Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Babama göre iyi olmazdım. hep pek iyi olmam şarttı

50 yıldır sahnede. Ne Brecht’ler, Beckett’ler, Steinbeck’ler, Nazım Hikmet’ler oynadı, yönetti. Sokrates oldu, Einstein oldu, Can Yücel oldu. Şimdi de mesela Karl Marx. Dostlar Tiyatrosu’nun kurucusu, Türk tiyatrosunun ustası Genco Erkal hafta başında, her yıl sanatın ve bilimin öncü bir ismine verilen Aydın Doğan 2009 ödülünü kazandı.

Törende 50 yıllık tiyatro hayatının kısa bir muhasebesini yapacaktı. Böyle bir konuşma hazırlamıştı ama olmadı çünkü para ödülünü bağışlamayı planladığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu Türkan Saylan’ın evi Ergenekon davası nedeniyle aranıyordu. Bunun üstüne Erkal, biraz kırgın biraz şaşkın bir şekilde “Bu ülkede muhalifler susturuluyor” dedi. Ona, planladığı halde yapamadığı konuşmayı sorduk.

? Aydın Doğan Vakfı’nın verdiği ödülü alırken politik bir konuşma yapmayı planlamamıştınız aslında değil mi?
-Hayır, aksine 50 yıllık sanat hayatım ödüllendirdiğine göre “Ben bu yola nasıl çıktım” onu anlatmalıyım, 50 yılın bir hesaplaşmasını yapmalıyım diye düşünmüştüm.
? Orhan Pamuk’un Nobel alırken yaptığı Babamın Bavulu konuşması gibi bir şey yani?
-Aynen öyle. Zaten benim de ana karakterim babam. Anlatacağım şey şuydu: İlkokula gidiyorum, karnemi alıp sevinçle eve gelmişim. Çünkü hepsi pekiyi, bir tek resim iyi. Babam karneye şöyle bir baktı ve resim neden pekiyi değil dedi. Ertesi gün beni resim derslerine başlattı. Düşünebiliyor musunuz? Ona göre ben hiçbir zaman iyi olamazdım, pekiyi olmam şarttı.
? Ne kadar zor…
-Tabii. Babam deniz subayıydı, çok disiplinli ve mesafeliydi. Ama asıl önemlisi mükemmeliyetçiydi. Resim dersini aldıktan sonra o dersi de pekiyi yaptım ve yılsonunda yine koşa koşa eve gittim. Fakat bu kez de sınıf birincisi değil, ikincisiyim. Durdu durdu, neden birinci değilsin dedi. O gün sırtıma öyle bir yük yükledi ki, hayatım boyunca hep kendimle yarış etmek mecburiyetinde hissettim.
? Anneniz tampon bölge olmadı mı, bu kadar yüklenmesek çocuğa filan diye?
-Hiç olur mu! Annem de en az babam kadar mükemmeliyetçiydi. Dönemin ünlü terzilerinden… Terzi Nebahat denince akan sular dururdu. İlk araba kullanan kadınlardan, yeniliklere açık, tam bir modern Cumhuriyet kadınıydı. Çok hırslıydı. Babamın mükemmeliyetçiliğini de kullanırdı. Bak böyle yapma, aman baban kızar derdi, halbuki kendi fikri de o yönde olurdu.

YAHU 50 YIL GEÇTİ HÂLÂ YAPRAK GİBİ TİTRENİR Mİ

? Tiyatrocu olmanıza da karşı çıkmışlar, niye?
-Onların gözünde ben mühendis ya da operatör doktor filan olmalıydım. Aslında sanat ve edebiyatla çok ilgiliydiler. Evde klasik müzik ve şansonlar dinlenirdi. Ben de ilkokulu Fransızca okudum, sonra Robert Kolej’e gönderdiler. Bütün klasikleri orijinal haliyle hatmetmişimdir onların sayesinde. Yani tiyatrocu olmamı istememelerinin sanattan uzak olmalarıyla ilgisi yoktu. Sadece benim başarısız olmamdan korktukları için karşı çıktılar. Haklılardı da; tiyatro yapacağım dersen ve bu işi kıvıramazsan hayatın boyunca mutsuz olursun.
? Baba böyle derken siz nasıl emin oldunuz kıvıracağınızdan?
-Onu hissedersin. Robert Kolej’deyken çok iyi hocalardan ders alıyor, amatör tiyatro yapıyordum. Seyirciyle aranızda bir kıvılcım çakıyorsa bu iş tamamdır. Zaten sonradan beni çok destekledi babam. Son yıllarında ALS hastalığına yakalandı, aklı yerinde olmasına rağmen vücudunu hareket ettiremiyordu. İlk oyunlarımdan Kerem Gibi’yi kasede çekip ona yatakta dinlettim, gözleri doldu. Ama tabii babamın o küçük yaşlarda bana geçirdiği mükemmeliyetçilik şartı ben de hala “Yeterince iyi bir oyuncu muyum?” duygusu yaratır.
? Hâlâ mı?
-Geçen gün başıma geleni anlatayım: Marx’ın Dönüşü oyununu hazırladım. Prömiyer geldi çattı, kulisteyim. Nasıl elim ayağım titriyor, anlatamam size. Bir yandan kendi kendime “Yahu sen 50 yıldır bu kadar sınav verdin, yeter artık, işte iyi kötü bir şey yapacaksın” diyorum, bir yandan da yaprak gibi, zangır zangır… Ben böyleyim işte. Her oyunu bir ölüm kalım meselesine dönüştürürüm.

YILDIZ HOCA’YLA ÇALIŞMAK HAYATIMA YÖN VERDİ

? Babanız dışında sizi başka kimler etkiledi?
-İsmail Dümbüllü, Şevki Şakrak, Muammer Karaca gibi tuluatın yıldızlarını çok izledim gençliğimde. Bugün yaptığım tiyatroyla ilgisi yokmuş gibi görünmesine rağmen onlardan geleneksel tiyatromuzdaki göstermeci oyunculuğu öğrendim. Yani büründüğü karaktere dışarıdan bakan, eleştiren bir oyunculuk tarzı kaptım.
? En çok kimden öğrendiniz?
-Babam engel olduğu için konservatuar okumadım, İstanbul Üniversitesi psikoloji bölümünü bitirdim. Bir yandan Beckett ve Ionesco’yu Türkçe’ye çeviriyorum bir yandan amatör tiyatro yapıyorum. Muhsin Ertuğrul, Çöl Faresi’nde oynamam için Muammer Karaca Tiyatrosu’na çağırdı beni. Ama oyunda ne starlar var; Müşfik Kenter, Şükran Güngör, Lale Oralıoğlu, Cahit Irgat, Turgut Boralı, Karman Yüce, Sadri Alışık. Amatör tiyatrodan bir anda böyle bir kadro içine girdiğimde kendimi çok ezilmiş hissetmiştim. Ama işte o oyun sırasında en büyük ustamla tanıştım; Yıldız Kenter. Onunla çalıştığım üç buçuk yıl hayatıma yön vermiştir.

AKP İKTİDAR OLDU CAN DOSTLARIMLA AYRI DÜŞTÜM

? Aydın Doğan Vakfı’nın size verdiği para ödülünü neden tiyatronuz için kullanmak yerine bağışladınız. Çok mu varlıklısınız?
-Hayır hem de hiç değilim. Ama şükür ki tiyatromun borcu yok, oyunlarımız iyi gidiyor. Ödülü Türkan Saylan’ın derneğine bağışlamamın başka bir sembolik bir anlamı vardı. Bence biz de bir eğitim seferberliğine girmeliyiz diye düşünüyorum. Türkan Saylan çok önemli bir iş yapıyor, bir sürü öğrenciye burs veriyor.
? Son Ergenekon dalgasında Türkan Hanım’ın evinin aranması sizi çok sarstı değil mi?
-Çok ama çok üzüldüm. Günler önce konuşmuştuk ve ona çeki ÇYDD’ye bağışlayacağımı söylemiştim. Çok sevinmiş, bu parayla kaç çocuğunun kaç yıl okutulacağını hesaplamıştı. Törene davet etmiştim ama o sabah bir anda bu Ergenekon aramasıyla karşı karşıya geldi, sarsıldım ben de. Ama sonra düşündüm ve sevindim.
? Nasıl?
-Bu Ergenekon işinde o kadar saçmalamaya başladılar ki artık, bir Beckett oyununa dönüştü her şey. Yani absürd. Çünkü belli bir kesim var, Ergenekon’un Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından önemine dikkat çeken… Onları bazı şeyleri görmeye ikna etmek çok zordu. Şimdi onlar da bunu görecek diye düşündüm.
? Onlar dediğiniz kim?
-İktidar partisinin kuyruğuna takılanlar. Artık yahu biz bunu mu savunuyoruz diyecekler diye umuyorum. Ne oldu biliyor musunuz? Çok yakın dostlarımla aramıza büyük bir uçurum girdi. Büyük ve tehlikeli bir çatlak bu! Bir fay hattı oluştu ve bir kısmımız bir tarafta, diğerleri öbür tarafta kaldı. O kadar üzülüyorum ki yıllarca içtiğimiz su ayrı gitmeyen bazı arkadaşlarımla bazı konuları konuşamaz hale geldim. Şimdi bu dostluk nasıl sürecek? İşin kötü yanı ben iki tarafı da çok aşırı buluyor, hiçbirine ait hissetmiyorum. Fay hattına düştüm, düşeceğim yani o vaziyetteyim.
? Ergenekon’la birlikte mi ayrı düştünüz dostlarınızla?
-Çok daha evveliyatı var. AKP iktidarıyla başladı her şey.

MARKSİST SOSYALİST ATATÜRKÇÜ KOKTEYLİYİM

? Siz kendinizi Atatürkçü mü, sosyalist mi, Marksist mi, liberal mi olarak tanımlarsınız?
-Liberal değilim. Atatürkçü, sosyalist ve Marksist kokteyli olabilirim ancak.
? Sizce Ergenekon davasının hiç mi faydası yok yani, ülkeyi çetelerden temizlediğine inanmıyor musunuz?
-İnanmaz olur muyum… Darbe girişimi planlayan bir örgüt varsa elbette bunun sonuna kadar gidilmeli. Burası kesin. Ama bunu bahane ederek ülkedeki iktidara muhalif sesleri susturmaya çalışmak, bütün davayı çuvallatıyor bence.

YAŞAYAN FOSİL OLMAYA DAYANAMAM

Geçen gün Londra’daki bir oyunun fuayesine bir baktım, seyircilerin tamamı kır saçlı yaşlı insanlar. Vah bizim mesleğe, diye geçirdim içimden. Sonumuz mu yaklaşıyor? Bu kır saçlı insanlar öldüğünde kim gidecek tiyatroya? Hep bunları düşünerek gençlerin yeni hayat biçimine dokunan oyunlar yapmaya çalışıyorum. Çünkü benim için en kötüsü “Aman o da 50 yıldır hep aynı” sözünü duymaktır. Hep beklenmedik, ses getiren, gündeme oturan bir oyun sahnelemek zorunda hissediyorum. Aksi halde yaşayan bir fosil olurum. En korkuncu, en dayanılmazı bu olur herhalde.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND