Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarı, tesadüf değildir!

Can Dündar, başarının tesadüf olmadığını söylüyor. Ve kortlardan iki başarı öyküsü anlatıyor: İşte Federer ve Şarapova…

Geçen hafta birkaç günü İzmir”de bir tenis şenliğinde geçirdik. Şenlik diyorum, çünkü Tenis Federasyonu”nun turnuvası, her yaştan, her kentten çocukların katıldığı büyük bir organizasyondu ve İzmir”in Universiade için yapılan muhteşem tesislerinde soğuğa rağmen bir şenlik şeklinde geçti.
Genç tenisçiler yılda birkaç kez bu turnuvalarda bir araya geliyor.
Bir dönemin “zengin sporu”nun Anadolu”da nasıl yayıldığını gözümle görmesem inanmazdım. Sponsorlar da devreye girerse Türkiye”nin yakında dünya sıralamasına birkaç tenisçi yollaması işten değil.

Orada olup korttaki çocukların şevkini görmeliydiniz.
Maç başladı mı, akşam birlikte oynayan o sevimli çocuklar gidiyor, çelik gibi bilenmiş hırslı sporcular geliyor:
Her vuruşun ardından yumruğunu sıkıp “Kamon” diye haykıran ya da arkadaşını “Hadi bakiym…”, “Hadi oğlum hadi… Ez onu…” diye destekleyen, öfkelenen, ağlayan, raketi yere çalan, hakemle iddialaşan, “kantar yapan” (kortta sahtekarlık yapanlara öyle deniliyor) yüzlerce çocuk…
Sadece onlar mı? Aileleri de kenarda aynı hırsla yarışıyor.

Akşam çocuklar yattıktan sonra da velilerin iç muhasebesi başlıyor:
“Acaba onları bu yaşta, bu soğukta, bu kadar ağır bir yarışa sokarak yanlış mı yapıyoruz?”
“Hırs mı aşılamalıyız, her şeyin yarıştan ibaret olmadığı fikrini mi?”
“Amaç her şeye rağmen bir şampiyon yetiştirmek mi, spor keyfi vermek mi?”
Aileler bunları tartışırken ekranda dünyanın en önemli dört turnuvasından biri olan Avustralya Açık yayınlanıyordu ve orada oynayan tenisçiler bu soruların cevaplarını çoktan bulmuştu.
Yetenekli çocukları olan çoğu anne babanın zihnini kurcalayan soruların cevaplarını, başarının tesadüf olmadığını kanıtlayan iki dünya starının hayat öyküsünden çıkarmaya çalıştım.

MARİA ŞARAPOVA

Çernobil”in çığlığı
Tenis izleyicisi olmayıp da tenisçi izleyicisi olanlar onu güzelliğinden, kıyafetlerinden, her korta asılan posterlerinden ve en çok da kortta topa vururken çıkardığı (rakiplerine “tahripkar”, erkeklere “tahrikkar” gelen) sesten tanıyor. Ancak Rus raket Maria Şarapova kariyerini bunlara borçlu değil.
Son birkaç yılda dünya sıralamasında inanılmaz bir hızla üst sıralara tırmanması da sürpriz değil.

Bu tırmanışın ve daha 18 yaşında dünyanın en tanınmış kadın tenisçisi olmasının ardında hayret verici bir külkedisi masalı var.
Şarapova ailesi Çernobil”e 320 kilometre mesafede bir köyde yaşıyordu. Nükleer santral patladığında annesi Şarapova”ya hamileydi.
1986”da kaza olduğunda nükleer serpintiden kaçmak için mümkün olduğunca uzağa, Sibirya”ya taşındılar. Maria, 1987 Nisan”ında Sibirya”nın bir köyünde doğdu.
1989”da aile Karadeniz kıyısındaki Soçi”ye taşındı.
Burada, 4 yaşındayken hediye edilen bir tenis raketi Maria”nın hayatını değiştirdi. Raketi getiren, ünlü Rus tenisçi Yevgeny Kafelnikov”un babasıydı. Maria giderek bir tutkuya dönüşecek tenisle böylece tanıştı.

Navratilova”yı şaşırttı

Hayatına damga vuracak ikinci tenis yıldızını da tanıyoruz:
Martina Navratilova…O da Maria”yı 6 yaşında Moskova”daki bir tenis okulunda gördü ve yeteneği karşısında gözlerine inanamadı. Hemen babası Yuri Şarapova”ya gidip “Ne yapıp edin, onu Florida”daki Bollettieri Tenis Akademisi”ne gönderin” dedi. Bir süre sonra Rusya Tenis Federasyonu”nun baş antrenörü de aynı teklifle çıkagelince Yuri Şarapova etraftan 1000 dolar denkleştirip,7 yaşındaki kızıyla Amerika”nın yolunu tuttu. Tek kelime İngilizce bilmiyorlardı. Üstelik vize alamayan anne Yelena”yı Rusya”da bırakmışlardı.

Baba-kız elde bir raketle yepyeni bir dünyaya gittiler. IMG sponsor oldu ve Maria yıllık 35 bin dolarla Bollettieri Akademisi”ne kaydoldu.
Henüz 7 yaşındaydı. Annesi yanında değildi. Dil bilmediği gibi utangaçtı da…
İki yıl böyle yaşayacaktı.Akademi yatakhanesinde odasını paylaştığı üç kız sayesinde İngilizcesini ilerletti. Annesine ancak iki yıl sonra kavuşabildi. Yelena o güne dek hiç resmi eğitim görmemiş olan kızının eğitimine ağırlık verdi. Şimdi tırmanış başlıyordu.Akademide daha önce Davenport”u, Sampras”ı, Austin”i yetiştiren ünlü tenis gurusu Robert Lansdorf”un eline teslim edildi.
Dört-beş yıl katı disiplin altında yoğun bir tenis eğitimi gördü.

Herkesi büyüledi

Artık hazırdı. Tenis kariyerinin başlangıç noktası kabul edilen 2001”deki küçükler turnuvasında 28 maçın 25”ini kazandı. Üç uluslararası turnuvada da şampiyon oldu. Henüz 14 yaşındaydı. Ertesi yıl bu skor devam etti:
26 zafer ve üç uluslararası turnuva şampiyonluğu…
Bunun üzerine profesyonel turnuvalarda oynamasına izin verildi. İlk profesyonel turnuvasında Monica Seles”e yenildi.

Kadınlar sıralamasında 186”ncı sıradaydı.
Dünyanın Şarapova ile tanışması için 2003 yılını beklemesi gerekiyordu. O yıl büyük lige çıktı. İlk WTA turnuvasına katıldı ve yeteneğiyle herkesi büyüledi. Oynadığı 45 maçın 34”ünü kazandı. Japonya Açık”ta şampiyon oldu.
Sezon bittiğinde sıralamadaki yeri 32”nciliğe yükselmişti.
2004”te Wimbledon”da dünya şampiyonu Serena Williams”ı yenince tenis dünyası sarsıldı. Bir efsaneyi yıkmıştı.O yıl Wimbledon”u kazanan ilk Rus raket oldu.
Tenis tarihinin en genç tenis şampiyonları arasına girdi.

Mayısta İstanbul”da

Halen internette eğitim veren bir okulda online lise eğitimi görüyor. Ünlü spor markalarıyla anlaşması var, markaların podyumuna dönüşen kortlarda tenis oynarken aynı zamanda modellik de yapıyor. Reklam filmlerinde oynuyor, bir parfümün tanıtımını yapıyor. Magazin basınının gözdesi… Florida”da yaşıyor. Beş korumayla geziyor. “Bırakın bir erkek arkadaş sahibi olmayı, ehliyet almaya bile vakti olmadığını” söylüyor. 18 yaşında ama yaşına göre çok olgun.
Kortta servis atarken yüzüne yerleşen bilenmiş çelik ifadesi, maçı kazandığında yerini sevimli bir lolita gülücüğüne bırakıyor.
Ve şampiyon olup tribündeki babasına koştuğunda Çernobil”den kaçan o küçük Rus kızı oluyor yeniden…Bu yıl Avustralya Açık”a erken veda etti ama elendiği gün Türk hayranlarına bir sürpriz yaptı: Mayısta yapılacak İstanbul Cup tenis turnuvasına gelecekti.

ROGER FEDERER

Tüm zamanların en iyisi
Ustalara göre o, “Kortların gelmiş geçmiş en iyi tenisçisi” olmaya aday…
Muhteşem bir tekniği var. Yenilmez görünüyor.
Navratilova”nın dediği gibi “Onu tenis oynarken izlemek usta bir piyanisti Mozart konçertosu çalarken izlemeye benziyor”.

Kortta poker suratlı… Aşırı sinirlendiği ya da sevindiği görülmüş değil. Maç kazandığında alnına düşen saçını bandajının kenarına sıkıştırıp eliyle raketine birkaç kez vurarak seyirciyi selamlıyor ve yerine oturuyor.
Her daim en ön sıradan onu yan yana izleyen babasıyla sevgilisi Mirka”ya bir gülücük atıyor; o kadar…

Bir İsviçreli soğukluğu mu?
Hayır, eğitimle edinilmiş bir terbiye bu…
Çünkü 1981 doğumlu Roger, küçüklüğünde yaşıtları gibi, heyecanını kontrol edemezmiş. Oyunda bağırıp çağırır, hakemle tartışır, kaybettiğinde raketi yere çalarmış.

Psikolog yardımı da aldı

3 yaşında başladığı tenis, onu çok sevdiği futboldan kopardıktan sonra tek uğraşı olmuş. 10-14 yaş arasında, ailesinden çok tenis koçuyla geçiriyormuş zamanını…Tenisin sadece, bir strateji, teknik ve güç sporu olmadığını, yeteneğin ötesinde de özellikler gerektirdiğini, tepkilerini kontrol altında tutmanın, kibarlığın, sportmenliğin önemini o yaşta koçu Carter”dan öğrenmiş. Yenilince oluşan hayal kırıklığıyla baş etmek için bir süre psikolog yardımı da almış. Ve 14”ünde evi terk edip Lozan”daki Ulusal Tenis Merkezi”ne yazılmış.

16”sında anne-babasına “Artık okula gitmek istemiyorum, tamamen tenise yoğunlaşmak istiyorum” demiş. Ailesi anlayışla karşılamış; “Ama eğer önümüzdeki birkaç yıl içinde iyi bir neticeye varmazsan okula geri dönersin” demişler.Kabul etmiş. Okulu bıraktıktan sonra hızla gelişmiş tenisi… 60”ıncı sırada başladığı yarışta, okulu bıraktıktan sonraki yaz 1”inci sıraya yükselmiş. “16 yaşındayken tepkilerimi kontrol edemediğim için sürekli antrenmandan kovulurdum. Fırlattığım raketler havada helikopter gibi uçuşurdu. Annem babam beni kortta görünce tanıyamazdı. Ama rakibe ya da hakeme değil, kendime kızardım. Biraz büyüyünce raket fırlatmanın ya da çok konuşmanın benim oyunuma yarar sağlamadığını fark ettim. Tersine beni olumsuz etkiliyordu. Artık kortta fazla konuşmuyorum, raket de fırlatmıyorum. Duygularımı denetlemeyi öğrendim” diyor.

Öğrendiği bir başka ders de seyirciyi memnun edecek hareketler yapmak yerine doğru vuruşlar yapıp maçı kazanmaya çalışmak…

Efsaneleri devirdi

Çocukken Stefan Edberg”e hayranmış, sonra Boris Becker”i ve Pete Sampras”ı kahraman seçmiş. 1998”de profesyonel olmuş. 1999”da ilk 100”deki en genç tenisçiymiş. Dünya onu 2001”de ilk şampiyonluğuyla tanıdı.
2003”te Wimbledon”u kazanan ilk İsviçreli oldu. O şampiyonluğundan birkaç ay önce sadece tenisine değil, hayatına da yön veren antrenörü Carter”ı bir trafik kazasında kaybetmişti.Bir daha antrenör istemedi ve sadece babasıyla çalıştı.Sonra birer birer devirdi efsane isimleri… Kahramanı Sampras”ı Wimbledon”da yendi.

21-24 yaş arasında dünyanın en önemli altı turnuvasında şampiyon oldu. Bunlar dışında da 27 turnuva kazandı. Halen dünyanın 1 numaralı tenisçisi… Aynı zamanda da en çok kazananı… Ama parayı sadece “tenisin bir bonusu” olarak görüyor. “Arada anne babam banka hesabımı gösteriyor. ”Amma para kazanmışım” diye şaşırıyorum” diyor.

Adının ve soyadının başharflerinden oluşan “RF” adlı bir parfümü var. Şimdilik sadece İsviçre pazarında satılıyor. Yakında dünyaya açılmayı düşünüyor.
Vaktiniz olursa bu gece Avustralya Açık finalinde izleyin onu…
Sadece bir şampiyonla değil, bir centilmenle tanışın.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND