Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Balerin olamadı, dünya şampiyonu oldu

11 yaşında geçirdiği trafik kazasında felç oldu. Balerin olma hayalleri kurarken bir daha yürüyemeyeceğini öğrendi. Kazadan sonra yüzmeye başladı. Beş yıl önce de okçulukla tanıştı. İlk atışı karavanaydı. Ama vazgeçmedi. Bugün kategorisinde dünya birincisi. İşte ’azim varsa engel yok’ diyen dünya şampiyonu Gizem Girişmen’in başarıyı tam 12’den vurmasının öyküsü…

Gizem Girişmen, 29 yaşında. Bilkent İşletme mezunu. Okçulukta olimpiyat ve dünya şampiyonluğu var.

11 yaşında geçirdiği trafik kazasında felç oldu ama hayata küsmedi. Kazadan sonra yüzmeye başladı. Beş yıl önce de okçulukla tanıştı. Bugün kategorisinde dünya birincisi.

11 yaşında trafik kazası geçirdi. Bir daha yürüyemeyeceğini Almanya’da tedavi gördüğü hastanede annesinden öğrendi. İlk tepkisi “Neden ben?” oldu. Balerin olmak en büyük hayaliydi ama artık tekerlekli sandalyede sürdürecekti yaşamını. Kaza sonrası isyan etmedi, hayata küsmedi. Çalıştı, okudu, azmetti… Bilkent İşletme’yi şeref derecesiyle bitirdi. 2004 yılında okçuluğa başladı. O şimdi Türkiye’nin gururu bir sporcu, Gizem Girişmen… Okçulukta hem dünya hem olimpiyat şampiyonluğu var. 29 yaşındaki milli sporcu geçtiğimiz günlerde Laureus Dünya Spor Akademisi tarafından ’Yılın Engelli Sporcusu’ ödülüne aday gösterildi. Diğer dalların adayları arasında Roger Federer, Usain Bolt ve Serena Williams gibi dünya yıldızları da var. Girişmen “Benim ilk okum karavanaydı, yani hedef tahtasını bile tutturamadım. Ama disiplinli çalıştım ve başardım.” sözleriyle başlıyor hikayesini anlatmaya.

Gizem Hanım, hem olimpiyat hem dünya şampiyonusunuz ama sizi yeterince tanımıyoruz. Sohbetimize ’Gizem Girişmen kimdir?’ sorusuyla başlayalım..

1981 Ankara doğumluyum. İlkokulu bitirdiğim yaz ailece bir trafik kazası geçirdik. O kazadan sonra da T5 seviyesinde omurilik felçlisi oldum. Önce Hacettepe Üniversitesi’nde ameliyat oldum, ardından Almanya’da 3 ay süren rehabilitasyon sürecimi tamamladım. Ortaokul ve liseyi Ankara Özel Tevfik Fikret Lisesi’nde okudum. Bilkent Üniversitesi İşletme bölümünü kazandım. 2004 yılında da Bilkent Üniversitesi’nden şeref derecesiyle mezun oldum.

Şimdi ailenizle mi yaşıyorsunuz?

Evet, ailemle yaşıyorum.

Trafik kazası olduğunda kaç yaşındaydınız?

11 yaşımdaydım.

Kazadan sonra bir travma yaşadınız mı?

Aslında ben kazadan psikolojik anlamda çok olumsuz etkilenmedim. Rehabilitasyon sürecinde de psikolojik bir destek almadım. Annem bana ilk kez yürüyemeyeceğimi söylediğinde Almanya’daydık. İlk öğrendiğimde sadece “neden ben?” diyebilmiştim ama düşündüğümde aslında her gün, herkesin başına gelebilecek bir şeyin o gün benim başıma gelmiş olduğuydu. İnsan geniş düşündüğünde, aslında yaşamda herkesin bir şeylerle sınırlandığını görebiliyor. Ben böyle engellendim, başkaları çok farklı nedenlerle sınırlanıyor. Bu yüzden, kendi engelime odaklı bir dünyada, hayatı kendime ve sevdiklerime zehir ederek yaşamanın bir anlamı yoktu. Bu bakış açımda elbette güven ortamında yetişmem ve kişiliğim önemli rol oynadı.

Balerin olmak istiyordum!
Çocukluk hayaliniz neydi? Her çocuk ya doktor, mimar, avukat vs. olmak ister. Siz?

Küçükken balerin olmak istiyordum. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin sınavını kazanamadığım için bir istek olarak kaldı.

Çok başarılı bir öğrencilik hayatınız var. Bilkent İşletme’yi çok iyi bir dereceyle bitirdiniz. Yürüme engeliniz sizi motive mi etti?

Hayata hep olumlu bakmaya çalışan bir bireyim. Yaşam bize sunulmuş bir hediye ve bunu nasıl yaşayacağımızı yine biz belirliyoruz. O yüzden yapamadıklarımıza değil, yapabildiklerimizi en iyi şekilde yapmaya odaklanmalıyız diye düşünüyorum.

Çok mu çalıştınız?

Ben her bireyin çok özel olduğuna ve kendi yetenekleri ve disiplini çerçevesinde iyi işler yapabileceğine inanıyorum. Bu sebeple başarıda önemli olan kişinin kendini tanıması ve ne istediğini bilmesidir bence. Başarı kimseye altın bir tepside sunulmuyor, hatta en değer verdiğimiz başarılar en çok emek ve fedarkarlık göstererek elde ettiğimiz başarılardır… Önemli olan bir şeyi ne kadar istediğiniz ve bu doğrultuda gösterdiğiniz çalışmadır.

Okculuğun dışında ne işle meşgulsünüz?

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nde çalışıyorum.

Biraz da spor konuşalım. Okçuluğa nasıl başladınız?

Ben kazadan önce ağırlıklı olarak kış sporları yapıyordum. Kazadan sonra ise rehabilitasyon sürecinde yüzmeye başladım. Yaklaşık iki yıl düzenli olarak yüzdüm ancak eğitim hayatımın yoğunluğu nedeniyle spora ara verdim. Bilkent Üniversitesi’nden mezun olunca yeniden yüzmeye başlamayı planladığım zamanlarda, yüzme antrenörümün arkadaşı olan ilk okçuluk antrenörümle tanıştım. Beni okçuluk antrenmanlarına davet etti. İzlemeye gittiğimde ok attım ve çok hoşuma gitti. Yani okçuluğa başlamam biraz tesadüf oldu. Tarihi ise 21 Eylül 2004.

Aslında benim ilk okum karavanaydı, yani hedef tahtasını bile tutturamadım ama okçuluğun çok keyifli bir spor olduğunu o an anlamıştım. Okçuluğa başladığım ilk iki sene haftada yaklaşık 6 gün antrenman yaptım. Çok disiplinli çalıştım.

Peki ne zaman milli takıma katıldınız?

2005 yılında İtalya’da düzenlenen IPC Dünya Okçuluk Şampiyonası’nda ilk kez milli oldum. 2006 yılında düzenlenen EPC Avrupa Okçuluk Şampiyonası’nda Avrupa üçüncüsü, 2007 IPC Dünya sıralamasında ise birinci oldum. Okçuluğa başladıktan sonra süreç içerisinde öncelikli hedefim 2008 Beijing Paralimpik Oyunları’na katılmak ve sonra altın madalya almaktı. Şampiyon olduktan sonra kürsüde İstiklal Marşı’mızı dinlemek ve bayrağımızın göndere çekildiğini görmek ise hayatımın en heyecanlı anıydı. Şimdi hem dünya (2009) hem de olimpiyat şampiyonuyum. Son üç yıldır IPC Dünya sıralamasında birinciyim ve 2009 Ağustos ’ayında Uluslararası Paralimpik Komite tarafından ayın sporcusu’ seçildim. Son olarak Türk spor tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Laureus Dünya Spor Ödülleri’nde “Yılın Engelli Sporcusu Adayı” oldum.

Engelli sporcular arasında yarışıyorsunuz. Normali farklı mı?

Okçulukta, çok küçük kural farklarıyla engelli sporcular engelli olmayan sporcularla beraber aynı atmosferi paylaşabiliyor ve aynı çizgide atış yaparak dayanışma ve rekabet içinde olabiliyor. Engellilerin topluma uyum sorununun çok ciddi boyutlarda yaşandığı ülkemizde, okçuluk sporunun hem bireysel hem de sosyal entegrasyonu sağlayan ve güçlendiren özelliği de benim için çok önemli.

Yarışmalara nasıl hazırlanıyorsunuz?

Olimpiyatlara hazırlanmak, diğer turnuvalara hazırlanmaktan biraz daha farklı. Yaklaşık iki yıl tamamen olimpiyatlara yoğunlaşarak çalıştım. Zaten 2007’de Güney Kore’de düzenlenen Dünya Okçuluk Şampiyonası bir bakıma Çin öncesi bir hazırlıktı ve aynı zamanda paralimpik oyunlarına kota veren bir yarışmaydı. Bu yüzden çok sayıda milli takım kamplarımız oldu ve çok disiplinli antrenmanlar gerçekleştirdik. Neredeyse her ay 10-15 günlük milli takım kamplarına katıldım. Ben, takım arkadaşlarım ve antrenörlerimiz büyük bir özveriyle çalıştık. Ortada bir başarı varsa bu başarı bir ekip işidir. Fizyoterapistimizden spor psikoloğumuza, antrenörlerimizden idarecilere kadar çok emek verdik takım olarak.

Antrenmanları nerde yapıyorsunuz?

Milli takım haricindeki antrenmanlarımı apartmanımızın garajında yapıyorum. 18 metre teknik çalışma mesafesinde atış çalışıyorum. Aslında medyada bu durum çok büyük imkânsızlıklar içinde çalışıyormuşum gibi yansıdı ama bir okçu için yakın bir çalışma alanı ve istediği her an ok atabilme olanağı çok büyük bir avantajdır. Yine de Ankara’da düzgün ve mesafe atışı yapabileceğimiz bir okçuluk sahası ihtiyacımız var ve yetkililerin bu ihtiyacımıza çözüm bulmasını diliyorum.

Şampiyonluklardan sonra hayatınızda neler değişti?

Pek bir şey değişmedi aslında. Medya tarafından daha çok tanınıyorum, değişen tek şey bu. Zaman problemim vardı, şimdi daha fazla var. Daha planlı ve programlı yaşamaya çalışıyorum. Başarı elde etmek güzel ama o başarıyı korumak ve başka sporculara örnek olabilmek en az başarı kazanmak kadar önemli… Olimpiyatlardan sonra bu bilinçle çalıştım ve 2009’da da dünya şampiyonu oldum.

Nasıl bir geri dönüşüm oldu?

Şampiyon olduktan sonra kürsüde İstiklal Marşı’mızı dinlemek ve bayrağımızın göndere çekildiğini görmek ise hayatımın en heyecanlı anıydı. Ayrıca sadece Türkiye’den değil, dünyanın birçok ülkesinden, beni tanımayan yüzlerce insandan tebrik ve sevgi mesajları, beni kendilerinden, ailelerinden biri olarak gördüklerini bildiren mesajlar aldım. Bütün bu mesajlar, mektuplar beni çok mutlu etti.

Türkiye’nin gururu olmak nasıl bir duygu?

Olimpiyat şampiyonluğu her sporcunun hayalini süsleyen bir başarıdır. Dünyanın en eski ve en prestijli spor organizasyonunun bir parçası olabilmek, o arenada ülkenizi temsil edebilmek bir sporcunun yaşayabileceği en büyük onurdur. 2006 yılından itibaren uluslararası alanda Dünya, Avrupa şampiyonalarında birçok madalya aldım. Ülkemi iyi temsil edebildiğim için çok mutluyum.

Gelecekle ilgili planlarınız neler?

Olimpiyat şampiyonluğu, bir sporcunun yaşayabileceği en önemli başarı. Aslında, bir sporcu için bunun ötesinde bir başarı yok. Ancak bunu korursa aynı hazzı duyar. Ama madalyadan, yarışmalardan daha büyük amaçlarım var; Türkiye’de okçuluğu yaygınlaştırmak, engelli ve engelli olmayan yeni sporcuların yetişmesine katkı sağlamak gibi. Ayrıca babam adına her yıl tekrarlanan uluslararası okçuluk yarışması düzenlemek de hayallerimden biri… Benim için başkalarına örnek olabilmek, insanın istedikten sonra her şeyi başarabileceğini göstermek en az altın madalya kadar değerli. Olimpiyat şampiyonu olduktan sonra bu başarımın yeni sporcuların yetişmesine, onlara örnek olmasına ve Türkiye’de spor kültürünün yaygınlaşmasına yol açmasını istiyorum. Çünkü bence başarı örnek olursa ve paylaşılırsa daha anlamlı.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND