Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Antidepresanlar ne kadar masum?

Depresyon çağımızın gribi olarak modern insanın hayatında krallığını ilan etmiş durumda. Üstelik depresyonla baş etme çabası da bazen başlı başına bir depresyon kaynağı da olabiliyor. İşte antidepresan ilaçlar hakkında uzmanından her düzey için anlaşılabilir bilgiler…

Depresyon çağımızın gribi olarak modern insanın hayatında krallığını ilan etmiş durumda. Üstelik depresyonla baş etme çabası da bazen başlı başına bir depresyon kaynağı da olabiliyor. İşte antidepresan ilaçlar hakkında uzmanından her düzey için anlaşılabilir bilgiler…

Antidepresan depresyon nedeni olmasın!

Psikiyatriste danışmadan, reçetesiz olarak kullanılan antidepresanlar sizi hasta edebiliyor ya da siz iyi geldiğini düşünürken gerçek sorunu baskılayarak daha da ilerlemesine neden olabiliyor.

Depresif hastalıklar dünyada da ülkemizde de artış gösteriyor. Diğer yandan depresyon ile ilgili farkındalık da artıyor, birçok insan tedavi için uzmana başvuruyor. Ancak bir de kısa yolu tercih eden, kendine depresyon teşhisi koyup, eş dost tavsiyesi ile öğrendiği ilacı doğrudan eczaneden alanlar var. Acaba nasıl bir risk alıyorlar diye merak ettik ve Humanite Psikiyatri Tıp Merkezi Direktörü Prof. Dr. Sedat Özkan’a sorduk.

Depresyon hastalarının sayısındaki artışın nedeni nedir?

Birincisi; Türkiye’deki hızlı toplumsal dönüşüm, globalleşme, sosyolojik akış eskiye göre çok hızlandı. Statik bir toplumken, kentselleşme ile birlikte bunun getirdiği yeni yaşam tarzları ve uyum güçlükleri ortaya çıktı. Diğer taraftan da iletişim, internet çağı derken insanların beynine eskiye göre kat kat yeni uyaranlar gelmeye başladı. Günümüz insanı bu uyaranlara adapte olmakta zorlanıyor. Dolayısıyla sosyolojik, psikolojik sebepler, uyum süreçleri ve yaşam biçimi değişikliklerinden dolayı toplumda kaygı bozuklukları ve depresif hastalıklar arttı. Birçok genç insanda ortaya çıkan uyum sorunu, okul başarısızlığı, ergenlik sorunları gibi konuların ardında da örtülü depresyon olabiliyor.

Depresyon hastaları hastalıkları ile yüzleşiyor mu?

Eskiden uzmana başvurulmaz, depresif tablolar farklı davranış bozukluklarına, uyum güçlüklerine ve çatışmalara yol açardı. Oysa bir insanın beden sağlığının bozulması onu etkiler ama bir insanın ruh salığının bozulması bedenin yanı sıra o kişinin tüm ilişkilerini, var oluşunu, hayata bakışını ve mutluluğunu etkiler. Klasikleşmiş bir lafım vardır: “Psikolojik sağlık bozuksa yatak odalarından meclis koridorlarına kadar tüm ilişkiler bozulur.” Eskiden depresyon fark edilmediği için ailede, toplumda birçok çatışma, uyumsuzluk ve mutsuzluğa yol açıyordu. Şimdi psikolojiye ve psikiyatriye karşı direnç biraz kırıldı. Bireylerde farkındalık arttı.

Bu konunun olumlu tarafı; ya uzmana gitmeden ilaç kullananlar?

Bizim açımızdan depresyon, tüberküloz ya da şeker hastalığı gibi bir tablo. Yani tıbbi bir durum… Depresif hastalığın sebepleri, süreçleri çok geniş bir yelpazenin içinde yer alıyor. Biyolojik, sosyolojik, bilinçaltı süreçleriyle ya da yetiştirme tarzıyla, yaşam durumuyla ilgili olabilir. Ama sonuç olarak depresyondaki kişinin beyin işlevleri bozulmuştur. Etkilenen beyin işlevleri de zaman içerisinde bütün bedeni, yaşam ilişkilerini, duygularını, algılarını, tepkilerini olumsuz etkileyecektir. Bir taraftan farkındalığın artması güzel ama depresyon el yordamıyla, tavsiyeyle, rastgele ilaç kullanarak tedavi edilecek bir tablo değil. Psikiyatri uzmanları bu iş için var. Antidepresan kullanımının artmasını yadırgamıyorum, hatta memnuniyetle karşılıyorum ancak hangi hastada hangi antidepresanın, hangi dozda, hangi sürede kullanılacağı bilinçli karar verilmesi gereken bir konudur, diğer branşların değil, sadece psikiyatri uzmanının vereceği bir karardır. Aksi takdirde birçok tıbbi, zihinsel, cinsel yan etkiler doğuracaktır.

Büyük bir risk alınıyor diyebilir miyiz?

Örneğin hipertansiyonu olan hastaya verilecek ilaçların alt tipleri vardır ve hangi hastaya hangisini vereceğine uzman karar verir. Antidepresiflerde de durum farklı değil. Yanlış ilaç kullanılırsa daha sıkıntılı durumlar ortaya çıkar. Kişi ilaç yan etkilerinden muzdarip olur, iş uzar, kronikleşir. Hepsi değerli ilaçlar ama bakkaldan alır gibi alınmaz. Bir kısmı beyni hızlandırır, bir kısmı sakinleştirir. Huzursuzluğu, uykusuzluğu olan hasta yanlış ilaç alırsa bu durumları artar. Diğer taraftan içe dönmüş asosyal bir depresyon hastası yanlış ilaç alırsa daha da içe döner. Depresyon tek bir hastalık değil ki! Depresyon benim zihnimde akciğer hastalıkları gibi geniş bir yelpazedir. Orada bir uçta bronşit diğer uçta akciğer kanseri vardır örneğin. Depresyon da bizim için aynıdır, alt tipleri vardır. Hastalığın sebep ve süreçlerini kavrayarak ilaç yazarız. Hatta hastayı ilk görüşte hemen ilaç yazmayız, bazı psikolojik tetkikler isteyebiliriz. İlacı yazarken kaç saat sonra beynin neresine gideceğini, kaç günde etkili olacağını, vücuttan çekince ne olacağını, hangisinde bağımlılık riski olduğunu bilmek için yıllarımızı veriyoruz.

Her depresyon hastası ilaç almalı mı?

Her depresyon da ilaç gerektirmez. Bazıları mutsuzdur, “Depresyondayım” der. Bu kişiye antidepresan vermeyiz; zihnini canlandırırız, motivasyonunu, hevesini artırırız. Bazen tembellik de depresyon diye gelir karşımıza. Orada da ilaç vermeyiz. Kişi ayrılık yaşamıştır, depresyonda olduğunu zanneder. Ona da ilaç verilmez. Bir yas yaşıyordur ve böyle durumlarda antidepresan vermek sorunla yüzleşmeyi zorlaştırır. Bu kişilerle görüşmeyi, bakış açısını, soruna yaklaşım ve ele alış biçimini, zihnini değiştirmeyi tercih ederiz.

Tavsiye üzerine ilaç alan ve “Ama bana iyi geliyor” diyenlere ne söylemek istersiniz?

İyi hissetmesi her zaman antidepresanın iyi geldiği anlamına gelmez. Hastalığı maskeliyor da olabilir. Düşünün; ağrınız varsa bu bir uyarıdır, vücut sinyal verir. Uzman ağrı kesiciyi verip geçmez, niye ağrıdığı ile ilgilenir. Ağrıyı fazla bastırırsanız bedenin uyarıcı mekanizmalarını dikkate almazsınız. Ağrı kesiciyi kestiğinizde ağrıya neden olan alttaki sürece müdahalede de geç kalınmış olabilir.

Depresyon ilaçlarının mekanizması nasıl çalışıyor?

Beyin müthiş bir organ… Beş yaşındaki bir çocuğun beyninin yaptığı işlevleri yapabilecek bir bilgisayar mümkün olsaydı o bilgisayar Amerika kıtası büyüklüğünde olacaktı deniliyor. İnsan organizmasının en müthiş bölümü… Beyinde 100 milyar küsur nöron ve onların aralarında acayip bir iletişim hattı var. Her nöron bir fabrika gibi kendisine gelen kimyasal maddeyi alıp yeni bir kimyasal madde üretiyor. Depresif hasta ile sağlıklı kişide beyne gelen kimyasallar açısından bir fark yok. Ancak ya üretimde hata oluyor ya da imalat sürecinde yavaşlama… Üretim defolu olursa psikoz yani akıl hastalıkları gelişiyor. İmalat yavaşlarsa beyin de, beden de, ruh da yavaşlıyor. Bazı antidepresanlar yavaş çalışan bu fabrikayı hızlandırıyor. Bir de fabrikadan çıkan ürünün nakliyesinde yavaşlama oluyor. O da başka bir tür depresyon. Bazı ilaçlar da bu nakliyatı hızlandırıyor.

Antidepresan ömür boyu mu kullanılır?

Ömür boyu kullanılanlar da var ama onlar çok daha az… Depresyon düzelir ama bazı depresyonların tekrarlama riski vardır. Onlara artık depresyon değil, duygudurum bozukluğu deriz. Bu hastalarda depresif dönemin tekrarlanmasını engellemeye dönük duygudurum düzenleyiciler veririz. Bunun dışında ömür boyu antidepresan kullanımı yanlıştır. Depresyon gelişmesini engelleyen koruyucu ilaçları kullanırken dahi altı ayda bir hastanın kan düzeyine, organ sistemlerine etkilerine ve yan etkilerine ve gıdalarla, diğer ilaçlarla etkileşimlerine bakarız.

İlacın yarattığı değişim kalıcı oluyor mu?

Depresyon hastalarının çoğunda beyindeki kimyasal düzensizlik zaten geçici oluyor. Altı ay, bir yıl içinde tıpkı bir enfeksiyonu düzeltir gibi bunu düzeltirsiniz. Ama bazı depresyonlar duygudurum bozukluğuna bağlıdır. Onu da diyabet gibi düşünün; hayat boyu bir tedavi gerektirir. Bu hastalara duygudurum düzenleyici verilir. Bir insan antidepresan veya duygudurum düzenleyici ilaçları belli bir süre kullanınca beyni artık eski beyin olmuyor. Şeker hastası bir insanın pankreası ömür boyu insülin üretemez çünkü pankreas insülin üretmeyi tekrar öğrenemez. Ama beyin öğrenir. İlaçlarla sağlıklı çalışmayı sağlıyoruz ve beyin doğru doğru çalıştıkça doğru çalışmayı öğreniyor. Beyin aşılanıyor.

Alsın mı almasın mı?

Prof. Dr. Sedat Özkan’a şöyle sorduk: “Okuyucumuz Gizem Hanım şu sıralar depresyonda olduğunu düşünüyor ve bir yakınının tavsiye ettiği antidepresanı alma aşamasında… Ona neler tavsiye edersiniz?” İşte yanıtı…

•Kendi başınıza karar verip ilaç almayın; beyninize, metabolizmanıza, endokrin sisteminize ve organlarınıza zarar verebilirsiniz.

•Kendinizi yargılamadan, suçlamadan ve yadırgamadan, insan olmanın doğallığı içinde kendinizle yüzleşin. Son zamanlarda ne hissettiğinizi, ne düşündüğünüzü gözden geçirin. Birkaç ay öncesine göre uykunuzda, cinselliğinizde, duygularınızda, düşüncelerinizde, heyecanınızda neler değişti? Yazın.

•Kendinize yukarıdan bakın ve eski Gizem ile yeni Gizem’i karşılaştırın.

•Arada belirgin bir fark varsa ters giden bir şeyler var demektir ve bu tıbbi bir durumdur. Tercihen önce psikiyatriste gidin. Depresyon ile gelip başka hastalıkların teşhis edildiği hastalar da vardır. Bunu ancak uzman bir psikiyatrist anlayabilir. Başvuracağınız psikiyatristin uzman klinik psikologlarla bir ekip olarak çalışmasını da önemseyin.

İnsanın ruhuna iyi gelen her şey beynine, bedenine ve hayatına iyi geliyor. Uzman takibindeki antidepresif tedaviden de antidepresif bakış açısından da antidepresif zihniyetten de antidepresif yaşamdan da korkmayın.

Her ilacın yan etkisi farklı

Antidepresan ilaçların bir bölümü cinselliği olumsuz etkiliyor, isteği azaltabiliyor. Erkekte sertleşme sorunu, kadında orgazmı geciktirme görülebiliyor. Diğer bir grup ise kabızlık, terleme ve kilo artışına neden olabiliyor. Prof. Dr. Sedat Özkan, antidepresanların yaşam kalitesini biraz düşürebildiğini ancak yan etkilerin geçici olduğunu ve aktif dönemdeki bir hastanın bunları önemsemeyeceğini söylüyor ve ekliyor: “Antidepresan ilaç kişiye özel verilmeli. Yaşı, yaşam biçimi ve tercihleri ile hastalığın niteliği bir arada dikkate alınmalı. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde beynin sadece ilgili bölümlerine etki edecek ve yan etkisi azalmış antidepresanlar çıkacağına inanıyorum.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND