Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Artistik başarının duygusal bedeli!

Spor ve estetiğin en mükemmel uyumu buz pateni… Ve Türkiye’nin bu alandaki madalya hasreti sona erdi… Çiftlerde Türkiye ilk madalyasını kazandı. Madalyaya uzanan iki genç yetenek ise askeri disiplinle çalışmanın yanı sıra beş yıl boyunca ailelerinden uzak kaldı… İşte o artistik başarının öyküsü…

Spor ve estetiğin en mükemmel uyumu buz pateni… Ve Türkiye’nin bu alandaki madalya hasreti sona erdi… Çiftlerde Türkiye ilk madalyasını kazandı. Madalyaya uzanan iki genç yetenek ise askeri disiplinle çalışmanın yanı sıra beş yıl boyunca ailelerinden uzak kaldı… İşte o artistik başarının öyküsü…

Buz pateni çiftler kategorisinde dünya çapında ilk madalya onlardan geldi: Çağla Demirsal ve Berk Akalın

Hemen hepimizin buz pateni şampiyonası izlemişliği, “Neden bizim memleketten hiç sporcu yok” diye sormuşluğu vardır… 20 yaşındaki Çağla Demirsal ve Berk Akalın, buz pateninde Türkiye’ye çiftler kategorisindeki ilk madalyasını kazandırdılar. Bu madalya için beş yıl ailelerinden ayrı kalan sporcular hikâyelerini anlattı.

İzmir’in güneşli günlerinden biri, hava 26 derece… Âşık Veysel Buz Sporları Salonu’ysa o an itibariyle eksi beş! Çağla Demirsal ve Berk Akalın, üzerlerinde incecik kıyafetleriyle‘cool’ bir şekilde pistin bir o tarafına bir bu tarafına doğru mutlulukla süzülüyorlar. Camın arkasından onları izleyen kalabalığın hayran bakışları her hareketlerini takip ediyor… Çağla ve Berk, Türkiye’nin çiftler kategorisinde ilk madalyasını kazandıran milli sporcular. İkisi de 20 yaşında. Bu ay Saraybosna Açık 2016 Artistik Buz Pateni Şampiyonası’nda bronz madalya elde ettiler. Yeni hedefleri Türkiye’yi buz pateni dalında iddialı bir ülke yapmak.

SABAH 04.00’TE BUZ PİSTİNDE

Berk Akalın, 2000’de henüz beş yaşındayken Bursa’daki bir AVM’de açılan buz pistinde kaymaya başlıyor. Türkiye Buz Pateni Federasyonu’nun şimdiki başkanvekili Fehmi Tekelioğlu, yeteneğini fark edip onu kurslara yazdırıyor. Çağla’ysa, henüz 9 yaşındayken İzmit’te pistle tanışıyor. Bir-iki deniyor ve akabinde, Artistik Buz Pateni Milli Takım Antrenörü Rana Belkıs’la çalışmaya başlıyor.

Her ikisi de uzun süre ‘tekler’ dalında Türkiye dereceleri elde etmiş. Bunun üzerine Federasyon, Türkiye’de buz dansı antrenörü olmadığı için onları Amerika’ya göndermiş. 5 yıl boyunca, ailelerinden ayrı kalmışlar. Bir yandan lise, bir yandan da Stanford’da yoğun antrenman programı… Özlem ve güçlüklere rağmen yılmamışlar. Bu süreçte birlikte çalıştıkları Ukraynalı ünlü buz dansçısı Oleg Voyko çok yardımcı olmuş: Ondan disiplinli yaşamayı öğrenmişler. Sabah 04.00’ten akşama kadar çalışmışlar. 

Bu 5 yıllık süreçte, 38. Dünya Gençler Artistik Buz Pateni Şampiyonası’nda finale kalmaları, Avrupa yarışmalarında aldıkları dereceler de bunun tezahürü işte… Buz dansını bırakıp ‘çiftler’ kategorisine geçmişler. Federasyon onları bu kez 20 günlüğüne Rusya kampına göndermiş. Çiftler branşı demek, başın üstünde kaldırış, kadın partneri atma gibi daha önce hiç yapmadıkları hareketleri yapmak demek… Bu kadar kısa sürede çalışıp Saraybosna’da bronz madalya almalarına herkesten çok da kendileri şaşırmış zaten…

İKİ METREDEN TEK AYAK ÜZERİNE DÜŞMEK

“Kolay değil” diyor. Berk: “Olay sadece buzda kaymak değil, jimnastik, bale, ritm, dans gibi pek çok unsuru barındırıyor. Çağla iki metre yükseklikten aşağıya düşmek zorunda kalıyor. Hem de tek ayağı üzerine… Bir insanın ağırlığının üzerine başka bir ağırlık biniyor ve sadece iki çelik üzerindesiniz.”Buz üstündeki çalışmaları kadar dikkat ettikleri başka unsurlar da var. İyi beslenmedikleri zaman nefes darlığı çektikleri için güne sıkı bir kahvaltıyla başlıyorlar. Öğlen mönüsünde salata var, akşamsa 19.00’dan sonra yemek yemiyorlar. Sosyal hayatlarından da fedakârlık ediyorlar. Çünkü onlara göre sporcuysan bir şeylerden vazgeçmek zorunda kalıyorsun. Şöyle açıklıyorlar: “Ne kadar çok çalışırsak kendimizi ve ülkemizi o kadar ileriye götürürüz. Çünkü madalyalar aslında altından değil, ter, kararlılık ve cesaretten yapılır. Tıpkı olimpiyat şampiyonu Dan Gable’ın dediği gibi..” 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND