Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Anne –babanın özgüvene etkileri

Özgüven gelişimi çocuktan çocuğa değişen karmaşık bir süreçtir.Düşük benlik saygısına sahip olan çocuklar başarılarının büyük bir bölümünü kendi kontrollerinin dışındaki diğer etkenlere dayandırırlar. Yapilmasi gereken ne?

ÖZEL KOCAELİ EĞİTİM KURUMLARI
REHBERLİK SERVİSİ

Çocuğun bulunduğu her ortam ve koşulda kendini açık bir şekilde ifade edebilmesi, kendi kararlarını alabilmesi ve bu kararları uygulamaya koyabilmesi çocukta yeterli düzeyde özgüven gelişimini gerektirir.

Özgüven gelişimi çocuktan çocuğa değişen karmaşık bir süreçtir. Bu sebeple özgüveni geliştirmek için çocuğu iyi tanımak önemlidir.

Benlik, bir bireyin kendini algılama şekli, kim ve ne olduğuna, kimliğine ilişkin düşüncesidir. Benlik kavramı, bir çocuğun sadece kendini algılama ve beklentileri değil, hayatındaki önemli insanların –anne-babası, öğretmenleri ve arkadaşlarının onun hakkındaki düşüncelerinden ve ona karşı olan davranışlarından da etkilenir.

Özgüven düzeyi bireyin kendisini nasıl gördüğü ile nasıl olmak istediği arasında farka ilişkin duygularını gösterir.

Özgüven gelişimi yaşamın ilk yıllarında bebekler anne-babalarıyla veya kendilerinden sorumlu yetişkinlerle bağ kurduklarında başlar. Okul çağına geldiklerinde çeşitli sorumluluklar almaya hazırdırlar. Yaşlarına uygun sorumluluklar almaları ve takdir görmeleriyle kendilerine olan güvenleri artar. Bu dönemde çocuklar kendilerini başarılı hissetmelerini sağlayacak etkinlikler ve etkileşimler ararlar. Bu nedenle çocukların çabalarını takdir etmek ve başarma duygusunu ortaya çıkarmak büyük önem taşır. arkadaşlarından aldıkları geri bildirimler ve bir gruba ait olma duyguları da önemli olmaya başlar.

Özgüveni yüksek olan çocuklar kendisine gerçekçi hedefler koyabilen ve bunları gerçekleştirebilen yetenekli bireyler olarak algılarken düşük benlik saygısına sahip çocuklar ise okulda ve hayatının geri kalanında potansiyelinin altında başarı hedeflerler.

Özgüveni az olan çocuklar genelde kendisini akran grubuna benzetmeye çalışarak onların sevgisini kazanmak isteyen bir tutum içersine girmesine, onlardan kabul görmek, ait olma duygusuna sahip olmak, kendini değerli hissetmek için onların davranışlarını ve değerlerini kendisininmiş gibi benimsemesine yol açar.

Bazı çocukların ise yüksek benlik saygısını geliştirmesine engel olacak bazı özel durumu olabilir. Benlik aynı zamanda, çevresinde gelişen ve yaşamındaki insanlarda oluşan değişikliklerden de etkilenir. (Örn; okul değişikliği, şehir değişikliği…)

İlkokul çağında, bir çocuğun benlik kavramı genellikle akranlarından aldığı geri bildirimlere bağlı olsa da aile içinde ve dışında ki yetişkinlerle arasındaki olumlu ilişkiler çocuğun benlik değeri geliştirmesine önem taşımaktadır.

Düşük benlik saygısına sahip olan çocuklar başarılarının büyük bir bölümünü kendi kontrollerinin dışındaki diğer etkenlere dayandırırlar. “Matematik sınavım yine kötü geçti. Hep öğretmen yüzünden. Bana taktı galiba”

Yüksek benlik saygısına sahip olan çocuk başarılarını kendi becerileri olarak görürler. Başarısız olduğunda daha iyisini yapmak için motive olurlar. “Matematik sınavım kötü geçti, iyi çalışmadığım yerlerden geldi. Gelecek sınavda daha iyi hazırlanırım.”

ANNE –BABANIN ÖZGÜVENE ETKİLERİ

Yüksek benlik saygısına sahip çocukların anne babaları, çocuklarını kabul gören, onlara serbestlik tanımakla birlikte, belirli ve kesin kurallar koyan, çocuğunu okul içinde veya okul dışında beklentilerine uygun başarılar ortaya koyacağına inanan anne babalardır.

Düşük benlik saygısına sahip çocukların anne babaları, çocuklarından beklenti ve kural belirsizliği içinde yetişen ve ödün veren daha çok cezalandırıcı olmaları yanında ne zaman verileceği belirsiz bir ödül ceza yöntemi kullanan, çocuklarına beklentilerine uymaları konusunda onlara güvenmeyen, başarısızlıklarını soğuk bir ifade içinde kabullenen anne babalar olduğu saptanmıştır.

Özgüveni Geliştirmek İçin Neler Yapabilirsiniz?

Çocukluk çağı boyunca çocuğunuzun kendisiyle ilgili düşüncesinin sizin beklentilerinizle şekilleneceğini aklınızdan çıkarmayın.

Eğer eve 4’lerle dolu bir karne getirdiyse onu çaba ve başarılarından dolayı överseniz, oda, kendini başardığı şey hakkında iyi hissedecektir. Ancak hayal kırıklığı ile “Neden Matematik ve Türkçe’den 5 almadın? şeklinde tepki verirseniz her iki durumda da aynı kaldığı halde benlik değeri zarar görecektir. Kendi tepkilerinizin ve sözlerinizin gücüne duyarlı olun.

Çocuğunuzun ailesi tarafından sevildiğini ve kabul gördüğünü hissetmeye ihtiyaç duyar. Bu konuda çocuğa karşı kullanılan dil çok önemlidir.

Çocuğa sorumluluk verilerek kendi başlarına bir şeyler yapabildiklerini görmeleri gerekir.

Çocuklar sadece belirlenmiş bir amacı başardıkları için değil, çabaları için de desteklenmelidir. Cesaretlendirirken çok genel ve abartılı övgüler yerine belirgin geribildirimler kullanmak onların kendi kendilerini değerlendirmeyi de öğrenmelerine yardımcı olur.

Çocukların yaşadıkları problemleri sahiplenmek yerine, onların sorunlarıyla mücadele etmelerine izin verilmelidir. Onların yaptıkları işe fazla müdahale etmeyerek, ona duyulan güveninizi belli edin.

Onların fikir ve düşüncelerini eleştirmeden dinleyiniz.

Çeşitli sosyal etkinliklere (resim, tiyatro, spor vb…) yönlendirin.

Çocuğunuzun sınırlarını göz önünde bulundurarak çok zor hedefler belirlememesine yardımcı olun. Oluşturduğu hedeflere saygı gösterin.

Değişik yaş gruplarının bulunduğu ortamlara girmesini sağlayın. topluluk içinde söz almasını teşvik edin. Asla başkalarının yanında küçük düşürmeyin, kimse ile kıyaslamayın.

BİR DENEY…

Bir laboratuarda büyük bir akvaryum var. İçine büyük bir balık ve çokça küçük balık atılıyor. Haliyle büyük balık, küçük balığı yiyor. Daha sonra akvaryumun ortasına dikey bir cam yerleştiriliyor. Büyük balık cam bölmeyi geçmek ve küçük balıkları yemek için defalarca deneme yapıyor. bu durum tam 28 saat boyunca sürüyor. 28. saat sonunda büyük balık artık diğer taraf geçmek için mücadele etmeyi bırakıyor. Ve sonunda cam bölmeyi kaldırıyorlar. Büyük balık küçük balıkları yemek için hiçbir hamle yapmıyor. Saatler geçti halde onları yemediği gözleniyor. buna psikolojide öğrenilmiş acizlik deniyor. İstatistiklere göre bir çocuk ergenlik yaşına gelinceye kadar ortalama 148.000 defa anne babanın “yapma, elleme, dokunma…” gibi sözlerini duyuyorlarmış. böyle olunca da çocukta büyüyünce yapamama, edememe özellikleri gelişiyor ve kendine güvenini yitiriyor.

Ergenlik döneminde birey hem bedensel, hem ruhsal olarak değişime ve dönüşüme

uğrar. Büyümek, sadece ergenliğe özgü değildir,çocuklarda büyürler. ama pek değişmezler.

Ergenler ise hem büyürler, hem de değişirler. Aşağıdaki yazıda hem gelişen hem de değişen ergenlere yaklaşımlarla ve yaşadıkları ile ilgili bilgiler bulacaksınız.

ERGENLERİN BELİRGİN ÖZELLİKLERİ

1. Ergenin vücudu biçim değiştirmeye başlar. Çocuk bedeninden yetişkinlerin bedenine benzer bir vücuda sahip olmaya başlamak hem ergen hem de ailesi için sıkıntı yaratır.

2. Ergenin artık yükselen cinsel değerleri vardır: Ergen cinselliği keşfetmeye başlamıştır.

3. Ergen anne ve babasıyla arasındaki farkı ortaya koymaya çalışır.Çocukluktaki o bağ gevşemeye başlar. Ergen farklı olduğunu anlatabilmek ve farkı ortaya koyabilmek için büyük çaba harcar. Anne babasından farklı giyinmeyi tercih eder. Yırtık kotlar, kısa etekler, değişik saç biçimleri… Belki bu tarz anne babaları utandırıyor. Ama unutmamak gerekir onlarda anne babalarının tarzlarından utanıyorlar.

4. Ergenlerin anne babayı terk eden yalnızca düşünceleri değil aynı zamanda duyguları da terk ediyor.

5. Onların gitgide büyüyen gizli bahçeleri var.Kendilerini daha çok arkadaşlarına anlatıyorlar çünkü anne babanın aşırı merakı ve her şeyi öğrenme istekleri onları sıkıyor. Okuldan eve geliyorlar ve gelir gelmez bir saat önce ayrıldığı arkadaşları ile dakikalarca telefon görüşmesi yapıyorlar. Yalnızlığı ve anne babadan arındırılmış hayalleri tercih ediyorlar.

6. Anne baba ergeni zaptetmeye çalışırken o da anne babayı alt etmeyi deniyor. Anne babanın doğru dediğini o yanlış diyor.Çok zor durumlarla karşılaşıldığında işi şakaya vurmak en çıkar yol.

NE YAPMALI?

Anne babası tarafından eleştirilmeden, yargılanmadan, sorgulanmadan dinlenen genç karşılaştığı güçlükleri aşmada zorlanmayacaktır. Ayrıca sorunlarını anne babasıyla paylaşmaktan kaçınmayacaktır.

Ergenle iletişim kurmak sabır ister. sorunlarla yakınmalarla işe başlamak çözümü güçleştirir.

Ergen başkalarının yanında uyarılmaktan, öğüt almaktan hoşlanmaz, şiddetle karşı çıkar. bu tür davranışları ve yaklaşımları kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak algılar, yetişkine düşmanlık duyguları beslemesine neden olur.

Ergen, yeni ve değişik bir ilişkiye her zaman açıktır.

Hepimiz anlaşılmak ve önemsenmek için yaşarız. Elbete anlaşılmak ve önemsenmek ergen için de çok önemlidir. Ailesiyle kurduğu iletişimlerinde ve ilişkilerinde bu iki önemli ihtiyacının karşılanmasını bekler. bunları bulamadığında içine kapanır.

Ergen için sır önemlidir. Paylaşılan sırlar asla kimseyle paylaşılmamalıdır.

Gerektiği zamanlarda ergenle ergence iletişimler kurulması onun hoşuna gider.

Ben küçük bir kız çocuğuyum… Yaşım 11.

Sabahleyin annem her sabah beni yedi buçukta servise bindiriyor. Okula gittiğimde yanımda beslenme çantam;dersten önce bir şeyler atıştırıyorum. ilk teneffüste bir “dürülülülü” sesi. Birkaç arkadaşım cep telefonuna davranıyor, ama piyango bana vuruyor. Annem beni cep telefonumdan arıyor. “Yeliz, sandviçini yedin mi?”…

“Evet, anne yedim.” “iyi, dışarıda çok dolaşma, arkadaşlarınla çok içli dışlı olma, biliyorsun grip salgını var!”..

“Evet, anne…” Annem böyledir. Onun annesi de böyle miydi bilmiyorum. Ben dogmadan ölmüş. Böyle giderse, ben de onun gibi bir

anne olacağım. Kendime hiç güvenim yok. Annem olmadan, susasam su bile içemem. Geçenlerde binbir çabayla izin

alarak bir arkadaşıma yatıya gittim. Annesi, yatacağım yere sermem için bir çarşaf verdi. Çarşafı sermeyi beceremedim, hiç yapmamışım ki! Büyüyünce nasıl olacak bilmiyorum. Ne diyorlardı, hah “taylör”… Bir taylör giyip işe gideceğim, servis varsa tabii… Servis olmadan ben nasıl ise giderim? inşallah işyerinin servisi vardır. Yoksa da önemli değil, servisi olan bir is bulurum ben de… O zaman nasıl olacak acaba, annem yine arayacak mi, çayını içtin mi, öğlen yemeğini yedin mi, insanlarla el sıkışma mikrop bulaşır diye… Yok, yok abartıyorum, böyle olmaz.

iş dünyasında başka şeyler olmalı. Mesela toplantı yapmak gibi. Babam hep toplantılardan söz eder. Acaba ben nasıl

konuşurum toplantıda? Kolay, önce annemi ararım, “anne, toplantıda nasıl konuşayım” diye. Yok, yok böyle de olmaz. En iyisi öğretmenime, şeey… işyerinde öğretmen olmaz, ama müdür vardır elbet, tıpkı okuldaki gibi… Evet, en iyisi müdürüme sormak. Acaba, tuvalete giderken de sormalı miyim, müdür beye? Acaba, her istediğimi verirler mi işyerinde? Oyun bahçesi olan büyük bir oda. Şaşırmayın, oyun bahçesi benim için

değil, çocuğum is yerine ziyarete geldiğinde sıkılmasın diye. (Ben annemi ziyaret ettiğimde çok sıkılıyorum da.)

Ben annemlerden ne istersem alıyorlar, müdür bey niye almasın? Acaba müdür bey, her istediğimde para verir mi? Okuldaki öğretmenim “çalışmadan para kazanılmaz” diyor ama kazanılıyor,iste… istiyorum, annemler veriyor. Niye müdür bey de vermesin! is görüşmesinde hemen soracağım,

“siz her istediğimde para verecek misiniz” diye. Yok vermiyorlarsa, hemen başka is bakacağım. Acaba yeryüzündeki bütün çocuklar benim gibi mi yetişiyor?

Öyle olmalı, annem bana örnek oluyor. Ben de kendi çocuklarıma örnek olacağım. Evde babam kral gibi. Abim de, neydi o, geçenlerde filmde duymuştum. Hah, “veliyah”. Evet,babam kral, abim de veliyat gibi. Annem pirpir, ne isterlerse anında veriyor, hiç öyle televizyondaki gibi “az sonra” yok. Babam öncelikli tabii, su getir, yemek koy, gömleğimi ütüle ve haydi yatağa. Annem, her zaman onları hayatının merkezine yerleştiriyor. Annem işyerinden geldiğinde, çoğu zaman kızgın. Bize değil, işyerindekilere…

“Biz çalışıyoruz, hep erkekler terfi ediyor…” diyor ve benzeri şeyler. Seviyor da olsa, kızıyor da olsa, hayatinin hep merkezinde erkekler var.

Geçen gün öğretmen, Türkçe dersinde bir gazeteden bir yazı okuttu. Melih Arat yazmış. Söyle bir şeyler diyordu. Artık

yeni bir çağdaymışız. Değişmemiz gerekiyormuş. Kendimize güvenmemiz, araştırma yapmamız, başkalarına saygı duymamız gerekiyormuş. Bizim evdekilerin bu durumla ilgisi yok tabi. Bizim evde kimse bana güvenmiyor. Baksanıza sandviçimi

bile yiyip yemediğimi telefonla kontrol ediyorlar. Öğretmenim sınavda başımda, kopya çekerim diye. Gel de kendine güven.

Araştırma yapmak ve soru sormak imkansız. Annem, babam, öğretmenim ne derse, doğru illaki odur. Bana bazen söyledikleri

doğru gelmiyor,acaba öyle mi diye araştıracak, soru soracak olsam, hemen susturup yerime oturtuyorlar. Öğretmenimin dağıttığı yazıda başkalarına saygı duymamız gerektiğini söylüyordu. Öğretmenim

beni saymıyor. Babam annemi saymıyor, annem beni saymıyor, abim annemi ve beni de saymıyor. Aslında babamı da saymıyor

da, korkusundan öyle görünüyor. En çok annemin beni saymamasına içerliyorum. Bazen onu kader arkadaşım gibi görüyorum. Hiç olmazsa, o beni saysa ya… Yazıda diyordu ki sorumluluk duymak, gelecekte ihtiyaç

duyulacak yeni yetenekler kazanmak, neydi empati kurmak -çevremizdekilerin yerine kendimizi koymak,bildiklerimizi

sorgulamak gerekir. Kendimizi ve hayattaki rolümüzü yeniden tarif etmeliymişiz. Değişim insanin kendisinden başlarmış. En zoru da başkasını suçlamak yerine şimdiki halimizden, mevcut kendimizden vazgeçmekmiş.

Bütün herkes daha önce çocuk olduğuna göre bütün is de annelere düşüyormuş, çünkü çocuğun gelişiminde en etkili olan annelermiş. Anneler, çocuklarını yetiştirmede özellikle benim anneminki gibi aşırı koruyucu tavırdan vazgeçmeliymiş. Çünkü bu bizlerde özgüvenin gelişmesini engelliyormuş. Sorunlarla kendi başımıza çıkamıyormuşuz, tıpkı benim bir yatak örtüsünü serememem gibi. Ama gel de bunu anneme anlat.

Su yazıya göre içine girdiğimiz yeni çağ, her şeyin sorgulanması ve her şeyin değişmesi için fırsatlarla doluymuş. Bu fırsatı kullanmaksa kadınlara kalmış. Annem, bu fırsatı kullanmayacak galiba, olsun yine de annemi çok seviyorum. Bana gelince, bugünden tezi yok, değişime başlıyorum,

uzaktan kumandaya son, bundan sonra okula giderken cep telefonu evde kalacak!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND