Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Aşırı utangançlık yükselmeye engel

Azı karar çoğu zarar bir duygu utangaçlık. Özellikle de iş hayatında. Aşırı utangaç kişilerin yükselme şansının düşük olduğunun altını çizen uzmanlar utangaçlıktan muzdarip olmak istemeyenlere bakın neler öneriyor…

Sunum yaparken, kendinizi tanıtırken, telefonda konuşurken sesiniz titriyor, yüzünüz kızarıyorsa, ‘hayır’ diyemediğiniz için sürekli üzerinize iş alıyor, önünüze daha iyi iş fırsatları çıktığı halde siz yeni bir işe, yeni bir pozisyona geçmeye korkuyorsanız siz de utangaçlıktan, çekingenlikten muzdarip olabilirsiniz.

Utangaçlık bütün insanlarda var olan temel bir duygu, olması da yararlı ama aşırıya kaçtığında, özel hayatınızı da iş hayatınızı da mahvedebilir.

Utanma, insanın temel duygularından biri, bütün insanlarda var olan ve insanın sosyal ilişkilerini düzenlemesinde yararlı olan bir duygu. Kültürden kültüre değişiyor. Aşırıya kaçtığında ise sosyal ilişkilerinizi, hayatınızı olumsuz yönde etkiliyor. Zaman zaman utangaçlık, kaygı ya da depresyon gibi psikiyatrik sorunlara veya derin bir kendine güvensizliğe neden oluyor. Utangaçlığı yoğun biçimde yaşayan kişiler, farkında olmasalar da genelde kendilerinde bir kusur, eksik olduğuna ve bunun dışardan görüleceğine inanıyorlar.

Amerika’da bir araştırmaya göre çekingenliğin ağır kişilik bozukluğuna varmış durumu yüzde 0.5 ile yüzde 1 arasında. Ama görüştüğümüz uzmanlar, çekingenliğin çok daha yüksek boyutlarda olduğunu düşünüyorlar. Dr. Psikolojik Danışman Işın Akı, eğer kişide aşağıdaki 6 maddeden en az 4’ü görülüyorsa önlem alınması gerektiğini söylüyor:
– Başkaları tarafından eleştirilirim duygusu, sosyal ilişki gerektiren işlerden uzaklaşma
– Sevilip, sayıldığına inanmadıkça başkaları ile iletişim kurmaktan kaçınma
– Dalga geçileceği düşüncesi ile kendini ortaya koyamama
– Yeni karşılaştığı kişilerle konuşmasında ve davranışlarında kısıtlılık
– Kendilerini renksiz, etkisiz, zayıf ve değersiz görme.
– Küçük düşürülecek duygusu ile bireysel girişimde bulunamama, yeni bir faaliyete katılamama.

Psikiyatr Dr. Serdar Serdaroğlu, çekingenliği 3 boyutta inceliyor;

Birinci boyut: Bir insanın çekingen bir kişi olmasını oluşturan temel etmenlerden biri çocukluk çağında aşırı eleştirilmeleridir. Yapılan davranışlarla ilgili yorumlamaların hep negatif olması, pozitif yanlarının gösterilmemesi kişinin sürekli yanlış yapacağım endişesiyle büyümesine neden olur. Bu ebevynden direkt olarak gelen bir şey.

İkinci boyut: Bazen de bakarsınız ebeveynin fazla eleştirici yanı yoktur. Tam tersi kişi el üstünde tutulmuş olabilir. Çocuk kendi davranışlarının ebeveyni üzeceği endişesi ile davranır. Davranışlarını kendi kendine aşırı kontrole sokar, yaptığı bir davranışın ebeveyni tarafından onaylanmayacağı veya ebeveyni üzeceği endişesiyle aşırı derecede tutuk, kendini aşırı kontrol eden, sosyal ilişkilerinde de riske girmeyen bir tutum alır. Çocuk her davranışında, onaylanıp onaylanmadığını görmek için ebeveynin yüzüne bakar. Yani bir çeşit konuşmaya dayanmayan ama mimiklere dayanan bir geri bildirimle çocuk davranışını düzenler ve riskli davranışlardan kaçınır. Bu daha çok kendisini yetiştiren kişilerin sözel ilişki kurmayıp daha çok yüz ifadeleri, mimikleri ile mesaj veren aile yapılarında görülür.

Üçüncü boyut: Bu daha çok beyinle ilgili bir konu. Çocukluk çağında dikkati iyi olmayan, tek bir arkadaşa sahip olup, grup ilişkilerine giremeyen, aritmetiği kötü olan, sık duygu değişimi yaşayan çocuklarda beynin sağ yarım küresi ile ilgili sorun olduğu düşünülür. Bunlar ileri yaşlarda oldukça çekingen, toplum ilişkilerinde riske girmeyen davranışlara, sosyal olarak risk altında oldukları zaman hemen içe dönen davranışlara girerler. Bu kişilerin genellikle bastırılmış huy yapıları vardır. Bu kişiler, yaşam boyunca genellikle çok fırtınalı ilişkiler yaşarlar, ikili ilişkileri çok fırtınalı, çok değişkendir, duygu durum durumları çok değişkendir. İş ilişkilerinde çok çabuk sıkılıp, çok çabuk ayrılma eğilimindedirler. Ama çalıştıkları işyerlerinde sürekli onay görme, desteklenme, beğenilme eğilimleri görürlerse o işyerinden ayrılmayabilirler. Fakat hep onaylanma ihtiyaçlarını gösterirler. Yaptıkları her işin onaylanmasını isterler, ufak bir başarısızlıkta eleştiriye hiç toleransları olmaz. Çünkü kendilerinde aşırı suçluluk, huzursuzluk duyarlar.

Suçluluk, takıntı ve “hayır” diyememe
Aşırı çekingen kişilerin çok yoğun suçluluk hissi yaşadıklarını, hayır diyemediklerini ve takıntılılı kişiler olduklarını söyleyen Dr. Serdar Serdaroğlu, bu kişilerin iş hayatında yükselme şanslarının hep sınırlı olduğunu söylüyor: “İş hayatında kişi çekingense risk faktörlerine girmek istemeyecektir, ne kadar deneyimli olursa olsun riskten kaçar. Kendisine daha iyi bir teklif sunulduğunda alıştığı yeri bırakmak istemez, girdiği yerden emekli olur. Dolayısıyla yükselme şansı hep sınırlı.”

İkinci ve üçüncü boyuta çok sık rastladığını söyleyen Serdaroğlu, “Ebeveynlerimizi üzmemek için kendi isteklerimizi bastırarak davranıyoruz. Herşeyde onay alma ihtiyacı doğuyor. Böyle bir yapıda büyüyünce işyerinde de aynı sorunu yaşıyor kişi. Üstü, amiri gibi gördüğü kişinin davranışlarını yorumlamasında hep endişe içindedir. O yüzden kapasitesinin altında kalırlar. Bir de amiri, objektif bir insan değilse eleştirmekten de fazla zevk alıyorsa, kişinin özgüveni sürekli olarak düşmeye başlar. Burada en büyük risk, ‘bu işi çok iyi yapmışsınız’ dendiğinde kişinin kendini aşırı mutlu hissetmesi, ekstazi, kokain almış gibi bir mutluluk yaşaması, tersi olunca da göçük altında kalmış gibi hissetmesi. Esasında korkulacak şey ‘kötü yapmışsınız’ deyince üzülmek değil, ‘iyi yapmışsınız’ deyince duyulan o aşırı mutluluk. Bu zaten bu işin sağlıksız olduğunu gösteren nokta. O yüzden kendilerine hep geribildirim versinler. Bir iş yaptıklarında herkes bravo dediği için neden mutluluktan uçtuklarını düşünsünler” diyor.

Uygun ortamlarda çok başarılı da olabilirler
Psk. Dr. Neslihan Rugancı, utangaç insanların iş ortamlarına uyum konusunda sorunlar yaşadıklarını söylüyor: “Bu işlerini iyi yapma konusunda sorun yaşayacakları anlamına gelmez. Ancak, yaptıkları işi sunma, onu gösterme konusunda sorun yaşayabilirler. Hatta, hata yapma kaygısı, kaygıyı öyle bir artırır ki yanlış dışavurumlar yaşayabilirler ve kehanetleri kendi kendini gerçekleştirmiş olur. İşteki kalabalık çalışma ortamları, sosyal alanlar onlar için sıkıntılıdır. Kalabalık içinde çalışırken devamlı olarak nasıl göründükleri kaygısı, işlerine konsantre olmalarını ve performanslarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, en sıkıntı çektikleri durum kendi üstleri ile temastır. Utangaçlıkları, yerinde ve gereken yanıtları, tepkileri idarecilerine vermelerini engelleyebilir ve yanlış anlaşılabilirler. Rekabete dayalı performans gerektiren sektörlerde sorun yaşama olasılıkları çok yüksektir. Kendi potansiyellerinin çok azını gösterebilirler. Genellikle yalnız ve iletişim kurmaksızın sürdürebilecekleri işlerde daha başarılı olurlar. Eğer kişisel gelişimleri ya da eğitimleri utangaçlık sorunu nedeniyle kesintiye uğramadıysa, en ufak hatalarını bile utanç duygusuyla karşılayan bu kişiler, kendi işlerine de a ynı titizlikle yaklaşacaklarından uygun ortamlarında çok başarılı olabilirler.”

Aşırı utangaç kişiler genellikle sosyal ilişkilerin daha az olduğu, daha statik, yer değiştirmesi daha az olan kurumları, çok fazla grup temasının olmayacağı işleri tercih ederler.

Daha düşük eğitim daha az maaş
Işın Akı, aşırı utangaçların bu durumla başetmek için yollar aradıklarını en sık başvurulan yönteminde alkol kullanımı olduğunu söylüyor:
– Aşırı utangaçlar diğer kişilere göre 2 kat daha fazla alkol tüketir.
– Topluluk önünde konuşmak için utangaçların yaklaşık yüzde 15’i sakinleştirici ilaçlar alırlar, bazen de bağımlı duruma geçebilirler.
– Utangaçlık yaşamamak için toplumsal etkinliklerin dışında bir yaşam tarzı seçerler. Basit, ön plana çıkmayacak işlere yönelirler. İnsan ilişkileri gerektirmeyen,
e-posta ile iletişim, teknoloji ağırlıklı iletişimi tercih ederler.

Işın Akı, bu yaşam tarzında utangaç kişilerin, toplumsal etkinliklerden uzak durmaya dayalı yaşam sonucu yalnızlık, sosyal çevre edinememek, daha az para kazanmak, daha düşük eğitim, eş bulmakta güçlük çekmek gibi problemler yaşadıklarını söylüyor. Akı, bu kişilerin yüzde 30 gibi bir kısmının hiç evlenmediğini ve tek yaşadığını belirtiyor.

İş arkadaşları kullanıyor
Utangaç kişiler, işyerinde kullanılma tehlikesiyle de karşı karşıyalar. Utangaç olduğunuzu ve hayır diyemediğinizi fark eden yöneticiniz, çalışma arkadaşınız kendi üzerindeki işi size yıkabilir. Kişi hayır diyemediği için bir sürü işi üzerine alır ve sonrasında yetiştiremez. Hayır demeyi başarsa bile bu sefer de çok yoğun bir suçluluk hissine kapılır. Bu durumda karşısındaki kişiyi yumuşatmak için yakınlaşma çabasına girer. Güçlü kişilerin etkisine girip, her dediklerini yapabilirler. Haklarını aramakta zorluk çekerler.

Utangaçlığın azı faydalı çoğu zararlı
Le Figaro’dan 15.11.2010 tarihinde yayımlanan bir haberde nöropsikiyatr Boris Cyrulnik utangaçlık hakkında şu bilgileri veriyor:
– 4 yaşına kadar çocuk tamamen kendine konsantredir, utangaçlık duymaz. Mesela rahatlıkla çırılçıplak gezer. 4 yaşında artık anababasının, öğretmenlerinin, arkadaşlarının onun gibi düşünmeyebileceğini idrak eder. Yani, kabaca, kendisiyle diğerleri arasındaki farkı idrak eder. Bu yaşa kadar başkalarının onun
hakkında görüşleri olabileceğini bilmediği için utanması da söz konusu değildir.
– Başkalarının ‘bakışını’ fark ettiği andan itibaren hayatında önemli bir değişim başlar. Artık her istediğini yapamaz. ‘Ahlâk’ burada devreye gider.
– Utangaçlık, sıkılganlık, çekingenlik özellikle büyüme çağında çok artar. Vücudu gelişen ve cinsel duyguları harekete geçen genç çok hassastır. Bu yaşta gençler başkalarının görüşüne çok önem verirler. Üstelik, bu dönemde gençler kendilerini tamamen ‘şeffaf’ hissederler. Sanki herkes düşüncelerini okuyabilirmiş gibi. Mesela gece rüyasında bir erotik rüya gören genç, sabah annesiyle göz göze geldiğinde, sanki annesi biliyormuş gibi utanır.
– Yaş ilerledikçe hem bu duygular kontrol edilir hem de insan kendini dağa doğru tanıdığı gibi, başkalarının görüşlerine de ‘gereği kadar’ önem vermeyi öğrenir.
– Ama utanmak faydalı bir duygudur. Utanmayan insanda empati kabiliyeti olmaz. Hiç utanmayan insan ‘ahlâkdışı’dır hatta ahlâksızlığa meyillidir. Aksine, utangaçlık, çekingenlik, bizim başkalarına, başkalarının görüşüne değer verdiğimizi gösterir. Bir anlamda, başkalarına karşı yanlış bir şey yapmamak için bizi frenler.
– Özetle, bu his insanlarla ‘birlikte yaşamamız’ için gereklidir.

Yırtık ve tacizkar olmayın
Çekingenliğin tedavisinde psikoterapinin yararlı olduğunu söyleyen Dr. Serdar Serdaroğlu, bu kişilerin alabilecekleri önlemleri ise şu şekilde sıralıyor:
– Mümkün olduğu kadar kollektif ilişkilere girmek
– Konuşurken karşımızdaki insanın yüz ifadelerinden anlam çıkarmadan konuşmak. Yani Türkçeyi tercüme etmemek, karşıdakinin ne dediğini net bir şekilde anlamak.

Psk. Dr. Rugancı, çok önemli bir konuya dikkat çekiyor, utangaçlıktan kurtulmanın değil utangaçlıkla başetmenin doğru olduğunu söylüyor: “Utangaçlıkla başedelim derken utanma duygusundan tümüyle kurtulmaya çalışmak en yanlış yaklaşımdır. Bunu yapmaya çalışan, girişkenlik adına ‘yırtık ve tacizkar’ bir tipe dönüşen kişiler oluyor. Bu da çevre zarar gördüğü için kişiye süreç içinde zarar veren bir durum.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND