Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarılı bir radyocu: geveze !

Türkiye radyoculuk geçmişinde gerçekten önemli bir programcı Geveze. O, yaptığı 3,5 saatlik programıyla televizyonun gölgesinde kalan radyoya her sabah binlerce insanı çekiyor. Bu başarısının işini çok sevmesinden kaynaklandığını hemen anlıyorsunuz. O “Ölüyorum bu iş için. Dünyada daha güzel hiçbir şey bilmiyorum.” diyor.

Geveze… Biraz radyo karıştırıyorsanız mutlaka bir sabah yolunuza çıkmıştır. Hatta çoğunuzda bağımlılık yaratmış, ya sabah onun sesiyle uyanmaya ayarlamışsınızdır saatli teybinizi, ya da uyanır uyanmaz parmakları radyonun düğmesine gidenlerdensinizdir. Evde, arabada, iş yerinde güzel bir güne başlamanızı sağlar Geveze. Solunuzdan da kalkmış olsanız, birkaç dakikada sağınızdan kalkmış gibi yapar sizi. Sinirleri alır, sıkıntıları savuşturur, sürekli güldürür. Otobüste ya da tek başınıza arabanızda giderken etrafınızdaki pek çok insanın garip bakışlarını fark ettiğinizde ancak anlarsınız kahkahalar attığınızı. O garip bakışların odağı olduğunuz için ne kadar sıkıntıda olsanız da kendinizi durduramazsınız. Elinizle ağzınızı kapatsanız, derin derin nefesler alsanız da kar etmez, gelir gerisi. Halbuki bilmezler ki Geveze kulağınıza bir şeyler fısıldıyor. Yine tetikliyor gülmenizi…
Radyoculuk nasıl girdi hayatınıza?
Radyo aslında benim çocukluk hayalimdi. Çocukluğum yazları Büyükada’da geçti. 14-15 yaşlarındaydım. Küçük FM vericileri yapardım. 60’lık ve 90’lık kasetler hazırlardım. Bir program hazırlardım, şarkı filan da çalardım. Teypten vericiye bağlantı yapardım. Ondan sonra kaseti koyardım teybe ve bisikletle hemen aşağıya inip Heybeli, Burgaz ya da Kartal vapuruna binerdim. Yolda kendimi dinlerdim. Sesim nereye kadar çekiyor diye test ederdim. Öyle başladı radyoculuk aslında. Üniversiteden turizm işletmeciliği bölümünden mezun oldum. Babamla çalışıyordum. Eş zamanlı olarak bar şarkıcılığı yapıyordum. 91’in sonuydu herhalde. Bay J ile birlikteydik o zaman da. Biz yine şarkı söylerken bir radyodan “radyo programı yapar mısınız?” diye teklif geldi. O zamanlar gizli saklı Etiler’de bir evin arka odasında canlı yayın yapıyorduk. Daha sonra orası Ortaköy üstlerinde bir villanın ikinci katına taşındı. O zamanlar yasaktı radyo yayını yapmak. Bütün radyolar 92 yılına kadar kaçaktı. 92’den sonra radyoların hepsini kapattılar. Benim çalıştığım radyo da kapandı. Ve Londra’da Number One Radyo Klass diye bir radyo açıldı. Londra’dan yine kaçak yayın yapıyordu İstanbul’a. Arkadaşlarım Londra’ya gittiler. Ben gitmek istemedim. 8 ay sonra radyolar geri döndüler ve ben de tekrar radyoculuğa başladım. O gün bugündür radyoculuk yapıyorum. Şimdi programımın 17.senesi.

İnsanlar sabah kalktıklarında siz çoktan radyonun başında programınıza başlamış oluyorsunuz. Nasıl bir yaşamınız var? Hangi saat dilimlerinde yaşıyorsunuz bir günü?
Sabah saat 05.00 civarı kalkıyorum. 05.30 gibi ancak hazır oluyorum. 05.40’ta evden çıkıyorum. 06.30 gibi programa başlıyorum. Saat 10.00’da program bitiyor. Programdan sonra ertesi gün için yarım saat kadar ufak tefek hazırlıklar yapıyoruz. Programda kullandığımız metinlerimiz var, onlara hazırlanıyoruz. Onun dışında Bay J ile birlikte şarkı söylediğimiz bir müzik grubumuz var. 10.30’dan sonra müzik grubumuzla ilgileniyorum. Onunla ilgili toplantılar oluyor. Küçük bir stand up yapıyorum. Bazen onla ilgili toplantılarım oluyor. Her gün bir şeylere koşuyorum. Akşamüstü saat 16.00, 17.00 gibi eve gidiyorum. 17.00 ile 20.00 arasında kendime özel zaman ayırıyorum. 21.00, 22.00 gibi de yatıyorum.
Her sabah çok erken uyanıp insanların gülmelerini sağlamak zor olmuyor mu? Bazen canınız sıkkın olabilir, kendinizi iyi hissetmiyor olabilirsiniz. Zorlandığınız zamanlar oluyor mu?
Evet, bazen zor programlar olabiliyor. Programın yüzde 70’i doğaçlama. Yüzde 70 doğaçlamanın olduğu bir programda yaşam enerjinizin az olması doğaçlamanızı kıtlaştırıyor. Bazen iyi bir program olamayabiliyor ama vasatın altına düşmemek için çok zorluyorum. Genelde yüzde 80 eğleniyoruz programda.

Dinleyicilerle de sürekli telefon bağlantısı gerçekleştiriyorsunuz. Bazı dinleyiciler sizi zor durumda bırakıyor mu?
Bazen donakalıyorum. Telefonla katılanlar abidik gubidik şeyler söyleyebiliyor. Bugün mesela bir dinleyicimiz vardı. Kocasının onu nasıl aldattığını anlatıyordu, kocası ona müdahale ediyordu, “öyle değil böyle” diye. Dolayısıyla “vayy be” dedirten durumlar olabiliyor.

Programınız aynı zamanda kadın erkek ilişkileri üzerine. Pek çok konuda pek çok kadın ve erkekle konuştunuz. Sizce kadınlar ne istiyor?
Evet, bu konuda uzman olduğumu söyleyebilirim. Hatta hasbelkader bir psikolog kadar fikrim var diyebilirim. Kadınlardan başlamak gerekirse; kadınlar garip. Hani printer makineleri vardır. Her şeyi bir arada yaparlar. Hem faks çekerler, hem fotoğraf basarlar, hem fotokopi çekerler, hem printer olarak kullanılırlar. İşte kadınlar bunu istiyor. Hem de bütün bunları çok iyi yapmasını istiyor. Ama gerçek şu ki; o sadece printer’larda oluyor. İnsanların öyle özelliklere sahip olduğunu çok sanmıyorum. Mesela yüzde 70’in üzerinde kadın, maço erkeklerden hoşlanıyor. Erkeğin ilişkiye daha hakim olmasını istiyor. Ama kendisi bir şey söylediği zaman da erkeğin ona iyi davranmasını istiyor. “Aşkım, canım, birtanem” desin ama arada “akıllı ol” da desin. Sonra yakışıklı, akıllı ve zengin de olsun istiyor. Sıralamayı sorarsan da önce zengin, sonra yakışıklı, en son da akıllı olsun istiyor. Bazen sırası değişiyor. Bütün bunları maço bir erkek platformunda istiyor. Çoğu kadın aslında kafasındaki erkeği bulamadığı için de mutsuz oluyor. Sürekli bir arayışta oluyor. Ben buradan bütün kadınlara sesleniyorum: Böyle bir adam yok! Ben rastlamadım yani. Bu tarz çok az adam vardır herhalde.
Peki ya erkekler ne ister?
Erkekler de kadınların güzel vücutlu olmasını ya da vücutlarının belirli bölümlerinin güzel olmasını istiyor. Belki de erkeklerin yüzde 75’i Angelina Jolie’yi istiyor. Bütün bunları taşıyan canlının çok akıllı olmasını istemiyor. Çoğu akıllı kadınlardan hoşlanmıyor ama sorduğunuz zaman akıllı kadınlardan hoşlandığını söylüyor. Azla yetinebilen kadın istiyorlar. Sürekli dırdır yapan, sürekli bir şeyler isteyen ve sürekli hesap soran kadınları sevmiyorlar. “Neredesin, ne yaptın?” sorularını sevmiyorlar. Mesela aldatan erkeklerin çoğunun hep bu tür davranan kadınların eşleri ya da sevgilileri olduğunu gördüm.

Sizce kadınlar ve erkekler hiçbir zaman anlaşamayacaklar mı?
Mümkün değil ki. Adamın aklından “uff, kuru fasulye nefis olmuş, şundan biraz daha alayım mı?” diye geçerken, kadın “acaba yeni aldığım naylon çorabımı fark etti mi?” diye düşünüyor. Başka yerdeler. Adam yiyor “Ooo evet süper” diye. Kadın diyor “Aaa evet çorabımı fark etti, yüzü çok mutlu” diyor. Ama bilmiyor ki olay kuru fasulyede. Diğer bir taraftan bakarsak, bana göre hiç kimse mutluluk aramıyor. Bir şey veriliyor sana ve onu istiyorsun. Mesela bu fotoğraf makinesini kullanıyorsun çünkü en iyi marka. Saçlarını bilmem nerede yaptırıyorsun, çünkü iyi bir kuaför. Yani bize bir şeyler veriliyor. Mesela ben hala merak ediyorum neden güzel kadının ölçüleri 90-60-90’dır diye. Neden? Şişman olsa güzel değil mi? Neden? Neyi güzel değil? Hangi standarda uygun değil? O standardı kim belirledi? Dolayısıyla bence insanlar komik şeylere, komik standartlara takılıyorlar ve onları arıyorlar. İşte böyle de mutsuz oluyorlar.
Sizin için iyi müzik nedir? Neler dinlersiniz?
Kulağıma güzel gelen her şeyi dinliyorum. İyi müzik dinliyorum. Mesela Sergei Prokofiev iyi müziktir. Mark Knopfler iyi müzik yapar. Türk ordu müziğini, mehter müziğini çok beğenirim. Cemal Reşit Rey iyi müziktir. Adnan Saygun dahi bir adamdır. Ray Charles, Alan Parker’ı severek dinlerim. Timur Selçuk’u, babası Münir Nurettin Selçuk’u da severek dinlerim.

BayJ ile birlikte söylediğiniz bir müzik grubunuz var. Siz ne tür müzik yapıyorsunuz? Hiç albüm çıkarmayı düşündünüz mü?
Biz ağırlıklı olarak 70 ve 80’lerin Türk pop şarkılarını yapıyoruz. Nostalji şarkılarını söylüyoruz. Bay J ile ikimiz de söylüyoruz. Ama ikimiz enstrüman da çalıyoruz. Düzenli olarak çaldığımız bir yer yok. Daha çok şirket organizasyonlarında çalıyoruz. Ortalama yılda 40-50 konser veriyoruz. Ama çoğu kapalı organizasyonlarda oluyor. Albüm değil de bir single yapma düşüncemiz var. O da çocuklara “Ben bu işi seviyorum, yaptım mı yaptım, orada mıydım oradaydım” demek için. Ben bunu yapmayı çok seviyorum. O nedenle yapacağız bir tane.

Mesleğinizin en zor bulduğunuz ve sevdiğiniz yanları neler?
Bu bir meslekse, gerçekten çok zor. 3 dakika konuşacaksın, 3 dakika boyunca komik bir şey söyleyeceksin, başı sonu olacak, “iii, aaa, ııı” demeyeceksin, tempolu ve güleryüzlü konuşacaksın ve her gün bu 3 dakikalardan 10 tane yapacaksın. Yani her 3 dakikada bir, her gün, her hafta ve hatta sonunda 17 sene boyunca yeni bir şeyler anlatacaksın. Bu bir süre sonra giderek zor olmaya başlıyor. İşimin güzel tarafları ise çok. Ben bayılıyorum bu işe, ölüyorum bu iş için. Dünyada daha güzel hiçbir şey bilmiyorum. İnsanların yaptığım şeyi beğenmesini seviyorum.
Hem tanınan bir insansınız, hem de aslında pek çok insan sokakta yanınızdan geçse sizi fark etmiyor. Bu iyi bir şey mi, yoksa kötü mü?
Çok güzel bir şey bu. Çünkü özel hayatın oluyor. Kimse seni tanımıyor. Rahat oluyorsun ve istediğin her şeyi yapabiliyorsun. Çok huzurlu. Bir de ben çok özenli bir adam değilim. O zaman özenli olman lazım. Medyada tanınıyor olsan düzgün çıkman gerekir sokağa. Ben evliyim. Ama medyanın gözü önündeysen eşini ve seni sürekli didikliyorlar. Ben kendim için bunun şimdilik iyi olmadığını düşünüyorum.
Bir radyo programcısı olabilmek için sahip olunması gereken belirli özellikler var mı? Bu meslek insana neler katıyor?
Çok seviyor olmanız lazım. Bu iş para için yapılır mı çok emin değilim. Bu bir aşk. Onun dışında genel kültür lazım bence. Sonra zamanla sana bir şeyler katılıyor. Bu iş tamamiyle bir disiplin meselesi. Bir süre sonra makine gibi oluyorsun. Konuşurken aynı zamanda düşünebiliyorsun. O belki bir yetenek değil de sonradan elde edilebilen bir şey olabilir. Aynı anda birkaç şey düşünebilme yetisini veriyor.

Radyoda size benzer program yapmaya çalışanları ya da ses tonunu sizin gibi kullananları dinleyince ne hissediyorsunuz?
Makine böyle çalışıyor. Çok gurur duyuyorum cidden. Çünkü diyorum ki birileri hakikaten bu işi öğrenmek istiyor. Mesela fotoğraf çekmeye başladığın zaman bir okul okursun ama aynı zamanda fotoğraf dergileri karıştırırsın. Bakarsın kompozisyonlar nasıl yapılmış, anlamaya çalışırsın. Hoşuna giden şeyleri ileride sen de uygularsın ya da uygulamazsın. Kendi tarzını yaratmadan birinden muhakkak örnek alıyorsun. Ben de yaptım bunu. İlk radyoculuğa başladığım zaman radyoculukta kimse yoktu. İlk Orhan Boran ve rahmetli Cenk Koray’ı, Erkan Yolaç’ın “Evet Hayır” yarışmasını taklit ettim. Hepsinden aldığın şeyleri birleştirerek ortaya bir şeyler çıkıyorsun. Belki de çıkarmıyorsun, hala onların bir uzantısısın. Yani önce birini kendine örnek alıyorsun, sonra da onu taklit ederek başlıyorsun işe.

İş dışında nelerle ilgileniyorsunuz?
4-5 senedir yağlıboya resim yapıyorum. 11 yıldır yelken yarışlarına katılıyorum. Bu sene artık sponsorumuz da var. İki tekne olduk. www.bluemoonsailingteam.com diye bir internet sitemiz var. Yaptığımız her şeyi orada bulabilirsiniz. İki tekne için 25 kişilik bir takımımız var. Her teknede 6-7 kişi yarışıyor. Geri kalanlar da yedekleri oluşturuyor. Onun dışında 10 yaşımdan beri fotoğraf çekiyorum. Babam 10 yaşındayken bana bir AGFA fotoğraf makinesi almıştı. Portreler çekmeyi seviyorum. Müzik aletleriyle ilgileniyorum. Gitar çalıyorum. Saksafon çalmaya çalışıyorum, henüz öğrenme aşamasındayım. Klavye çalmayı öğreniyorum. Biraz davul çalıyorum. Arada sırada tatillerde dalıyorum.
Meslek ve kendi özel hayatınız açısından “muhakkak yapmalıyım” dediğiniz şeyler var mı?
65 yaşıma kadar bu işi yapmak istiyorum. 65 yaşımda artık beni kovarlar diye düşünüyorum. Onun dışında istediğim şeylerin çoğunu şu an yapıyorum zaten. Amerika’yı hiç görmedim, Amerika’yı gezmek istiyorum. Amsterdam’a gitmek istiyorum. Yelkenle Atlantik’i geçmek istiyorum. Yapmak istediğim şeyler eğer yapabileceğim şeylerse çok fazla bekletmemeye çalışıyorum

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND