Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Aşırı mobil telefon kullanımı strese neden oluyor!

Akıllı telefon kullanımı günden güne yaygınlaşırken bir takım stres problemleri de beraberinde getiriyor. İş yerinize ait maillerinizi kontrol ederken yada internette gezinirken her şey gayet iyi fakat şarjınızı %10’larda görünce ne hissediyorsunuz? İşte iş hayatında cep telefonu bağımlılığını ve çözüm yolları hakkında yapılan araştırmanın sonuçları…

telefon bağımlılığı

Akıllı telefon kullanımı günden güne yaygınlaşırken bir takım stres problemleri de beraberinde getiriyor. İş yerinize ait maillerinizi kontrol ederken yada internette gezinirken her şey gayet iyi fakat şarjınızı %10’larda görünce ne hissediyorsunuz? İşte iş hayatında cep telefonu bağımlılığını ve çözüm yolları hakkında yapılan araştırmanın sonuçları…

Akıllı telefon bağımlılığı stres yaratıyor

Tatildesiniz ama bir yandan da uyanır uyanmaz iş yerinize ait e-postalarınızı kontrol ediyorsunuz.

Kaldığınız otelde kablosuz internet yoksa veya dağın tepesinde cep telefonunuz çekmiyorsa telaşlanıyorsunuz.

Telefonunuzun pili azalmışsa huysuzlanıyor, ofiste değilseniz işlerin ters gideceği endişesi taşıyorsunuz.

Bunların hepsi, cep telefonu bağımlılığının yarattığı “sürekli erişilebilir” olma” stresinin tipik işaretleri.

Kimileri için, taşınabilir bağlantı cihazları sabah 9, akşam 5 arası çalışma saatlerinin yarattığı kısıtlamalardan kurtulma fırsatı yarattı. Esnek çalışma yöntemi, iş hayatlarında daha özerk olmalarını ve aileleriyle, arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçime imkânı sağladı.

Fakat akıllı telefonlar birçoğumuz için ise, kapanıp rahatlamamıza ve kendi pillerimizi şarj etmemize izin vermeyen ceplerimizin tiranları haline dönüştü.

Birçok gözlemci, bu sendromdan giderek daha fazla kaygı duymaya başladı.

İş/yaşam dengesi

Pittsburgh merkezli yazılım geliştirici Kevin Holesh, iPhone’u için ailesini ve arkadaşlarını ihmal ettiği endişesine kapılınca, cep telefonu kullanımını takibe alan ‘Moment’ adlı bir cep telefonu uygulaması geliştirdi.

Bu uygulama, kullanıcıların cihazlarıyla ne kadar vakit geçirdiklerini görmelerini sağlıyor ve kullanıcının kendi koyduğu sınır aşılınca da uyarılar gönderiyor.

Kevin Holesh’in internet sitesinde uygulama şu sözlerle anlatılıyor:

“Moment’ın amacı hayatınızda denge sağlamak. Biraz telefonunuzla, biraz da telefonunuz olmadan çevrenizdeki sevdikleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz vakitten keyif almanız için…”

Bazı işverenler, iş ve sosyal hayat arasında denge tutturmanın kolay olmadığını kabul ediyor. Yardıma ihtiyacımız var.

Örneğin, Alman otomobil üreticisi Daimler, bazı çalışanları ofisten kopma iradesini gösteremedikleri için ‘e-postalar için otomatik silme seçeneği’ yarattı.

BBC’ye konuşan Coventry Üniversitesi Psikoloji, Davranış ve Başarı Araştırma Merkezi’nde görevli endüstriyel psikolog Dr. Christine Grant, “‘Sürekli erişilebilir olma’ kültürünün olumsuz etkileri, zihninizin hiçbir zaman dinlenemiyor olması, vücudunuza toparlanması için zaman ayırmıyor olmanız, dolayısıyla da sürekli stresli olma halidir” diyor.

Grant, “Ne kadar yorgun ve stresli olursak, o kadar da hata yaparız. Fiziksel ve zihinsel sağlığımız zarar görür” diye ekliyor.

Grant’a göre, dünyanın neresinde olursak olalım iş yerimizle bağlantıda kalabiliyor olmak, derinlerdeki güvensizlik hissini de besliyor.

Kadınlar ‘üç mesai yapıyor’

“Kontrolü bırakmakla ilgili çok büyük kaygılar duyuluyor” diyen Grant şöyle devam ediyor:

“Araştırmamda, hangi zaman diliminde olurlarsa olsunlar sürekli teknolojiyle seyahat ettikleri için ‘tükenen’ çok sayıda kişiyle karşılaştım.”

Özellikle kadınlar tam gün ofis işiyle hastalık riskine karşı daha hassas oluyorlar. Akşam işten eve geliyorlar, bir çay yapıp çocuklarıyla ilgileniyorlar ve sonra gece yatağa gitmeden önce son bir mesai daha yapıyorlar.

Dr. Grant’a göre “Bu üç mesainin sağlığa ciddi etkileri olabilir.”

Endüstriyel Tıp Toplumu Başkanı Dr. Alasdair Emslie de “İngiltere’de her yıl yaklaşık 400 bin kişi iş hayatlarında, kendilerini hasta edecek seviyelerde stres yaşadıklarını söylüyor” diyor ve şu yorumu yapıyor:

“Teknolojideki değişimler bunda payı olan etkenlerden biri. Özellikle de çalışanlar kendilerini giderek artan talebe karşılık veremeyecek gibi hissediyor veya iş yükünü kaldırmakta yetersiz kalıyorlarsa.”

İngiltere medya denetim kurumu Ofcom’un verilerine göre İngiltere’de yetişkinlerin yüzde 61’i akıllı telefonları olduğunu söylüyor ve ev içinde tablet bilgisayar kullanım oranı da geçen seneye göre neredeyse iki kat artarak yüzde 44’e çıktı.

Ofcom, özellikle akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber 2010 yılından bu yana, günlük toplam medya tüketiminin 8 saat 48 dakikadan, 11 saate çıktığını belirtiyor.

Bu rakamlar, medya araçlarına ayırdığımız saatlerin uygu saatlerinden fazla olduğunu gösteriyor.

İnternet bağlantılı akıllı telefonların sayısı arttıkça, kullanımımıza sunulan verilerin sayısı da bir o kadar artıyor.

‘Karar vermek zorlaşıyor’

Danışmanlık şirketi PwC’de çalışan Michael Rendell, bu durumun bir nevi ‘karar verme felci’ yarattığı görüşünde.

Rendell bu yorumunu şöyle açıklıyor:

“Bu, iş yerinde daha çok stres yaratıyor, çünkü daha geniş bir veri ve iletişim ağına sahip oluyorsunuz, bunların hepsini aynı anda idare etmek zor.”

“Bu da karar vermenizi güçleştiriyor, çoğu da daha az üretici hale geliyor çünkü tüm bunlar kişileri bunaltıyor ve hiçbir zaman ofisten kaçamayacakları hissine kapılıyorlar.”

PwC’nin ‘İşin Geleceği, 2022’ye yolculuk’ başlıklı raporu için tüm dünya genelinde 50 bin işçiyle görüşüldü.

Danışman Rendell’e göre, “İngiltere’de işgücü, daha geniş iletişim ağları ve daha çok veriye erişim sağlanmasına rağmen, geçmişe kıyasla daha üretici değil.”

Blake Morgan avukatlık bürosundan Tim Forer de bu görüşe şu ifadesiyle katılıyor: “Neden maaşlar enflasyonla uyumlu artmadı? Çünkü daha az iş yapan daha çok insan var.”

“Çoğu üretici olmadan geçen zaman diliminde e-postaları kontrol etmek de iş sayılıyor.”

İş hayatını ve sosyal yaşamı birbirinden ayıran çizginin teknolojiyle beraber bulanıklaşması yalnızca çalışanlar için bir sağlık ve güvenlik sorunu değil.

Şirketler için de olası ciddi sonuçları var.

Avukat Forer, “Avrupa Çalışma Saatleri Yönetmeliği’ne göre bir çalışma haftası 48 saatle sınırlandırılıyor, bu da her 24 saatlik çalışma dilimi arasında 11 saatlik ara almanız anlamına gelir” diyor.

“Fakat eğer, sabah uyandığınızda ilk iş olarak ve gece yatarken de son iş olarak cep telefonu mesajlarınızı ve e-postlarınızı kontrol ederseniz bu zaman dilimlerinden de çıkmış olursunuz.”

Avukat Forer’e göre bu durum da çalışanlarına karşı yasal yükümlülüklerini de riske atıyor.

Hoşgörü azalıyor

Yazılım şirketi SolarWinds, bilişim teknolojileri şirketleri için faaliyet halinde olmadıkları bir zaman diliminin olmamasının şirketler üzerinde ekstra baskı yarattığını söylüyor.

Çalışanlar iş yerindeki uygulamalara giderek daha bağımlı hale geliyor fakat aynı zamanda da işlerin ters gitmesi durumunda daha hoşgörüsüz oluyor.

SolarWinds’in araştırmasına göre çalışanların yarısından fazlası kendilerinden daha hızla çalışmaları ve bu yeni ‘bağlanabilirlik’ durumunun sonucu olarak işlerini verilen süreden önce tamamlamaları yönünde beklenti olduğu hissine kapılıyor.

Aynı zamanda neredeyse yarısı da, işverenlerin artık kendilerinden nerede olurlarsa olsunlar sürekli ‘çalışabilir halde ve müsait’ olmalarını beklediğine inanıyor.

Tabi cep telefonu şirketleri ve diğer teknoloji firmaları da mobil bağlanabilirlik durumunun faydalı olduğu, zarar vermediği görüşünü savunurken, birçok genç, ofis çalışanı ve kendi işinin sahibi olanlar da bu görüşe katılır.

Samsung UK’de girişim birimi başkan yardımcısı Graham Long, “Akıllı telefonlar, tabletler… bunlar çevik ve esnek çalışma sağlıyor, bundan da hem iş verenler hem de aynı şekilde çalışanlar da faydalanıyor” diyor.

Aruba Networks üst düzey yöneticisi Chris Kozup ise, “The Future laboratuvarlarıyla ortak yaptığımız araştırma sonunda, ‘sürekli erişilebilir olma’ fikrinin ve sürekli bağlantıda olma durumunun aslında çalışanların iş ve sosyal hayat dengesini sağlamalarına yardımcı olduğunu gördük” yorumunu yapıyor.

Burada kilit, yeni esnek çalışma düzeninin sizin işinize yaracak şekilde ele düzenlemeniz ve akıllı telefon kullanımınızla ilgili belirli bir disiplinde olmanızdır.

Eğer plaja inme hazırlığındaysanız, e-posta uyarılarınızı “ofis dışında” konumuna getirin, telefonunuzu kapatın, yatağa giderken erişime kapatın ve Dr. Grant’e kulak verin: “Eğer bir sorun varsa, bunu çözebilecek sizden başka kimsenin bulunmaması şaşırtıcı olurdu.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND