Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarı kültürünün yükselişi

MÜMİN SEKMAN ile Türk başarı kültürü ve Türkiyede kişisel gelişimin durumu üzerine yapılmış kapsamlı bir röportaj. Kişisel Gelişim Dergisinde yayınlandı…

AŞAĞIDAKİ RÖPORTAJ MÜMİN SEKMAN İLE , KİŞİSEL GELİŞİM DERGİSİ TARAFINDAN YAPILMIŞTIR. Derginin ilk sayısında yayınlanmıştır. 2003

BAŞARI KÜLTÜRÜNÜN YÜKSELİŞİ

Son yıllarda ülkemizde bir başarı kültürü oluşmuş durumda. İnsanların bir kısmı bu girdabın içersine girdiler, bir kısmı da girmek üzereler. Başarı herkes tarafından takdir edilen, onaylanan bir durum olduğundan cazibesi bir hayli yüksek. Cazibesinin yüksek olduğu oranda bedeli de ağır.

İnsanlar muhtemel başarılarını desteklemek amacıyla çeşitli kurslara, seminerlere ve programlara katılıyorlar. Bir şekilde başarı ikliminin içersinde yer almaya çalışıyorlar. Ülkemizde başarı kültürünü sürekli canlı tutmaya çalışan, hem özel şirketler bazında çalışan hem de bireysel faaliyetler bulunan kişiler mevcut.

Kişisel gelişim dünyasında yer alan sizin gibi önemli isimlerle başarı kültürünü konuşmak istiyoruz. Aşağıdaki soruları cevaplandırırsanız memnun oluruz. Ayrıca eğer sizin için de uygun olursa röportaj için gelebiliriz.

Başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Başarının tanımlanması çok ilginç bir durum. Bu kadar çok istenen ve bu kadar tanımlanamayan veya herkesin kendine göre tanımladığı başka bir kavram aklıma gelmiyor. Web sitemde bu konuda bir yarışma bile yaptım. Başarılı olmak nasıl tanımlanmalı diye. ABD’de de 1900lü yılların başında böyle bir yarışma yapmışlar.

Başarıyı tanımlayanları ben ikiye ayırıyorum. İdealist şekilde tanımlayanlar ve realist şekilde tanımlayanlar. İdealist tarzda tanımlayanlar genelde ahlaki öğüt verir gibi tanımlar yaparlar. En büyük başarı başkalarına yardım edebilmektir gibi.

Realist tanımlayıcılar ise, daha seküler ve konformistir. Evin hangi semtteki evde oturuyorsun, araban kaç paralık, seni kaç kişi tanıyor gibi.

Başarılı olmayı iç referanslı tanımlarsak, canının istediği gibi bir hayat yaşamaktır. Dış referanslı tanımlama ise sosyal başarı kriterlerine dayanr. Bu anlada başarı çok sayıda insanın yapmak isteyip e yapamadığını yapmak, bilmek isteyi de bilemediğini bilmek, sahip olmak isteyip de sahip olmadığına sahip olmaktır. Kısacası “başkalarına” göre “üstün” olmaktır.

Ben başarılı olmayı bir masaya benzetiyorum bu masanın 4 ayağı var. Biri şöhret, diğeri servet, diğeri kudret, bir diğeri de hikmet. Kısacası, başarı masasının dört ayağ var: bilgi, ün, para ve güç. Masanın ayaklarının eşit uzunlukta ve eksiksiz olması dengeli bir duruş için şart.

İnsanlar genellikle “başarılı insan” ile “büyük insan” ayrımını sağlıklı yapamıyorlar. Eğer bir bakansanız ve görevinizin gereklerini dört dörtlük yaptıysanız, hem büyük hem başarılı adamsınızdır. Ama Siverek belediyesine bağlı bir çöpçü olarak çalışıyorsanız ve yılın en başarılı çöpçüsü seçildiyseniz “başarılı adam” olmuş ama “büyük adam” olamamışsınızıdır. Büyük adam olmak için büyük ölçekli işler yapmak gerekir.

İnsan başarılı olmak için neler yapmalı, hangi aşamalardan geçmelidir?

Önce nasıl başarılı olabileceğini öğrenip, sonra başarılı olmak çok önemli. Bunu yapanlara başarı profesyonelleri diyorum. Başarı profesyonelleri neyi, niçin, nasıl başaracaklarını bilerek istedikleri yere gelirler. Gelede yaygın olan tarz ise, amatör başarı. Yani, neyi nasıl yapas gerekiğini öğrenmeden harale gürele bir şeyler yapmaya çalışmak. Bu amatör başarılılar şanslı ise bir kez başarabilir ama başardıklarını ikincikez tekrarlayamazlar.

İkinci önemli nokta önce iç başarı gerçekleştirip sonra dış başarıyı denemek gerekir. Kendi içinde bir başarı felsefesi oluşturmadan başarı yarışına katılanlar, ilerledikçe denge ve kontrol yeteneklerini kaybediyorlar.

Üçüncü olarak insanlar bir alanda benzersiz bir bilgi ve beceri sahibi olmalıdır. Bana “başarılı olmak istiyorum” diyen kişilere hemen şunu sorarım “neyi 67 milyon insandan daha iyi bilirsin yada yaparsın?” eğer bir cevabı yoksa veya bir cevap verebilecek çabayı harcamaya niyeti yoksa o kişinin başarı hedeflerini dikkate almıyorum.

‘Başarı için bedel ödemek gerekir’ önermesini nasıl açıklıyorsunuz?

Başarının bedelerinin olduğu doğrudur. Bedelleri üçe ayırarak düşünebiliriz: fiziksel bedeller, zihinsel bedeller ve ahlaki bedeller. Başarı için çalışırken fiziken yorulursunuz, omuzlarınız tutulur, ter dökersiniz, sırt ağrılaı çekersiniz. Bu fiziksel bedeldir.

İkincisi zihinsel bedeller. Bu da başarılı olmak için çok ama çok zihin teri dökmeniz gerekiyor. Maalesef başarısızlar ve istatistiksel hayat yaşayan insanlar bu zihin terini tanımazlar. Dolayısıyla sizin yaptıklarınızı fizik teri ile ölçerler. Oysa derin ve kesintisiz bir şekilde analiz ve zihinsel üretim yapmanız gerekiyor. Bu da ziniznsel emek. Ama maalesef türk kültürü zihinsel emek kavramını benimsemiyor. Geçenlerde yapılan bir ankette en kolay para kazanılan meslekler sorulmuştu. Verilen yanıtların neredeyse tamamı gazetecilik gibi zihin gücüyle yapılan mesleklerdir. Fiziksel ter dökmeyenin çalışmadığın sanıyorlar!

Üçüncüsü ise ahlaki bedeller. Başarılı olmak, esneklik gösterme, bazen taviz vermek, sadakatsizlik gibi bazı davranışları da gerektiriyor. Teoride bunlar anlatılmıyor ama uygulamada yapılıyor. Çünkü teoride olası gerekener anlatılıyor ama gündelik hayat kendi kurallarına göre işliyor. Kişiler 18 yaşlarında öğrendikleri ahlak anlayışıyla zirveye çıkamazlar. Çıksalar da “iktidar” olamazlar. Cenap şahabettin “mizacı menfaatine uymayan riyaya (iki yüzlülüğe) mahkumdur” diyor. Maalesef türkün mizacı ile menfaati çoğu kez çatışıyor. Bazen inanmadığı gibi hareket etmek, kişinin kendi kendine ödediği ahlaki bir iç bedeldir.

Ülkemizde oluşan başarı kültürünü olumlu buluyor musunuz?

Türk başarı kültürü, topluma beraber bir değişim süreci yaşıyor. Köylülükten kentliliğe, doğululuktan batılılığa, gelenekselden moderne, dinselden bilimsele, deneyimden uzmanlaşmış teknik bilgiye doğru bir yöneliş var. Bu trendler değişimin yönünü gösteriyor.

Bu durum doğal olarak değerler ve tarzlar arası çatışmayı da beraberinde getiriyor. Bir aile şirketinde baba, geleneksel çocuk batılı yönetim tarzını benimseyebiliyor. Köylü anne baba tarafından büyütülüş bir iş adamı, yanında kentte doğmuş ve Amerika’da master yapmış kişileri çalıştırabiliyor. Kültürler arası farklar, çatışma kadar enerji kaynağı aynı zamanda.

Bazı eksikleri veya saçmalıkları olsa da ben mevcut durumdan memnunum. Çünkü değişimin olması gereken yönde olduğunu görüyorum. İhtiyaç duyulan iki şey var: biraz zaman ve bilinçli başarı kültürünü daha fazla yaygınlaştırmak için çaba.

Planlama alışkanlığımız gelişiyor. Profesyonellik kimliği gittikçe daha fazla kabul görüyor. Teknik eğitimler ve kişisel gelişim eğitimleri eşit önemde görülüyor. İşlerin dünyada nasıl yapıldığı araştırılıyor. Kalite ölçülebilir hale getiriliyor. Hedef koyma bilinci ve tekniği gelişti. Başarı ahlakımız yeniden yapılanıyor. Eski ahlak çok sınırlayıcı olduğundan yeni bir ahlak üretiliyor. İnsan kaynaklarının değeri anlaşıldı. Bunlar olumlu gelişmeler.

Akademik çevreler genellikle başarı, kişisel gelişim gibi konulara uzak duruyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni bir bilgiyi en son akademisyenler duyarmış! Akademisyenler hala kütüphanelerde literatür taramaktan, toplumda nelerin olup bittiğini takip edemiyorlar. Daha doğrusu toplumu, kitaptan izliyorlar. Biz araziye girip harita çıkarıyoruz. Onlar haritalara bakıp yeni bir harita çıkarıyorlar. Dolayısıyla bizim haritalar daha güncel ve işe yarar haritalar oluyor.

Akademisyenler kişisel gelişime ilgisiz değil. Hemen her ay bir kişi kigem.com’a, kişisel gelişim ile ilgili master yapmak istediğini anlatan bir mail gönderiyor. Akademik kalıplar içerisinde kişisel gelişim teknikleri üretmek çok zor. Bu nedenle akademik kariyer yapmadım.

Akademik dünyada kişisel gelişimin saygınlığını sağlayan kişi Doğan Cüceloğlu oldu. Doğan beyin Türkiyeye en büyük hizmeti bence bu oldu. Eğer Doğan Cüceloğlu kişisel gelişimci olmasaydı, bazı akademisyenler “beraber ve solo suçlamalar korosu” halinde kişisel gelişim eğitimi verenlere saldırırdı.

Özellikle Anadolu’ya gittiğimde birçok akademisyenin kişisel gelişim kitaplarının hayranı olduğunu gördüm. Akademisyenlerin kişisel gelişim konularına ilgileri var ama fazla bilgileri yok. Üniversitedeki konferanslar arttıkça onlar da ilgilerini bilgiyle besleyeceklerdir.

Başarı kültürünün geleceği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Dünyadaki trendlere de baktığımızda gelecekte bilinçli başarı tarzının egemen olacağını düşünüyorum. Yani neyi, niçin, nasıl yapacağını bilen insalar daha başarılı olacak profesyonel başarı kültürü tüm dünyada toplumlara gittikçe egemen oluyor. Siz öğrenmeseniz de yan masadaki rakibiniz öğreniyor ve sizin başınıza müdür oluyor. Siz de yenilgiyi sindiremeyip, onun rekabet üstünlüğünü ortadan kaldırmak için bu eğitimleri alıyorsunuz. Dünya kapitalist kaldığı sürece, kişisel gelişim kültürü ve bilinçli başarı teknikleri kabül görmeye devam edecek.

Başarı kültüründe son trend “glokalizm” global ve lokal kelimelerinin kaynaşmasıyla oluşuyor. Global düşün lokal hareket et diye formüle ediliyor. İşinizin dünyanın diğer taraflarında nsıl yapıldığını ve ülkenizde başarılı olmak için nasıl hareket etmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Lokal başarı paradigmasını açığa çıkarmak için türk usulü aşarı adlı kitabımı yazdım. Yerel başarı kültürünü inceleyen ilk kitap.

Geçtiğimiz yıl ülkemiz birçok alanda başarıyı yakaladı. Çeşitli yarışmalarda birincilikler kazananlar oldu. Kabuğu kırma açısından, gerçekten insanımız başarı kültürünü benimsedi mi? Nasıl değerlendiriyorsunuz.?

Türk kültürü liderlik kültürüdür. Liderlik kültürü de mucizevi başarılar kültürüdür. Liderlik kültürünün hakim olduğu toplumlar, başlarında çavuş olmadan iş yapmazlar ama bir de doğru çavuşu buldular mı “durdurulamaz” hale gelirler.

Üç tane sıfır rakamını yan yana düşünün (000) bu üç sıfırın kendi başlarına bir değerleri yoktur. Ama önlerine bir lider (1 rakamı) geldiğinde “bin” olurlar. Liderlik kültürü böyledir. Şaşırtıcı ve mucizevi işler yapabilir. Hiçbir şey yapmayabilir de. Her şey lidere bağlıdır.
Artık dünya çapında işler başaracak cesaretimiz var. Uluslar arası şirketler Ortadoğu ve balkanlara bir müdür atayacaklarsa Türk yöneticileri tercih ediyorlar. Nihat gibi futbolcu ve hidayet gibi basketbolcuların çıkması cesaret veriyor.

Türkiye dünyanın ikinci liginde. Evrensel başarı kültürünü benimsedikçe evrensel ligde de başarılar kazanacağız. Evrensel başarı tarzı spor,bilim ve iş dünyasında hızla yayılıyor. Sadece siyaset dünyası hala “alaturka”. O nedenle çok uzun süre dünya çapında devlet adamı çıkaracağımızı sanmıyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND