Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Avrupa’da ekonomik eğitim fırsatları !!!

Devlet üniversitelerinde eğitim bedava. Bazılarında okul harcı bile yok. Özel okulların fiyatı da oldukça uygun. Yıllık bin 850 euro’ya bile özel üniversite bulmak mümkün. İşte Avrupa ülkelerindeki cazip üniversiteler…

Avrupa ülkelerindeki cazip üniversiteler ÖSYS (Öğrenci Seçme Yerleştirme Sınavı) sonuçları temmuz ayında açıklanacak. Gelecek kaygısı taşıyan yüz binler heyecanla bu tarihi bekliyor. Sınavı kazanamayanlar ya bir yıl daha bekleyecek ya da başka eğitim alternatifleri arayacak… Elbette yurtdışında eğitim de öğrencilerin önünde ciddi bir seçenek olarak duruyor. Her yıl on binlerce öğrenci yurtdışında bir üniversite ya da kolejde eğitim görmeyi tercih ediyor. Öğrenciler ülke seçerken, üniversitenin bulunduğu bölgeden öğretim kadrosunun kalitesine kadar birçok kriteri dikkate alıyor.

Tabii sosyal imkanlar, gelişmiş laboratuar şartları, mezun olunduğunda iş imkanı ve eğitim süresince kalınacak yurt ve spor tesislerinin modernliği gibi ayrıntılar da bu zor seçimde belirleyici olabiliyor. Avrupa ülkelerinin son yıllarda yabancı öğrenci kabulüne daha sıcak baktığı biliniyor. Yaşlı Avrupa nüfusu ve kalifiye eleman bulma sıkıntısı bunda en büyük etken olsa gerek.

Avrupalıların kendi üniversitelerinde yetişen nitelikli yabancı
gençlerle bu açığı kapatmayı düşündüğü tahmin ediliyor. IEFT Yurtdışı Eğitim Fuarları Pazarlama Direktörü Selime Tokoğlu, “Yabancı öğrencilerin üniversite kampüslerine kattığı çok kültürlü ortamın da ilgili ülke vatandaşı öğrencilere deneyim kazandırdığı düşünülüyor. Bu nedenle yabancı öğrencilere destek oluyorlar” diyor. İşte bu gerçeklerden yola çıkarak Avrupa ülkelerinde Türk öğrencilere uygun eğitim ve konaklama ortamları sunan okulları araştırdık.

Örneğin, Norveç’te üniversite eğitimi ücretsiz. Okul harcı da yok. Yaşam maliyetleri ise yıllık 6 bin euro civarında. Almanya’daki devlet üniversitelerinde yabancı öğrencilere yıllık 80 euro’ya eğitim şansı tanıyor. Bunun için ÖSS’de 4 yıllık bir fakülteye yerleşmeye hak kazanmak ya da üniversitede eğitim görüyor olmak yeterli. Fransa’daki devlet üniversiteleri de Türk öğrencilere sadece üniversite harcı ödeterek eğitim fırsatı sunuyor. Bu arada, yurtdışında hem okuyup hem çalışmak isteyenler için de cazip fırsatlar olduğunu belirtelim…

SEÇKİN OKULLARIN TEMSİLCİLERİ TÜRKİYE’YE GELİYOR
IEFT (International Education Fairs of Turkey) tarafından düzenlenen “Yurtdışı Eğitim Fuarları”, Türk öğrenciler için önemli açılımlar sunuyor. IEFT Yurtdışı Eğitim Fuarı, 2001 yılından bu yana 20’den fazla ülkeden 130’un üzerinde üniversite, kolej ve dil okulu temsilcisinin geniş katılımıyla düzenleniyor.

Şu ana kadar yapılan fuarlarla 28 ülkeden 1000’i aşkın katılımcı ve 170 binin üzerinde ziyaretçi sayısına ulaşılmış. IEFT, bu yıl 16 Ağustos’ta İstanbul, 17 Ağustos’ta da Ankara’da fuar düzenleyecek. Ekim ayında da Ankara, İzmir, Bursa ve İstanbul’da fuarlar düzenlenecek.

Birçok ülkenin seçkin okulları bu fuar kapsamında ülkemizi ziyaret edecek. Üniversiteler, kolejler, akademik dil eğitimi programları ve üniversite hazırlık programları gibi birçok seçenek öğrencileri bekliyor. Bu kapsamda;
Telefon: 0212 244 42 13 / 14
Faks: 0212 244 42 07
E-posta: info@ieft.com.tr
Web adresi: www.ieft.com.tr

VİZE VE DENKLİK ENGELİNE TAKILMAYIN
Yabancı öğrencilere eğitim fırsatı sunan ülkelerin birçok farklı koşulu var. Sayısız seçenek arasından doğru tercihi yapmak ve kariyer hedeflerine en uygun ülkeyi belirlemek oldukça zor… Seçim yaparken göz önünde bulundurulması gereken en önemli kriter, YÖK denkliği ve vize.

Yabancı öğrencilere eğitim veren ülkelerin çoğu, Türk öğrencilerden vize istiyor. Vize için istenen koşulları öğrenip belgeleri eksiksiz hazırlamak gerekiyor. Yoksa üniversite kabul etse bile, vize engeli yüzünden ülke sınırlarından içeri girilemeyebilir.

Yurtdışında alınan diplomaların Türkiye’de geçerli olabilmesi için YÖK tarafından onaylanarak denklik belgesi verilmesi gerekiyor. Bu yüzden, gideceğiniz üniversitenin ve programın YÖK tarafından tanınıp tanınmadığını mutlaka öğrenmelisiniz. Okulun denkliği, YÖK Denklik Bürosu’na dilekçeyle başvurularak öğrenilebiliyor.

NE ZAMAN BAŞVURMAK GEREKİR?
Yurtdışı üniversite başvurularının mümkün olduğunca erken yapılması gerekiyor. Çok seçici üniversitelerin son başvuru tarihleri, eğitime başlanmadan önceki 1 yıla kadar uzayabiliyor. Ancak genelde güz dönemi (eylül-ekim) için mayıs-haziran aylarında, bahar dönemi için ocak-şubat) de yaz aylarında başvuru yapılabiliyor. Türkiye’de bu başvuruları öğrenciler adına takip eden yurtdışı eğitim danışmanlık şirketleri var.

Alternatif Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı (www.alternatifecs.com), Global Vizyon Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı (www.globalvizyon.com) ve Network Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı (www.networkegitim.com) bunlardan ilk akla gelenler. Ayrıca bir çatı altında toplanmış olan yurtdışı eğitim firmalarına TEAG resmi sitesinden (www.teag.org) de ulaşabilirsiniz.

DİL BİLMİYORSANIZ ORADA ÖĞRENİN
Yabancı dili yeterli olmayanların, yurtdışındaki kurslara devam ederek yaklaşık dokuz ayda dil sorununu çözmesi mümkün. Hem devlet üniversitelerinin hem de özel üniversite ve kolejlerin çoğunda dil eğitimine yönelik hazırlık programları var. Eylül ve ekim aylarında başlayan programlar, genelde 6 veya 8 aylık yoğun dil eğitiminden oluşuyor.

Akademik yıl programları, genel İngilizce’nin yanı sıra IELTS ve TOEFL gibi bazı testlere de hazırlayıcı nitelikte olduğu için akademik yazma, dinleme ve okuma gibi hazırlık programlarıyla adayları üniversite eğitimine hazır hale getiriyor. Bu hazırlık programlarının fiyatı, diğer eğitim programlarına göre yüzde 20 ila 40 daha ucuz…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Birbirinden ilginç 7 psikolojik rahatsızlık

takıntı, sendrom, psikolojik sendromlar, nadir görülen psikolojik hastalıklar, Manşet

Sendrom , birbirleriyle ilişkisiz gibi görünen, ancak bir araya geldiklerinde tek bir olgu olarak kendilerini gösteren bulgular bütünü olarak tanımlanıyor. www.matematiksel.org toplumda pek fazla bilinmeyen fakat milyonlarca kişiyi etkisi altına alan sendromları incelemiş. Bu birbirinden ilginç ve bir o kadar da garip hastalıkları duyunca çok şaşıracaksınız…

Takıntılar ve İlginç Psikolojik Sendromlar

Birçok kişinin küçük takıntıları vardır. Ne var ki kimi zaman bu takıntılar birer psikolojik rahatsızlık bo­yutuna ulaşabilir. Literatüre geçen kimi rahatsızlıklar var ki, ilk kez duy­duğunuzda şaşırmaktan kendinizi ala­mıyorsunuz. Bu yazıda onlardan bir kaçından kısaca bahsedelim…

Capgras Sendromu

Capgras Sendromu, hastanın genel­likle kendisine yakın olan kişilerin ya da nesnelerin, onlara tıpatıp benzeyen ikizleriyle değiştiril­dikleri sanısına dayanıyor. Kişinin kendisini karmaşık bir komplonun içinde hissediyor bu durumda. Sıklıkla şizofre­ni de bu hastalığa eşlik ediyor.

Bu psikotik bozukluk, ilk kez Fransız psi­kiyatrları Capgras ve Reboul Lachaux tarafından 1923’te detaylı bir şekilde tanımlanmıştı. Bu iki psikiyatrist, mira­sına konabilmek ve mülkünü elinden alabilmek amacıyla önce kocasının ve sonra kızının yerini alan sahtekârlar­dan söz eden bir kadının vakasını kayda geçirmişlerdi. Bu sap­lantılı fikir, o günden sonra “Capgras Sendromu” olarak anılmaya başladı.

Sanrısal yanlış tanımlama sendromlarının bir diğer örneğiyse Fregoli Sen-dromu adını taşıyor. Hastalık adını İtalyan oyuncu Leopoldo Fregoli’den alıyor.

Leopoldo Fregoli, kılık değiştirmek ve sahnede binbir surata bürünmek konusundaki dehasıyla ün­lüydü. Aktörün adının bir hastalığa verilmesinin ne­deni, günün birinde bir kadının, sürek­li birileri tarafından takip edildiğini ve takipçilerinin hepsinin de aslında kılık değiştirmiş olarak çevresinde dolaşan Fregoli olduğunu iddia etmesi.

Yabancı El Sendromu

Düşünün ki sağ elinizle sol eliniz birbirinden farklı hareket ediyor, bir elinizle gömleğinizin düğme­lerini iliklemeye çalışıyorsunuz ama öteki eliniz sizin iliklediklerinizi çözüyor. İşte bilim insanları bu duruma “alien hand syndrome” yani yabancı el sendromu adını veriyorlar.

Beynin vücudumuzu kontrol eden işlevleri sağ ve sol loblara bölünmüş durumda. Her iki yarıkürede farklı gö­revlerin yapılması için kontrol merkez­leri bulunuyor. Her iki bölüm birbiriy­le bağlantılı olduğu olduğu için, bu özellikler bir yardımlaşma içinde birbi­rini bütünlüyor. Bu iki bölümü biraraya getiren ve karşılıklı iletişimde olma­sını sağlayan bölümeyse corpus collosum adı veriliyor.

Aradaki bağlantı za­yıflayınca farklı özellikler de birbirinden kopuyor. Hatta bazen ellerden biri tamamen kontrolden çıkıyor. İradeyle hükmedilemez hale geliyor.

Bu hastalık üzerine bilinen ilk araş­tırmalar yaklaşık yüz yıl önce başlamış-tı. Almanya’da bir kadın, gece uyurken sol eli tarafından boğul­maya çalışıldığını söyleyerek Nörolog Kurt Goldstein’a başvurdu. Kadın elin kendisini öldürmeye çalıştığını ve şey­tanlar tarafından yönetildiğini düşünü­yordu. 1950’li yıllarda yaptığı çalışmalarla Ro­ger Spray bu bölgenin beynin iki ya­rım küresi arasındaki bağlantıyı sağla­dığını kanıtladı.

Münchausen Sendromu

Bu hastalığa adını veren kişi, Karl Fredrich von Münchausen 18. yüzyıl­da yaşamış palavracı olması ile tanınmış bir Alman Baronu.

Rivayete göre Baron Münchausen, Osmanlı- Rus savaşından dönüşte ar­kadaşlarına kahramanlıklarıyla ilgili hikayeler anlatmaya baş­lamıştı. Hikayelerin sonunda yalan olduğu orta­ya çıkınca, yalan hastalık öyküleri anla­tanları tanımlayan sendroma onun ismi veril­di.

Doktorların çoğu meslek hayatında yapay bozukluk olgusuyla karşılaşıyor. Bununla birlikte Münchausen Sendromu yapay bozuklukların en uç tipi.

Bu rahatsızlık ilk kez 1951’de has­tane hastane dolaşıp hastalık öyküleri uyduran ve kendilerine gereksiz yere cerrahi girişimler uygulanmasına razı bir grup hastayı belirtmek için Richard Asher tarafından kullanılmış.

Bu kişiler hastaneye sıklıkla tıbbi bir müdaha­leye gereksinimi olduğunu anlatan uy­durma bir öykü ile geliyor. Hastalığın ilginç yanı kişilerin kendilerine hastay­mış gibi görünmelerine neden olacak zararlar vermekten kaçınmamaları.

Te­daviye başlandığında hasta, sonuç alınamadan hastaneden ayrılması ve aynı tabloyu yineleyerek tekrar tekrar has­taneye başvurması görülen diğer özel­likler. Bu hastalar en zeki gözlemcileri bile aldatabilecek psikiyatrik sorunları olan kişiler olarak tanımlanıyor.

Patlayan Kafa Sendromu

Beyinde uyku sırasında oluşan algı yanılmalarına parasomni adı veriliyor. Uyurgezerlik, uykuyla uyanıklık ara­sında hayaller görmek en bilinen pa­rasomniler arasında. Patlayan Kafa adı verilen sendrom da bu kategoride değerlendiriliyor.

Kişi uykusu sırasın­da kendisini uyandıracak denli güçlü bir patlama işitiyor. Sesin türü ya da şiddeti kişiden kişiye değişse de, asıl önemli özelliği böyle bir sesin gerçek­te var olmaması. Bu ses yalnızca kişi­nin kendi zihninde “patlıyor”.

Doktor­lar uykunun birinci ya da ikinci saa­tinde, bazen de uyanmaya yakın du­yulan bu sesin fiziksel olarak bir zara­rı olmadığını söylüyorlar. Nedeni çok kesin olmasa da, duyulan seslerin kaynağının aslında beyindeki sinir yollarının bir karışıklık yaşaması ve yanlışlıkla beyne uyarı iletmesi olarak düşünülüyor.

Saç Koparma Hastalığı: Trikotilomani

İnsanların gövdesindeki kıl­ları, kaşlarını kirpiklerini, özellikle de saçlarını koparmaları ve bunu sürekli tekrar etmelerine trikotilomani adı ve­riliyor. Öyle ki bireyler başlarında kellik oluşuncaya kadar saçlarını koparabiliyor. Bunun engellenmesi durumundaysa büyük gerilimler yaşayabili­yorlar.

Tersi durumda yani saçlarını koparırken büyük keyif aldıkları, hatta rahatlama yaşadıkları görülebiliyor. Kişile­rin büyük çoğunluğu saçlarını koparır­ken acı duymadıklarını tam tersine ke­yif aldıklarını belirtiyor.

Bu sendrom li­teratürde dürtü kontrol bozukluğu olarak ele alınıyor. Dürtü kontrol bozuklukları, kendi­ne ve başkalarına zarar verici şeyler yapmak için duyulan dürtü veya isteğe karşı koymada ve kontrol etmede ye­tersizlik olarak tanımlanabilir. Kişi ba­zen davranışı yapmadan önce artan gerginlik duygusunu hisseder ve sonra gerginlikten kurtulma ve iç rahatlama­sı duygularını hissedebilir.

Trikotilo­mani’nin bir dürtü kontrol bozukluğu tanımlamasına uyan özellikleri, saçları yolmak için duyulan dürtüye karşı ye­tersizlik, saç yolmadan önce artan ger­ginlik ve sonraki iç rahatlığını hisset­meyi kapsıyor.

Yabancı Aksan Sendromu

Hastalar beyinlerindeki konuşma bölgesinin ha­sar görmesinin ardından, normal ko­nuşma aksanlarını kaybeder ve farklı bir aksanla konuşmaya başlar. Sözgeli­mi İstanbullu birinin Kayseri ya da Ka­radeniz ağzıyla konuşmaya başlaması buna örnek olarak gösterilebilir.

Kesin bir tedavisi olmasa da, bu durumun ne­deni beynimizdeki hecelerin vurguları­nı istediğimiz gibi yapabilmemizi sağla­yan bölümün zarar görmesinden kay­naklandığı düşünülüyor.

Triskaidekafobi: 13’ten korkma hastalığı

13 sayısı özellikle Batı uygarlıklarında uğursuz kabul edilir ve birçok kişi batıl inanç olarak bu sayıdan kaçınmak ister. Bununla birlikte bunu çok daha ileri düzeyde takıntıya dönüştürenler, hastalık dere­cesinde rahatsız olabiliyor. Bunun benzeri tetrafobi, yani 4’ten korkma rahatsızlığı da Çin, Japonya, Kore gibi Uzakdoğu ülkelerinde görülüyor. Ne­deni ise ölüm ve dört sözcüklerinin söylenişinin birbirinin aynısı olması.

***

Bunlar bir kaç örnek. daha adını bile duymadığımız onlarcası var…

Aklımız, sahip olduğumuz en değerli hazinemiz. Dünyayı algılayışımızı, nasıl bir insan olduğumuzu aklımız belirliyor. Aklımıza dikkat edelim…

Yazar: Sibel Çağlar
Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Başarı nedir? Nasıl başarılı olunur?

size göre başarı nedir, Manşet, başarının sırları, başarı nedir ne değildir, başarı

Çoğumuz başarılı olmak istiyoruz. Peki, başarının gereklerini ne kadar yerine getiriyoruz? Başarı nedir, nasıl başarılı olunur konusu üzerine ne kadar düşünüyoruz? İşte alanında zirveye ulaşmış isimlerin başarı sırları ve tavsiyeleri…

Başarı basamağını tırmanmak için ihtiyacınız olan: Sabır ve azim

Bazılarını yakından tanıyorsunuz, birkaçının ise ismini duymamış olabilirsiniz. Ancak hepsi de, kendi alanlarında yaptıkları başarılı çalışmaları nedeniyle dünyaca biliniyor. Peki bu başarıyı nasıl elde ettiler? Bilim insanı, müzisyen, oyuncu, Türkiye’nin başarılı isimleri, bunun sırrını anlatıyor. Size bazı tavsiyeleri de var.

Mesele enstrüman çalmak değil, müzik yapmak

Fazıl Say Müzisyen

Başarısını dünyaya kanıtlamış bir piyanist, Fazıl Say. New York Filarmoni, St. Petersburg Filarmoni, Amsterdam Concertgebouw gibi ünlü orkestralar eşliğinde konserler verdi. Uluslararası birçok ödülün sahibi. Eserleri, günümüzün en tanınmış yayıncılarından Schott of Mainz tarafından dünyaya dağıtılıyor. Genç müzisyenlere tavsiyeleri şöyle: “Her zaman açık zihinle çalışılmalı, bulanık/dertli/ gergin halde çalışmanın yararı olmaz. Hatta daha sonraki günler için hesapta olmayan zorluklar çıkarır, mesela ‘hata ezberleriz’, ‘hata oturturuz’. Bunu temizlemesi yeni bir şeyi öğrenmekten zordur. O yüzden iyi anlarda müzik yapmak için çalışılmalı. Bizler; enstrüman çalanlar, birer aktarıcıyız, bestecinin eserindeki duygu ve düşünceleri, ses, müzik olarak aktaranlar, dinletenleriz. Kendi vücudumuzun dertleri mühim değil. Dertlerle barışık olunmalı. Bu başka boyut anlayışı getirir. ‘Dertlere rağmen’ sergisini sunabilmeli o başka boyut anlayışı. Aslında, ‘ben ve müzik’ diye basit bir diyalektikte düşünmeliyiz çalışırken, ellerimizi unutmalıyız. Bakın, Kant ‘El beynin uzantısıdır’ der. Ellere bir şey yaptırmak için uğraşılmamalı, eller zaten beyin ne düşünürse beraberinde yapar. El yoktur, düşünce vardır. Bu nedenle düşüncelere; onların temizliğine yoğunlaşmalı insan. Çalınan parçaları hep analiz etmeli. Analiz düşünsel dünyadır, müzik ve matematik ilişkisinin salt halidir. İyi anlaşılmamış bir eseri ellerimize, nefesimize sağlam çaldıramayız. Analizi derin ve yavaş yapmalı. Her sesin ait olduğu yeri iyi anlamalı; armoni, form, motif yapısı… Bir enstrümanı çalmak değil mesele, mesele müzik yapmak, bir parçadaki tüm duygu ve düşünceleri aktarabilmek. Enstrüman çalmak ikinci konu.”

Farklı olabilmek çok önemli

Yard. Doç. Dr. G. Çiğdem Yalçın İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Çiğdem Yalçın’ın Nobel ödüllü fizikçi Prof. Murray Gell-Mann ile hazırladığı makale, Amerika Ulusal Bilimler Akademisi dergisi PNAS’ta yayımlandı. Onu fiziğin peşine düşüren, lisede bu dersten sınıfça kalmaları olmuş. Bundan sonra kendisini fizik dünyasının içinde bulduğunu söyleyen Yard. Doç. Dr. Yalçın, bakın gençlere nasıl tavsiyelerde bulunuyor: “Fizik eğitiminin nam saldığı zorluğu karşısında, öğrencilerimin ders sırasında ‘Günlük hayatımızda bunlar ne işe yarayacak ki hocam’ dedikleri birçok şey, aslında doğanın kanunlarının gizemini yansıtırken, diğer yandan da karşılaşılan problemleri çözmede ve alternatif yol yaratmada fark etmeden zengin bir yetenek kazandırıyor. Bu alanı seçmek isteyenler, öncelikle iyi bir fizik eğitimi almanın yollarını aramalı. Bu da köklü ve aktif şekilde bilimsel çalışmaların yapıldığı fizik bölümlerini, bu bölümlerin kadrolarını ve yapılan tezleri araştırmakla olur. Akademik kariyer yaparken ise, ‘başarılı’nın yanında ‘farklı’ olabilmek çok önemli. Bunun için yeni konularda çalışmayı göze almalı, tezlerde riske girmekten korkmamalılar. Tabii ki bunun da yolu yeni arayışlar içinde olan bilim insanlarıyla çalışmayı hedeflemekten, bunu gerçekleştirmekten geçiyor.”

Bilim, sabır ister

Prof. Dr. Ali Polat Windsor Üniversitesi Yer ve Çevre Bilimleri Bölümü

Prof. Dr. Ali Polat, yer bilimi üzerine yaptığı çalışmalarla alanında ismini dünyaya duyurmuş ve ödüller almış bir bilim insanı. Kanada’nın Ontario Eyalet Hükümeti tarafından verilen üstün yetenekli genç bilim insanı ödülü, Kanada Jeoloji Kurumu’nun ‘W.W. Hutchison Madalyası’ ve Çin Hükümeti’nin bütün bilim dallarını kapsayan ‘Chang Jiang Ödülü’ başarısının özeti. Polat, yer bilimci olmak isteyen gençlere şunları öneriyor:

“Yer bilimci olmak büyük bir ayrıcalık. Çünkü milyarlarca yıllık doğa tarihini incelemek ve doğanın sırlarına ortak olmak çok zevkli. Bu meslek insana, doğaya karşı çok geniş bir bakış açısı kazandırıyor. Bilim yapmak ciddiyet, sabır, özveri isteyen bir iş. Çok yönlü, evrensel ve eleştirisel düşünmeyi gerektiren bir uğraş. Yer bilimci olmak isteyen gençlerin bunlara hazır olması gerekiyor. Ayrıca, onlara çok iyi derecede İngilizce öğrenmelerini, çok okumalarını, mesleklerini sevmelerini, üç boyutlu düşünmeyi, çok iyi gözlem, analiz ve çizim yapmayı bilmelerini öneriyorum.”

Olmak istediğiniz şeyi iyi bilin

Can Bonomo Müzisyen

İlk albümünü 2011’de çıkaran genç müzisyen Can Bonomo, uluslararası müzik yarışması Eurovision’da 2012 yılında Türkiye’yi temsil etti. Söz ve müziğini kendi yazdığı ‘Love Me Back’ şarkısıyla yarışmada 7’nci oldu. Bonomo’nun gençlere önerileri net: “Görece genç bir müzisyen olarak pek haddime değil ama kendimden yola çıkarak örnekleme yapabilirim. Bu sadece müzisyenlik için geçerli değil, herhangi bir şey olmak istiyorsanız, öncelikle onun ne olduğunu çok iyi bilmelisiniz. Sizi dönüştüreceği kişiye çok hakim olmalı ve onu özümseyebilmelisiniz. Prensipli ve düzenli bir biçimde mesai harcar, çalışırsanız başarılı olabilirsiniz. Başarılı kalabilmek için ise bir önceki cümleyi hayatınız boyunca tekrar etmeniz yeterli.”

İşinizi aşkla sevin ve ibadetmiş gibi saygı duyun

Hülya Koçyiğit Oyuncu

O, Yeşilçam’ın en iyi oyuncularından. İlk başrolünü oynadığı, Metin Erksan’ın yönettiği ‘Susuz Yaz’,1964’te Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı alarak, uluslararası ödül kazanan ilk filmimiz oldu. İşte Koçyiğit’in tavsiyeleri: “Günümüzde birçok üniversitenin sinema bölümü olduğundan bu alanı meslek olarak seçen gençler şanslı. Eğitimin yanında işlerini aşkla, tutkuyla sevsinler, adeta ibadet ediyor gibi mesleklerine saygı duysunlar. Bence başarı için bunların yanı sıra, kendini sürekli geliştirmek, dünya trendlerini yakalamak için araştırmacı olmak, ama her şeyden önce kültürünü tanımak ve yaşatmak için çabalamak, daha iyisi için çok daha fazla çalışmak ve tevazu sahibi olmak gerekiyor.”

Bir alanda uzmanlaşın

Murad Sezer Foto Muhabiri

Türkiye’de tek Pulitzer Ödülü almış foto-muhabiri. 2004’te, ABD’li deniz piyadelerinin, Felluce’de direnişçi ateşinde ölen arkadaşları için dua etmelerini çektiği fotoğrafıyla, Columbia Üniversitesi tarafından gazetecilik, edebiyat ve müzik gibi alanlarda verdiği Pulitzer’i kazandı. Reuters Haber Ajansı’nda fotoğraf editörü olarak çalışan Sezer, foto-muhabiri olmak isteyen gençlere şunları öneriyor: “En az bir hatta iki yabancı dil bilmek, fotoğraf makinesini verimli kullanabilmek için ekipmanın özelliklerine hakimiyet, uzmanlaşmak istediği haber dalında bilgi ve genel kültür sahibi olmak öncelikli hedefleri arasında yer almalı. Başarılı bir haber fotoğrafçısı olabilmek için sadece iyi fotoğraf çekmek yeterli değil, iyi haberci olmak da gerekiyor. Yabancı dil çok önemli. Çünkü yenilikleri yakından izleyebilmek için dünyadaki gelişmeleri takip etmeliler. Günümüzdeki fotoğraf makineleri adeta birer bilgisayar. Verimli kullanıldığı taktirde kötü fotoğraf çekmek mümkün değil. Kişiye sadece doğru çerçeve yapmak kalıyor. En önemli tavsiyem de, uzmanlaşmak. Nasıl haber, dış haberler, spor, ekonomi muhabirliği varsa, foto-muhabirliğinde de başlangıçta bir alan seçip onda uzmanlaşmak çok daha iyi olur. Böylelikle örneğin kişi, spor foto-muhabiri olacaksa kendisini ve ekipmanını bu branşın gerekleri doğrultusunda hazırlar.”

İnatçı olun, peşini bırakmayın

Ahmet Ümit Yazar

Türkiye’de polisiye roman denince akla ilk gelen isimlerden, Ahmet Ümit. ‘İstanbul Hatırası’, ‘Sultanı Öldürmek’, ‘Beyoğlu Rapsodisi’ en bilinen eserlerden birkaçı. Yazar olmak isteyen gençlere önerileri ise şöyle: “Roman, şiir, öykü, deneme yazarı olmak isteyen arkadaşlar, önce şuna karar vermeli: Bu işi mutluluk, zevk için mi, yoksa para kazanmak için mi yapmayı düşünüyorlar? Para kazanmak için düşünüyorlarsa, vazgeçsinler. Çünkü yazarlık böyle bir şey değil. Yazınca mutlu oluyorum diyorlarsa, o zaman yapmaları gereken ilk şey, Türk edebiyatının önemli yazarlarını okumak. Kendilerine yakın buldukları yazarların bütün eserlerini okumaları gerekir. Yazarların enstrümanı, dildir. O nedenle dile hakim olmalılar. Dili doğru bir şekilde kullanabilmeleri için de Türk yazarlarını bilmeliler. Yabancı yazarları da elbette okuyacaklar. Ben kutsal kitapları okumalarını da öneririm. Hem Tevrat’ı, İncil’i, Kuran’ı hem de Pagan kültürünün kutsal kitaplarını. Çünkü bunlarda insanlığa dair izler bulacaklar. İnsan nedir? İnsan hakikatine dair durumları, olguları kavrayabilecekler. Yazar olmak isteyen arkadaşlarımızın mutlaka felsefe bilmesi gerekiyor. Çünkü felsefe insanlarla, onların yazacağı karakterlerle, yaşadıkları toplum ve yaşadıkları çağ ile bağlantı kurmalarını sağlıyor. Elbette psikoloji de bilmeleri lazım. Sonuçta biz insanların ruhunu anlatmaya çalışıyoruz. Bütün bunlardan sonra bir şart daha var: İnatçı olmak. Çünkü onlara ‘Olmamış, becerememişsin’ diyecekler. Ama onlar inatla kendi yazdıklarına inanacaklar, ‘Ben yazar olacağım. Benim yazdıklarım da iyi’ diyecekler. Ancak o zaman, iyi bir yazar olunabilir.”

Asla merakınızı kaybetmeyin

Dr. Gözde Durmuş Stanford Üniversitesi Gen Teknolojileri Merkezi

Gözde Durmuş, bir biyomühendis. ABD Stanford Üniversitesi Gen Teknolojileri Merkezi’nde hücre konusunda çalışıyor. Hücrelerin fiziksel yapısını tanılayan bir cihazla dünyada adından söz ettirdi. Cihaz, kanserde zahmetli ve pahalı teşhisleri sadece bir saatte yapabiliyor. Bu yıl, dünyanın en iyi üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü tarafından hazırlanan MIT Technology Review dergisi’nin, ‘35 Yaş Altı 35 Yenilikçi’ listesinde yer aldı. Durmuş’un gençlere bazı tavsiyeleri var: “Başta başarılı olmayı istemek ve çok çalışmak gerekiyor. O yüzden genç arkadaşlar, tutkuyla çalışmak istedikleri konuları iyi belirlesinler. Gelecek için kısa ve uzun vadede hedeflerini seçtikten sonra, onlara odaklanıp pes etmeden çalışsınlar. Kariyer çok uzun bir maraton, insanı farklı yerlere götürebilir. Kendi kariyerime baktığımda, yaptığımız araştırmaların birçok değişik alanlarda bilgi sahibi olmayı gerektirdiğini görüyorum. Büyük buluşlar, değişik konularda çalışmış kişilerin, zor sorulara farklı bakış açısı getirmesiyle mümkün oluyor. Gençler çok okusun, asla meraklarını kaybetmesinler. Sadece dallarıyla sınırlı kalmasınlar. Ayrıca örnek aldıkları başarılı kişilerin hikâyelerine göz atsınlar. Bence başarılı insanları, diğerlerinden ayıran en büyük ve önemli özellik, zorlukların üstesinden gelme azmi. Başarılı insanlar pes etmez, pozitif olup hedeflerine odaklanarak bu engelleri fırsata dönüştürürler. Gençler de başarıya giden yolda engeller karşısında her zaman sabırlı ve ısrarcı olsun. Kafalarında ‘Ben yapamam’ gibi limitleri olmasın, ufuklarını geniş tutsunlar.”

İyi gözlemleyin, çok çalışın

Erdem Taylan Animasyon tasarımcısı

Hollywood firmaları Pixar ve Dreamworks’te çalışan ilk Türk. Çalıştığı filmlerden ‘Shrek’, ‘Finding Nemo’ ve ‘The Incredibles’ Animasyon Filmi Oscarı’nı aldı. Cars’taki görsel efekt çalışmaları ile animasyon filmlerinin Oscar’ı sayılan Annie Awards’da ‘Görsel Efekt Dalında Üstün Kişisel Başarı Ödülü’ne aday gösterildi. Çalışmalarına Türkiye’de yönetmen ve görsel efekt süpervisörü olarak devam eden Taylan’ın önerileri şöyle: “Her şeyden önce bu konuda çok istekli olun. Araştırma, gözlem ve çalışkanlık  diğer olmazsa olmazlar. İşinsanatsal tarafını da unutmadan, kendinizi hem teknik hem de sanatsal anlamda geliştirin. Animatör olacak biri canlıları gözlemlemeli, hareketlerini incelemeli. Dünya çapında iş yapabilmek için grup çalışmasına önem vermek, paylaşımcı ve disiplinli olmak çok önemli. İşimiz birçok disiplinden insanın katkı sağladığı bir alan olduğu için ekip oyuncusu olmak, başka fikirlere ve düşüncelere açıklık, başarı için gerekli. Dünyada bu alandaki gelişmeleri izlemek, eğilimleri, işin nereye gidebileceğini anlamaya çalışmak da faydalı. Mutlaka dillerini geliştirsinler çünkü bu alandaki bilgiler ne yazık ki İngilizce. Yine de bence en önemlisi, kendilerine dürüst olmaları. Hayat zaten zor, hiç sevmedikleri bir işi yapmaya çalışmanın anlamı yok. Kolay bir yol olmasa da sevdikleri işi yapsınlar, başarı beraberinde gelir.”

Yazar: Esra Ülkar
Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Sosyal medya tüm hayatımızı etkiliyor

sosyal medya ilişkileri nasıl etkiliyor, sosyal medya, Manşet, iletişim, boşanma, bağımlılık, araştırma, aile yapısı

Gün içinde zamanımızın önemli bir kısmını sosyal medyada geçiriyoruz. Çevremizdeki insanlarla yüz yüze iletişimden çok Facebook, Twitter, Instagram gibi platformlar üzerinden iletişim kuruyoruz. Peki, hiç düşündünüz mü, sosyal medya ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

Sosyal medya ilişkileri nasıl etkiliyor?

“İnternet insanların sevgililerini/eşlerini aldatmalarına ortam hazırlar” diye düşünenlerin oranı en az %51 olarak görülüyor

Üsküdar Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre; yeni medya teknolojileri, sosyal medya ve cep telefonu gibi faktörler, boşanmaları artırıyor.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından gerçekleştirilen “Son Beş Yılda Türkiye’de Boşanmalara Etki Eden Bir Faktör Olarak Yeni Medya Teknolojileri ve Sosyal Medya” araştırmasına göre sosyal medya kullanımı, ailelerin dağılmasındaki önemli etkenlerden biri olarak görülüyor. 

Sosyal medya boşanma sebepleri arasında

36 boşanma avukatı ile yapılan görüşme ve internet üzerinden 278 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre, yeni medya teknolojileri ve sosyal medya, boşanma nedenleri arasında üst sıralarda yer alıyor. Yeni medya teknolojilerinin yaygınlaşmasının aldatmayı kolaylaştığının belirtildiği araştırmaya göre; insanlar ailesine ayıracağı vakti sosyal medyada geçiriyor. Başka hayatlara imrenen kullanıcılar, farklı arayışlara başlıyor. Ayrıca sosyal medya paylaşımları, kıskançlıklara da sebep oluyor.

“İnternette çok zaman geçirmek aile yapısını bozuyor”

İnternet üzerinden gerçekleştirilen 278 kişinin cevapladığı ankete göre çalışma grubunun % 59.1’i sevgilisinin/eşinin internette neler yaptığını kontrol ediyor, %70.9’u sevgilisinin eşinin internette eski sevgilisi/eşiyle görüşmesini olumlu karşılamıyor ve en az %48’i internetin boşanma ve aldatmaları artırdığını düşünüyor. “İnternet insanların sevgililerini/eşlerini aldatmalarına ortam hazırlar” diye düşünenlerin oranı ise en az %51 olarak görülüyor. Verilen bilgilerde, sosyal medyanın aile yapısına olumsuz etkide bulunmasının sebeplerinden biri de internette çok zaman geçirilmesi olarak belirtiliyor.

“Eşim Facebook bağımlısı”

İnternette çok vakit geçirilmesi nedeniyle ebeveynler tarafından çocuklara yeterli ilgi gösterilmemesi, eşe yeterli vakit ayrılmaması ve ev işlerinin yerine getirilmemesi vb. davranışlar, boşanma davası açılması durumunda boşanma nedeni olarak öne sürülebiliyor.

İnternet bağımlılığı nedeniyle açılan boşanma davası örnekleri incelendiğinde, genellikle eşler “Karım internetin başından kalkmıyor”, “Kocam sürekli bilgisayar başında…”, “Eşim Facebook bağımlısı”, “Eşim internet bağımlısı…”, “İnternet yüzünden eşim çocuklarla ilgilenmiyor”, “Eşim ev işlerini yapmak yerine internete giriyor” gibi şikayetlerde bulunulduğu görülüyor.

Boşanma davalarında sıkça görülen bir durum: Uygunsuz mesaj yakalama

Facebook, WhatsApp ve bunun gibi platformlardaki bazı içerikler boşanma davalarında artan bir şekilde delil olarak kullanılıyor. Görüşme yapılan avukatlara göre, eşin bir başkasına gönderdiği ya da bir başkasından aldığı uygunsuz mesajları yakalamak, boşanma davalarında sıklıkla görülen bir durum olmaya başladı.

Araştırmanın yürütücüsü İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, sosyal medyanın toplumsal etkilerinin bir süredir güçlü bir şekilde hissedildiğini, özellikle ikili ilişkilerde ve evliliklerde sosyal medya kullanımın yarattığı çeşitli sorunların günlük yaşamda sıkça duyduğumuz bir durum haline geldiğine dikkat çekti. Atalay şu değerlendirmelerde bulundu: “Buradan hareketle bu etkiyi bilimsel olarak doğrulamak istedik. Boşanma avukatları ile yaptığımız derinlemesine görüşmeler, sosyal medyanın evliliklere olumsuz etkilerinin, öngördüğümüzün çok ötesinde olduğunu gösterdi.”

Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND