Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bana düşünce şemanı söyle, sana ne olacağını söyleyeyim!

İnsan davranışlarını anlamak için geliştirilmiş bir model olan şema terapi, kişinin mizacından etkilenen ama asıl olarak, çocuk yaşta anne-baba ve çevreyle etkileşimler sonucu ortaya çıkan düşünce ve duygu kalıpları olarak yorumlanıyor. Günlük hayatta bir olay karşısında nasıl düşüneceğimizi, ne hissedeceğimizi ve bir sorunun hangi boyutuna odaklanacağımızı belirleyen şemalarımız neler?

Psikodrama ve NLP’ye alternatif olarak geliştirilen ‘şema terapi’, şirket programlarına da girdi. Kalabalık organizasyonlarda, kişiler arası çatışmalar, ast/üst problemleri, verimsizlik ve iş kaybı sorunlarına ‘şema’lar çare olacak.

Bilişsel davranış terapilerinde karşılaşılan rahatsızlıklar için geliştirilmiş bir model olan şema terapi, kişinin mizacından etkilenen ama asıl olarak, çocuk yaşta anne-baba ve çevreyle etkileşimler sonucu ortaya çıkan düşünce ve duygu kalıpları olarak yorumlanıyor. Günlük hayatta bir olay karşısında nasıl düşüneceğimizi, ne hissedeceğimizi ve bir sorunun hangi boyutuna odaklanacağımızı belirleyen şemalar, bireyin yalnızca sosyal hayatındaki değil iş yaşamında da karşılaştığı problemleri çözmek için kullanılıyor.

Örneğin çocukluk döneminde ebeveynlerinden aşırı baskı gören ve yaşıtlarıyla sürekli kıyaslanan bireylerin, ileride bir daha başka kıyaslanmamak için mükemmeliyetçilik şeması ağır basabiliyor. Bu durumda aşırı çalışma, işkoliklik ve rekabet ortamında saldırganlaşma tepkileri verebiliyor.

Çocukluk dönemi problemleri
Çocukluk ve ergenlikte kendini ifade etme imkanı az verilen ya da hiç verilmeyen insanlar, başkalarına ‘hayır’ diyemiyor veya onaylamasa da her dayatılanı kabul edebiliyor. Bu da örneğin işyerinde inisiyatif geliştirememek ve arka planda kalmaktan kaynaklanan tatminsizlik yaratabiliyor.

Otoriter ve mükemmeliyetçi bir ebeveynin çocuğu olan bireyler ise kariyerlerinin hiçbir döneminde psikolojik olarak rahatlayamıyor, sürekli kusursuzluk peşinde koşmak ve işini kaybetmek baskısı altında ezilebiliyor. Dünyada çok sayıda insanın bir arada çalıştığı pek çok organizasyon, iş stresinden uzaklaşmak ve performans artırmak için şema terapi eğitimleri alıyor.

NLP’ye alternatif
Psikodrama ve NLP gibi yöntemlere karşı alternatif sunan bu modelden şimdiye kadar Okan, Erzurum, Ankara ve Samsun Üniversitesi personeli faydalandı. Bazı özel hastaneler de çalışanlarına şema terapi dersleri vermeye başladı. Sonbaharda başlayacak dersler için listenin hayli uzun olduğunu belirten Alp Karaosmanoğlu, yöntemi ‘kişinin ruhsal ekonomisini en iyi şekilde yönetmesi’ olarak anlatıyor.

Kariyer sürecini yönetiyor
‘Şema terapi’yi organizasyon yönetimine uyarlarken, kendisine gelen hastaların sorunlarından ilham aldığını anlatan Karaosmanoğlu, “karar verme şeması”nda yaşadığı sorunlar nedeniyle şirketin yapacağı anlaşmaları imzalayamayan CEO’lar, “hayır deme şeması”ndaki problem nedeniyle astlarını ezen, üstlerine karşı ise kendini korumayı bilemeyen ara kademe yöneticiler tanımış.

Her pozisyonda ortak şemalar var
Bilişsel davranışçı terapilerin yıllar içinde tespit ettiği 18 şema modeli bulunuyor. Beş üst başlık altında toplanan bu şemalar, duygusal yoksunluktan kendini feda etmeye, haklılıktan cezalandırıcılığa kadar uzanıyor. İş yaşamında en sık rastlanan şemaların başında ise “dayanıksızlık” geliyor. “Dayanıksızlık şeması”nın yarattığı işini kaybetme korkusu, çalışanların hayatını kabusa çevirdiği gibi bu durumu fark eden yöneticilerin de en sevdiği kozlardan biri olarak listenin başında yerini alıyor.

Fotofinish’i açık ara geçmeye çalışanlar
Türkiye’de çalışanlar arasında yaygın olan diğer bir şema ise mükemmeliyetçilik. Kişinin her zaman zirveyi hedeflemesi, aldığı sorumlulukları mükemmel şekilde yerine getirmeye çalışması veya rekabet ortamında ikinci olmaya asla tahammül edememesi bu sorunun başlıca belirtileri. Kaygıyı tetikleyen bir diğer faktör de, sahip olunan hayat standardını ne pahasına olursa olsun sürdürmeye çalışmak.

Çocukluk döneminde ebeveynleri tarafından özellikle kardeşleriyle kıyaslanan, hata yapma özgürlüğünün kısıtlandığı sert ve cezalandırıcı aile ortamlarında yetişen bireylerde çok sık rastlanan bu şema, kişiyi asosyal biri haline getirdiği gibi her geçildiğinde depresyona sürüklüyor.

Kendini işe feda etme
Çalışanlar arasında sıklıkla görülen bir diğer şema ise “kendini feda etme”. Alp Karaosmanoğlu, kendini feda etme şemasının en tehlikeli şemalardan biri olduğunun altını çiziyor. Karaosmanoğlu, “Fazla mesai yapılması söz konusuysa hemen “ben kalırım” diyenler veya kendi iş tanımı dışına çıkan işleri bile reddetme zorluğu olan kişiler, belki çok uyumlu bir mesai arkadaşı profili çizebilirler ancak, hemen ardından çok daha büyük sorunlar patlak verebilir. Bundan üç – dört hamle sonrası depresyondur” diyor. Ancak kendini feda etme şeması yalnızca işini erteleyen bireyler yaratmıyor.

Hep ben haklıyım diyenler dikkat!
İş yaşamında iletişim sorunlarının kaynağı olarak adlandırılan “haklılık şeması” da kariyeri tehlikeye atan etkenlerin başında geliyor. Bireyler arasında çatışmalara sebep olan haklılık şeması, “bana hayır denmemeli, başkalarının uyduğu kurallara uymak zorunda değilim” türünde iç konuşmaları sık yapanlarda rastlanıyor. Çocukluk döneminde sınırların gerçekçi öğretilmemesinden kaynaklanan bu durum, kişinin, insan ilişkilerinde kendi sınırlarını fark edememesini beraberinde getiriyor. Sonuçta sürekli ben haklıyım hissiyatı, ya problemli ast – üst ilişkileri yaratıyor ya da ofis içinde sevilmeyen kişi ilan edilmeye neden oluyor.

Kimlerin şema terapisine ihtiyacı var?
Peki bu özellikleri gösteren herkes ruhsal sorunlar mı yaşıyor? Alp Karaosmanoğlu, burada klinik seviyedeki patolojik durumlardan söz edildiğinin altını çiziyor. Bana çok uyuyor ya da kesinlikle uymuyor gibi cevapları değerlendirmeye aldıklarını belirten Karaosmanoğlu, “Herkesin eğilimleri olabilir. Temel fark, bu şemaya teslimiyet şeklinde yaşayıp yaşamamaktır” diyor.

SİZİN ŞEMANIZ HANGİSİ?

Mükemmeliyetçilik

Belirtiler: Kişinin, hedef olarak her zaman zirveyi ve en iyiyi hedeflemesi, aldığı sorumlulukları mükemmel şekilde yerine getirmeye çalışması ve asla ikinci olmaya tahammül edememesi bu durumun başlıca belirtileri.
Sonuçlar: “En iyi olmalıyım” düşüncesi kişiyi esir alır; aşırı rekabetçi olabilir, her geçildiğinde depresyona girebilir. İşine olan inancı zayıflar ve depresyona bağlı olarak hayat kalitesi düşer. Hata yapma olasılığı çok yüksekmiş gibi hareket ettiği için her seferinde gereğinden fazla enerji tüketir. Bu insanlar, kariyerlerini bir süre iyi götürebiliyorlar ama hazzı ve mutluluğu erteledikleri için, gerek fiziksel gerekse de psikolojik sorunlar ortaya çıkar. Eklem ağrıları, sigara, alkol bağımlılığı, aşırı kilo alımı peşinden gelir.
Ne Yapmalı: Mükemmeliyetçilikle başa çıkmak için acil zarar analizini öğretmek çok önemli. Kişi benim her zaman en mükemmeline ulaşmam imkansız. Benim sosyal hayatımı olumsuz yönde etkileyebilir düşüncesini aklından çıkartmamalı.

Kendini feda etme

Belirtiler: Çalışan kişiler arasında sıklıkla görülen bir diğer şema. Genelde, fazla mesai yapılması söz konusu olduğunda ilk “ben kalırım” diyenler, kendi iş tanımı dışına çıkan işleri bile reddetme zorluğu olan kişilerdir.
Sonuçlar: Kendini feda etme şeması olanların depresyona yatkınlığı yüksektir. Kişi kendisini ifade etmekten yoksundur ve bu durum bir birikime neden olur. İstekler hep engellendiği için, öfke doğar. Ya insanlarla ilişkilerini kesme ya da istekleri elde etmek için bencilce davranma sonucu doğurur.
Ne Yapmalı: Çalışan, kendi görev tanımlarını iyi belirleyip. İşi dışındaki sorumlulukları reddetmeyi bilmeli.

Haklılık

Belirtiler: Kişinin kerameti kendinden menkul bir şekilde olaylarda kendisini haklı görmesi, “bana hayır denmemeli, başkalarının uyduğu kurallara uymak zorunda değilim” türünde iç konuşmalar, kendi yaptıklarını başkalarının yaptıklarından daha önemli hissetme gibi düşünce biçimleri bu durumun başlıca göstergeleri.
Sonuçlar: Güç ve yetki kazanmak için en başarılı veya en zengin olma konusunda abartılı bir odaklanma içerir. Başkalarının ihtiyaçlarına aldırmadan, kendi gücünü öne sürerek aşırı rekabetçi ve baskıcı bir tutum içerisine girebilir.
Ne Yapmalı: Çalışan, empati yaparak karşısındaki insanların anlamaya çalışmalı. Bir konu hakkında kesin tavrını koymadan önce kendine karşı öz eleştiri yapabilmeli.

Onay arayıcılık

Belirtiler: Bu kişiler her yaptığının takdir edilmesini bekler, takdir edilmek için normalden fazla enerji harcar, çevresinde olan biten her şeyi kişiselleştirir. Örneğin, ofiste bir üstünüz ya da mesai arkadaşınız üstün körü selam verdiğinde “bir hata mı yaptım” gibi düşünceler içerisine girip bu durumu aşırı dert ediniyorsanız sizin bir onay arayıcılık şemanız olabilir.
Sonuçlar: Bazen onay, sayılma ve ilgi kazanmak için statü, görünüm, sosyal kabul, para veya başarı üzerine aşırı düşünmeler olabilir. Aldığı kararlar, kişinin özgün beceri ve ihtiyaçlarıyla uyumlu olmayabilir.
Ne Yapmalı: Çalışan, herkesi memnun edemeyeceğini kendi içinde kabullenip, insanlara hayır demenin bencillik anlamına gelmediği düşüncesini güçlendirmeli.

Boyun eğicilik

Belirtiler: Birlikte çalışılan insanlara karşı hayır deme becerisinden yoksunluk şemasıdır. Kişi istediklerini söylediğinde karşısındaki kişinin de bir misilleme yapacağı korkusuyla yaşar.
Sonuçlar: Boyun eğme şeması olan kişi, hiyerarşik bir ortamda daima boyun eğmek istemez. Mizacına göre, bazen tam tersini yapıp asi bir kişilik geliştirebilir. Otorite, kendisine daima haksızlık yapıyormuş gibi gelir. Her türlü emri, kendi hakkına tacizmiş gibi algılar. Ve gün sonu yorgunluğu üç misline çıkar.
Ne yapmalı: Hayır demeyi öğrenip, kendini ifade etme yetisini geliştirmeli.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND