Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Babaları yoktu ama babalar gibi başardılar ! – 2 –

Tuluhan Tekelioğlu’nun bu değerli ve bir o kadar uzun söyleşisini daha rahat okuyabilesiniz diye iki bölüm halinde sayfalarımıza aktardık. Bu bölümde Mümin Sekman ve Doç.Dr.Özkan Pektaş’ın yaşamından kesitler bulacaksınız…

TULUHAN TEKELİOĞLU SORDU, MÜMİN SEKMAN YANITLADI:

MÜMİN SEKMAN:

-25 yaşıma geldiğim zaman öleceğim varsayımı üzerine yaşamaya başladım. Onun için mesela ilk kitabı 21 yaşımda yazdım. Bilinçaltımda bu nedenle bir acelecilik hissi vardı.

Bana göre iki türlü yetimlik vardır. Biyolojik yetimlik babanızın sizden önce ölmesidir. Psikolojik yetimlik ise hayattan korkmak, “loser” olmak, başarısızlık korkusuyla yaşamaktır. Ben biyolojik olarak yetimdim ama psikolojik olarak yetim değildim.

Hiç isyan ettiğiniz zamanlar oldu mu, neden benim babam bu kararı almış diye?

– Çocukken “Tanrı eğer varsa, gücü her şeye yeter ise, neden bana yardım etmemeyi seçiyor?” diye sorardım. Zamanla tanrının beni bir noktada kayırdığını fark ettim. İçimdeki büyük işler başarma genlerini ben seçip almamıştım. içime koydu. Bu, bana tanrının yaptığı bir kayırmadır.

– Bu yüzden mi başarı için yazıyorsunuz?

– Kitapları büyük işler başarmak isteyen, ancak nasıl yapacağını bilemeyen, yani başarının taşrasında olanlar için yazıyorum. Kitaplarımı kendi 18 yaşımdaki halim için yazıyorum.

– ’Babam nerede?’ sorusunu sorduğunuzda size ilk ne söylendi?

– M.S: Hikâyesini merak ediyorsun. O sırada aile açıklama yapmaya çalışıyor. İşte “Baban intihar etti…” vs. Tek bildiğim, ben bir buçuk yaşımdayken babam 125 tane uyku hapı içerek intihar etmiş, sabah ölü olarak bulunmuş. Niye intihar ettiğini soruyorsunuz. Hiçbir neden yok, onlar da bilmiyorlar. Buna tatmin edici bir cevap verilememiş olması bende şöyle bir şey uyandırdı: O zaman beyninde bir virüs vardı, sanki belirli bir yaşa gelince birden canlandı ve onu intihara sevk etti. Dolayısıyla ben 25 yaşıma geldiğim zaman öleceğim varsayımı üzerine yaşamaya başladım. Bu yüzden ilk kitabı 21 yaşımda yazdım. Bilinçaltımda bir acelecilik hissi vardı. O nedenle her şeyi bir an önce yaşadım.

– Neleri bir an önce yaşadınız?

– M.S: Tek erkek olduğum için evin reisi gibi oldum. Bu da yaşımdan erken büyümemi sağladı. Kız arkadaşlarım, sevgililerim benden hep beş yaş falan büyük oldu. İstanbul’da doğdum, intihar sonrası yaşananlar, kafamda ipini koparmış bir uçurtmanın sürüklenişine benziyor. Uçurtmanın durduğu yer, Malatya’nın Doğanyol diye bir ilçesiydi. Oraya yerleştik. İlkokula bir buçuk saat yürüyerek gidip geldim. Ablam, ben, birkaç çocuk, her gün bir buçuk saat gidip bir buçuk saat geri dönüyorduk.

– Baba kavramını nasıl algılıyorsunuz?

– M.S: Bana göre babalar kolaya benzer, anneler suya. Doğduğunuz andan itibaren suya ihtiyaç duyarsınız. Ancak kola, varlığını bilmezseniz ihtiyaç duymayacağınız bir şeydir. Ben çocuk yaşta, varlığını algılamadan babamı kaybettiğim için yoksunluk hissi duymadım. Buna karşılık yetim olma kavramını çevreden öğrendim. Top oynarken mesela birine vuruyordum. Bana “Yetim olmasan ben de vururdum ama yetim olduğun için vurmuyorum,” derlerdi. Bir şeyler eksikti ama ilginçtir, çocukluğumdan beri özel bir insan olduğuma dair bir his vardı bende. Yani hep şunu biliyordum: Ben bir gün bir şekilde bir alanda zirveye çıkacağım. Bu Mehmet Ali Ağca gibi bir suikastçı da olabilirdi. Turgut Özal gibi bir lider de… İkisi de Malatyalı’ydı. Ben Turgut Özal yolunu seçtim. Özal benim kanaat önderim oldu. Bir gün Doğanyol’a gelmişti, ona tabakta kayısı ikram edildi. O tabağı götüren kişi de bendim ve tabaktaki kayısı yendikten sonra ağzını sildiği peçete hâlâ bende durur.

– Babanızı nasıl anlatırlardı size?

– M.S: Bana benziyormuş. Daha yakışıklı falan, ama hep şunu derlerdi: Baban da şiir kitapları yazardı, baban da tıp kitapları okurdu. Babam normalde ayakkabı dükkânı olan bir insanmış. Ama sanatsal yönü kuvvetliymiş. İnanıyorum ki, babalar kendi hayatlarında gerçekleştiremedikleri hayalleri, oğulları üzerinden gerçekleşiyor. Bu bir tür enerji transferi. Babanız olmadığı zaman en büyük müttefikiniz başarı oluyor. Benim için başarı, kötü kaderden intikam alma aracıdır.

– Baba olma yaşına geldiniz. Nasıl bir baba olur, Mümin Sekman’dan?

– M.S: 20’li yaşlarda çocuklar benim için gürültü kaynağı idi. 30’lu yaşlarda sevimli olmaya başladılar. Belki bu yaşlarda çocukla hayatım arasındaki ilişkiyi kurmaya başladım. Kariyerimdeki her şeyi planlandım. Bunu planlayamıyorum. Bende büyük bir aile figürü yok. Evlenirsem de çocuk yaparsam da ileride bu ’keşke’yi önlemek için yapılacaktır. Özgürlükçü olacağım kesin. Çocuk yetiştirme düşüncesi önemli. Bunu bir lego gibi, birinin hayata bakış açısını yapılandırabilme olarak görüyorum.

– Peki baba olmayı istiyor musunuz?

– M.S: Bu gidişle evet. Yani içimdeki biyolojik evrimi, baba algımın evrimini gözlemlediğim zaman, bu gidişle evleneceğim ve çocuk yapacağım gibi görünüyor.

– Ablanız babanızın intiharını nasıl algıladı?

– M.S: Ablam bana göre daha dramatik şekilde yaşadı. O üç buçuk yaşındaydı. İnsan algıladığı şeyin eksikliğini duyabilir. Bana babamın eksikliği başkaları tarafından anlatılmaya çalışıldı. O, babamın olduğu dönemlerde belki daha iyi koşullardaydı. Ben zaten acıların çocuğu modunda hayata giriş yaptım. Bir atasözü öğrendim: Değirmende doğan fare gökgürültüsünden korkmazmış…

——————————-
DOÇ. DR. ÖZKAN PEKTAŞ

Darüşşafaka olmasaydı biterdim!

Darüşşafaka olmasaydı biterdim! Dokuz yaşımdaydım, babam bir gece kalp krizi geçirdi. Öldü. İmdadıma Darüşşafaka Lisesi yetişti. Ama okulda adım, ’Ankaralı ağlayan çocuk’tu!

Çocuk hakikaten annenin, ama babayla erkekliği öğreniyorsun. Babam deodorant sürmezdi, “Erkek barut gibi kokar oğlum,” derdi.

Darüşşafaka olmasaydı biterdim. Terbiyeli olmakla terbiyesizlik arasında öyle incecik bir çizgi var ki… Yatılı okul, çocuğu adam eder. Gece hep birlikte yatıyorsunuz, elinizi yıkamazsanız, dişlerinizi fırçalamazsanız, kokarsanız olmaz. Orada bir toplumsal yaşam ve kuralları var.
DOÇ. DR. ÖZKAN PEKTAŞ:..

– Babanızı nasıl kaybettiniz?
– Ö.P: Dokuz yaşımdaydım. Bir gece kalp krizi geçirdi. 59 yaşında aniden kalp krizinden vefat etti. Annem çalışmıyordu. Beş parasız kaldık. Sonra annemi babamın yaptığı işe aldılar, MTA’da (Maden Tetkik Arama) memur olarak başladı. Kız kardeşimle ben aynı evin içinde. Onu alıp anaokuluna falan götürüyordum. Şimdi bizim oğlanları karşıdan karşıya geçirtmiyoruz… Maddi açıdan okumamız imkânsız. Sınava girdim. Ardından ’Fakir misin, değil misin?’ diye eve gelip incelediler. Evde soba mı kalorifer mi var, televizyon var mı, yok mu baktılar. Yıl 1969. Annemin, evin durumuna baktılar ve kabul ettiler Darüşşafaka’ya. Babamı yeni kaybetmişim, annemden ayrılmışım. Yatılı gitmişsin, dışarı çıkmak yasak…

– Anneniz ne sıklıkla geliyordu?
– Ö.P: Üç-dört ayda bir geliyordu. Çarşamba günleri görüş günleriydi ama sık gelip gitmeler olmuyordu, maddi durumdan ötürü. Lise sona kadar 600 kişilik yatakhanede kalıyorduk. Yastığını ne zaman temizleyeceksin, çorapların yıkanma süresi, ayakkabıların boyanma süresi, tüm bunları öğreniyorsun. Bizden iki dönem sonra kızlar da geldi. Böylece kendimize dikkat etmeye başladık. O dönem öyle ki, kız arkadaşının gözüne bakanlar evlendiler. Şimdi 40 yıllık evliler. Bizim zamanımızda bir kızla öpüştüysen gidersin yani evliliğe…

– Babanızdan ne hatırlıyorsunuz?
– “İnsanların gözünü doyuracaksın,” derdi. Misafir geleceği zaman anneme çeşit çeşit yemek hazırlatırdı. Bir gün sokakta mısır istemiştim, annem tokat atmıştı. Babam anneme çok kızdı. “Çocuğun hiçbir şekilde gözünün bir şeyde kalmasına neden olma, ne istiyorsa ver doysun bu yaşta,” dedi.

– Baba ne demektir sizin için?
– Ö.P: Çocuk hakikaten annenin, ama babanın yeri çok önemli. Erkekliği öğreniyorsun. Babam deodorant sürmezdi, annemin deodorantlarını sürdüğümde “Erkek barut gibi kokar oğlum,” derdi. Darüşşafaka’da size tam bir babalık gösterirler. Orada her türlü insan çıkıyor ama psikopat çok nadir. “Dışarıda kesinlikle sigara içemezsin, bağışlar kesilir. Cezalandırılırsın. Bir sınıf üstüne ağabey demek zorundasın…”

– Darüşşafaka olmasaydı?
– Ö.P: Biterdim. Baba figürünün olmaması antisosyal olmayı getiriyor. Terbiyeli olma ile terbiyesizlik arasında öyle incecik bir çizgi var ki… 10 yaş öncesi anne ve baba kaybı, ciddi psikopat etki getirebiliyor. Kayardım.

– Neden erken evlendiniz ve hemen baba oldunuz?
– Ö.P: Çocuk benim için çok önemli. Yani bana minicik bir çocuk bıraksan, bir hafta geçiririm. 23 yaşımda ilk çocuğu kucağıma aldım. Bir taraftan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde çalışıyorum, hafta sonları İngilizce, matematik dersleri veriyorum… Mutsuz bir evlilik yaptım. İki oğlumu da alıp boşandım. Akademik başarı benim için çok önemli. Kitap için her şeyimi satarım. Ama başka bir şey için bir kuruş bile vermem.

Babam iktidardır aramızdaki adı Don Corleone!
– Çocuklar, neden annenizle değil de babanızla kaldınız boşanmadan sonra?
– Fırat P: O sırada öyle gerekiyordu. Ama babamın bazı kriterleri vardır. Okul başarısı çok önemlidir. “Biz dağılıyoruz, çocuklar ne olacak,” diye toparladı. Annem o konuda daha yumuşaktır ama babam zordur. Bir zayıfın gelsin, eve hocalar gelir hemen. Olay toparlanır. Babam iktidardır. Aramızdaki kod adı da Don Corleone!

– Bir psikiyatr ağlar mı sık sık?
– Ö.P: Ağlamadım da çok üzüldüğüm zamanlar oldu. Büyük oğlum bütün zorlukları yaşadı benimle. Ortanca şanslıydı, en küçüğü ağır şanslı. O beni iyi tanır da bana kızgındır biraz. Büyük oğlum cefamı çok çekti. Beş kuruş param yokken de yanımdaydı. Hâlâ ağır işleri ona veririm. Zagor gibidir.
– Aras P: Babamın getirdiği disiplin sayesinde okuduk biz, yoksa okumuyor olabilirdik. Önümüze hedef koyan, sürekli bu hedefi zorlayan bir yapısı vardır.
– Ö.P: Düşünebiliyor musun Tuluhan, Türkiye’de uyuşturucu ve alkolle ilgilenen bir doktorun çocuğunun uyuşturucu kullanmasını. Hep ondan korktum. Ortanca bana kızdığında “Baba, uyuşturucu bağımlısı olacağım,” derdi.
– A.P: Babam paranoyaktır. Bir ara uyuşturucu kullandığımdan şüphelendi. O derece yani. Odamızı arardı, sigara içip içmediğimize bakıyordu. Kanıt istedi. Saç telimden örnek alındı, sonuçlar kullanmadığımı ortaya koydu. Kızmıştım çok.
– Ö.P: Oturduğumuz mahallede kullanan birileri vardı, beni uyardılar, herhalde “Oğluna dikkat et,” der gibi.

– Neyi kaldıramazsınız oğullarınızla olan ilişkinizde?
– Ö.P: Saygısızlığı ve başarısızlığı! Hırsı olmayan insana dayanamıyorum. Tatillerde bile sabah erken uyandırıyorum çocukları. Gece 4’te yatmışlar, fark etmez!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND