Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarı kültürünün yükselişi

MÜMİN SEKMAN ile Türk başarı kültürü ve Türkiyede kişisel gelişimin durumu üzerine yapılmış kapsamlı bir röportaj. Kişisel Gelişim Dergisinde yayınlandı…

AŞAĞIDAKİ RÖPORTAJ MÜMİN SEKMAN İLE , KİŞİSEL GELİŞİM DERGİSİ TARAFINDAN YAPILMIŞTIR. Derginin ilk sayısında yayınlanmıştır. 2003

BAŞARI KÜLTÜRÜNÜN YÜKSELİŞİ

Son yıllarda ülkemizde bir başarı kültürü oluşmuş durumda. İnsanların bir kısmı bu girdabın içersine girdiler, bir kısmı da girmek üzereler. Başarı herkes tarafından takdir edilen, onaylanan bir durum olduğundan cazibesi bir hayli yüksek. Cazibesinin yüksek olduğu oranda bedeli de ağır.

İnsanlar muhtemel başarılarını desteklemek amacıyla çeşitli kurslara, seminerlere ve programlara katılıyorlar. Bir şekilde başarı ikliminin içersinde yer almaya çalışıyorlar. Ülkemizde başarı kültürünü sürekli canlı tutmaya çalışan, hem özel şirketler bazında çalışan hem de bireysel faaliyetler bulunan kişiler mevcut.

Kişisel gelişim dünyasında yer alan sizin gibi önemli isimlerle başarı kültürünü konuşmak istiyoruz. Aşağıdaki soruları cevaplandırırsanız memnun oluruz. Ayrıca eğer sizin için de uygun olursa röportaj için gelebiliriz.

Başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Başarının tanımlanması çok ilginç bir durum. Bu kadar çok istenen ve bu kadar tanımlanamayan veya herkesin kendine göre tanımladığı başka bir kavram aklıma gelmiyor. Web sitemde bu konuda bir yarışma bile yaptım. Başarılı olmak nasıl tanımlanmalı diye. ABD’de de 1900lü yılların başında böyle bir yarışma yapmışlar.

Başarıyı tanımlayanları ben ikiye ayırıyorum. İdealist şekilde tanımlayanlar ve realist şekilde tanımlayanlar. İdealist tarzda tanımlayanlar genelde ahlaki öğüt verir gibi tanımlar yaparlar. En büyük başarı başkalarına yardım edebilmektir gibi.

Realist tanımlayıcılar ise, daha seküler ve konformistir. Evin hangi semtteki evde oturuyorsun, araban kaç paralık, seni kaç kişi tanıyor gibi.

Başarılı olmayı iç referanslı tanımlarsak, canının istediği gibi bir hayat yaşamaktır. Dış referanslı tanımlama ise sosyal başarı kriterlerine dayanr. Bu anlada başarı çok sayıda insanın yapmak isteyip e yapamadığını yapmak, bilmek isteyi de bilemediğini bilmek, sahip olmak isteyip de sahip olmadığına sahip olmaktır. Kısacası “başkalarına” göre “üstün” olmaktır.

Ben başarılı olmayı bir masaya benzetiyorum bu masanın 4 ayağı var. Biri şöhret, diğeri servet, diğeri kudret, bir diğeri de hikmet. Kısacası, başarı masasının dört ayağ var: bilgi, ün, para ve güç. Masanın ayaklarının eşit uzunlukta ve eksiksiz olması dengeli bir duruş için şart.

İnsanlar genellikle “başarılı insan” ile “büyük insan” ayrımını sağlıklı yapamıyorlar. Eğer bir bakansanız ve görevinizin gereklerini dört dörtlük yaptıysanız, hem büyük hem başarılı adamsınızdır. Ama Siverek belediyesine bağlı bir çöpçü olarak çalışıyorsanız ve yılın en başarılı çöpçüsü seçildiyseniz “başarılı adam” olmuş ama “büyük adam” olamamışsınızıdır. Büyük adam olmak için büyük ölçekli işler yapmak gerekir.

İnsan başarılı olmak için neler yapmalı, hangi aşamalardan geçmelidir?

Önce nasıl başarılı olabileceğini öğrenip, sonra başarılı olmak çok önemli. Bunu yapanlara başarı profesyonelleri diyorum. Başarı profesyonelleri neyi, niçin, nasıl başaracaklarını bilerek istedikleri yere gelirler. Gelede yaygın olan tarz ise, amatör başarı. Yani, neyi nasıl yapas gerekiğini öğrenmeden harale gürele bir şeyler yapmaya çalışmak. Bu amatör başarılılar şanslı ise bir kez başarabilir ama başardıklarını ikincikez tekrarlayamazlar.

İkinci önemli nokta önce iç başarı gerçekleştirip sonra dış başarıyı denemek gerekir. Kendi içinde bir başarı felsefesi oluşturmadan başarı yarışına katılanlar, ilerledikçe denge ve kontrol yeteneklerini kaybediyorlar.

Üçüncü olarak insanlar bir alanda benzersiz bir bilgi ve beceri sahibi olmalıdır. Bana “başarılı olmak istiyorum” diyen kişilere hemen şunu sorarım “neyi 67 milyon insandan daha iyi bilirsin yada yaparsın?” eğer bir cevabı yoksa veya bir cevap verebilecek çabayı harcamaya niyeti yoksa o kişinin başarı hedeflerini dikkate almıyorum.

‘Başarı için bedel ödemek gerekir’ önermesini nasıl açıklıyorsunuz?

Başarının bedelerinin olduğu doğrudur. Bedelleri üçe ayırarak düşünebiliriz: fiziksel bedeller, zihinsel bedeller ve ahlaki bedeller. Başarı için çalışırken fiziken yorulursunuz, omuzlarınız tutulur, ter dökersiniz, sırt ağrılaı çekersiniz. Bu fiziksel bedeldir.

İkincisi zihinsel bedeller. Bu da başarılı olmak için çok ama çok zihin teri dökmeniz gerekiyor. Maalesef başarısızlar ve istatistiksel hayat yaşayan insanlar bu zihin terini tanımazlar. Dolayısıyla sizin yaptıklarınızı fizik teri ile ölçerler. Oysa derin ve kesintisiz bir şekilde analiz ve zihinsel üretim yapmanız gerekiyor. Bu da ziniznsel emek. Ama maalesef türk kültürü zihinsel emek kavramını benimsemiyor. Geçenlerde yapılan bir ankette en kolay para kazanılan meslekler sorulmuştu. Verilen yanıtların neredeyse tamamı gazetecilik gibi zihin gücüyle yapılan mesleklerdir. Fiziksel ter dökmeyenin çalışmadığın sanıyorlar!

Üçüncüsü ise ahlaki bedeller. Başarılı olmak, esneklik gösterme, bazen taviz vermek, sadakatsizlik gibi bazı davranışları da gerektiriyor. Teoride bunlar anlatılmıyor ama uygulamada yapılıyor. Çünkü teoride olası gerekener anlatılıyor ama gündelik hayat kendi kurallarına göre işliyor. Kişiler 18 yaşlarında öğrendikleri ahlak anlayışıyla zirveye çıkamazlar. Çıksalar da “iktidar” olamazlar. Cenap şahabettin “mizacı menfaatine uymayan riyaya (iki yüzlülüğe) mahkumdur” diyor. Maalesef türkün mizacı ile menfaati çoğu kez çatışıyor. Bazen inanmadığı gibi hareket etmek, kişinin kendi kendine ödediği ahlaki bir iç bedeldir.

Ülkemizde oluşan başarı kültürünü olumlu buluyor musunuz?

Türk başarı kültürü, topluma beraber bir değişim süreci yaşıyor. Köylülükten kentliliğe, doğululuktan batılılığa, gelenekselden moderne, dinselden bilimsele, deneyimden uzmanlaşmış teknik bilgiye doğru bir yöneliş var. Bu trendler değişimin yönünü gösteriyor.

Bu durum doğal olarak değerler ve tarzlar arası çatışmayı da beraberinde getiriyor. Bir aile şirketinde baba, geleneksel çocuk batılı yönetim tarzını benimseyebiliyor. Köylü anne baba tarafından büyütülüş bir iş adamı, yanında kentte doğmuş ve Amerika’da master yapmış kişileri çalıştırabiliyor. Kültürler arası farklar, çatışma kadar enerji kaynağı aynı zamanda.

Bazı eksikleri veya saçmalıkları olsa da ben mevcut durumdan memnunum. Çünkü değişimin olması gereken yönde olduğunu görüyorum. İhtiyaç duyulan iki şey var: biraz zaman ve bilinçli başarı kültürünü daha fazla yaygınlaştırmak için çaba.

Planlama alışkanlığımız gelişiyor. Profesyonellik kimliği gittikçe daha fazla kabul görüyor. Teknik eğitimler ve kişisel gelişim eğitimleri eşit önemde görülüyor. İşlerin dünyada nasıl yapıldığı araştırılıyor. Kalite ölçülebilir hale getiriliyor. Hedef koyma bilinci ve tekniği gelişti. Başarı ahlakımız yeniden yapılanıyor. Eski ahlak çok sınırlayıcı olduğundan yeni bir ahlak üretiliyor. İnsan kaynaklarının değeri anlaşıldı. Bunlar olumlu gelişmeler.

Akademik çevreler genellikle başarı, kişisel gelişim gibi konulara uzak duruyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni bir bilgiyi en son akademisyenler duyarmış! Akademisyenler hala kütüphanelerde literatür taramaktan, toplumda nelerin olup bittiğini takip edemiyorlar. Daha doğrusu toplumu, kitaptan izliyorlar. Biz araziye girip harita çıkarıyoruz. Onlar haritalara bakıp yeni bir harita çıkarıyorlar. Dolayısıyla bizim haritalar daha güncel ve işe yarar haritalar oluyor.

Akademisyenler kişisel gelişime ilgisiz değil. Hemen her ay bir kişi kigem.com’a, kişisel gelişim ile ilgili master yapmak istediğini anlatan bir mail gönderiyor. Akademik kalıplar içerisinde kişisel gelişim teknikleri üretmek çok zor. Bu nedenle akademik kariyer yapmadım.

Akademik dünyada kişisel gelişimin saygınlığını sağlayan kişi Doğan Cüceloğlu oldu. Doğan beyin Türkiyeye en büyük hizmeti bence bu oldu. Eğer Doğan Cüceloğlu kişisel gelişimci olmasaydı, bazı akademisyenler “beraber ve solo suçlamalar korosu” halinde kişisel gelişim eğitimi verenlere saldırırdı.

Özellikle Anadolu’ya gittiğimde birçok akademisyenin kişisel gelişim kitaplarının hayranı olduğunu gördüm. Akademisyenlerin kişisel gelişim konularına ilgileri var ama fazla bilgileri yok. Üniversitedeki konferanslar arttıkça onlar da ilgilerini bilgiyle besleyeceklerdir.

Başarı kültürünün geleceği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Dünyadaki trendlere de baktığımızda gelecekte bilinçli başarı tarzının egemen olacağını düşünüyorum. Yani neyi, niçin, nasıl yapacağını bilen insalar daha başarılı olacak profesyonel başarı kültürü tüm dünyada toplumlara gittikçe egemen oluyor. Siz öğrenmeseniz de yan masadaki rakibiniz öğreniyor ve sizin başınıza müdür oluyor. Siz de yenilgiyi sindiremeyip, onun rekabet üstünlüğünü ortadan kaldırmak için bu eğitimleri alıyorsunuz. Dünya kapitalist kaldığı sürece, kişisel gelişim kültürü ve bilinçli başarı teknikleri kabül görmeye devam edecek.

Başarı kültüründe son trend “glokalizm” global ve lokal kelimelerinin kaynaşmasıyla oluşuyor. Global düşün lokal hareket et diye formüle ediliyor. İşinizin dünyanın diğer taraflarında nsıl yapıldığını ve ülkenizde başarılı olmak için nasıl hareket etmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Lokal başarı paradigmasını açığa çıkarmak için türk usulü aşarı adlı kitabımı yazdım. Yerel başarı kültürünü inceleyen ilk kitap.

Geçtiğimiz yıl ülkemiz birçok alanda başarıyı yakaladı. Çeşitli yarışmalarda birincilikler kazananlar oldu. Kabuğu kırma açısından, gerçekten insanımız başarı kültürünü benimsedi mi? Nasıl değerlendiriyorsunuz.?

Türk kültürü liderlik kültürüdür. Liderlik kültürü de mucizevi başarılar kültürüdür. Liderlik kültürünün hakim olduğu toplumlar, başlarında çavuş olmadan iş yapmazlar ama bir de doğru çavuşu buldular mı “durdurulamaz” hale gelirler.

Üç tane sıfır rakamını yan yana düşünün (000) bu üç sıfırın kendi başlarına bir değerleri yoktur. Ama önlerine bir lider (1 rakamı) geldiğinde “bin” olurlar. Liderlik kültürü böyledir. Şaşırtıcı ve mucizevi işler yapabilir. Hiçbir şey yapmayabilir de. Her şey lidere bağlıdır.
Artık dünya çapında işler başaracak cesaretimiz var. Uluslar arası şirketler Ortadoğu ve balkanlara bir müdür atayacaklarsa Türk yöneticileri tercih ediyorlar. Nihat gibi futbolcu ve hidayet gibi basketbolcuların çıkması cesaret veriyor.

Türkiye dünyanın ikinci liginde. Evrensel başarı kültürünü benimsedikçe evrensel ligde de başarılar kazanacağız. Evrensel başarı tarzı spor,bilim ve iş dünyasında hızla yayılıyor. Sadece siyaset dünyası hala “alaturka”. O nedenle çok uzun süre dünya çapında devlet adamı çıkaracağımızı sanmıyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND