Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Aşk, beyinde nasıl bir etki yaratıyor?

Aşkın psikolojik ve fizyolojik açıdan kişiyi daha enerjik ve sağlıklı bir hale getirdiği uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Peki ama ilk kıvılcım nerede çıkıyor, hangi hormonlar beynimizde nasıl etki ediyor? İşte aşkın beynimizdeki sırları, işleyişi…

ilk görüşte aşk, aşkın beyindeki etkisi, aşk hormonları

Aşkın yolculuğu

 
Aşkın psikolojik ve fizyolojik açıdan kişiyi daha enerjik ve sağlıklı bir hale getirdiği uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Peki ama ilk kıvılcım nerede çıkıyor, hangi hormonlar beynimizde nasıl etki ediyor. Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Yavuz aşkın beynimizdeki sırlarını, işleyişini açıkladı.

 

Aşık olunması durumunda kişi; dopamin, serotonin ve noradrenalin gibi hormonların aktif ve dengeli şekilde salgılanmasıyla, bedensel ve zihinsel anlamda farklı bir deneyime adım atıyor. İlk görüşte aşkın gerçekleşmesinde, aşkın beyinde bağımlılık etkisi yaratmasında, sadakatin gelişmesinde hormonlar aktif olarak rol alıyor.

 

İLK GÖRÜŞTE AŞK, DOPAMİN VE NORADRENALİN HORMONLARIYLA GERÇEKLEŞİYOR

Yüz kızarmaları, tatlı telaş ve hızlanan kalp atışlarının baskın olarak öne çıktığı ilk görüşte aşk, dopamin ve noradrenalin hormonlarıyla gerçekleşiyor. Dopaminin kişiye coşku ve sevinç verdiğini, noradrenalin ise çarpıntı, el titremesi, yüz kızarması, gözbebeklerinde büyüme gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, görüşlerini şu şekilde sürdürüyor: “Yapılan bilimsel araştırmalar, yıldırım aşkında bilinçaltının bilinçten altı saniye önce karar verdiğini göstermektedir. Yani kişi, aşık olduğunu fark etmeden altı saniye önce bilinçaltı çoktan aşkı hissetmeye başlamıştır. İnsanlarda aşkın gelişimi karmaşıktır. Kişinin imajı, karizması, bakışı, fiziksel görüntüsü, konuşma şekli, giyim ve kuşamı önemlidir. Burada kişi sezgisel eğilimle, bilinçaltı ruh ikizini bulduğunu düşünür.”

İLK KIVILCIM NEREDEN ÇIKIYOR?

Aşık olduğumuz için mi kalbimiz çarpıyor, yoksa kalbimiz çarptığı için mi aşık oluyoruz? Bilimsel araştırmalar, kalbimiz daha çok çarptığında aşık olmaya daha yatkın olabildiğimizi ortaya koyuyor. Uzm. Dr. Mehmet Yavuz konuya bilimsel araştırmalardan örneklerle açıklık getiriyor: “Spor salonundaki erkeklerden, bir koşu bandında 2 dakika koştuktan hemen sonra, bilgisayara kaydedilmiş çekici ve daha az çekici kadınların resimlerini değerlendirmeleri istenir. Sonuç çok ilginçtir, çünkü erkekler abartılı tepkiler verir. Çekici kadınları daha da çekici, az çekicileri ise çok daha az çekici bulduklarını ifade eder. Erkekler spor faaliyetleri gibi bedensel aktivitelerle zaman geçirdikten sonra, bedensel uyarılarını ya büyük bir sempati ya da tam tersi antipati olarak gösterirler. Başka bir deneyde araştırmacı, erkeklere yarı çıplak çekici kadın resimleri gösterir. Ama deney öncesinde erkeklerin göğsüne ses tertibatına bağlanmış bir mikrofon yerleştirilir. Bu şekilde denekler, kendi kalp atışlarını duyduklarını zannedeceklerdir. Fakat gerçekte daha önceden kaydedilen ses bantları dinletilecektir. Araştırmacı kişi, sesi, erkeklerin belli slaytlarla kalp atışlarının birden hızlandığını duyacakları şekilde düzenler. Aslında kalp ritimleri normal olduğu halde, kişiye mikrofon vasıtasıyla kalp atımları sanki hızlanmış gibi algılatılır. Bu küçük aldatmacanın etkisi büyük olur. Çünkü erkekler, kalp atışlarının güya hızlandığını işittikleri esnada gösterilen kadınlara, en yüksek çekicilik puanları vermişlerdir. Daha da şaşırtıcı olansa; aynı kadın fotoğrafları bir ay sonra yeniden gösterildiğinde fotoğrafları hiç hatırlamasalar bile, daha önce yüksek not verdikleri kadınla yine yüksek puan vermeleridir. Çünkü artık o kadınlar, sosyal hafızaya kaydedilmiştir. Bu noktada, bilinçaltı sosyal hafıza devreye girmektedir. Eğlence mekanlarında ve barlarda çiftlerin birbirine yakınlaşmaları da aynı psikolojiyle olmaktadır. Çünkü, aynı köprü deneyinde olduğu gibi ses, ışık, müzik ve sahne düzeni, onların birbirlerine yakınlaşmaları için uygun psikolojik ortamı hazırlamaktadır.”

AŞK, ZAMAN ZAMAN AKIL İLE ÇELİŞİYOR

Aşkta yoğun bir arzulama hali öne çıkıyor. Romantizm kişileri esir alarak, bazen mantıklı düşünmekten de alıkoyabiliyor. Aşık olan kişi diğer kişiye odaklanarak, başka hiçbir şey düşünemez hale geliyor. Böylece aşk esnasında, alt benlik, benlik ve üst benlik (akıl) arasında çatışmalar yaşanabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, bazen aşkın meydana getirdiği coşku ve heyecanın her şeyin üstünü örtebileceğini söylüyor.

PSİKOLOJİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ AŞKI VAZGEÇİLMEZ YAPIYOR

Aşk her yerde, her zaman insanları güzelleştiriyor. Aşk esnasında salgılanan hormonlar cilde parlaklık, gözlere canlılık ve kişiye maksimum yaşam enerjisi veriyor. Kişi kendini müthiş dinamik, zinde ve sağlıklı hissetmekle kalmıyor; her şeye, her olaya pozitif bakmaya başlıyor. Karşılıklı aşkta özgüven artarken, özbenlik yükseliyor; kişi kendini hiç olmadığı kadar güçlü hissediyor.

AŞK HORMONLARI GİDİYOR YERİNE OKSİTOSİN GELİYOR

Aşık olunduğunda etraftaki insanların da bu değişimi hemen anlayacağını söyleyen Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, görüşlerini aktarmayı sürdürüyor: “Aileniz, iş arkadaşlarınız, dostlarınız için fiziksel ve psikolojik değişiminiz oldukça belirgindir. Aşk, hayatınıza neşe ve gülümsemeyi getirir. İstisnalar olmakla beraber aşkın ömrü 2,5 yıldır. Daha sonra dopamin ve noradrenalin hormonları aradan çekilir, yerlerini sevgi hormonu olan oksitosine bırakır. Sevgi ve zamanla oluşan alışkanlıklar, hatıralar ya kişileri bir arada tutmaya devam eder ya da bireyler yeni aşklara, yeni arkadaşlıklara yelken açar.”

AŞIK OLUNDUĞUNDA SALGILANAN ENDORFİN HORMONU UYUŞTURUCU ETKİSİ YARATIYOR

Aşk esnasında beynin fonksiyonel MRI ve PET incelemeleri ile elde edilen bulguların, madde bağımlıları ile benzerlik gösterdiğini kaydeden Uzm. Dr. Mehmet Yavuz; aşkın da aynı uyuşturucular gibi haz ve keyif veren endorfin hormonunun salgılanmasına neden olduğunu söylüyor. Diğer taraftan uyuşturucu bağımlısının uyuşturucu bulamaması durumunda gösterdiği belirtilerin, aşık olan kişinin terk edildiği zamanki bulgularıyla paralellik gösterdiğini de ifade eden Yavuz, her iki durumda da fiziksel ve ruhsal çöküntü halinin olabileceğini belirtiyor.

SADAKATİN DE BİR KİMYASI VAR

Aşkın kimyasal yönünü incelediğimizde, insanları evlilik ve tek eşliliğe iten olayın sadece sosyal gelenekler olmadığı anlaşılıyor. Sadakatin temelinde, dışarıdan fark edilemeyen kimyasal ve hormonal bir karışımın rol aldığını belirten Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, görüşlerini aktarmaya şu sözlerle devam ediyor: ” Dopamin 1 reseptörü devre dışı kalmışsa ya da iyi çalışmıyorsa, sadakat duygusunda aksama olur ve o erkek ya da kadın çapkın biri olarak karşımıza çıkabilir. Bu noktada akla, “Çapkınlık bir beyin hastalığı mıdır?” diye bir soru gelebilir. Düzenli aile yaşamı ve seviyeli beraberlikler için, Dopamin 1 reseptörünün iyi çalışması şarttır. Diğer bir deyişle, çapkın bir kişide ya Dopamin 1 yetersizdir ya da Dopamin 2 aşırı etkindir. Dolayısıyla reseptör algılamalarındaki dengesizlikler, kişinin düzenli sosyal hayatını ve aile hayatını tehlikeye sokabilir.”

SADAKAT TESTİ YAPILABİLİR Mİ

Bugün sadakat duygusunu öngörebilmek için Dopamin 1 reseptörlerinin mutlaka iyi çalışması gerektiğini aktaran Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, reseptörlerin iyi çalışmasının kişinin tek evliliğe yönelmesini sağlayacağını ifade ediyor. Yavuz, görüşlerini şu şekilde tamamlıyor: “Kimbilir belki de ilerde Dopamin 1 reseptörlerini somut olarak gösteren bir tetkik geliştirilir ve bu geliştirilen sadakat testi ile evlenecek kadın ya da erkekler, karşı cinsi önceden değerlendirme imkanına sahip olabilir.”

AŞK VE SEKS HORMONLARININ İLİŞKİLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Dopamin, oksitosin, noradrenalin, feniletilamin, vazopressin ve serotonin hormonlarının aşk hormonları olduğunu belirten Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, görüşlerini şu şekilde aktarıyor: “Dopamin ödül sisteminin temel molekülüdür. Özlemek, sevgiliyi görmeden duramamak ve tutku onun işlevidir. Oksitosin eşler arasında bağlanmayı sağlayan moleküldür. Normalde emzirme ve orgazm sırasında artar ve sosyal bağlanmaya hizmet eder. Eşler arasında sevgi, şefkat ve empati başlıca işlevleridir. Noradrenalin; sevgi ve aşk esnasında yüz kızarması, göz bebeklerinde büyüme, çarpıntı ve heyecandan sorumludur. Adrenalinin etkisi de eklenirse mide krampları, ellerde titreme ve terleme görülebilir. Vazopressin de oksitosin kadar olmasa da bağlılığı ve sadakati temsil eder, ancak asıl görevi vücuttan idrar atımıdır. Feniletilamin aslında bir dopamin türevi olup, aşığın heyecanından ve her an enerjik olmasından sorumludur. Serotonin ise mutluluk hormonudur, eksikliğinde depresyon ve panik atak gibi nevrotik bozukluklar baş gösterir. Testosteron, androjen, östrojen, progesteron başlıca seks hormonlarıdır. Aşk ve seks hormonlarını birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü bu homonlar, bazen zıt etki bile gösterebilir. Örneğin oksitosin tek eşliliği, sadakati, şefkati temsil ederken, testosteron ise aksine çok eşliliği teşvik etmektedir. Testosteron kadınlarda az erkeklerde çok olan bir hormondur. Bu hormon bir erkekte ne kadar yüksekse, onun çapkın olma ihtimali de o kadar yüksektir.”

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Anlatacak çok hikâyemiz var!

romanlar, modern romanlar, Manşet, homeros, hikayeler, destanlar

İnsanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediği düşünülen eserler www.bbc.com tarafından derlendi. İşte binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar kuşakların düşünce tarzını etkileyen muhteşem eserler… 

Dünyayı şekillendiren hikâyeler

Binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar dünyanın değişmesine vesile olan ve kuşakların düşünce tarzını etkileyen eserler…

Büyük İskender genç yaştan itibaren Makedonya’nın kralı olmak üzere yetiştirilmişti. Yunanistan’ın kuzeyindeki bu küçük krallık başta Pers İmparatorluğu olmak üzere, komşularıyla sürekli savaş halindeydi. Bu nedenle savaşta ordusuna önderlik etmeyi erkenden öğrenmesi gerekiyordu.

Babası öldürüldüğünde İskender tahta geçti. Krallığın güvenliğini sağlamanın yanı sıra Pers İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattı, Mısır’dan Hindistan’a kadar yayılan toprakları ele geçirdi.

İskender’in elinde başka bir silahı daha vardı: Homeros’un İlyada’sı. Öğretmeni Aristoteles’in yardımıyla bu destanı ayrıntılı bir şekilde incelemişti. Seferlerine başladığında, hiçbir askeri önemi olmasa da destanda adı geçen Truva’da durmuş, oradaki sahneleri gözünde canlandırmıştı. Seferleri boyunca İlyada kitabıyla uyumuştu.

Homeros’un destanı, edebi öneminin yanı sıra, etkisi antik Yunanistan’ın kütüphanelerini ve kamp ateşlerinin çok ötesine geçen bir eser oldu. Bu eserde Yunan kültürünün düşünme ve yaşam biçimi resmediliyordu.

İlyada destanı ile İskender arasında karşılıklı bir etkileşim olmuştu. Bu destandan ilham alan İskender, Yunancanın geniş bir alanda konuşulan bir dil olmasını sağlayarak İlyada’yı dünya edebiyatının bir parçası haline getirmiş oldu. İskender’den sonraki hükümdarlar, İskenderiye ve Bergama’da kurdukları büyük kütüphanelerle Homer’in eserinin geleceğe aktarılmasını sağladı.

Hikayelerin öneminin ve etkisinin bir kitabın sayfalarının dışına taşmasına iyi bir örnektir bu. Yunan filozofu Eflatun (Plato)’ya göre, sanat insana sadece zevk vermemeli, aynı zamanda yasalara ve insan hayatına faydalı olmalı.

İlyada benzeri diğer eserlere Mezopotamya bölgesinden Gılgamış Destanı, Amerika’dan ise Mayaların Popol Vuh hikayesi gösterilebilir. Bu destanlar, nereden geliyoruz ve biz kimiz gibi sorular açısından tüm kültürlere referans oldu.

Çin edebiyatı ise Şarkılar Kitabı adıyla bilinen şiirlere dayanıyordu. Şiir yazmak ve okumak sadece şairlerin işi değildi. İmparatorluk idaresinde önemli bir mevkiye gelmek için sınava tabi tutulan insanlara şiir alanından ayrıntılı sorular soruluyordu.

Şarkılar Kitabı, şiiri Doğu Asya’da en önemli edebiyat tarzı haline getirdi. Dünya edebiyatının ilk önemli romanları şiirin etkisi altındaydı. 11. yüzyılın başlarında yazar Murasaki Şikibu Japon edebiyatının başyapıtlarından biri olacak olan ve dünyanın ilk romanı kabul edilen Genji’nin Hikayesi’ni yazmadan önce Çince öğrenmiş ve 1000 sayfayı aşkın kitabında 800 şiire yer vermişti.

Dünyada okur-yazar insan sayısının artması, kağıt ve matbaa gibi yeni buluşlar, yazılı hikayenin etkisinin artmasına neden oldu.

Araplar Çinlilerden kağıt yapımını öğrenmiş, daha önce sözlü olarak aktarılan hikayeler yazılı hale getirilerek Bin Bir Gece Masalları gibi eserler ortaya çıkmıştı.

Eski destansı hikayeler ve şiirlerden daha çeşitli olan bu masallar hem eğitim hem de eğlence işlevi görüyordu. Bin Bir Gece Masalları’nda, anlatıcı Şehrazat’ın, her kadınla bir gece yattıktan sonra kafasını uçuran Pers şahlar şahı Şehriyar’ı bu masallarla erdemli ve iyi kalpli bir insan haline getirmesinin hikayesi anlatılıyordu.

Şiir, masal ve destanlar daha sonraki edebiyat tarihine de damgasını vurdu. 13. yüzyıl İtalyan şairi Dante Alighieri, İlahi Komedya adlı eserinde Hristiyan inanca göre Cehennem, Araf ve Cenneti tarif ederken epik şiir formunu kullandı.

Üstelik Latince değil, Toskana bölgesinde konuşulan bir lehçede yazmıştı eseri. Böylece bugün İtalyanca olarak bildiğimiz dil yaygınlaştı. Edebiyatın dil üzerindeki etkisine iyi bir örnektir bu.

Bu alandaki en büyük değişim, Johannes Gutenberg’in Çin’deki teknikleri geliştirerek kuzey Avrupa’da matbaayı kurması sonucu oldu. Bu sayede kitaplar kitlelere ulaştı. Edebiyat açısından bu döneme roman damga vurdu ve kadınlar yeni bir okuyucu kitlesi olarak ortaya çıktı, modern toplumun sorunlarıyla ilgilenmeye başladı.

Mary Shelley’nin Frankenstein’ı ile bilim-kurguya adım atılarak bilimin ütopik vaatleri ile yıkıcı potansiyeli arasındaki çelişkilere yer verilmeye başlandı. George Orwell’in 1984’ü ile Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı eserleri bu geleneği sürdüren modern örneklerdir.

Roman ayrıca yeni bağımsızlığını kazanan ülkeler açısından da bu mücadelelerinde etkili oldu. 1960’ların Latin Amerika’sında Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık ile kıtasının birkaç kuşağına hitap ediyordu. Siyasi bağımsızlık kültürel bağımsızlığı gerektiriyordu ve romanlar bunun için iyi bir araçtı.

Geniş kitlelerin okur-yazar olması bu ve diğer yazarların işine yarasa da, matbaa edebiyatın kontrol ve sansürünü de kolaylaştırdı. Totaliter rejime sahip ülkelerde sansürden kaçınmak için yeraltı matbaaları geliştirildi.

Bugün yazı teknolojisinde yeni bir devrim döneminden geçiyoruz. İnternet okuma ve yazma biçimimizi, edebiyatın yayılmasını ve kimlerin buna erişimi olacağını belirliyor. Yazı dünyasının yeniden büyük bir dönüşüm geçireceği bir dönemin başındayız.

Kaynak:  www.bbc.com
Yazar:  Martin Puchner 

Okumaya devam et

MAKALE

Kitap önerisi: Stresli bir dünyada mutlu çocuk yetiştirmek

Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek / Ahmet Yıldız / ALFA Yayınları

Güçlü Hafıza kitabı ile tanınan Ahmet Yıldız‘ın yeni kitabı günümüz çocuklarının mutluluğu üzerine odaklanıyor. Mutlu olmaya olan ihtiyacın arttığı günümüzde mutluluğa bilimsel çerçeveden bakan yazar kitabın son bölümünde 52 etkinlik önerisi sunuyor.

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Kitap içerisinde yer alan 52 Hafta 52 Etkinlik bölümü ile ebeveynler çocuklarıyla mutluluğu güçlendirici aktiviteler yapabilecektir.

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce:
“Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra,
“ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce:
“Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kitabı nasıl inceleyip temin edebilirim?

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek Ahmet Yıldız

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir. Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;
1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitapçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2. İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.

İşte bazı internet kitapçıları:

Okumaya devam et

MAKALE

Mükemmel strateji: Kullanışlı, sade ve zamana dayanıklı olmalıdır

strateji, Manşet, küçük siyah elbise, coco chanel

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.”  Temel Aksoy, Coco Chanel’in “küçük siyah elbise’’ tasarımından ilham alınarak nasıl strateji oluşturulması gerektiğini paylaşıyor. Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerektiğini anlatıyor.

Strateji Küçük Siyah Elbise Gibi Olmalıdır

Coco Chanel, 1926 yılında Paris’te ev temizliği yapan kadınların giysilerinden esinlenerek siyah bir elbise tasarladı.  Bu “küçük siyah elbise” 20.Yüzyılın moda ikonu oldu.

Chanel’in kullandığı jarse kumaş ne penye gibi yumuşak ve vücudu sarıp giyen kadını ucuz gösteren ne o dönemde yaygın olarak kullanılan sert kumaşlar gibi kaskatıydı. Kadınlar yüksek topuklu ayakkabı ve inci kolyelerle “küçük siyah elbiseyi” davetlerde giydikleri gibi düz ayakkabılar ve bir eşarpla gündüz de giyebiliyorlardı. Siyah rengin ve jarse kumaşın modası geçmiyor, kadınlar bir kere satın aldıktan sonra elbiseyi uzun yıllar kullanıyorlardı. 

Virginia Üniversitesi Darden School profesörü Jeanne Liedtka, strateji yapanların Coco Chanel’in bu ikonik elbise tasarımından ilham almaları gerektiğini söyler.  

Strateji insanlar ve şirketlerin hedeflerine ulaşmak için seçtikleri yöntemdir. Her yöntem gibi strateji de kullanışlı olduğu ölçüde değerlidir. “Küçük siyah elbisenin” bir gece davetinde abiye, bir akşamüstü gezmesinde kadını rahat ettirmesi gibi şirketlerin sahiplendikleri stratejiler de değişen koşullarda amaca hizmet edebilmelidir. 

Ayrıca stratejinin sade ve yalın olması gerekir. Bugün çoğu şirketin web sitelerine ve toplantı odalarının duvarlarına yazdığı stratejileri anlamak mümkün değildir. Hatta bunları tasarlayıp yazanlar bile ne demek istediklerini günlük dilde anlatamazlar. Çünkü kullandıkları stratejiler çok karışık, çok karmaşık, çok dolaylıdır. Oysa mükemmel olan her strateji sade ve yalındır. Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.” Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesinden” çıkartılacak hiçbir parça hiçbir ayrıntı hiçbir dantel yoktur. Zarafeti saf, sade ve yalın olmasından gelir.    

Son olarak stratejinin zamana dayanıklı olması gerekir. Strateji değiştirilmez diye bir kural yoktur elbette ama iyi strateji zamana dayanıklı olandır. Eğer bir şirketin benimsediği strateji moda olan bir akımdan etkilenirse kısa zamanda demode olur. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos “Başarılı ve sürdürülebilir bir iş kurmak istiyorsanız kendinize sormanız gereken soru gelecek yıllarda nelerin değişeceği değil, nelerin değişmeyeceği sorusudur. Değişmeyecek olanları tespit edin ve bütün enerjinizi ve çabanızı bunlara yoğunlaştırın.” der. Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesi” zamana dayanıklı olduğu için ikonik bir tasarım olmuştur.

Coco Chanel’in 1926’da tasarladığı “küçük siyah elbise” bugün hala kadınların girdikleri farklı ortamda insanları etkilemek, kendi kimliklerini yansıtmak ama aynı zamanda rahat etmek için kullandıkları; kolay yıpranmayan, modası hiç geçmeyen bir elbise. Üstelik çok zarif.

Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin de “küçük siyah elbise” gibi kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerekir.

Kaynak: www.temelaksoy.com
Yazar: Temel Aksoy

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND