Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Başarı kültürünün yükselişi

MÜMİN SEKMAN ile Türk başarı kültürü ve Türkiyede kişisel gelişimin durumu üzerine yapılmış kapsamlı bir röportaj. Kişisel Gelişim Dergisinde yayınlandı…

AŞAĞIDAKİ RÖPORTAJ MÜMİN SEKMAN İLE , KİŞİSEL GELİŞİM DERGİSİ TARAFINDAN YAPILMIŞTIR. Derginin ilk sayısında yayınlanmıştır. 2003

BAŞARI KÜLTÜRÜNÜN YÜKSELİŞİ

Son yıllarda ülkemizde bir başarı kültürü oluşmuş durumda. İnsanların bir kısmı bu girdabın içersine girdiler, bir kısmı da girmek üzereler. Başarı herkes tarafından takdir edilen, onaylanan bir durum olduğundan cazibesi bir hayli yüksek. Cazibesinin yüksek olduğu oranda bedeli de ağır.

İnsanlar muhtemel başarılarını desteklemek amacıyla çeşitli kurslara, seminerlere ve programlara katılıyorlar. Bir şekilde başarı ikliminin içersinde yer almaya çalışıyorlar. Ülkemizde başarı kültürünü sürekli canlı tutmaya çalışan, hem özel şirketler bazında çalışan hem de bireysel faaliyetler bulunan kişiler mevcut.

Kişisel gelişim dünyasında yer alan sizin gibi önemli isimlerle başarı kültürünü konuşmak istiyoruz. Aşağıdaki soruları cevaplandırırsanız memnun oluruz. Ayrıca eğer sizin için de uygun olursa röportaj için gelebiliriz.

Başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Başarının tanımlanması çok ilginç bir durum. Bu kadar çok istenen ve bu kadar tanımlanamayan veya herkesin kendine göre tanımladığı başka bir kavram aklıma gelmiyor. Web sitemde bu konuda bir yarışma bile yaptım. Başarılı olmak nasıl tanımlanmalı diye. ABD’de de 1900lü yılların başında böyle bir yarışma yapmışlar.

Başarıyı tanımlayanları ben ikiye ayırıyorum. İdealist şekilde tanımlayanlar ve realist şekilde tanımlayanlar. İdealist tarzda tanımlayanlar genelde ahlaki öğüt verir gibi tanımlar yaparlar. En büyük başarı başkalarına yardım edebilmektir gibi.

Realist tanımlayıcılar ise, daha seküler ve konformistir. Evin hangi semtteki evde oturuyorsun, araban kaç paralık, seni kaç kişi tanıyor gibi.

Başarılı olmayı iç referanslı tanımlarsak, canının istediği gibi bir hayat yaşamaktır. Dış referanslı tanımlama ise sosyal başarı kriterlerine dayanr. Bu anlada başarı çok sayıda insanın yapmak isteyip e yapamadığını yapmak, bilmek isteyi de bilemediğini bilmek, sahip olmak isteyip de sahip olmadığına sahip olmaktır. Kısacası “başkalarına” göre “üstün” olmaktır.

Ben başarılı olmayı bir masaya benzetiyorum bu masanın 4 ayağı var. Biri şöhret, diğeri servet, diğeri kudret, bir diğeri de hikmet. Kısacası, başarı masasının dört ayağ var: bilgi, ün, para ve güç. Masanın ayaklarının eşit uzunlukta ve eksiksiz olması dengeli bir duruş için şart.

İnsanlar genellikle “başarılı insan” ile “büyük insan” ayrımını sağlıklı yapamıyorlar. Eğer bir bakansanız ve görevinizin gereklerini dört dörtlük yaptıysanız, hem büyük hem başarılı adamsınızdır. Ama Siverek belediyesine bağlı bir çöpçü olarak çalışıyorsanız ve yılın en başarılı çöpçüsü seçildiyseniz “başarılı adam” olmuş ama “büyük adam” olamamışsınızıdır. Büyük adam olmak için büyük ölçekli işler yapmak gerekir.

İnsan başarılı olmak için neler yapmalı, hangi aşamalardan geçmelidir?

Önce nasıl başarılı olabileceğini öğrenip, sonra başarılı olmak çok önemli. Bunu yapanlara başarı profesyonelleri diyorum. Başarı profesyonelleri neyi, niçin, nasıl başaracaklarını bilerek istedikleri yere gelirler. Gelede yaygın olan tarz ise, amatör başarı. Yani, neyi nasıl yapas gerekiğini öğrenmeden harale gürele bir şeyler yapmaya çalışmak. Bu amatör başarılılar şanslı ise bir kez başarabilir ama başardıklarını ikincikez tekrarlayamazlar.

İkinci önemli nokta önce iç başarı gerçekleştirip sonra dış başarıyı denemek gerekir. Kendi içinde bir başarı felsefesi oluşturmadan başarı yarışına katılanlar, ilerledikçe denge ve kontrol yeteneklerini kaybediyorlar.

Üçüncü olarak insanlar bir alanda benzersiz bir bilgi ve beceri sahibi olmalıdır. Bana “başarılı olmak istiyorum” diyen kişilere hemen şunu sorarım “neyi 67 milyon insandan daha iyi bilirsin yada yaparsın?” eğer bir cevabı yoksa veya bir cevap verebilecek çabayı harcamaya niyeti yoksa o kişinin başarı hedeflerini dikkate almıyorum.

‘Başarı için bedel ödemek gerekir’ önermesini nasıl açıklıyorsunuz?

Başarının bedelerinin olduğu doğrudur. Bedelleri üçe ayırarak düşünebiliriz: fiziksel bedeller, zihinsel bedeller ve ahlaki bedeller. Başarı için çalışırken fiziken yorulursunuz, omuzlarınız tutulur, ter dökersiniz, sırt ağrılaı çekersiniz. Bu fiziksel bedeldir.

İkincisi zihinsel bedeller. Bu da başarılı olmak için çok ama çok zihin teri dökmeniz gerekiyor. Maalesef başarısızlar ve istatistiksel hayat yaşayan insanlar bu zihin terini tanımazlar. Dolayısıyla sizin yaptıklarınızı fizik teri ile ölçerler. Oysa derin ve kesintisiz bir şekilde analiz ve zihinsel üretim yapmanız gerekiyor. Bu da ziniznsel emek. Ama maalesef türk kültürü zihinsel emek kavramını benimsemiyor. Geçenlerde yapılan bir ankette en kolay para kazanılan meslekler sorulmuştu. Verilen yanıtların neredeyse tamamı gazetecilik gibi zihin gücüyle yapılan mesleklerdir. Fiziksel ter dökmeyenin çalışmadığın sanıyorlar!

Üçüncüsü ise ahlaki bedeller. Başarılı olmak, esneklik gösterme, bazen taviz vermek, sadakatsizlik gibi bazı davranışları da gerektiriyor. Teoride bunlar anlatılmıyor ama uygulamada yapılıyor. Çünkü teoride olası gerekener anlatılıyor ama gündelik hayat kendi kurallarına göre işliyor. Kişiler 18 yaşlarında öğrendikleri ahlak anlayışıyla zirveye çıkamazlar. Çıksalar da “iktidar” olamazlar. Cenap şahabettin “mizacı menfaatine uymayan riyaya (iki yüzlülüğe) mahkumdur” diyor. Maalesef türkün mizacı ile menfaati çoğu kez çatışıyor. Bazen inanmadığı gibi hareket etmek, kişinin kendi kendine ödediği ahlaki bir iç bedeldir.

Ülkemizde oluşan başarı kültürünü olumlu buluyor musunuz?

Türk başarı kültürü, topluma beraber bir değişim süreci yaşıyor. Köylülükten kentliliğe, doğululuktan batılılığa, gelenekselden moderne, dinselden bilimsele, deneyimden uzmanlaşmış teknik bilgiye doğru bir yöneliş var. Bu trendler değişimin yönünü gösteriyor.

Bu durum doğal olarak değerler ve tarzlar arası çatışmayı da beraberinde getiriyor. Bir aile şirketinde baba, geleneksel çocuk batılı yönetim tarzını benimseyebiliyor. Köylü anne baba tarafından büyütülüş bir iş adamı, yanında kentte doğmuş ve Amerika’da master yapmış kişileri çalıştırabiliyor. Kültürler arası farklar, çatışma kadar enerji kaynağı aynı zamanda.

Bazı eksikleri veya saçmalıkları olsa da ben mevcut durumdan memnunum. Çünkü değişimin olması gereken yönde olduğunu görüyorum. İhtiyaç duyulan iki şey var: biraz zaman ve bilinçli başarı kültürünü daha fazla yaygınlaştırmak için çaba.

Planlama alışkanlığımız gelişiyor. Profesyonellik kimliği gittikçe daha fazla kabul görüyor. Teknik eğitimler ve kişisel gelişim eğitimleri eşit önemde görülüyor. İşlerin dünyada nasıl yapıldığı araştırılıyor. Kalite ölçülebilir hale getiriliyor. Hedef koyma bilinci ve tekniği gelişti. Başarı ahlakımız yeniden yapılanıyor. Eski ahlak çok sınırlayıcı olduğundan yeni bir ahlak üretiliyor. İnsan kaynaklarının değeri anlaşıldı. Bunlar olumlu gelişmeler.

Akademik çevreler genellikle başarı, kişisel gelişim gibi konulara uzak duruyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni bir bilgiyi en son akademisyenler duyarmış! Akademisyenler hala kütüphanelerde literatür taramaktan, toplumda nelerin olup bittiğini takip edemiyorlar. Daha doğrusu toplumu, kitaptan izliyorlar. Biz araziye girip harita çıkarıyoruz. Onlar haritalara bakıp yeni bir harita çıkarıyorlar. Dolayısıyla bizim haritalar daha güncel ve işe yarar haritalar oluyor.

Akademisyenler kişisel gelişime ilgisiz değil. Hemen her ay bir kişi kigem.com’a, kişisel gelişim ile ilgili master yapmak istediğini anlatan bir mail gönderiyor. Akademik kalıplar içerisinde kişisel gelişim teknikleri üretmek çok zor. Bu nedenle akademik kariyer yapmadım.

Akademik dünyada kişisel gelişimin saygınlığını sağlayan kişi Doğan Cüceloğlu oldu. Doğan beyin Türkiyeye en büyük hizmeti bence bu oldu. Eğer Doğan Cüceloğlu kişisel gelişimci olmasaydı, bazı akademisyenler “beraber ve solo suçlamalar korosu” halinde kişisel gelişim eğitimi verenlere saldırırdı.

Özellikle Anadolu’ya gittiğimde birçok akademisyenin kişisel gelişim kitaplarının hayranı olduğunu gördüm. Akademisyenlerin kişisel gelişim konularına ilgileri var ama fazla bilgileri yok. Üniversitedeki konferanslar arttıkça onlar da ilgilerini bilgiyle besleyeceklerdir.

Başarı kültürünün geleceği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Dünyadaki trendlere de baktığımızda gelecekte bilinçli başarı tarzının egemen olacağını düşünüyorum. Yani neyi, niçin, nasıl yapacağını bilen insalar daha başarılı olacak profesyonel başarı kültürü tüm dünyada toplumlara gittikçe egemen oluyor. Siz öğrenmeseniz de yan masadaki rakibiniz öğreniyor ve sizin başınıza müdür oluyor. Siz de yenilgiyi sindiremeyip, onun rekabet üstünlüğünü ortadan kaldırmak için bu eğitimleri alıyorsunuz. Dünya kapitalist kaldığı sürece, kişisel gelişim kültürü ve bilinçli başarı teknikleri kabül görmeye devam edecek.

Başarı kültüründe son trend “glokalizm” global ve lokal kelimelerinin kaynaşmasıyla oluşuyor. Global düşün lokal hareket et diye formüle ediliyor. İşinizin dünyanın diğer taraflarında nsıl yapıldığını ve ülkenizde başarılı olmak için nasıl hareket etmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Lokal başarı paradigmasını açığa çıkarmak için türk usulü aşarı adlı kitabımı yazdım. Yerel başarı kültürünü inceleyen ilk kitap.

Geçtiğimiz yıl ülkemiz birçok alanda başarıyı yakaladı. Çeşitli yarışmalarda birincilikler kazananlar oldu. Kabuğu kırma açısından, gerçekten insanımız başarı kültürünü benimsedi mi? Nasıl değerlendiriyorsunuz.?

Türk kültürü liderlik kültürüdür. Liderlik kültürü de mucizevi başarılar kültürüdür. Liderlik kültürünün hakim olduğu toplumlar, başlarında çavuş olmadan iş yapmazlar ama bir de doğru çavuşu buldular mı “durdurulamaz” hale gelirler.

Üç tane sıfır rakamını yan yana düşünün (000) bu üç sıfırın kendi başlarına bir değerleri yoktur. Ama önlerine bir lider (1 rakamı) geldiğinde “bin” olurlar. Liderlik kültürü böyledir. Şaşırtıcı ve mucizevi işler yapabilir. Hiçbir şey yapmayabilir de. Her şey lidere bağlıdır.
Artık dünya çapında işler başaracak cesaretimiz var. Uluslar arası şirketler Ortadoğu ve balkanlara bir müdür atayacaklarsa Türk yöneticileri tercih ediyorlar. Nihat gibi futbolcu ve hidayet gibi basketbolcuların çıkması cesaret veriyor.

Türkiye dünyanın ikinci liginde. Evrensel başarı kültürünü benimsedikçe evrensel ligde de başarılar kazanacağız. Evrensel başarı tarzı spor,bilim ve iş dünyasında hızla yayılıyor. Sadece siyaset dünyası hala “alaturka”. O nedenle çok uzun süre dünya çapında devlet adamı çıkaracağımızı sanmıyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND