Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Balerin olamadı, dünya şampiyonu oldu

11 yaşında geçirdiği trafik kazasında felç oldu. Balerin olma hayalleri kurarken bir daha yürüyemeyeceğini öğrendi. Kazadan sonra yüzmeye başladı. Beş yıl önce de okçulukla tanıştı. İlk atışı karavanaydı. Ama vazgeçmedi. Bugün kategorisinde dünya birincisi. İşte ’azim varsa engel yok’ diyen dünya şampiyonu Gizem Girişmen’in başarıyı tam 12’den vurmasının öyküsü…

Gizem Girişmen, 29 yaşında. Bilkent İşletme mezunu. Okçulukta olimpiyat ve dünya şampiyonluğu var.

11 yaşında geçirdiği trafik kazasında felç oldu ama hayata küsmedi. Kazadan sonra yüzmeye başladı. Beş yıl önce de okçulukla tanıştı. Bugün kategorisinde dünya birincisi.

11 yaşında trafik kazası geçirdi. Bir daha yürüyemeyeceğini Almanya’da tedavi gördüğü hastanede annesinden öğrendi. İlk tepkisi “Neden ben?” oldu. Balerin olmak en büyük hayaliydi ama artık tekerlekli sandalyede sürdürecekti yaşamını. Kaza sonrası isyan etmedi, hayata küsmedi. Çalıştı, okudu, azmetti… Bilkent İşletme’yi şeref derecesiyle bitirdi. 2004 yılında okçuluğa başladı. O şimdi Türkiye’nin gururu bir sporcu, Gizem Girişmen… Okçulukta hem dünya hem olimpiyat şampiyonluğu var. 29 yaşındaki milli sporcu geçtiğimiz günlerde Laureus Dünya Spor Akademisi tarafından ’Yılın Engelli Sporcusu’ ödülüne aday gösterildi. Diğer dalların adayları arasında Roger Federer, Usain Bolt ve Serena Williams gibi dünya yıldızları da var. Girişmen “Benim ilk okum karavanaydı, yani hedef tahtasını bile tutturamadım. Ama disiplinli çalıştım ve başardım.” sözleriyle başlıyor hikayesini anlatmaya.

Gizem Hanım, hem olimpiyat hem dünya şampiyonusunuz ama sizi yeterince tanımıyoruz. Sohbetimize ’Gizem Girişmen kimdir?’ sorusuyla başlayalım..

1981 Ankara doğumluyum. İlkokulu bitirdiğim yaz ailece bir trafik kazası geçirdik. O kazadan sonra da T5 seviyesinde omurilik felçlisi oldum. Önce Hacettepe Üniversitesi’nde ameliyat oldum, ardından Almanya’da 3 ay süren rehabilitasyon sürecimi tamamladım. Ortaokul ve liseyi Ankara Özel Tevfik Fikret Lisesi’nde okudum. Bilkent Üniversitesi İşletme bölümünü kazandım. 2004 yılında da Bilkent Üniversitesi’nden şeref derecesiyle mezun oldum.

Şimdi ailenizle mi yaşıyorsunuz?

Evet, ailemle yaşıyorum.

Trafik kazası olduğunda kaç yaşındaydınız?

11 yaşımdaydım.

Kazadan sonra bir travma yaşadınız mı?

Aslında ben kazadan psikolojik anlamda çok olumsuz etkilenmedim. Rehabilitasyon sürecinde de psikolojik bir destek almadım. Annem bana ilk kez yürüyemeyeceğimi söylediğinde Almanya’daydık. İlk öğrendiğimde sadece “neden ben?” diyebilmiştim ama düşündüğümde aslında her gün, herkesin başına gelebilecek bir şeyin o gün benim başıma gelmiş olduğuydu. İnsan geniş düşündüğünde, aslında yaşamda herkesin bir şeylerle sınırlandığını görebiliyor. Ben böyle engellendim, başkaları çok farklı nedenlerle sınırlanıyor. Bu yüzden, kendi engelime odaklı bir dünyada, hayatı kendime ve sevdiklerime zehir ederek yaşamanın bir anlamı yoktu. Bu bakış açımda elbette güven ortamında yetişmem ve kişiliğim önemli rol oynadı.

Balerin olmak istiyordum!
Çocukluk hayaliniz neydi? Her çocuk ya doktor, mimar, avukat vs. olmak ister. Siz?

Küçükken balerin olmak istiyordum. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin sınavını kazanamadığım için bir istek olarak kaldı.

Çok başarılı bir öğrencilik hayatınız var. Bilkent İşletme’yi çok iyi bir dereceyle bitirdiniz. Yürüme engeliniz sizi motive mi etti?

Hayata hep olumlu bakmaya çalışan bir bireyim. Yaşam bize sunulmuş bir hediye ve bunu nasıl yaşayacağımızı yine biz belirliyoruz. O yüzden yapamadıklarımıza değil, yapabildiklerimizi en iyi şekilde yapmaya odaklanmalıyız diye düşünüyorum.

Çok mu çalıştınız?

Ben her bireyin çok özel olduğuna ve kendi yetenekleri ve disiplini çerçevesinde iyi işler yapabileceğine inanıyorum. Bu sebeple başarıda önemli olan kişinin kendini tanıması ve ne istediğini bilmesidir bence. Başarı kimseye altın bir tepside sunulmuyor, hatta en değer verdiğimiz başarılar en çok emek ve fedarkarlık göstererek elde ettiğimiz başarılardır… Önemli olan bir şeyi ne kadar istediğiniz ve bu doğrultuda gösterdiğiniz çalışmadır.

Okculuğun dışında ne işle meşgulsünüz?

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nde çalışıyorum.

Biraz da spor konuşalım. Okçuluğa nasıl başladınız?

Ben kazadan önce ağırlıklı olarak kış sporları yapıyordum. Kazadan sonra ise rehabilitasyon sürecinde yüzmeye başladım. Yaklaşık iki yıl düzenli olarak yüzdüm ancak eğitim hayatımın yoğunluğu nedeniyle spora ara verdim. Bilkent Üniversitesi’nden mezun olunca yeniden yüzmeye başlamayı planladığım zamanlarda, yüzme antrenörümün arkadaşı olan ilk okçuluk antrenörümle tanıştım. Beni okçuluk antrenmanlarına davet etti. İzlemeye gittiğimde ok attım ve çok hoşuma gitti. Yani okçuluğa başlamam biraz tesadüf oldu. Tarihi ise 21 Eylül 2004.

Aslında benim ilk okum karavanaydı, yani hedef tahtasını bile tutturamadım ama okçuluğun çok keyifli bir spor olduğunu o an anlamıştım. Okçuluğa başladığım ilk iki sene haftada yaklaşık 6 gün antrenman yaptım. Çok disiplinli çalıştım.

Peki ne zaman milli takıma katıldınız?

2005 yılında İtalya’da düzenlenen IPC Dünya Okçuluk Şampiyonası’nda ilk kez milli oldum. 2006 yılında düzenlenen EPC Avrupa Okçuluk Şampiyonası’nda Avrupa üçüncüsü, 2007 IPC Dünya sıralamasında ise birinci oldum. Okçuluğa başladıktan sonra süreç içerisinde öncelikli hedefim 2008 Beijing Paralimpik Oyunları’na katılmak ve sonra altın madalya almaktı. Şampiyon olduktan sonra kürsüde İstiklal Marşı’mızı dinlemek ve bayrağımızın göndere çekildiğini görmek ise hayatımın en heyecanlı anıydı. Şimdi hem dünya (2009) hem de olimpiyat şampiyonuyum. Son üç yıldır IPC Dünya sıralamasında birinciyim ve 2009 Ağustos ’ayında Uluslararası Paralimpik Komite tarafından ayın sporcusu’ seçildim. Son olarak Türk spor tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Laureus Dünya Spor Ödülleri’nde “Yılın Engelli Sporcusu Adayı” oldum.

Engelli sporcular arasında yarışıyorsunuz. Normali farklı mı?

Okçulukta, çok küçük kural farklarıyla engelli sporcular engelli olmayan sporcularla beraber aynı atmosferi paylaşabiliyor ve aynı çizgide atış yaparak dayanışma ve rekabet içinde olabiliyor. Engellilerin topluma uyum sorununun çok ciddi boyutlarda yaşandığı ülkemizde, okçuluk sporunun hem bireysel hem de sosyal entegrasyonu sağlayan ve güçlendiren özelliği de benim için çok önemli.

Yarışmalara nasıl hazırlanıyorsunuz?

Olimpiyatlara hazırlanmak, diğer turnuvalara hazırlanmaktan biraz daha farklı. Yaklaşık iki yıl tamamen olimpiyatlara yoğunlaşarak çalıştım. Zaten 2007’de Güney Kore’de düzenlenen Dünya Okçuluk Şampiyonası bir bakıma Çin öncesi bir hazırlıktı ve aynı zamanda paralimpik oyunlarına kota veren bir yarışmaydı. Bu yüzden çok sayıda milli takım kamplarımız oldu ve çok disiplinli antrenmanlar gerçekleştirdik. Neredeyse her ay 10-15 günlük milli takım kamplarına katıldım. Ben, takım arkadaşlarım ve antrenörlerimiz büyük bir özveriyle çalıştık. Ortada bir başarı varsa bu başarı bir ekip işidir. Fizyoterapistimizden spor psikoloğumuza, antrenörlerimizden idarecilere kadar çok emek verdik takım olarak.

Antrenmanları nerde yapıyorsunuz?

Milli takım haricindeki antrenmanlarımı apartmanımızın garajında yapıyorum. 18 metre teknik çalışma mesafesinde atış çalışıyorum. Aslında medyada bu durum çok büyük imkânsızlıklar içinde çalışıyormuşum gibi yansıdı ama bir okçu için yakın bir çalışma alanı ve istediği her an ok atabilme olanağı çok büyük bir avantajdır. Yine de Ankara’da düzgün ve mesafe atışı yapabileceğimiz bir okçuluk sahası ihtiyacımız var ve yetkililerin bu ihtiyacımıza çözüm bulmasını diliyorum.

Şampiyonluklardan sonra hayatınızda neler değişti?

Pek bir şey değişmedi aslında. Medya tarafından daha çok tanınıyorum, değişen tek şey bu. Zaman problemim vardı, şimdi daha fazla var. Daha planlı ve programlı yaşamaya çalışıyorum. Başarı elde etmek güzel ama o başarıyı korumak ve başka sporculara örnek olabilmek en az başarı kazanmak kadar önemli… Olimpiyatlardan sonra bu bilinçle çalıştım ve 2009’da da dünya şampiyonu oldum.

Nasıl bir geri dönüşüm oldu?

Şampiyon olduktan sonra kürsüde İstiklal Marşı’mızı dinlemek ve bayrağımızın göndere çekildiğini görmek ise hayatımın en heyecanlı anıydı. Ayrıca sadece Türkiye’den değil, dünyanın birçok ülkesinden, beni tanımayan yüzlerce insandan tebrik ve sevgi mesajları, beni kendilerinden, ailelerinden biri olarak gördüklerini bildiren mesajlar aldım. Bütün bu mesajlar, mektuplar beni çok mutlu etti.

Türkiye’nin gururu olmak nasıl bir duygu?

Olimpiyat şampiyonluğu her sporcunun hayalini süsleyen bir başarıdır. Dünyanın en eski ve en prestijli spor organizasyonunun bir parçası olabilmek, o arenada ülkenizi temsil edebilmek bir sporcunun yaşayabileceği en büyük onurdur. 2006 yılından itibaren uluslararası alanda Dünya, Avrupa şampiyonalarında birçok madalya aldım. Ülkemi iyi temsil edebildiğim için çok mutluyum.

Gelecekle ilgili planlarınız neler?

Olimpiyat şampiyonluğu, bir sporcunun yaşayabileceği en önemli başarı. Aslında, bir sporcu için bunun ötesinde bir başarı yok. Ancak bunu korursa aynı hazzı duyar. Ama madalyadan, yarışmalardan daha büyük amaçlarım var; Türkiye’de okçuluğu yaygınlaştırmak, engelli ve engelli olmayan yeni sporcuların yetişmesine katkı sağlamak gibi. Ayrıca babam adına her yıl tekrarlanan uluslararası okçuluk yarışması düzenlemek de hayallerimden biri… Benim için başkalarına örnek olabilmek, insanın istedikten sonra her şeyi başarabileceğini göstermek en az altın madalya kadar değerli. Olimpiyat şampiyonu olduktan sonra bu başarımın yeni sporcuların yetişmesine, onlara örnek olmasına ve Türkiye’de spor kültürünün yaygınlaşmasına yol açmasını istiyorum. Çünkü bence başarı örnek olursa ve paylaşılırsa daha anlamlı.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND