Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Antidepresanlar ne kadar masum?

Depresyon çağımızın gribi olarak modern insanın hayatında krallığını ilan etmiş durumda. Üstelik depresyonla baş etme çabası da bazen başlı başına bir depresyon kaynağı da olabiliyor. İşte antidepresan ilaçlar hakkında uzmanından her düzey için anlaşılabilir bilgiler…

antidepresan zararlı mı, antidepresan kullanımı

Depresyon çağımızın gribi olarak modern insanın hayatında krallığını ilan etmiş durumda. Üstelik depresyonla baş etme çabası da bazen başlı başına bir depresyon kaynağı da olabiliyor. İşte antidepresan ilaçlar hakkında uzmanından her düzey için anlaşılabilir bilgiler…

Antidepresan depresyon nedeni olmasın!

Psikiyatriste danışmadan, reçetesiz olarak kullanılan antidepresanlar sizi hasta edebiliyor ya da siz iyi geldiğini düşünürken gerçek sorunu baskılayarak daha da ilerlemesine neden olabiliyor.

Depresif hastalıklar dünyada da ülkemizde de artış gösteriyor. Diğer yandan depresyon ile ilgili farkındalık da artıyor, birçok insan tedavi için uzmana başvuruyor. Ancak bir de kısa yolu tercih eden, kendine depresyon teşhisi koyup, eş dost tavsiyesi ile öğrendiği ilacı doğrudan eczaneden alanlar var. Acaba nasıl bir risk alıyorlar diye merak ettik ve Humanite Psikiyatri Tıp Merkezi Direktörü Prof. Dr. Sedat Özkan’a sorduk.

Depresyon hastalarının sayısındaki artışın nedeni nedir?

Birincisi; Türkiye’deki hızlı toplumsal dönüşüm, globalleşme, sosyolojik akış eskiye göre çok hızlandı. Statik bir toplumken, kentselleşme ile birlikte bunun getirdiği yeni yaşam tarzları ve uyum güçlükleri ortaya çıktı. Diğer taraftan da iletişim, internet çağı derken insanların beynine eskiye göre kat kat yeni uyaranlar gelmeye başladı. Günümüz insanı bu uyaranlara adapte olmakta zorlanıyor. Dolayısıyla sosyolojik, psikolojik sebepler, uyum süreçleri ve yaşam biçimi değişikliklerinden dolayı toplumda kaygı bozuklukları ve depresif hastalıklar arttı. Birçok genç insanda ortaya çıkan uyum sorunu, okul başarısızlığı, ergenlik sorunları gibi konuların ardında da örtülü depresyon olabiliyor.

Depresyon hastaları hastalıkları ile yüzleşiyor mu?

Eskiden uzmana başvurulmaz, depresif tablolar farklı davranış bozukluklarına, uyum güçlüklerine ve çatışmalara yol açardı. Oysa bir insanın beden sağlığının bozulması onu etkiler ama bir insanın ruh salığının bozulması bedenin yanı sıra o kişinin tüm ilişkilerini, var oluşunu, hayata bakışını ve mutluluğunu etkiler. Klasikleşmiş bir lafım vardır: “Psikolojik sağlık bozuksa yatak odalarından meclis koridorlarına kadar tüm ilişkiler bozulur.” Eskiden depresyon fark edilmediği için ailede, toplumda birçok çatışma, uyumsuzluk ve mutsuzluğa yol açıyordu. Şimdi psikolojiye ve psikiyatriye karşı direnç biraz kırıldı. Bireylerde farkındalık arttı.

Bu konunun olumlu tarafı; ya uzmana gitmeden ilaç kullananlar?

Bizim açımızdan depresyon, tüberküloz ya da şeker hastalığı gibi bir tablo. Yani tıbbi bir durum… Depresif hastalığın sebepleri, süreçleri çok geniş bir yelpazenin içinde yer alıyor. Biyolojik, sosyolojik, bilinçaltı süreçleriyle ya da yetiştirme tarzıyla, yaşam durumuyla ilgili olabilir. Ama sonuç olarak depresyondaki kişinin beyin işlevleri bozulmuştur. Etkilenen beyin işlevleri de zaman içerisinde bütün bedeni, yaşam ilişkilerini, duygularını, algılarını, tepkilerini olumsuz etkileyecektir. Bir taraftan farkındalığın artması güzel ama depresyon el yordamıyla, tavsiyeyle, rastgele ilaç kullanarak tedavi edilecek bir tablo değil. Psikiyatri uzmanları bu iş için var. Antidepresan kullanımının artmasını yadırgamıyorum, hatta memnuniyetle karşılıyorum ancak hangi hastada hangi antidepresanın, hangi dozda, hangi sürede kullanılacağı bilinçli karar verilmesi gereken bir konudur, diğer branşların değil, sadece psikiyatri uzmanının vereceği bir karardır. Aksi takdirde birçok tıbbi, zihinsel, cinsel yan etkiler doğuracaktır.

Büyük bir risk alınıyor diyebilir miyiz?

Örneğin hipertansiyonu olan hastaya verilecek ilaçların alt tipleri vardır ve hangi hastaya hangisini vereceğine uzman karar verir. Antidepresiflerde de durum farklı değil. Yanlış ilaç kullanılırsa daha sıkıntılı durumlar ortaya çıkar. Kişi ilaç yan etkilerinden muzdarip olur, iş uzar, kronikleşir. Hepsi değerli ilaçlar ama bakkaldan alır gibi alınmaz. Bir kısmı beyni hızlandırır, bir kısmı sakinleştirir. Huzursuzluğu, uykusuzluğu olan hasta yanlış ilaç alırsa bu durumları artar. Diğer taraftan içe dönmüş asosyal bir depresyon hastası yanlış ilaç alırsa daha da içe döner. Depresyon tek bir hastalık değil ki! Depresyon benim zihnimde akciğer hastalıkları gibi geniş bir yelpazedir. Orada bir uçta bronşit diğer uçta akciğer kanseri vardır örneğin. Depresyon da bizim için aynıdır, alt tipleri vardır. Hastalığın sebep ve süreçlerini kavrayarak ilaç yazarız. Hatta hastayı ilk görüşte hemen ilaç yazmayız, bazı psikolojik tetkikler isteyebiliriz. İlacı yazarken kaç saat sonra beynin neresine gideceğini, kaç günde etkili olacağını, vücuttan çekince ne olacağını, hangisinde bağımlılık riski olduğunu bilmek için yıllarımızı veriyoruz.

Her depresyon hastası ilaç almalı mı?

Her depresyon da ilaç gerektirmez. Bazıları mutsuzdur, “Depresyondayım” der. Bu kişiye antidepresan vermeyiz; zihnini canlandırırız, motivasyonunu, hevesini artırırız. Bazen tembellik de depresyon diye gelir karşımıza. Orada da ilaç vermeyiz. Kişi ayrılık yaşamıştır, depresyonda olduğunu zanneder. Ona da ilaç verilmez. Bir yas yaşıyordur ve böyle durumlarda antidepresan vermek sorunla yüzleşmeyi zorlaştırır. Bu kişilerle görüşmeyi, bakış açısını, soruna yaklaşım ve ele alış biçimini, zihnini değiştirmeyi tercih ederiz.

Tavsiye üzerine ilaç alan ve “Ama bana iyi geliyor” diyenlere ne söylemek istersiniz?

İyi hissetmesi her zaman antidepresanın iyi geldiği anlamına gelmez. Hastalığı maskeliyor da olabilir. Düşünün; ağrınız varsa bu bir uyarıdır, vücut sinyal verir. Uzman ağrı kesiciyi verip geçmez, niye ağrıdığı ile ilgilenir. Ağrıyı fazla bastırırsanız bedenin uyarıcı mekanizmalarını dikkate almazsınız. Ağrı kesiciyi kestiğinizde ağrıya neden olan alttaki sürece müdahalede de geç kalınmış olabilir.

Depresyon ilaçlarının mekanizması nasıl çalışıyor?

Beyin müthiş bir organ… Beş yaşındaki bir çocuğun beyninin yaptığı işlevleri yapabilecek bir bilgisayar mümkün olsaydı o bilgisayar Amerika kıtası büyüklüğünde olacaktı deniliyor. İnsan organizmasının en müthiş bölümü… Beyinde 100 milyar küsur nöron ve onların aralarında acayip bir iletişim hattı var. Her nöron bir fabrika gibi kendisine gelen kimyasal maddeyi alıp yeni bir kimyasal madde üretiyor. Depresif hasta ile sağlıklı kişide beyne gelen kimyasallar açısından bir fark yok. Ancak ya üretimde hata oluyor ya da imalat sürecinde yavaşlama… Üretim defolu olursa psikoz yani akıl hastalıkları gelişiyor. İmalat yavaşlarsa beyin de, beden de, ruh da yavaşlıyor. Bazı antidepresanlar yavaş çalışan bu fabrikayı hızlandırıyor. Bir de fabrikadan çıkan ürünün nakliyesinde yavaşlama oluyor. O da başka bir tür depresyon. Bazı ilaçlar da bu nakliyatı hızlandırıyor.

Antidepresan ömür boyu mu kullanılır?

Ömür boyu kullanılanlar da var ama onlar çok daha az… Depresyon düzelir ama bazı depresyonların tekrarlama riski vardır. Onlara artık depresyon değil, duygudurum bozukluğu deriz. Bu hastalarda depresif dönemin tekrarlanmasını engellemeye dönük duygudurum düzenleyiciler veririz. Bunun dışında ömür boyu antidepresan kullanımı yanlıştır. Depresyon gelişmesini engelleyen koruyucu ilaçları kullanırken dahi altı ayda bir hastanın kan düzeyine, organ sistemlerine etkilerine ve yan etkilerine ve gıdalarla, diğer ilaçlarla etkileşimlerine bakarız.

İlacın yarattığı değişim kalıcı oluyor mu?

Depresyon hastalarının çoğunda beyindeki kimyasal düzensizlik zaten geçici oluyor. Altı ay, bir yıl içinde tıpkı bir enfeksiyonu düzeltir gibi bunu düzeltirsiniz. Ama bazı depresyonlar duygudurum bozukluğuna bağlıdır. Onu da diyabet gibi düşünün; hayat boyu bir tedavi gerektirir. Bu hastalara duygudurum düzenleyici verilir. Bir insan antidepresan veya duygudurum düzenleyici ilaçları belli bir süre kullanınca beyni artık eski beyin olmuyor. Şeker hastası bir insanın pankreası ömür boyu insülin üretemez çünkü pankreas insülin üretmeyi tekrar öğrenemez. Ama beyin öğrenir. İlaçlarla sağlıklı çalışmayı sağlıyoruz ve beyin doğru doğru çalıştıkça doğru çalışmayı öğreniyor. Beyin aşılanıyor.

Alsın mı almasın mı?

Prof. Dr. Sedat Özkan’a şöyle sorduk: “Okuyucumuz Gizem Hanım şu sıralar depresyonda olduğunu düşünüyor ve bir yakınının tavsiye ettiği antidepresanı alma aşamasında… Ona neler tavsiye edersiniz?” İşte yanıtı…

•Kendi başınıza karar verip ilaç almayın; beyninize, metabolizmanıza, endokrin sisteminize ve organlarınıza zarar verebilirsiniz.

•Kendinizi yargılamadan, suçlamadan ve yadırgamadan, insan olmanın doğallığı içinde kendinizle yüzleşin. Son zamanlarda ne hissettiğinizi, ne düşündüğünüzü gözden geçirin. Birkaç ay öncesine göre uykunuzda, cinselliğinizde, duygularınızda, düşüncelerinizde, heyecanınızda neler değişti? Yazın.

•Kendinize yukarıdan bakın ve eski Gizem ile yeni Gizem’i karşılaştırın.

•Arada belirgin bir fark varsa ters giden bir şeyler var demektir ve bu tıbbi bir durumdur. Tercihen önce psikiyatriste gidin. Depresyon ile gelip başka hastalıkların teşhis edildiği hastalar da vardır. Bunu ancak uzman bir psikiyatrist anlayabilir. Başvuracağınız psikiyatristin uzman klinik psikologlarla bir ekip olarak çalışmasını da önemseyin.

İnsanın ruhuna iyi gelen her şey beynine, bedenine ve hayatına iyi geliyor. Uzman takibindeki antidepresif tedaviden de antidepresif bakış açısından da antidepresif zihniyetten de antidepresif yaşamdan da korkmayın.

Her ilacın yan etkisi farklı

Antidepresan ilaçların bir bölümü cinselliği olumsuz etkiliyor, isteği azaltabiliyor. Erkekte sertleşme sorunu, kadında orgazmı geciktirme görülebiliyor. Diğer bir grup ise kabızlık, terleme ve kilo artışına neden olabiliyor. Prof. Dr. Sedat Özkan, antidepresanların yaşam kalitesini biraz düşürebildiğini ancak yan etkilerin geçici olduğunu ve aktif dönemdeki bir hastanın bunları önemsemeyeceğini söylüyor ve ekliyor: “Antidepresan ilaç kişiye özel verilmeli. Yaşı, yaşam biçimi ve tercihleri ile hastalığın niteliği bir arada dikkate alınmalı. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde beynin sadece ilgili bölümlerine etki edecek ve yan etkisi azalmış antidepresanlar çıkacağına inanıyorum.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yabancı dil öğrenmenin yaşı olur mu?

yeni bir dil öğrenmek, yabancı dil, Manşet, kaç yaşına kadar dil öğrenilir, ileri yaşta yabancı dil öğrenme

Bilimsel yargılar insan yaşı ilerledikçe öğrenme yetilerinin azaldığını kabul eder. Fakat ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteren araştırmalar da var. Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? İşte bbc.com yazarlarından Sophie Hardach’ın düşüncelerinizi berraklaştıracak yazısı…

Yabancı dil en iyi hangi yaşta öğrenilir?

Küçük çocukların yabancı dil öğrenmeye daha yatkın olduğu ve daha kolay öğrendikleri görüşü oldukça yaygın. Ama veriler böyle demiyor.

Bilimsel araştırmalar, insanın dil ile ilişkisinin ömür boyunca nasıl geliştiği konusunda karmaşık açıklamalar sunuyor. Veriler, daha ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteriyor.

Hayatın farklı dönemlerinde dil öğrenmenin farklı avantajları var. Bebekken kulaklarımız seslere karşı daha duyarlıdır. 1-3 yaş arası çocuklar farklı aksanları hızla öğrenip taklit eder. Yetişkinlerin ise konsantre olma süreleri daha uzun olduğu gibi, okuma yazma gibi becerilere sahip olmak sadece yabancı dilde değil anadilimizde de kelime haznesini sürekli genişletme olanağı verir.

Yaşın yanı sıra sosyal durum, öğrenme yöntemleri, hatta dostluk ve arkadaşlık gibi etkenler kaç yabancı dil konuştuğumuzu ve ne kadar iyi konuştuğumuzu etkiler.

Edinburgh Üniversitesi’nde İkidillilik Merkezi yöneticisi gelişimsel dilbilimi profesörü Antonella Sorace’a göre, “Yaşla birlikte her şey kötüye gitmiyor”.

Sınıfta bir öğretmenin kuralları açıkladığı “bariz öğrenme” yönteminde, konsantrasyon ve hafıza kapasitesi ile bilişsel kontrol becerileri sınırlı olduğundan küçük çocuklar dil öğrenmede başarı gösteremez.

“Bu konuda yetişkinler çok daha iyidir. Yani yaş ilerledikçe bu özellik de gelişir” diyor Sorace.

İsrail’de yapılan bir araştırmada, yapay bir dil kuralını anlama ve bunu laboratuvar ortamında yeni kelimelere uygulama bakımından farklı yaş gruplarının performansı gözlendi.

Genç yetişkinler olarak adlandırılan 14-21 yaş grubundakilerin, 12 yaşındakilerden oluşan gruptan çok daha iyi performans gösterdiği, 12 yaşındakilerin de 8 yaş grubundan daha yüksek puan aldığı görüldü.

İngilizce öğrenen 2000 Katalan-İspanyol öğrencisi ile yapılan araştırmada da benzer sonuca varılmış, yabancı dil öğrenmeye daha ileri yaşlarda başlayanların daha genç yaşta başlayanlara kıyasla daha hızlı öğrendiği görülmüştü.

Araştırmacılar, daha ileri yaşta olan öğrencilerin, olgunlaşma ile gelen daha ileri düzeyde problem çözme stratejileri gibi becerilerden ve dil konusunda daha yüksek düzeyde tecrübe sahibi olmanın getirdiği avantajlardan yararlandığı sonucuna vardı.

Yani daha ileri yaşta olanlar hem kendileri hem de dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğu için, yeni öğrendiklerini bu bilgiyle daha kolay işleme koyabilir, yerli yerine oturtabilir.

Küçük çocuklar ise “örtülü öğrenme” konusunda çok iyidir. Yani yabancı dili konuşan kişiyi dinleyip taklit ederek öğrenirler. Ama bu öğrenme tarzı o dili konuşan kişi ile çok zaman geçirmeyi gerektirir.

2016’da İkidillilik Merkezi, Çin’in kuzeyinde konuşulan Mandarin dilinin İskoçya’daki ilkokullarda öğretilmesi konusunda İskoç hükümetine bir iç rapor hazırlamıştı. Haftada bir saatlik bir dersin beş yaşındaki çocuklar için pek fark yaratmadığı ifade ediliyordu. Ama o dili konuşan bir öğretmenle iki saatlik dersler, çocukların Mandarin dilinin temel taşlarını kavramasına yardımcı olabiliyordu. Bunlar arasında, yetişkinlerin zorlandığı tonlama gibi unsurlar da vardı.

Hepimiz doğal bir dil uzmanı gibi başlarız hayata. Dünyada konuşulan dilleri meydana getiren 600 sessiz harfi ve 200 sesli harfi işitiriz bebeklikte. Birinci yaşımıza bastığımızda beynimiz en sık duyduğumuz sesler konusunda uzmanlaşmaya, anadilimizde bir şeyler mırıldanmaya başlarız. Yeni doğan bebekler bile belli bir aksanla ağlar, anne karnındayken duydukları sesleri taklit eder.

Dilde uzmanlaşma, ihtiyacımız olmayan becerileri terk etmemize de neden olur. Japon bebekler ‘l’ sesi ile ‘r’ sesini kolayca ayırabilir. Oysa yetişkin Japonlar bunda zorlanır.

Yaşamımızın ilk yılları anadili öğrenme bakımından büyük önem taşır. Terk edilmiş veya izole tutulmuş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, konuşmayı erken yaşta öğrenmediğimiz takdirde bu boşluğun ileri yaşlarda kolaylıkla doldurulamayacağını gösteriyor.

Ancak yabancı bir dil öğrenme bakımından aynı durum söz konusu değil.

York Üniversitesi’nden psiko-linguist Danijela Trenkic’e göre, “yaşın birçok başka etkenle birlikte etkili olduğunu anlamak gerekir”. Çocukların yaşamı yetişkinlerden tamamen farklıdır. Bu yüzden çocuklarla yetişkinlerin dil becerilerini kıyaslarken “iki aynı türü kıyaslamıyoruz aslında”.

Trenkic başka bir ülkeye taşınan aile örneği veriyor. Bu durumda çocuklar yeni dili ebeveynlerden çok daha hızlı öğrenir. Bunun nedeni, okulda sürekli bu dili dinliyor olmaları olabilir. Ayrıca çocuklar arkadaş edinme, toplulukta kabul görme yoluyla sosyal olarak varlıklarını sürdürme bakımından dil öğrenmeyi daha büyük bir öncelik olarak görür. Oysa ebeveynler kendileri ile aynı dili konuşan diğer göçmenlerle sosyalleşme ihtiyacını giderebilir.

Trenkic’e göre, “duygusal bağ oluşturmak dil öğrenmede önemlidir”.

Yetişkinler de duygusal bağ kurabilir ve bu yalnızca o ülkenin dilini anadili olarak konuşan birileriyle arkadaşlık etmek şeklinde olmayabilir. 2013’te İtalyanca öğrenmeye çalışan Britanyalı yetişkinleri inceleyen bir araştırmada, diğer öğrenciler ve öğretmenle bağ kurmanın öğrenmekte güçlük çekenler açısından yararlı olduğu görüldü.

“Sizin gibi düşünen insanlarla bağ kurduğunuzda dili öğrenmek için daha fazla çaba gösterirsiniz” diyor Trenkic. “Bu çok önemli. Dili öğrenmek için yıllar harcamanız gerekir. Bunu yaparken sosyal bir motivasyon yoksa, çabayı sürdürmek oldukça zordur.”

Massachusetts Teknoloji Enstitiüsü (MIT) bu yıl internet üzerinden 670 bin kişi ile bir anket yaptı. Bir İngiliz gibi İngilizce gramer bilgisine sahip olmak için İngilizce öğrenimine 10 yaş civarında başlamanın en iyi sonuç verdiği görüldü. Daha ileri bir yaşta bu beceri azalıyordu.

Ancak zaman içinde kendi dilimiz de dahil yabancı dillerde iyileşme halinin devam ettiği de görüldü. Örneğin, kendi anadilimizin dil bilgisi kurallarını ancak 30 yaş civarında tümüyle öğrenmiş oluruz. Başka bir araştırmada ise orta yaşa kadar anadilimizde her gün yeni bir kelime öğrendiğimiz görüldü.

“İnsanlar bazen yabancı dil öğrenmenin en büyük avantajı nedir diye soruyor. Daha fazla para mı kazanacağım? Daha zeki veya daha sağlıklı mı olacağım? Ama aslında yabancı dil bilmenin en büyük avantajı daha fazla insanla iletişim kurabilmektir” diyor Trenkic.

Trenkic aslen Sırbistanlı. İngilizceyi 20’li yaşlarda İngiltere’ye yerleştikten sonra akıcı halde konuşmaya başlamış. Özellikle yorgun ve stresli olduğu anlarda hala gramatik hatalar yaptığını söylüyor.

“Ama her şeye rağmen, önemli olan şu ki İngilizce ile muhteşem şeyler yapabiliyorum. En iyi edebi eserleri okumanın zevkine varabiliyor, yayınlanabilir nitelikte yazılar yazabiliyorum.”

MIT’in testinde Trenkic, anadili İngilizce olan biri olarak nitelendirilmişti.

Yazar:  Sophie Hardach 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND