Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Aşırı utangançlık yükselmeye engel

Azı karar çoğu zarar bir duygu utangaçlık. Özellikle de iş hayatında. Aşırı utangaç kişilerin yükselme şansının düşük olduğunun altını çizen uzmanlar utangaçlıktan muzdarip olmak istemeyenlere bakın neler öneriyor…

Sunum yaparken, kendinizi tanıtırken, telefonda konuşurken sesiniz titriyor, yüzünüz kızarıyorsa, ‘hayır’ diyemediğiniz için sürekli üzerinize iş alıyor, önünüze daha iyi iş fırsatları çıktığı halde siz yeni bir işe, yeni bir pozisyona geçmeye korkuyorsanız siz de utangaçlıktan, çekingenlikten muzdarip olabilirsiniz.

Utangaçlık bütün insanlarda var olan temel bir duygu, olması da yararlı ama aşırıya kaçtığında, özel hayatınızı da iş hayatınızı da mahvedebilir.

Utanma, insanın temel duygularından biri, bütün insanlarda var olan ve insanın sosyal ilişkilerini düzenlemesinde yararlı olan bir duygu. Kültürden kültüre değişiyor. Aşırıya kaçtığında ise sosyal ilişkilerinizi, hayatınızı olumsuz yönde etkiliyor. Zaman zaman utangaçlık, kaygı ya da depresyon gibi psikiyatrik sorunlara veya derin bir kendine güvensizliğe neden oluyor. Utangaçlığı yoğun biçimde yaşayan kişiler, farkında olmasalar da genelde kendilerinde bir kusur, eksik olduğuna ve bunun dışardan görüleceğine inanıyorlar.

Amerika’da bir araştırmaya göre çekingenliğin ağır kişilik bozukluğuna varmış durumu yüzde 0.5 ile yüzde 1 arasında. Ama görüştüğümüz uzmanlar, çekingenliğin çok daha yüksek boyutlarda olduğunu düşünüyorlar. Dr. Psikolojik Danışman Işın Akı, eğer kişide aşağıdaki 6 maddeden en az 4’ü görülüyorsa önlem alınması gerektiğini söylüyor:
– Başkaları tarafından eleştirilirim duygusu, sosyal ilişki gerektiren işlerden uzaklaşma
– Sevilip, sayıldığına inanmadıkça başkaları ile iletişim kurmaktan kaçınma
– Dalga geçileceği düşüncesi ile kendini ortaya koyamama
– Yeni karşılaştığı kişilerle konuşmasında ve davranışlarında kısıtlılık
– Kendilerini renksiz, etkisiz, zayıf ve değersiz görme.
– Küçük düşürülecek duygusu ile bireysel girişimde bulunamama, yeni bir faaliyete katılamama.

Psikiyatr Dr. Serdar Serdaroğlu, çekingenliği 3 boyutta inceliyor;

Birinci boyut: Bir insanın çekingen bir kişi olmasını oluşturan temel etmenlerden biri çocukluk çağında aşırı eleştirilmeleridir. Yapılan davranışlarla ilgili yorumlamaların hep negatif olması, pozitif yanlarının gösterilmemesi kişinin sürekli yanlış yapacağım endişesiyle büyümesine neden olur. Bu ebevynden direkt olarak gelen bir şey.

İkinci boyut: Bazen de bakarsınız ebeveynin fazla eleştirici yanı yoktur. Tam tersi kişi el üstünde tutulmuş olabilir. Çocuk kendi davranışlarının ebeveyni üzeceği endişesi ile davranır. Davranışlarını kendi kendine aşırı kontrole sokar, yaptığı bir davranışın ebeveyni tarafından onaylanmayacağı veya ebeveyni üzeceği endişesiyle aşırı derecede tutuk, kendini aşırı kontrol eden, sosyal ilişkilerinde de riske girmeyen bir tutum alır. Çocuk her davranışında, onaylanıp onaylanmadığını görmek için ebeveynin yüzüne bakar. Yani bir çeşit konuşmaya dayanmayan ama mimiklere dayanan bir geri bildirimle çocuk davranışını düzenler ve riskli davranışlardan kaçınır. Bu daha çok kendisini yetiştiren kişilerin sözel ilişki kurmayıp daha çok yüz ifadeleri, mimikleri ile mesaj veren aile yapılarında görülür.

Üçüncü boyut: Bu daha çok beyinle ilgili bir konu. Çocukluk çağında dikkati iyi olmayan, tek bir arkadaşa sahip olup, grup ilişkilerine giremeyen, aritmetiği kötü olan, sık duygu değişimi yaşayan çocuklarda beynin sağ yarım küresi ile ilgili sorun olduğu düşünülür. Bunlar ileri yaşlarda oldukça çekingen, toplum ilişkilerinde riske girmeyen davranışlara, sosyal olarak risk altında oldukları zaman hemen içe dönen davranışlara girerler. Bu kişilerin genellikle bastırılmış huy yapıları vardır. Bu kişiler, yaşam boyunca genellikle çok fırtınalı ilişkiler yaşarlar, ikili ilişkileri çok fırtınalı, çok değişkendir, duygu durum durumları çok değişkendir. İş ilişkilerinde çok çabuk sıkılıp, çok çabuk ayrılma eğilimindedirler. Ama çalıştıkları işyerlerinde sürekli onay görme, desteklenme, beğenilme eğilimleri görürlerse o işyerinden ayrılmayabilirler. Fakat hep onaylanma ihtiyaçlarını gösterirler. Yaptıkları her işin onaylanmasını isterler, ufak bir başarısızlıkta eleştiriye hiç toleransları olmaz. Çünkü kendilerinde aşırı suçluluk, huzursuzluk duyarlar.

Suçluluk, takıntı ve “hayır” diyememe
Aşırı çekingen kişilerin çok yoğun suçluluk hissi yaşadıklarını, hayır diyemediklerini ve takıntılılı kişiler olduklarını söyleyen Dr. Serdar Serdaroğlu, bu kişilerin iş hayatında yükselme şanslarının hep sınırlı olduğunu söylüyor: “İş hayatında kişi çekingense risk faktörlerine girmek istemeyecektir, ne kadar deneyimli olursa olsun riskten kaçar. Kendisine daha iyi bir teklif sunulduğunda alıştığı yeri bırakmak istemez, girdiği yerden emekli olur. Dolayısıyla yükselme şansı hep sınırlı.”

İkinci ve üçüncü boyuta çok sık rastladığını söyleyen Serdaroğlu, “Ebeveynlerimizi üzmemek için kendi isteklerimizi bastırarak davranıyoruz. Herşeyde onay alma ihtiyacı doğuyor. Böyle bir yapıda büyüyünce işyerinde de aynı sorunu yaşıyor kişi. Üstü, amiri gibi gördüğü kişinin davranışlarını yorumlamasında hep endişe içindedir. O yüzden kapasitesinin altında kalırlar. Bir de amiri, objektif bir insan değilse eleştirmekten de fazla zevk alıyorsa, kişinin özgüveni sürekli olarak düşmeye başlar. Burada en büyük risk, ‘bu işi çok iyi yapmışsınız’ dendiğinde kişinin kendini aşırı mutlu hissetmesi, ekstazi, kokain almış gibi bir mutluluk yaşaması, tersi olunca da göçük altında kalmış gibi hissetmesi. Esasında korkulacak şey ‘kötü yapmışsınız’ deyince üzülmek değil, ‘iyi yapmışsınız’ deyince duyulan o aşırı mutluluk. Bu zaten bu işin sağlıksız olduğunu gösteren nokta. O yüzden kendilerine hep geribildirim versinler. Bir iş yaptıklarında herkes bravo dediği için neden mutluluktan uçtuklarını düşünsünler” diyor.

Uygun ortamlarda çok başarılı da olabilirler
Psk. Dr. Neslihan Rugancı, utangaç insanların iş ortamlarına uyum konusunda sorunlar yaşadıklarını söylüyor: “Bu işlerini iyi yapma konusunda sorun yaşayacakları anlamına gelmez. Ancak, yaptıkları işi sunma, onu gösterme konusunda sorun yaşayabilirler. Hatta, hata yapma kaygısı, kaygıyı öyle bir artırır ki yanlış dışavurumlar yaşayabilirler ve kehanetleri kendi kendini gerçekleştirmiş olur. İşteki kalabalık çalışma ortamları, sosyal alanlar onlar için sıkıntılıdır. Kalabalık içinde çalışırken devamlı olarak nasıl göründükleri kaygısı, işlerine konsantre olmalarını ve performanslarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, en sıkıntı çektikleri durum kendi üstleri ile temastır. Utangaçlıkları, yerinde ve gereken yanıtları, tepkileri idarecilerine vermelerini engelleyebilir ve yanlış anlaşılabilirler. Rekabete dayalı performans gerektiren sektörlerde sorun yaşama olasılıkları çok yüksektir. Kendi potansiyellerinin çok azını gösterebilirler. Genellikle yalnız ve iletişim kurmaksızın sürdürebilecekleri işlerde daha başarılı olurlar. Eğer kişisel gelişimleri ya da eğitimleri utangaçlık sorunu nedeniyle kesintiye uğramadıysa, en ufak hatalarını bile utanç duygusuyla karşılayan bu kişiler, kendi işlerine de a ynı titizlikle yaklaşacaklarından uygun ortamlarında çok başarılı olabilirler.”

Aşırı utangaç kişiler genellikle sosyal ilişkilerin daha az olduğu, daha statik, yer değiştirmesi daha az olan kurumları, çok fazla grup temasının olmayacağı işleri tercih ederler.

Daha düşük eğitim daha az maaş
Işın Akı, aşırı utangaçların bu durumla başetmek için yollar aradıklarını en sık başvurulan yönteminde alkol kullanımı olduğunu söylüyor:
– Aşırı utangaçlar diğer kişilere göre 2 kat daha fazla alkol tüketir.
– Topluluk önünde konuşmak için utangaçların yaklaşık yüzde 15’i sakinleştirici ilaçlar alırlar, bazen de bağımlı duruma geçebilirler.
– Utangaçlık yaşamamak için toplumsal etkinliklerin dışında bir yaşam tarzı seçerler. Basit, ön plana çıkmayacak işlere yönelirler. İnsan ilişkileri gerektirmeyen,
e-posta ile iletişim, teknoloji ağırlıklı iletişimi tercih ederler.

Işın Akı, bu yaşam tarzında utangaç kişilerin, toplumsal etkinliklerden uzak durmaya dayalı yaşam sonucu yalnızlık, sosyal çevre edinememek, daha az para kazanmak, daha düşük eğitim, eş bulmakta güçlük çekmek gibi problemler yaşadıklarını söylüyor. Akı, bu kişilerin yüzde 30 gibi bir kısmının hiç evlenmediğini ve tek yaşadığını belirtiyor.

İş arkadaşları kullanıyor
Utangaç kişiler, işyerinde kullanılma tehlikesiyle de karşı karşıyalar. Utangaç olduğunuzu ve hayır diyemediğinizi fark eden yöneticiniz, çalışma arkadaşınız kendi üzerindeki işi size yıkabilir. Kişi hayır diyemediği için bir sürü işi üzerine alır ve sonrasında yetiştiremez. Hayır demeyi başarsa bile bu sefer de çok yoğun bir suçluluk hissine kapılır. Bu durumda karşısındaki kişiyi yumuşatmak için yakınlaşma çabasına girer. Güçlü kişilerin etkisine girip, her dediklerini yapabilirler. Haklarını aramakta zorluk çekerler.

Utangaçlığın azı faydalı çoğu zararlı
Le Figaro’dan 15.11.2010 tarihinde yayımlanan bir haberde nöropsikiyatr Boris Cyrulnik utangaçlık hakkında şu bilgileri veriyor:
– 4 yaşına kadar çocuk tamamen kendine konsantredir, utangaçlık duymaz. Mesela rahatlıkla çırılçıplak gezer. 4 yaşında artık anababasının, öğretmenlerinin, arkadaşlarının onun gibi düşünmeyebileceğini idrak eder. Yani, kabaca, kendisiyle diğerleri arasındaki farkı idrak eder. Bu yaşa kadar başkalarının onun
hakkında görüşleri olabileceğini bilmediği için utanması da söz konusu değildir.
– Başkalarının ‘bakışını’ fark ettiği andan itibaren hayatında önemli bir değişim başlar. Artık her istediğini yapamaz. ‘Ahlâk’ burada devreye gider.
– Utangaçlık, sıkılganlık, çekingenlik özellikle büyüme çağında çok artar. Vücudu gelişen ve cinsel duyguları harekete geçen genç çok hassastır. Bu yaşta gençler başkalarının görüşüne çok önem verirler. Üstelik, bu dönemde gençler kendilerini tamamen ‘şeffaf’ hissederler. Sanki herkes düşüncelerini okuyabilirmiş gibi. Mesela gece rüyasında bir erotik rüya gören genç, sabah annesiyle göz göze geldiğinde, sanki annesi biliyormuş gibi utanır.
– Yaş ilerledikçe hem bu duygular kontrol edilir hem de insan kendini dağa doğru tanıdığı gibi, başkalarının görüşlerine de ‘gereği kadar’ önem vermeyi öğrenir.
– Ama utanmak faydalı bir duygudur. Utanmayan insanda empati kabiliyeti olmaz. Hiç utanmayan insan ‘ahlâkdışı’dır hatta ahlâksızlığa meyillidir. Aksine, utangaçlık, çekingenlik, bizim başkalarına, başkalarının görüşüne değer verdiğimizi gösterir. Bir anlamda, başkalarına karşı yanlış bir şey yapmamak için bizi frenler.
– Özetle, bu his insanlarla ‘birlikte yaşamamız’ için gereklidir.

Yırtık ve tacizkar olmayın
Çekingenliğin tedavisinde psikoterapinin yararlı olduğunu söyleyen Dr. Serdar Serdaroğlu, bu kişilerin alabilecekleri önlemleri ise şu şekilde sıralıyor:
– Mümkün olduğu kadar kollektif ilişkilere girmek
– Konuşurken karşımızdaki insanın yüz ifadelerinden anlam çıkarmadan konuşmak. Yani Türkçeyi tercüme etmemek, karşıdakinin ne dediğini net bir şekilde anlamak.

Psk. Dr. Rugancı, çok önemli bir konuya dikkat çekiyor, utangaçlıktan kurtulmanın değil utangaçlıkla başetmenin doğru olduğunu söylüyor: “Utangaçlıkla başedelim derken utanma duygusundan tümüyle kurtulmaya çalışmak en yanlış yaklaşımdır. Bunu yapmaya çalışan, girişkenlik adına ‘yırtık ve tacizkar’ bir tipe dönüşen kişiler oluyor. Bu da çevre zarar gördüğü için kişiye süreç içinde zarar veren bir durum.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND