Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarıda ailenin rolü nedir?

Dünyanın en etkili 100 kişisinden birinin annesi olmak ister miydiniz? Etkili isimlerin hayata bakış açılarının şekillenmesinde ailelerin rolü nedir? “Dahi çocuklar” konusunda Türkiye’nin en yetkin isimlerinden Dr. Bahar Eriş yazdı…

 

Dünyanın en etkili 100 kişisinden birinin annesi olmak ister miydiniz? Etkili isimlerin hayata bakış açılarının şekillenmesinde ailelerin rolü nedir? “Dahi çocuklar” konusunda Türkiye’nin en yetkin isimlerinden Dr. Bahar Eriş yazdı…

DÜNYANIN EN ETKİLİ 100 KİŞİSİNDEN BİRİNİN ANNESİ OLMAK İSTER MİYDİNİZ?

Richard Branson, son yüzyılın en vizyoner girişimcilerinden.

Dünyanın en büyük ve güçlü şirketlerinden Virgin’ın CEO’su.

Çevre dostu, hayırsever bir milyarder.

Önümüzdeki aylarda uzaya turistik seyahatler gerçekleştirecek uzay gemisi Galactic’in sahibi.

TIME dergisi 2007’de onu dünyanın en etkili 100 kişisinden biri seçti.

Herkes çocuğunun Branson gibi hayatta çok mutlu ve çok başarılı olmasını ister herhalde. Peki bunun sırrı nedir?

Bu kadar büyük bir başarıda pek çok faktör rol oynayabilir, ama en önemlilerinden birinin çocukluktaki aile ortamı olduğunu Branson da yadsımıyor.

Ailesi küçük Richard’a nasıl değerler aşılamış?

Branson, Inspired2016 konferans etkinliği için İstanbul’daydı. Dünyaca ünlü girişimcilerin bir araya geldiği bu toplantıda, Branson’u bir eğitimci gözüyle dinledim. Bana göre önemli olan mesajları burada paylaştım:

TV’yi unut, ev işlerine yardım et

“Çocukluğumda evde TV izlememe izin yoktu. Bunun yerine annem evin işlerinde yardım etmemi söylerdi. Böylece sorumluluk kazandım. Çocukluğum ağaçlara tırmanıp kedileri kurtararak geçti.”

Sevgi, paradan üstündür

“Çok paramız yoktu, ama soframızdan yiyeceğimiz eksik olmadı. Kırsal kesimde büyüdüm. Zengin değildik, ama ailemizde sevgi dolu bir ortam vardı. Aile bağlarımız çok sıkıydı”.

Branson, uzun yıllardır hayatı paylaştığı eşiyle ve çocuklarıyla çok mutlu olduğunu, hayattaki en büyük motivasyon kaynağının onlarla geçirdiği zaman olduğunu ifade etti. Çünkü çocukken gördüğü aile ortamı da böyleydi.

Asla insanları eleştirme!

“Küçükken birini eleştirecek olduğumda annem şöyle dedi: Şu aynanın karşına geç, kendine bir bak. Başkalarıyla ilgili söylediğin her kötü söz senin bir yansıman. Bu beni çok etkiledi. İnsanların eksiklerini görmek yerine, herkesin içindeki iyi tarafları görmeye ve övmeye çalışırım… Hatta eşim bazen biriyle ilgili dedikodu yapmaya kalkışırsa hemen odayı terk ederim.”

Sorun dislekside değil, bakış açında…

Branson, disleksiden dolayı okuma yazma güçlüğü çekiyor, sınıfta aptal muamelesi görüyormuş. Ama belki de okul öncesi çağda annesinin kazandırdığı özgüvenli bakış açısı, ona şu soruyu sordurmuş: “Klasik okul sisteminde başarılı olamıyorsam, nede başarılı olurum?” Bunu sorgulamaya çok erken yaşlarda başlamış.

Bir çocuk, klasik sistemde başarısızsa, bu yeteneksiz olduğunu göstermez. Hayatta başarısız olacağını da göstermez, Branson buna iyi bir örnek. Annesinin “insanları eleştirme, iyi taraflarını gör” mesajı kendindeki zayıflıklar yerine güçlü yönlere odaklanmasını sağlamış olabilir.

Kendi yolunu kendin bul

Daha önce de Türkiye’ye gelmişti Richard Branson. O zaman da anlattığı bir hikayede, kendi ayaklarının üzerinde durmayı annesinden öğrendiğini söylüyordu. Kaç anne 5 yaşındaki çocuğunu eve birkaç kilometre kala arabadan indirip, “Evin yolunu kendin bul bakalım” der ki? Siz der miydiniz?

Çocuklarının sorumluluklarını üstlenen, onların “sözcü”sü rolünü oynayan, hata yapmalarına engel olmaya çalışan, çocukları hayatın erken dönemlerinde başarısızlıkla mücadele yetisinden yoksun bırakan, modern çağa hakim “helikopter aile” bakış açısını biraz da olsa değiştirmesi dileğiyle….

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND