Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Avrupalı ve ortadoğulu bebeğin biberonu türkiye’den

Türkiye’nin pazar lideri bebek gereçleri markası Wee Baby, 100 ayrı ürün çeşidini Avrupa ülkelerinin yanı sıra Ortadoğu ve Türk Cumhuriyetleri’ne satıyor. Tamamı yerli sermayeli şirket şimdi organik bebek giysileri üretmek için kolları sıvadı.

Kozmetik malzemeleri pazarlarken Türkiye’de bebeklere yönelik ciddi bir faaliyetin olmadığını farkeden Savaş Damargüç’ün attığı küçük adım, şimdi koşarak büyüyen ve hatta bebek sağlık ürünlerini yurt dışına satacak hale gelen bir deve dönüştü. 26 yıl önce pazarda sadece iki yabancı firma ve birkaç küçük yerli üretici faaliyet gösterirken, iki ürünle mevcut markalara rakip olan Burda Bebek, bugün yüzde 100 yerli sermayeyle ürettiği 100 farklı türdeki ürünüyle Avrupalı ve Ortadoğulu bebeklere hizmet veriyor. Wee Baby markasıyla Amerika ve Kanada’ya da çıkarma yapmaya hazırlandıklarını anlatan Burda Bebek Yönetim Kurulu Üyesi Cevdet Usta “Geçen yıl ihracata başladık. Şu anda İran, Irak, Mısır, Tunus, Libya, Filistin, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Makedonya’ya 2 milyon dolarlık ihracatımız var. Yakında Almanya, Meksika ve ABD’ye ihracata başlıyoruz” dedi. Yakında organik bebek giysilerini de piyasaya süreceklerini anlatan Usta’yla hikayelerini, çalışmalarını ve hedeflerini konuştuk:

Uluslararası arenada yerli bir markayla rekabet ediyorsunuz. Hem de ithalatçı değil üretici olarak.

1986 yılında bu alandaki eksiği gördüğü için ilk adımı atan Savaş Damargüç oldu. Burda Bebek çatısı altında Bebsi markalı ürünler yapıldı ilk başta. Sadece iki tür ürün; bebek bardağı ve diş kaşıyıcı… Sonra ürün yelpazesini genişlettik, 100 çeşit ürüne kadar çıktık. Büyüyerek zaman içinde bu sektörde varolan bir boşluğu da doldurmayı başardık. Kurucumuz Savaş Bey, pazarlama kökenli. Türkiye’de önde gelen pazarlama firmalarında çalışmış. Üst düzey yönetici görevlerinde bulunmuş. Sonra ıtriyat toptancılığı yapmış. İşte bu dönemde bebek gereçlerinin eksiğini görmüş ve yatırıma karar vermiş.

Sektöre adım attığınız günlerde pazar yapısı nasıldı?

O zaman pazarda iki yabancı firmanın dışında ciddi iş yapan yoktu. Birkaç tane de küçük yerli firma faaliyet gösteriyordu. Ama onlar da merdivenaltı dediğimiz ve standardı olmayan üretimin yapıldığı firmalardı. Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçişiyle beraber oluşan rekabet ortamında üretim anlayışı da farklılıklar gösterdi. Bilinç arttı, talepler değişti. Biz de bu şartlara uyum göstermeliydik ve asıl markamız Wee Baby doğdu. 1998 yılında hemen kendi laboratuvarımızı kurduk, uluslararası normalara üretim yapmaya başladık.

Bebekler için çalışıyorsunuz. Bu çerçevede neler yapıyorsunuz?

Keyfli bir işimiz var. Bebeklerin ihtiyaçlarını karşılayacak, tekstil dışındaki hemen her ürünün üretimini yapıyoruz. Türkiye’de bulunduğumuz sektörde Türk sermayeli lider oyuncu durumundayız. Hammadde, Türkiye’de üretilmediğinden dünyada kabul görmüş firmalardan almak durumunda kalıyoruz. Örneğin petrokimya ürünü olan kauçukları kullanmıyoruz ürünlerimizde. Dünya standartlarında üretim yapıyoruz. Ürünlerimiz arasında biberon, emzik, alıştırma bardağı, beslenme kaşığı, diş halkası, bebek önlükleri, termometre, oyuncak, krem, pudra, banyo gereçleri, ıslak mendil, fırça seti ve anne destek ürünleri gibi çeşitlerimiz var. Türkiye’de ilk TSE belgesi ile birlikte Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’ndan üretim izni alan firma durumundayız.

Wee Baby, markasını seçmek nereden aklınıza geldi?

İlk bakışta yabancı marka izlenimi veriyor, ilk piyasaya çıktığımızda da öyle sanıldı zaten. Öyle olmadığını anlattıkça, tanındıkça yabancı markalar karşısında da avantajlı hale geldik. Wee Baby’nin anlam açısından bir hikayesi yok. Aslında bebek ağlamasından esinlenerek bu ismi seçtik.

Yeni yatırım planlarınız var mı?

Yıllık ürün adedimiz 20 milyonun üzerinde. Makine parkurunu yenileyerek kapasiteyi artırıyoruz. Zamanı geldiğinde organik bebek giysileri ve gereçleri üretmek gibi bir planımız var. Kısa zamanda devreye alabiliriz, piyasa araştırmaları ve alt yapı çalışmalarını tamamladık. İş sadece karar verip üretime geçmeye kaldı.

Sizin ihracata yönelik de çalışmalarınız var…

2011 yılında ilk kez yurt dışına adım attık. Köln’de fuara katıldık ve gördüğümüz talep karşısında dünyaya açılma kararı aldık. Bu yıl Amerika ve Meksika’ya gideceğiz. 2 milyon dolar civarı bir ihracatımız var. Komşu ülkelerle devam ediyoruz. İran, Irak, Mısır, Tunus, Libya, Filistin, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Makedonya var. Yakında Almanya ve ABD’ye ihracata başlıyoruz. Rusya, Gürcistan, Türkmenistan, Kazakistan, Ukrayna da başladığımız ya da başlamak üzere olduğumuz ülkeler arasında yer alıyor.

Gelecekteki projelerinize ilişkin neler söylemek istersiniz?

Hedefimiz sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da global rakiplerimizle rekabet edebilir duruma gelmek. Bu nedenle her yıl 2 milyon dolar civarında bir yatırımımız oluyor. Önce yurt içinde pazar payımızı artırmak için çalıştık. Yurt içindeki payı artırmak için üretim kapasitemizi bir noktaya getirdik ve ardından yurt dışı için yatırımlara başaldık. 4 yıldır sürüyor. Bu çalışmanın bize maliyeti 5 milyon doları buldu. Her yıl bu böyle devam ediyor.

Bebeklerin de modası var mı?

Ürünlerin tasarımını kendimiz yapıyoruz. Dünya trendini takip ediyor ve ona göre belirliyoruz. İş ortaklarımızın taleplerine göre şekil alıyoruz. Bebekler de moda takip ediyor, trendler değişiyor. Örneğin eskiden kırmızı gibi canlı renkler talep edilirken şimdi daha soft ve pastel renkler tercih ediliyor.

Organik giysileri ürettiğimizde mağazalar da gelecek

BİZİM ürünlerimizi verdiğimiz yerler eczane, market ve bebek mağazalarından oluşuyor. Bu zinciri bozmamak adına şimdilik mağaza açmayı düşünmüyoruz. İnsanlar bu tür ürünleri eczanelerden aldıklarında daha güvende hissediyorlar kendilerini. Zaten eczaneler de bizim ürünlerimizi destekliyor. Ayrıca mağaza açma konusunda pazarın biraz daha şekillenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ürün gamını biraz daha çeşitlendirip, planladığımız organik bebek tekstil ürünleri projemizi de hayata geçirdikten sonra durumu tekrar değerlendireceğiz.

Dünyada yönetmelik değişti 700 bin ürünü geri çağırdık

BİBERONLARDA kullandığımız Stanol katkı maddesinin kullanımı yasaklandı. Yerine başka bir maddenin kullanımı başladı. Biz de bu dönemde Türkiye’de yürürlüğe giren yönetmeliklere hızla uyum sağladık. Bugüne kadar kullanımında bir engel olmayan katkı maddesiyle ürettiğimiz ürünlerin tamamını geri çağırdık ve yerine uygun görülen maddeleri kullanacak şekilde teknolojimizi yeniledik. Bu katkı maddesi su damacanalarında, yemek kaplarında da kullanılıyordu. Bu maddenin kanserojen olduğu tespit edilince dünyada yasaklandı. Bu uygulamanın maliyeti tabii ki çok yüksek oldu. 700 bin adet ürünümüzü geri çağırdık ve hepsini imha ettik.

Pozitif ayrımcılık yapıyoruz ağırlıkla kadınları işe alıyoruz

32 milyon dolarlık bebek plastik sağlık ve yardımcı ürünleri pazarı var. Tekstil ürünleri bu rakamın içinde değil. Bebekle ilgili her türlü bakım ürünleri ve anneye yardımcı ürünler var bu rakamın içinde. Pazarın yüzde 55’i bize ait. Bizimle aynı ölçüde yerli üretici yok. Bayanları çalıştırmaya özen gösteriyoruz. 240 kişilik personelin yarısından fazlası kadın. Çünkü kadın çalışanlar daha hassas özellikle montaj ünitesindeler onlar. Kadınlar ya anne ya da anne adayı olduğundan daha hassaslar. Onun dışında ithal ürün getiren markalar var. Pazardaki yerli dengesi daha ağırlıkta. Bizim en büyük sıkıntımız, bürokrasinin ağırlığı. Özel sektör nasıl kendini sürekli ve hızlı bir şekilde yeniliyorsa kamudaki bürokratik işleri biraz daha kolay hale getirmesi çok önemli.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND