Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Babama göre iyi olmazdım. hep pek iyi olmam şarttı

50 yıldır sahnede. Ne Brecht’ler, Beckett’ler, Steinbeck’ler, Nazım Hikmet’ler oynadı, yönetti. Sokrates oldu, Einstein oldu, Can Yücel oldu. Şimdi de mesela Karl Marx. Dostlar Tiyatrosu’nun kurucusu, Türk tiyatrosunun ustası Genco Erkal hafta başında, her yıl sanatın ve bilimin öncü bir ismine verilen Aydın Doğan 2009 ödülünü kazandı.

Törende 50 yıllık tiyatro hayatının kısa bir muhasebesini yapacaktı. Böyle bir konuşma hazırlamıştı ama olmadı çünkü para ödülünü bağışlamayı planladığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu Türkan Saylan’ın evi Ergenekon davası nedeniyle aranıyordu. Bunun üstüne Erkal, biraz kırgın biraz şaşkın bir şekilde “Bu ülkede muhalifler susturuluyor” dedi. Ona, planladığı halde yapamadığı konuşmayı sorduk.

? Aydın Doğan Vakfı’nın verdiği ödülü alırken politik bir konuşma yapmayı planlamamıştınız aslında değil mi?
-Hayır, aksine 50 yıllık sanat hayatım ödüllendirdiğine göre “Ben bu yola nasıl çıktım” onu anlatmalıyım, 50 yılın bir hesaplaşmasını yapmalıyım diye düşünmüştüm.
? Orhan Pamuk’un Nobel alırken yaptığı Babamın Bavulu konuşması gibi bir şey yani?
-Aynen öyle. Zaten benim de ana karakterim babam. Anlatacağım şey şuydu: İlkokula gidiyorum, karnemi alıp sevinçle eve gelmişim. Çünkü hepsi pekiyi, bir tek resim iyi. Babam karneye şöyle bir baktı ve resim neden pekiyi değil dedi. Ertesi gün beni resim derslerine başlattı. Düşünebiliyor musunuz? Ona göre ben hiçbir zaman iyi olamazdım, pekiyi olmam şarttı.
? Ne kadar zor…
-Tabii. Babam deniz subayıydı, çok disiplinli ve mesafeliydi. Ama asıl önemlisi mükemmeliyetçiydi. Resim dersini aldıktan sonra o dersi de pekiyi yaptım ve yılsonunda yine koşa koşa eve gittim. Fakat bu kez de sınıf birincisi değil, ikincisiyim. Durdu durdu, neden birinci değilsin dedi. O gün sırtıma öyle bir yük yükledi ki, hayatım boyunca hep kendimle yarış etmek mecburiyetinde hissettim.
? Anneniz tampon bölge olmadı mı, bu kadar yüklenmesek çocuğa filan diye?
-Hiç olur mu! Annem de en az babam kadar mükemmeliyetçiydi. Dönemin ünlü terzilerinden… Terzi Nebahat denince akan sular dururdu. İlk araba kullanan kadınlardan, yeniliklere açık, tam bir modern Cumhuriyet kadınıydı. Çok hırslıydı. Babamın mükemmeliyetçiliğini de kullanırdı. Bak böyle yapma, aman baban kızar derdi, halbuki kendi fikri de o yönde olurdu.

YAHU 50 YIL GEÇTİ HÂLÂ YAPRAK GİBİ TİTRENİR Mİ

? Tiyatrocu olmanıza da karşı çıkmışlar, niye?
-Onların gözünde ben mühendis ya da operatör doktor filan olmalıydım. Aslında sanat ve edebiyatla çok ilgiliydiler. Evde klasik müzik ve şansonlar dinlenirdi. Ben de ilkokulu Fransızca okudum, sonra Robert Kolej’e gönderdiler. Bütün klasikleri orijinal haliyle hatmetmişimdir onların sayesinde. Yani tiyatrocu olmamı istememelerinin sanattan uzak olmalarıyla ilgisi yoktu. Sadece benim başarısız olmamdan korktukları için karşı çıktılar. Haklılardı da; tiyatro yapacağım dersen ve bu işi kıvıramazsan hayatın boyunca mutsuz olursun.
? Baba böyle derken siz nasıl emin oldunuz kıvıracağınızdan?
-Onu hissedersin. Robert Kolej’deyken çok iyi hocalardan ders alıyor, amatör tiyatro yapıyordum. Seyirciyle aranızda bir kıvılcım çakıyorsa bu iş tamamdır. Zaten sonradan beni çok destekledi babam. Son yıllarında ALS hastalığına yakalandı, aklı yerinde olmasına rağmen vücudunu hareket ettiremiyordu. İlk oyunlarımdan Kerem Gibi’yi kasede çekip ona yatakta dinlettim, gözleri doldu. Ama tabii babamın o küçük yaşlarda bana geçirdiği mükemmeliyetçilik şartı ben de hala “Yeterince iyi bir oyuncu muyum?” duygusu yaratır.
? Hâlâ mı?
-Geçen gün başıma geleni anlatayım: Marx’ın Dönüşü oyununu hazırladım. Prömiyer geldi çattı, kulisteyim. Nasıl elim ayağım titriyor, anlatamam size. Bir yandan kendi kendime “Yahu sen 50 yıldır bu kadar sınav verdin, yeter artık, işte iyi kötü bir şey yapacaksın” diyorum, bir yandan da yaprak gibi, zangır zangır… Ben böyleyim işte. Her oyunu bir ölüm kalım meselesine dönüştürürüm.

YILDIZ HOCA’YLA ÇALIŞMAK HAYATIMA YÖN VERDİ

? Babanız dışında sizi başka kimler etkiledi?
-İsmail Dümbüllü, Şevki Şakrak, Muammer Karaca gibi tuluatın yıldızlarını çok izledim gençliğimde. Bugün yaptığım tiyatroyla ilgisi yokmuş gibi görünmesine rağmen onlardan geleneksel tiyatromuzdaki göstermeci oyunculuğu öğrendim. Yani büründüğü karaktere dışarıdan bakan, eleştiren bir oyunculuk tarzı kaptım.
? En çok kimden öğrendiniz?
-Babam engel olduğu için konservatuar okumadım, İstanbul Üniversitesi psikoloji bölümünü bitirdim. Bir yandan Beckett ve Ionesco’yu Türkçe’ye çeviriyorum bir yandan amatör tiyatro yapıyorum. Muhsin Ertuğrul, Çöl Faresi’nde oynamam için Muammer Karaca Tiyatrosu’na çağırdı beni. Ama oyunda ne starlar var; Müşfik Kenter, Şükran Güngör, Lale Oralıoğlu, Cahit Irgat, Turgut Boralı, Karman Yüce, Sadri Alışık. Amatör tiyatrodan bir anda böyle bir kadro içine girdiğimde kendimi çok ezilmiş hissetmiştim. Ama işte o oyun sırasında en büyük ustamla tanıştım; Yıldız Kenter. Onunla çalıştığım üç buçuk yıl hayatıma yön vermiştir.

AKP İKTİDAR OLDU CAN DOSTLARIMLA AYRI DÜŞTÜM

? Aydın Doğan Vakfı’nın size verdiği para ödülünü neden tiyatronuz için kullanmak yerine bağışladınız. Çok mu varlıklısınız?
-Hayır hem de hiç değilim. Ama şükür ki tiyatromun borcu yok, oyunlarımız iyi gidiyor. Ödülü Türkan Saylan’ın derneğine bağışlamamın başka bir sembolik bir anlamı vardı. Bence biz de bir eğitim seferberliğine girmeliyiz diye düşünüyorum. Türkan Saylan çok önemli bir iş yapıyor, bir sürü öğrenciye burs veriyor.
? Son Ergenekon dalgasında Türkan Hanım’ın evinin aranması sizi çok sarstı değil mi?
-Çok ama çok üzüldüm. Günler önce konuşmuştuk ve ona çeki ÇYDD’ye bağışlayacağımı söylemiştim. Çok sevinmiş, bu parayla kaç çocuğunun kaç yıl okutulacağını hesaplamıştı. Törene davet etmiştim ama o sabah bir anda bu Ergenekon aramasıyla karşı karşıya geldi, sarsıldım ben de. Ama sonra düşündüm ve sevindim.
? Nasıl?
-Bu Ergenekon işinde o kadar saçmalamaya başladılar ki artık, bir Beckett oyununa dönüştü her şey. Yani absürd. Çünkü belli bir kesim var, Ergenekon’un Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından önemine dikkat çeken… Onları bazı şeyleri görmeye ikna etmek çok zordu. Şimdi onlar da bunu görecek diye düşündüm.
? Onlar dediğiniz kim?
-İktidar partisinin kuyruğuna takılanlar. Artık yahu biz bunu mu savunuyoruz diyecekler diye umuyorum. Ne oldu biliyor musunuz? Çok yakın dostlarımla aramıza büyük bir uçurum girdi. Büyük ve tehlikeli bir çatlak bu! Bir fay hattı oluştu ve bir kısmımız bir tarafta, diğerleri öbür tarafta kaldı. O kadar üzülüyorum ki yıllarca içtiğimiz su ayrı gitmeyen bazı arkadaşlarımla bazı konuları konuşamaz hale geldim. Şimdi bu dostluk nasıl sürecek? İşin kötü yanı ben iki tarafı da çok aşırı buluyor, hiçbirine ait hissetmiyorum. Fay hattına düştüm, düşeceğim yani o vaziyetteyim.
? Ergenekon’la birlikte mi ayrı düştünüz dostlarınızla?
-Çok daha evveliyatı var. AKP iktidarıyla başladı her şey.

MARKSİST SOSYALİST ATATÜRKÇÜ KOKTEYLİYİM

? Siz kendinizi Atatürkçü mü, sosyalist mi, Marksist mi, liberal mi olarak tanımlarsınız?
-Liberal değilim. Atatürkçü, sosyalist ve Marksist kokteyli olabilirim ancak.
? Sizce Ergenekon davasının hiç mi faydası yok yani, ülkeyi çetelerden temizlediğine inanmıyor musunuz?
-İnanmaz olur muyum… Darbe girişimi planlayan bir örgüt varsa elbette bunun sonuna kadar gidilmeli. Burası kesin. Ama bunu bahane ederek ülkedeki iktidara muhalif sesleri susturmaya çalışmak, bütün davayı çuvallatıyor bence.

YAŞAYAN FOSİL OLMAYA DAYANAMAM

Geçen gün Londra’daki bir oyunun fuayesine bir baktım, seyircilerin tamamı kır saçlı yaşlı insanlar. Vah bizim mesleğe, diye geçirdim içimden. Sonumuz mu yaklaşıyor? Bu kır saçlı insanlar öldüğünde kim gidecek tiyatroya? Hep bunları düşünerek gençlerin yeni hayat biçimine dokunan oyunlar yapmaya çalışıyorum. Çünkü benim için en kötüsü “Aman o da 50 yıldır hep aynı” sözünü duymaktır. Hep beklenmedik, ses getiren, gündeme oturan bir oyun sahnelemek zorunda hissediyorum. Aksi halde yaşayan bir fosil olurum. En korkuncu, en dayanılmazı bu olur herhalde.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND