hazırlıyoruz bu konuda, bu raporu Milli Eğitim Bakanlığı’na sunacağız. Neden mesleki eğitim? Nasıl ele alınmalı, neler yapılmalı, nasıl teşvik edilmeli? Yani üniversiteye giden öğrenci askerlikten muaf tutuluyorsa, mesleki liseler de muaf tutulmalı. Bunun sanayinin de ihtiyacını karşılayacağını düşünüyorum. Türkiye’de işsizlik var derken, Kayseri Sanayi Odası başkanı dedi ki , ’biz burada gazetelere günlerce ilan veriyoruz, tornada, tezgahta çalışacak adam arıyoruz, bir tane başvuran çıkmıyor! Şimdi bu, Türkiye’de işsizlik yok demek mi? Hayır tabii, o işe talep yok! Çünkü siz bir sürü mühendis yetiştiriyorsunuz. Bunlar sanayiye pahalı elemanlar. Sanayinin pahalı elemana ihtiyacı yok!

SERMAYEYE FİKİR GEREK

Almanya gibi yani?

Aynen öyle! Almanya bunun en güzel örneği. Almanya’nın 2. Dünya savaşından sonra nasıl mucize yarattığı konuşulur hep. Eğitim sistemi! Türkiye’de meslek okulu seferberliği yapılmalı! Bizde iş dünyasıyla, akademik dünya öyle uzak ki. Almanya’da öğrenciler üç gün okula gidiyor, iki gün bir iş yerinde çalışıyor. O öğrenci okuldan çıktığında bir süre şeye hazırlanmış oluyor zaten. İkincisi, işsizliğin çözümünde en büyük eksiklerden biri, yaratıcılığın kullanılmaması. Dedik ki, yaratıcı güç varsa, biz de sermaye yardımı yapacağız, mikro kredi vereceğiz. Kemal Derviş’in başında olduğu UNDP ve TEB den destek alıyoruz. GYİAD onlara danışmanlık hizmeti veriyor. Bilkent Üniversitesi’nde, teşvik etmek amaçlı, ’Fikrini bul, işini kur’ yarışmasını başlattık.Öğrenciler bir fikirle geliyor. Akbank, bu yarışmaya sponsor oldu. Birinci, ikinci, üçüncüye belirli bir miktar para ödenerek işini kurması sağlanacak.

Mecliste olsaydınız, neyi yönetmek isterdiniz?

Eğitim tabii. Bir de, kültürel varlıklarımızın heba edilmesi beni çok üzüyor.

Kültür merakı sizin ailede var galiba?

(Kahkahayla) Evet galiba öyle. Bu da genlerimizde var.

İş dışında ne gibi aktiviteleriniz var?

Yoğun bir sosyal hayatım var. GYİAD’dan dolayı katıldığım seminerler, konferanslar oluyor. İş dışında spora vakit ayırmaya çalışıyorum, güncel sinemaları ve klasik müzik konserlerini takip etmeye çalışıyorum. Arada mutlaka seyahat etmeye çalışıyorum. Özellikle spa merkezlerini seviyorum hem sağlık hem dinlenme açısından çok hoşuma gidiyor. Hafta sonu Sapanca gibi bu konuda başarılı ve İstanbul’a yakın yerlere gidiyorum. Şimdi kayak mevsimi hafta sonu Uludağ çok kafamı dağıtıyor. Yılda bir kez yurtdışında bir kayak merkezine gidiyorum. Yemek yapma konusunda çok başarılı değilim ama kurslara gittim özellikle yeni gurme yemekleri yapmayı deniyorum. Son zamanlarda futbol maçlarına da gider oldum. Beşiktaşlıyım ama Galatasaray’a sempatim var.

Bir gün nasıl geçiyor?

Sabah erken başlıyor. Evde önce yoga yapıp (10-15 dakika) daha sonra işimin başında oluyorum. Özel bankacılık yaptığım için sık sık müşteri ziyaretlerim oluyor. Günümün birkaç saati GYİAD ile ilgili işlerle geçiyor. Akşam mutlaka spor salonuna gidiyorum. Daha sonra arkadaşlarımla bir programım yoksa genelde evde güncel ve kendi konumla ilgili okuyorum ya da TV izliyorum. Gece 12 gibi uyumaya çalışıyorum.

Güvendiğiniz dostlarınız var mı?

Az sayıda dostum var. Çocukluğumdan beri arkadaşlarım olan dostlarım ama sayıları 2-3’ü geçmez. Kolay sır paylaşan biri değilim bu dostlarım bana yetiyor.

Çok aceleciyim

İş dışında neyle ilgileniyorsunuz?

Kayak, su kayağı ve binebildiğim ölçüde at, sanatsal film seyretmek (ist festivali vasıtasıyla görebiliyorum) seyahat etmek ve yöresel yemekleri denemek. İtalya’da eski küçük kasabaları çok gezdim. Siena’yı, Toskana bölgesini ve yemeklerini çok seviyorum. Taverna kültürünü ve müziğini severim. Uzakdoğu yemeklerini severim. Japon yemekleri gittikçe daha çok ilgimi çekiyor. Bizim kültürümüze uzak kültürleri tanımak, insanlarla haşır neşir olmak hoşuma gidiyor. İşim gereği hep yurtdışı işlerle alakalı çalıştığım için ve öğrenim sürecim de Amerika’da geçtiği için yabancılarla zorlanmıyorum. Hayvanlara bayılıyorum. Evde bir kedim var çocukluğumda da hep köpeğim ve kedilerim oldu. Modayı takip etmeyi ve alışverişi severim her kadın gibi.

Nasıl birisiniz? Sakin mi, sinirli mi, esnek mi, aceleci mi?

Mükemmelliyetçi bir tarafım var. O yüzden istediğim gibi gitmeyen işlerde sinirli olabiliyorum. Şu aralar sigarayı bırakmaya çalışıyorum o da sinirli yapabiliyor. Sigarayla yıllardır bir barışık bir dargın ilişkimiz var. Sonuç odaklı düşünürüm. O yüzden aceleci bir tavrım var iş hayatında.

Hiç evlendiniz mi?

Hayır (gülümsüyor)

Peki evde yemek yapar mısınız?

Ufak tefek şeyler yaparım ama öyle çok teferruatlı şeyler değil.

Peki el işleriyle aranız nasıl?

(Kahkaha atıyor). Hiç yapmadım, ilgim olmadı. (Pek emin olmayan bir ifadeyle) galiba evin biraz haşarı çocuğuydum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Çin çok çalışarak Batı’yı geride bırakacak!

Manşet, jack ma, ekonomi, çok çalışmak, çin, batı ülkeleri, başarı, alibaba

Başarıyı nasıl tanımlarsınız? Ali Baba’nın kurucusu haftanın altı günü on ikişer saat çalışmayı savunan bir açıklama yaptı. Başarının ancak bu şekilde geleceğini savunan Jack Ma, ‘’Daha az çalışmak isteyenler ekibimize katılmak için zahmet etmesinler’’ dedi.  İşte ilgi çekici konuşmanın tüm detayları…

Alibaba’nın kurucusu ‘günde 12 saat, haftada 6 gün çalışma’yı savundu: Yoksa zahmet edip bize katılmayın

“Daha kısa süre çaba sarf edenler, çok çalışmanın getirdiği mutluluğu ve ödülleri tadamayacaklar”

50 milyar dolardan fazla servetiyle en zengin Çinli sayılan Jack Ma, Çin’de özellikle yüksek teknoloji sektöründe çok yaygın olan ‘günde 12 saat, haftada 6 gün çalışma’ uygulamasına sosyal medyadan destek açıklayınca, kullanıcıların tepkisini çekti.

Çin merkezli E-ticaret devi Alibaba’nın kurucusu Jack Ma, haftanın 6 günü sabah 9 akşam 9 arası çalışmaya denk gelen ‘996’ uygulamasına destek açıklarken, daha fazla çalışanı ödüllendireceğini söyledi.

“Hoşlandığımız şeylerle uğraşırsak 996 sorun olmaz. Ama eğer yaptığınız işi sevmiyorsanız, her dakikası işkencedir” diyen Ma, uzun saatler çalışılmasını savunmak niyetinde olmadığını, ama çok çalışanları da ödüllendirmek istediğini dile getirdi.

“Gerçek 996, sadece fazla mesai yapmaktan ibaret değildir” ifadesini kullanan Ma “Herkesin kendi yaşam biçimini seçme hakkı vardır, ama daha kısa süre çaba sarf edenler, çok çalışmanın getirdiği mutluluğu ve ödülleri tadamayacaklar” dedi.

Öncesinde Alibaba çalışanlarına da hitap eden 54 yaşındaki patron, “Ben hiçbir zaman 21 saat çalışmaktan pişman olmadım. Şahsen 996’nın büyük bir lütuf olduğunu düşünüyorum. Ekstra çaba ve zaman harcamadan istediğin başarıyı nasıl elde edebilirsin” diye konuştu.

Küresel çapta en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Alibaba’nın müstakbel çalışanlarının başarılı olmak istiyorlarsa günde 12 saat çalışmaya hazır olmaları gerektiğini telkin eden Ma, “Yoksa zahmet edip bize katılmayın. Günde rahat rahat 8 saat çalışanlardan yana bir eksikliğimiz yok” diye çıkıştı.

Alibaba’nın rakibi JD.com’un kurucusu Richard Liu’nun da şirketinde 996 çalışmayanları ‘aylak’ diye eleştirdiği biliniyor.

Bu Çin’e özgü bir durum da değil. Tesla’nın kurucusu Elon Musk da elektirkli otomobil üretiminde sıkıntı yaşadıkları dönemde haftada 120 saat çalıştığını söyleyip aynısını çalışanlarından da beklediğini belirtmişti:

“Daha kolay şartlarda çalışabileceğiniz yerler muhakkak vardır, ancak kimsenin dünyayı haftada 40 saat çalışarak değiştirdiği görülmemiştir.”

Bu kervana katıldığını ilan eden Ma’ya Çinli sosyal medya kullanıcılarından tepki yağdı:

“Evde bakmamız gereken yaşlılar, eşlik etmemiz gereken çocukları hiç düşündün mü?”

“Tüm işletmeler 996 dayatmasına giderse kimse zaman bulamayacağından çocuk yapamayacaktır.”

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Odak: Mükemmeliyetin gizli sebebi

odaklanma nasıl geliştirilir, odak, Manşet, konsantrasyon, daniel goleman

Zaman zaman odaklanma sorunu yaşamak, başarıya ulaşmamızın önünde bir engel olabilir. Peki, bu engeli nasıl aşabiliriz?  Daniel Goleman, başarıya ulaşmak için konsantrasyonu sağlamanın önemini ve yollarını anlatıyor.

Yeni dönemde odaklanma taktikleri

Harvard mezunu Psikolog Daniel Goleman ile odaklanma üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetimizin detayları şöyle…

Harvard mezunu Psikolog Daniel Goleman‘a göre iş ortamlarında hiç bu kadar çok dikkat dağıtıcının bir arada olduğu bir zaman yaşanmamıştı. İşte bu nedenle “Odak: Mükemmeliyetin Gizli Sebebi” adlı bir kitap yazan Goleman, dijital dünyanın ve global rekabetin liderleri odaklanma sorunuyla baş başa bıraktığını düşünüyor.

Bunun da iş hedeflerine ulaşmanın önünde bir engel olduğunu belirtiyor. Benzer tehlikenin çalışanlar için de geçerli olduğunu söyleyen Goleman, ABD’de birçok çalışanın iş konsantrasyonunu artırmak için “odaklanma eğitimi” aldığına dikkat çekiyor.

Daniel Goleman, Harvard mezunu bir psikolog, yazar ve gazeteci… ABD’nin en önemli gazetesi ilan The New York Times’ta bilim muhabirli-aptığı 12 yıl boyunca psikoloji ve beynin çalışma şekline dair yazılar yazdı.

Psikoloji, eğitim, lim, ekolojik krizler ve liderlik üzerine 10 kitabı bulunan Goleman, “Odak: Mükemmeliyetin Gizli Sebebi” (Focus: The Hidden Driver of Excellence) adlı son kitabında, başarıya ulaşmak için konsantrasyonu sağlamanın önemini ve yollarımı anlatıyor.

Goleman’a göre üç tip odak var: İlki duygularınızı ve düşüncelerinizi kontrol edebilmek; İkincisi, etrafınızdakilerin düşünce ve duygularını anlayabilme çabası ve üçüncüsü ise rakiplerinizde ve dünyada olup bitenleri kavrayabilmek. Goleman’a göre bu üç odak, birlikte dengelenip aktive edilirse mükemmel sonucun ardındaki gizli neden haline gelebiliyor.

Peki Goleman, neden “odaklanma” konusuna bu kadar önem veriyor? Çünkü, ona göre dikkatimiz hiç olmadığı kadar büyük saldırı altında, Özellikle iş dünyası kendi yararına kullandığını düşünse dahi, akıllı telefonların da gelişiyle 7/24 hayata karışan dijital teknolojinin “bölücü ve dağıtıcı” etkilerinden bolca nasiplenmiş durumda.

Goleman, “Globalleşmenin de getirdiği acımasız rekabet ortamında, iş dünyası liderleri artık sadece kendi şirketlerinin rekabet durumunu değil genel ekonominin durumunu, teknolojideki yeni gelişmeleri, rakiplerin gelecek planlarını ve daha birçok şeyi bilmek zorunda. İş dünyasının bu sofistike ortamı nedeniyle bugüne kadar odaklanmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz” diye konuşuyor.

Ona göre eğer odaklanmadıysanız iş hedeflerinize ulaşamazsınız. Odaklanma başarı için tek faktör değildir, ama ‘olmazsa olmaz’ bir faktördür. Daniel Goleman ile odaklanma üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetimizin detayları ise şöyle:

Sizce odaklanma neden bu kadar önemli?

– Odaklanma, herhangi bir şeyi nasıl iyi yapacağımızı belirler. Bu şey, sevdiklerimizle ya da çalışanlarımızla iyi bir ilişki, empati kurmak da olabilir. Yani odaklanma, sevdiğimiz insanlarla ya da çalışanlarımızla, patronumuzla ne kadar iyi bir ilişki kurabileceğimizi belirler. Ayrıca işimizi ne kadar iyi yapabileceğimizin de belirleyicisidir. Ne kadar çok konsantre olursak sahip olduğumuz yetenekleri o kadar fazla kullanabiliriz.

Birçok yönetici deneyimin çok önemli olduğunu, hatta bir işi ne kadar fazla yaparsa o işte o kadar başarılı olacağına inanıyor. Ancak size göre odaklanma daha önemli. Sizin argümanınız ne?

– Çok fazla uygulama yapmak, bir yeteneği geliştirmekle ilgilidir. Ama kötü bir iş yapış şekliniz varsa bunu bin kere uyguladığınızda kötü bir iş yapış alışkanlığa dönüşür. Aynı golf oyunundaki gibi… Kötü bir vuruşu bin kere yapınca sonuçta yine kötü bir vuruşunuz olur, ama daha kötüsü artık otomatikleşmiştir.

Odaklanmakla bir işi defalarca yapmak arasında çok fark var. “Ne kadar konsantre olursanız o kadar iyi iş çıkarırsınız” ifadesi, golfçüler için de işadamları için de öğrenciler için de geçerli…

Günümüzde odaklanmanın önündeki en büyük engel nedir?

– Şüphesiz dijital dikkat dağıtıcılar. Bugün hepimiz onların kuşatması altındayız. Dikkatimiz hiç olmadığı kadar saldırı altında. Günümüzün dijital hizmetleri, sadece iş için kullansak bile, bizi yaptığımız işlerden alıkoymakta çok maharetli. Bizi düzenli aralıklarla bölecek bir ekranda çalışıyoruz.

Tek bir klik ile internette sörf yapıyor ya da Facebook’ta dakikalar ve hatta saatler geçiriyoruz. Artık pek çok iş yerinde toplantı sırasında katılımcıların diz üstü bilgisayarlarından ya da masa altından cep telefonuyla mesajlaşması rutin haline geldi. Aslında bu basitçe toplantıya gerçekten katılmadıkları anlamına geliyor. İş ortamlarında hiç bu kadar çok dikkat dağıtıcının bir arada olduğu bir zaman yaşanmamıştı. Bu da odaklanmanın önemini daha çok artırıyor.

İş hedeflerini gerçekleştirmek açısından odaklanmanın avantajları neler?

– Eğer odaklanmadıysanız zaten iş hedeflerinize ulaşamazsınız. Dikkatiniz dağılırsa, sonuca ulaşmanız imkansızdır. Odaklanma bir stratejiyi, gerçekleştirmenin tam merkezinde yer alır.

Performans ve odaklanma arasında nasıl bir korelasyon söz konusu? Şirketlere bu konuda neler önerebilirsiniz?

– İkisi arasında çok güçlü bir ilişki var. Dikkatiniz dağıldığı oranda performansınız azalır. Öte yandan konsantrasyonunuz yüzde 100 ise yapabileceğinizin en iyisine ulaşırsınız. Bilimsel araştırmalara göre iş dünyasının alacağı birkaç ders var: Birincisi, akıllı bir patron veya yönetici, çalışanlarını işlerini yapmaları gereken zamanda gereksizce rahatsız etmez, onların dikkatini dağıtıp konsantrasyonlarını bozmaz. Ayrıca ABD’de birçok şirket çalışanının iş konsantrasyonunu artırmak için “odaklanma eğitimi” veriyor.

Başarılı liderler veya başarılı çalışanlara baktığımızda odaklanmanın başarılarında nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz?

– Bir stratejiye ya da hedefinize giden her aşamayı gerçekleştirmeye ne kadar iyi odaklanırsanız o kadar başarılı olursunuz. Eğer kafanız karışıksa, sık sık ilginiz dağılıyorsa planınızı uygulamanız imkansızdır. Öte yandan odaklanmanın başarı için tek faktör olduğunu söylemiyorum. Ancak “olmazsa olmaz” bir faktördür.

Geçmişle karşılaştırıldığında günümüz iş ortamında daha fazla mı odaklanma sorunu var?

– Bu sorunun yanıtı pek çok nedenle evet. Birincisi, globalleşmenin de getirdiği acımasız rekabet ortamında iş dünyası liderleri, artık sadece kendi şirketlerinin rekabet durumunu değil, genel ekonominin durumunu, teknolojideki yeni gelişmeleri, rakiplerin gelecek planlarını ve daha birçok şeyi takip etmek zorunda. İş dünyasının bu sofistike ortamı nedeniyle bugüne kadar odaklanmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

ABD’de yöneticilerin, liderlerin hiç olmadığı kadar yoğun bir ajandası var. Akıllarında tutmaları gereken daha çok şey var ve konular hakkında derin düşünebilmek için çok az serbest zamanları bulunuyor. Elektronik ve dijital aygıtlar yüzünden de çok fazla bölünme söz konusu; günün her saati telefon çağrılarına, cevaplanacak e-posta ya da mesajlara, yahut mutlaka ziyaret edilmesi gereken web sitesi adreslerine maruz kalıyorlar. Tüm bunlar, onların dikkatini sürekli tehdit ediyor. Bahsettiğim bu değişimler yüzünden günümüz liderlerinin artık daha fazla odaklanma sorunu var.

Eğer dikkatleri sürekli saldırı altındaysa günümüz CEO’ları ve liderleri odaklanmak için nelere dikkat etmeli?

– Önce kendi duygularını ve dikkatlerini kontrol etmeyi öğrenmeliler. Özellikle endişe veya öfke gibi bunaltıcı duygular, yoğunlaşmamız gereken konudan bizi uzaklaştırır. Bizi üzen, sinirlendiren duygularımızı kontrol altına almayı öğrenmeli ve bizim için gerçekten önemli olan konulara odaklanmalıyız.

Bence bir lider veya CEO’nun üç çeşit odağa ihtiyacı var: Bunlardan ilki, öz farkındalık yaniduygularınızı ve düşüncelerinizi kontrol etmek, İkincisi, empati yani etrafınızdakilerin düşünce ve duygularını anlayabilme çabası. Bu çok önemli, çünkü ancak sizinle birlikte çalışan insanların yardımıyla hedeflerinize ulaşabilirsiniz.

Onları nelerin mutsuz ya da nelerin motive ettiğini anlamalı ve motive kalmalarını sağlamalısınız, Üçüncüsü, daha genel olarak sistem farkındalığı yani ekonominin durumu, rakiplerinizin faaliyetleri ve teknolojideki yeni gelişmeler gibi şirketinizin kaderini belirleyecek daha büyük çaplı faktörlerden haberdar olmak. İşte CEO, bu üç çok farklı odağı dengeleyen bir aktördür. Bu üç odak birlikte dengelenip aktive edilirse mükemmel sonucun ardındaki gizli neden haline gelebilir.

Peki çalışanlar odaklarını koruyabilmek için neler yapmalı?

– Çalışanların da bu üç tip odağa ihtiyacı var, Özellikle duygusal zekayla ilgili olan ilk ikisi, onlar için çok önemli. Yani çalışanının kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olması, endişe verici duygularını kontrol altına alması ve öz motivasyonu sürdürmesi…

İkincisi, patronunu ve takım arkadaşlarını anlayabilmesi, onlarla net bir iletişim kurması, onların neleri umursadığını bilmesi… Ama bence çalışanların da özellikle or-ganizasyonel seviyede bir tür sistem farkındalığına ihtiyacı var. Organizasyonda yükselen liderler kimler, alınmasına ihtiyaç duyduğunuz kararlar için kimi etkilemelisiniz gibi bilgiler bu kapsamda değerlendirilebilir.

CEO’lar hedeflere ulaşmada çalışanlarının odaklanmasına nasıl yardımcı olabilir?

– CEO’ların bundan önce yapması gereken başka şeyler var. CEO’lar samimi şekilde ortak bir misyon ve hedef ortaya koymalılar. Çalışanlar, bu ortaklığı gerçekten hissederse hedeflere odaklanma konusunda zaten motive olur.

Odaklanmış liderlerin ortak özellikleri nelerdir?

– Odaklanmış bir lider, ne yapmak istediğini ve neden yapmak istediği bilir. Misyonuna, planına ve hedeflerine hakimdir. Planın nasıl yürütüleceğini bilir ve başarıyla gerçekleşmesini adım adım gözlemler. Hedefe ulaşmak için tüm gerekli adımları atar.

Odaklanmış ve odaklanmamış iş yerlerinin iş sonuçları açısından farkları var mı?

– Odaklanmış bir iş yerinde insanların dikkati fazla dağılmaz ve işlerini daha iyi yaparlar. Odaklanmamış işyerlerinde ise hedefleride net olarak belli olmadığından insanlar, genelde ne yapacaklarını pek bilmez. Sonuç olarak performans da düşük olur.

İş yerinde odaklanabilmek için önerdiğiniz “akıllı pratikler” neler?

– Dikkatimizi dağıtan şeylerin çoğu, aslında bizim kontrol edebileceğimiz faktörlerdir. Örneğin her e-mail geldiğinde bilgisayarınızda gözüken açılır pencereyi kapatabilirsiniz. Telefonunuzu kapatabilirsiniz. Müdahale edebileceğiniz, tüm dikkat dağıtıcı unsurları engelleyerek kendinize bölünmemiş, odaklanabileceğiniz bir zaman dilimi oluşturabilirsiniz.

Bu, önceliği olan, konuları çözebilmeniz için size yoğunlaşabileceğiniz bir alan da yaratır. Bir de dinlenmek için kendinize yeterli zaman ayırmaya dikkat etmelisiniz. Çünkü bir konuya dikkatimizi verebilmemiz için gereken enerjiyi ancak yeterli dinlenme süresinden sonra elde ederiz.

CEO’NUN DİKKATİ NEDEN DAĞINIK OLUR?

İŞ DAHA SOFİSTİKE

Globalleşmenin de getirdiği acımasız rekabet ortamında iş dünyası liderleri, artık sadece kendi şirketlerinin rekabet durumunu değil, genel ekonominin durumunu, teknolojideki yeni gelişmeleri, rakiplerin gelecek planlarını ve daha birçok şeyi takip etmek zorunda. Bu sofistike ortam nedeniyle bugüne kadar odaklanmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

YOĞUN AJANDA

ABD’de yöneticilerin, liderlerin hiç olmadığı kadar yoğun bir ajandası var. Akıllarında tutmaları gereken daha çok şey ve konular hakkında derin düşünebilmek için çok az serbest zamanları bulunuyor.

DİJİTALLEŞMENİN ETKİSİ

Elektronik ve dijital aygıtlar yüzünden de çok fazla bölünme yaşanıyor. Günün her saat telefon çağrılarına, cevaplanacak e-posta ya da mesajlara, yahut mutlaka ziyaret edilmesi gereken web sitesi adreslerine maruz kalıyorlar.

EKRANLAR ÖNEMLİ

Dijital dikkat dağıtıcılar, sadece iş için kullansak bile bizi yaptığımız işlerden alıkoymakta çok maharetli. Bizi düzenli aralıklarla bölecek bir ekranda çalışıyoruz. Tek bir klik ile internette sörf yapıyor ya da Facebook’ta dakikalar ve hatta saatler geçiriyoruz.

TOPLANTILAR DA VERİMSİZ

Artık pek çok iş yerinde toplantı sırasında katılımcıların diz üstü bilgisayarlarından ya da masa altından cep telefonuyla mesajlaşması rutin haline geldi. Aslında bu basitçe toplantıya gerçekten katılmadıkları anlamına geliyor.

DİKKAT DAĞITICI ENFLASYONU

İş ortamlarında hiç bu kadar çok dikkat dağıtıcının bir arada olduğu bir zaman yaşanmamıştı. Bu da odaklanmanın önemini daha çok artırıyor.

İKİ DEVİN CEO’SU ODAKLANMAYI NASIL YAPIYOR?

GENİŞ ODAKLI BİR LİDER

Unilever CEO’su Paul Polman’ın, aynı anda hem iş sonuçlarına hem de şirketin tüm paydaşlarının memnuniyetine odaklanma yeteneğine hayranım. Dünyada daha önce iş ilişkilerinin bulunmadığı 500 bin küçük çiftçiden hammadde alımı yapacaklarını duyurdu. 

Bu da Unilever’in bu küçük işletmelerin seviyesini yükselterek onları talep zincirinin bir parçası haline getireceği anlamına geliyor. Bu, fakir bölgelerde insanların refah seviyesini yükseltecek bir girişim. Odağı sadece kârlılığı değil, çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Polman, dünyayı daha iyi bir yer yapmayı hedefliyor.

RAKİPLERİNİ TAKİP ETMEDİLER

BlackBerry’ i üreten Research In Motion Limited’in (RIM) eş CEO’ları Mike Lazaridis ve Jim Balsillie, odaklanma sorunu olan liderlerden. ikili mühendis olduğu için telefonun öncelikle mühendislik harikası olmasına odaklandılar. Bunda da çok başarılı oldular.

2000’lerde BlackBerry iş telefonları piyasasını ele geçirmişti. Ama rakiplerinin neler yaptığını odaklanmayı ihmal ettiler. I-Phone’un yükselişini fark edemediler. Samsung’un yeniliklerine dikkat etmediler. Durumu fark ettiklerinde ise artık çok geçti… RIM’in artık neredeyse işin dışında kaldığını söyleyebiliriz.

“JOBS SINIRLARIN ÖTESİNDE BİR LİDERDİ”

STEVE JOBS ÖRNEĞİ

Steve Jobs bir Zen meditasyon öğrencisiydi. Zen meditasyonu bir konsantrasyon eğitimidir. Tabii aslında odaklanma yeteneğinizi geliştirmek için mutlaka bir Zen hocasına ihtiyacınız yok. Daha güçlü konsantrasyon için çok daha basit yollar var.

Bahsettiğim üç tip odak üzerinden giderek zihinsel egzersizler yoluyla bunu başarabilirsiniz. Ayrıca sizi gerçekten zorlayacak, yeteneklerinize hitap eden ve tutku duyduğunuz bir iş yapmayı seçerseniz de odaklanma sorununuz olmayacaktır.

İKİ MUHTEŞEM LİDER

Bill Gates odaklanma konusunda muhteşem bir örnek. Steve Jobs çok odaklanmış bir liderdi. Jobs konusunda çok ilgi çekici olan şu ki o gerçekten iş dünyasının sınırlarının çok ötesine geçti. Ben onun odaklanma konusunda gerçek bir yeteneği olduğunu düşünüyorum. Çünkü lise yıllarında bilgisayar kodları yazıyormuş ki bu da çok ciddi bir konsantrasyon gerektirir.

Kaynak: www.capital.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Yoksa siz de mi helikopter ebeveynsiniz?

Manşet, helikopter ebeveynlik ölçeği, helikopter ebeveyn, ebeveynler çocukları nasıl etkiliyor, ebeveyn

Helikopter ebeveynler, çocukların etrafında pervane olan aşırı kontrolcü anne babalardır. Peki helikopter ebeveyne sahip olan çocuklar, hayatta ne gibi sorunlarla karşılaşır? İşte yanıtı…

Yeni Nesil (Helikopter) Ebeveynlik: Çocuklar Bu Durumdan Nasıl Etkileniyor?

Ebeveynlerin çocuklarının hayatlarına dahil olması, onlarla vakit geçirmesi, kararlarında yanlarında olması, koruyucu ve kollayıcı olması – doğru seviyede kaldığı sürece – çocuklar için oldukça olumlu bir durum. Ancak yeni nesil ebeveynler arasında farklı bir ebeveynlik tarzı ortaya çıkıyor: helikopter ebeveynlik1. Adından da anlaşılacağı gibi bu ebeveynlik stilinde ebeveynler fazla çocuk odaklı ve korumacı bir tavırla tıpkı bir helikopter gibi sürekli çocuklarının tepesinde geziyorlar. Onlar adına her şeyi kontrol ediyorlar, kararlar alıyorlar ve problemleri çözüyorlar. Bir ebeveyn için sürekli çocuğuna odaklanmak, daima onu koruyup kollamak ve kontrol etmek hayat tatmini sağlayabilir. Peki bu durum çocukları nasıl etkiliyor? Sürekli yeni neslin artan kaygı düzeyinden, antidepresan ilaç kullanma sıklığından, karar alma konusundaki eksikliklerinden bahsediliyor. Acaba bu durum helikopter ebeveynlik ile ilgili olabilir mi?

Genel olarak ebeveynlik davranışlarına baktığımızda kontrolcü davranmanın zararlarını gösteren birçok bilimsel çalışma var2. Ancak bu kontrolcü davranışlar çoğu zaman çocuğun davranışlarını bilinçli bir şekilde kısıtlama, hayatına sınırlar koyarak sürekli müdahale etme, bağırarak, tehdit ederek, çocuğu sindirerek istediğini yaptırma gibi olumsuz ve çocuğun iyiliğini çok da ön plana koymayan bir şekilde ortaya çıkıyor. Helikopter ebeveynliği bu tarz kontrolcü ebeveynlikten ayıran belki de en önemli özellik amacının aslında tamamen iyi niyetli olması. Helikopter ebeveynler çocuklarını okula götürüyorlar ama sağlıklı bir şekilde oradan ayrılmak yerine, bahçede beklemeyi veya hatta sınıfa girip çocuklarının yanına oturmayı tercih ediyorlar. Üniversite yaşındaki çocukları oda arkadaşlarıyla sorun yaşadıklarında telefon açıp olaya müdahil oluyorlar. Hatta Amerika’da son yıllarda sıkça görüldüğü üzere çocukları üniversitedeki derslerinden düşük notlar aldıklarında hocalara ve hatta okul yönetimine telefon açmada bir sakınca görmüyorlar. Bu ebeveynler sıcak ve şefkatli. Çocuklarının hayatlarına dahil olmayı onlara yaptıkları bir iyilik olarak görüyorlar. Ancak bunu yaparken insan gelişiminde kendiliğinden oluşması gereken otonomi kazanma, kendi kararlarını kendi veren ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olma yeteneğini çocuklarının ellerinden alıyorlar4. Çocuklarının hayatlarında fiziksel ve duygusal olarak yer edinmeyen ve bu şekilde çocuklarına zarar veren ebeveynlerin aksine helikopter ebeveynler bu konuda aşırıya kaçıyorlar ve çocuklarının bireyselleşme sürecini sekteye uğratıyorlar.

Peki çocukların hayatına müdahil olma sınırını belirleyen etkenler nelerdir? Öncelikle çocuğun yaşını ve yaşının getirdiği kabiliyetleri göz önünde bulundurmak çok önemli. Ama bunun yanı sıra durumları da iyi okumak gerekiyor. Çocuğun kişisel alanına müdahale etmeden sınırı koruyabilmek bu işin sırrı. Helikopter ebeveynler bu sınırı koruyamıyorlar. Çocuğun her anını kontrol etmeye çalışıyorlar, kendisine ait özel bir alan bırakmıyorlar. Bunun yanı sıra çocuğun kendini geliştirebileceği, kendi alanında mutlu ve özgür bir şekilde hareket edebileceği alanlar yaratmak onlara iyi gelirken, bu alanlara müdahale etmek çekingen ve çocukların kendini yetersiz görmesine yol açabiliyor4. Özellikle de geç ergenlik ve erken yetişkinlik dönemlerinde çocuklar tam da kendi kimliklerini bulma çabası içerisindeyken müdahaleci davranışlar çocukların gelişimine iyi gelmiyor5.

Bağlanma Stilleri” başlıklı yazımızda bahsettiğimiz üzere bağlanma teorisine göre erken çocukluk döneminde ebeveynlerimizle yaşadığımız deneyimler, gelecekteki deneyimlerimizi etkiliyor. Helikopter ebeveynlere sahip çocuklar genellikle güven problemi yaşıyorlar ve bu durum gelecekteki ilişkilerine zarar veriyor6. Bunun yanı sıra, hayata ne yazık ki hazırlıksız yakalanıyorlar. Kendi işlerini kendi başlarına halledemeyecekleri duygusuna kapılıyorlar. Bağımsız olmayı öğrenemediklerinden sıradan aktiviteleri yapabilme yeteneğine bile sahip olduklarını fark edemiyorlar.  Hayatlarında bir sorunla ya da tümsekle karşılaştıklarında, kendileri yerine o sorunu sihirli bir şekilde ortadan kaldıracak bir kişinin ya da varlığın olduğuna inanıyorlar. Savaşmaya ya da mücadele etmeye ihtiyaç duymuyorlar çünkü bu zamana kadar her şey ebeveynleri tarafından onlar için sağlanmış. Dünyayı ya da kendi dünyalarını değiştirme gereklilikleri yok çünkü hiçbir sorun sonsuza kadar sürmez. Sihirli bir güç (yani ebeveynleri) gelip sorunları onlar için kolayca yok edebilir. Bundandır ki bu şekilde büyüyen çocuklar, büyüyünce de hala ebeveynlerine bağımlı yetişkinlere dönüşüyorlar.

Üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırmaya göre helikopter ebeveynlere sahip olan çocuklarda daha yüksek anksiyete ve depresyon ve daha az hayat tatmini görülüyor7. Helikopter ebeveynlere sahip olan bu üniversite öğrencileri kendilerini yetersiz ve yeteneksiz görüyorlar. Başka bir araştırma ise yine üniversite öğrencilerinin kendi özgüvenlerini arttıracak aktiviteleri keyif verecek aktivitelere (seks yapmak, içki içmek, şeker tüketmek) dahi tercih ettiklerini gösteriyor. Bu çocukların ebeveynlerinden gördükleri şefkatin başarıya ve kendilerine çizilen yolu takip etmeye odaklı bir şefkat olduğu değerlendirildiğinde bu sonuç şaşırtıcı değil. Üstelik bu kadar koşullu gösterilen sevgi çocuklara uzun vadede zarar da veriyor. Ebeveynleri tarafından “matematikten 90 aldığı için”, “komşuların yanında düzgün davrandığı için”, “annesini üzmediği için” sevilen ve övülen çocuklar bunları sağlayamadıklarında sevgisiz ve ilgisiz kalmış gibi hissedebiliyorlar.

Bütün bu araştırmalardan çıkarılan sonuç ise şu: Bu şekilde yetiştirilen çocuklar belki akademik olarak daha başarılı olabilirler ama kendilerini hayatta daha çaresiz ve yetersiz hissediyorlar. Çocuklarımızın hayatlarındaki yerimizi sağlam bir şekilde korurken bunu sevecen ve sıcak bir şekilde ve doğru sınırlar içerisinde yapmaya özen gösterirsek, kendi benliklerini tam olarak oluşturabilen mutlu, başarılı, güçlü ve bağımsız bireyler yetiştirebiliriz.

Yazan: Ande Ömeroğlu & Gizem Sürenkök
Düzenleyen: Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 hafta önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND