Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Amerika’da bir türk!

Marmara Üniversitesi öğrencisi Önal Ören, ilk defa Amerikaya “gitti, gördü, yazdı.” Amerikada “Türk olmak” nasıl birşey Kigem.com için yazdı… Amerikalıların komik alışkanlıkları neler? “Selam Amerika ben geldim” yazısı bir tık ötede!

AMERİKA’DA BİR TÜRK(1)

ÖNAL ÖREN KİGEM.COM İÇİN YAZDI…

Merhaba.
Marmara Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği 3. sınıfta okuyorum.
Size bir öğrenci olarak Amerikaya ilk gidişimde gördüklerimden, yaşadıklarımdan bir özet sunacağım. Ben de kigem.com üyesiyim ve sizlerin ( özellikle ilk defa gidecekseniz) bazı şeyleri önceden bilmenizi istedim…

Hep filmlerde izlediğimiz, her gün haberlerde adını duyduğumuz,neredeyse hayatımızın her köşesinde izine rastladığımız,kimimizin hayranlık duyduğu kimimizin nefret ettiği, siyaset konuşulan her ortamda illaki adı geçen, filmlerde yaşam standardını görüp “vay be orada yaşamak varmış” dediğimiz Amerika’da 3 ay geçirdim.

Yazımın ilk kısmında gitmeyi düşünenlere de örnek olması amacıyla
Amerika’ya nasıl gittiğim konusunda bilgi vereceğim. İkinci kısmında ise başımdan geçen komik ve trajikomik olaylardan bahsedeceğim.

Amerika’ya gitmek çoğumuz için bir hayal.Hem maddi açıdan hem de vize almada yaşanan problemler yüzünden bazılarımız için imkansız görünüyor. Amerikan hükümetinin Avrupa’daki üniversite öğrencileri için bir programı var. Adı work&travel. Türkçe meali çalış ve gez! Son dönemde üniversite öğrencileri arasındaki yeni trend bu programla Amerika’ya gitmek. Ben de “trende” öküz gibi bakmamak için bu programın nasıl bişey olduğunu araştırdım ilk once.

Program üniversitelerin hazırlık,1,2 ve 3. sınıf öğrencileri ile yüksek lisansın ilk senesindeki öğrencilere yönelik. Vize almak için Amerika’ya gidip orada kalmayacağınızı ispat etmeniz gerekiyor.Bu yüzden son sınıf öğrencileri gidemiyor.Bir acenta aracılığıyla Amerikadan bir form alıyorsunuz. Bu form olmadan vize için başvuramıyorsunuz.

Acenta tabi ki bu form için sizden bir ücret talep ediyor.Acenta ayrıca size çalışacağınız iş ve kalacağınız yer konusunda da yardımcı oluyor.Ekonomik uçak bileti bulmak, Amerika ile ilgili oryantasyon programı vermek de acentaların sunduğu hizmetler arasında.Acentaların talep ettikleri ücretler değişiyor ama genelde gidiş- dönüş uçak bileti de dahil 1800$-2000$ civarı oluyor. Tabi giderken yanınıza cep harçlığı da almanız gerekiyor. Cep harçlığını ne kadar fazla alırsanız o kadar iyi olur:))

Vize süreci insanın ömründen bir yıl alıyor desem yeridir. Önce vize için gerekli belgeleri hazırlıyorsunuz. Aman şu eksikti,aman bu yoktu,yok ben şunu imzalatmadım falan derken vize görüşme gününüz geliyor.Hani ÖSS sınavından once hep “Bu sene soruları TÜBİTAK hazırlıyor” diye bir söylenti olur ya vize görüşmesinden önce de “Amerika 11 Eylülden sonra Türklere vize vermiyormuş” diye bir söylenti oluyor.

Ardından da “hani Türkiye müslüman ülke ya ondan” diye açıklama geliyorBütün bunlara kulağınızı tıkıyorsunuz ve ne olduğunu anlamadan görüşme bitiyor.Bir kaç gün ya da bir hafta sonra vizeyi alıp almadığınız belli oluyor.Work&travel için vize türü olan J1 damgasını pasaportunuzda görünce inanın çok farklı hissediyorsunuz.

Hani acenta iş ve kalacak yer konusunda yardımcı oluyor dedik ya nasıl işler bunlar diye sorarsanız iş yelpazesi geniş sayılmamakla birlikte genelde oteller,restaurantlar,marketler,eğlence parkları,plajlardaki işler ve Alaska’da balık temizleme işi oluyor. Acentaya ne kadar erken başvurursanız o kadar geniş iş seçeneğine sahip oluyorsunuz. Kalacak yer ise bazen yurtlar ,bazen evler oluyor.Genelde sizinle aynı şekilde Amerika’ya giden öğrencilerle kalıyorsunuz.Tabi evin kirasını orada kazandığınız parayla ödüyorsunuz.

Ve beklediğiniz gün gelip çattı. Annenizin “oralar soğuk olur şunu da al” ısrarıyla tıkabasa doldurduğunuz valizinizle beraber havaalanına geldiniz. Kontrollerden geçtiniz ve sonunda uçağa bindiniz. Düşünsenize ertesi gün Amerika’dasınız. Yurtdışına çıkıyor olmanın verdiği heyecanla ,aileye ve vatana duyulacak özlemin birbirine karıştığı anlar bunlar.

Ben ilk kez uçağa biniyordum ve tatlı bir heyecan vardı içimde.Sık sık uçakla yurtdışına gittiğini sonradan öğrendiğim bir bey “şu uçağı bir kaçırsalardı da biraz heyecan yaşasaydık” dediği zaman biraz korkmuştum. Adam bunu her uçağa bindiğinde söylüyormuş. İlginç bir adamdı:))

Uçak yolculuğunda ayaklarınız uyuşmasın diye son bir saat uçakta yürüdükten sonra Amerikaya iniyorsunuz.Hayalini kurduğunuz, filmlerde izlediğiniz hep merak ettiğiniz yerdesiniz artık.

Türkiyeden tamamen farklı bir kültür.Maaşlar bizdeki gibi aylık değil, haftalık Ücretlendirme ise saate gore. Saati 7$ dan çalışıyorsunuz mesela.Haftada ne kadar çok çalışırsanız o kadar çok kazanıyorsunuz. Tabi bu ücretten eyalete gore değişen vergiler kesiliyor. Daha sonra ödediğiniz vergileri geri alabiliyorsunuz. Maaşlar genelde 2 haftalık çek olarak veriliyor.

O yüzden cep harçlığı miktarı ilk başlarda zorlanmamanız için önemli.Telefon fiyatlandırması da farklı.Birisini aradığınız zaman hem siz hem de aradığınız kişi ücret ödüyor. Kontörünüz bittiği zaman sizi arayamıyorlar bile! Dijital merhamet yok yani:))

Kazandığınız miktar Türkiye’ye göre çok görünse de harcamanız da o oranda oluyor.Ev kirası, yemek masrafı,ulaşım,çamaşır yıkamak masraflar arasında en çok yekün tutanları.Arabanız yoksa çok zorlanıyorsunuz.Bizdeki gibi her evde çamaşır makinesi yok. Bozuk para atarak çalıştırdığınız çamaşır makinelerinin olduğu çamaşırhaneler var.

Bir olay olduğu zaman 5 dakikadan kısa bir sürede polis,ambulans ve itfaiye olay yerine geliyor.Alışık olmadığımız bir durum değil mi?

Yaşadığınız kültür şokunu ne kadar kısa sürede atlatırsanız o kadar yararınıza.
Macera dolu Amerika artık ayaklarınızın altında..Bundan sonra ne yapacağınız size kalmış.Benim yaşadıklarımı merak ediyorsanız diğer yazımı okumanızı öneririm. Bu arada konuyla ilgili merak ettikleriniz olursa aşağıdaki mail adresinden bana ulaşabilirsiniz.

AMERİKA’DA BİR TÜRK(2)

Merhaba,yazımın ilk kısmında Amerika’ya nasıl gittiğimi anlatmıştım.Şimdi Ameirka’daki bazı anılarımdan bahsedeceğim. Gerçekten çok eğlenceli bir yaz geçirdim

Çalışacağım yer.Amerika’nın 5. büyük eğlence parkıydı.Oradaki aletleri çalıştırıyordum.Parkta çalışmak için Türkiye,Polonya,Bulgaristan,Slovakya ve Rusya’dan öğrenciler gelmişti.4 kişilik evlerde kalınıyordu ve ilk kaldığım evdeki tek Türk bendim.Diğerleri Polonyalı çocuklardı.Hani misafirperver milletiz ya yanımda getirdiğim kolonyayı çıkardım.Polonyalı çocuklara sunacaktım.Biz Türkiyede böyle yaparız falan demeye kalmadan çocuklar mutfaktan bardak kapıp geldi.Meğer kolonyayı votka sanmışlar(!)Siz siz olun kolonyanın üstüne votka değildir içilmez yazmayı unutmayın:))

İşten çıkışta gittiğim bir cafede güzel bir kız gördüm.Tanıştık ve muhabbet ilerlemeye başladı.Adı Mariaydı.Venezuellalı.Bana ülkemi sordu.Türkiye deyince dünya kupasında 3. olduğumuzu söylemesi beni şaşırtmıştı.Mariayla ortak bir nokta bulmuştuk.Futbol.Tam ben gol atarım diye düşünürken kız bana “kaç tane deven var” diye sordu.Şaşırdım kaldım.Golü ben yemiştim.Ne diyeceğimi bilemedim.Biz onca ülkenin başkentine kadar bilelim bunlar bizi hala çölde yaşıyor sansın iyimi.Diyecek birşey bulamadım,o anki şaşkınlıkla babamın deve galerisi var dedim:))

Atlantic City’de bir benzinciye girdik.Çok da sıkışmıştık.Bizde benzin istasyonlarının tuvaleti ücretsiz olur.Orada paralıydı.25 cent.Ama biz de Türktük ve 3 kişi 75 cent vermeye razı olmadık.25 cent atınca kapı açılıyordu.Biz 25 cent attık kapı açıldı ama kapanmadan diğer arkadaşım girdi.Böylece 25 cente 3 kişi tuvalete girmiş olduk.:))

Buna benzer bir olayı da Washington’da yaşadım.Sokakta 35 cent atıp gazete aldığınız kutular var.Ben parayı verince kutunun bir gazete verdiğini sanıyodum ama kutu tamamen açılıyormuş.Tabi 3 tane gazete alıp arkadaşlara dağıttım.1 gazete fiyatına 3 gazete. Evet kabul ediyorum bunu sadece Türkler yapıyor:))

New York’a gitmiştim ve canım acayip kebap çekmişti.Internetten Türk restaurantlarının adreslerini almıştım.Adresi bulmakta zorlanınca sokaktaki birine sorayım dedim.Kenarda duran birine yanaştım ve İngilizce”buralarda bir Türk restaurantı var mı”diye sordum.Adam yüzüme baktı,güldü ve “evet var” diye TÜRKÇE cevap verdi:))

Sonunda restauranta girdim..Hemen bir adana söyledim bir de ayran içtim.Şalgam yoktu malesef.Hesap geldi: 18 dolar:))

New York’ta sabahın 6””sında sağlıklı yaşam trendine uyacağım diye koşan yaşlılar, kahvaltı yerine sosisli sandviç ve kahveyi tercih eden çalışanlar,yüksek yüksek binalar,konuşmasından hiçbirşey anlamadığınız Pakistanlı ya da Hindistanlu taksi şoförleri,çöplerdeki elektronik eşyalar beni çok şaşırtmıştı. Adamın videosu geri sarmıyormuş, fırının bir gözü yanmıyormuş, koltuk takımının modası geçmiş gibi sebeplerden dolayı çöpe atılan onca eşyadan ev dizenlerin sayısı hiç de az değil.

Bu arada New York’a yolunuz düşerse mutlaka Türk Konsolosluğu’na gidin ve oradaki hizmetliyle muhabbet edin.Amcam tam bir Türk.Tipi,kıyafeti,konuşması; herşeyiyle bir Türk.Amerika etkileyememiş onu.”Yeğenim hoşgeldin” dediği zaman özlediğiniz değerler geliyor aklınıza:))

Yine New York’ta girdiğim bir cafede baklava görünce çok sevinmiştim.Garsona bu nerenin tatlısı diye sordum. Garson Türk tatlısı diyecekti. Böylece ben de Türküm diyecek ve kendi ülkemden bir şeyi görmekle mutluluk duyacaktım.Ama garson buna izin vermedi.Efendim baklava bir YUNAN tatlısıdır deyince bozuldum:)). Adam sonra da ekledi. Sarma ve dolmayı göstererek bunlar da YUNAN yemeklerimiz. Bir BULGAR ürünü olan yoğurtla servise sunuyoruz dedi:))..

Ne kadar ilginç değil mi? Adamlar baklavayı bile sahiplenmiş…

Amerikan kültürü dedik ya adamlar sokakta gördüğü herkese selam veriyor.Sadece sokakta da değil. Heryerde! Tanısın tanımasın selam veriyor, nasılsın diye soruyor.Bize ters bir durum:)) Bir tanesi tuvalette sordu naber, napıyosun ,nasıl gidiyor diye. İlk günlerimdi Amerika’da. Ne diyeceğimi bilemedim. Beden dilimle cevap verdim:))

Amerika’da herşey tüketim üstüne kurulmuş.Paran kadar yaşayabiliyorsun. Zor bir durumun olsa Türkiye’de yardımına koşulacağını bilirsin ama Amerikada böyle birşey yok.Adamlar herşeyden para kazanıyor.Zaman eşittir para kavramı kültürlerinin bir parçası.Zaman kaybı olmasın diye kahvaltıyı yolda yürürken sosisli sandviç ve kahve ile yapıyorlar.

Bizde öyle mi? Yağ. bal. domates. peynir. zeytin. Ve demleme çay tabi ki!Oraya gidince hepsinin değerini daha çok anlıyorsunuz. Dedik ya zaman eşittir para diye; arabada diş fırçalayanları ya da sakal traşı olanları(usturayla değil tabi!)görürseniz şaşırmayın..

Amerikaya gitmenin ne tür yararları oldu diye sorarsanız en başta değişik kültürler tanıma fırsatı verdi derim.Ameirkan kültürünün yanısıra, Polonya, Bulgaristan, Venezuella, Slovakya gibi ülkelerin kültürlerini tanıdım.Trakya şivesiyle İngilizce konuşan Bulgarları dinlemek gerçekten keyif vericiydi.İnsanın aklına Beyaz’ın Hüsmen Ağa tiplemesi geliyor:))

Bu arada İngilizcemin geliştiğini söylemeye gerek yok herhalde.

Acısıyla tatlısıyla 3 ay geçirdim Amerika’da ve Türkiye’ye döndüm.Yaşadığım olayların bana kattığı tecrübeyle yoluma devam ediyorum. Değişik kültürler tanıdım,İngilizcemi geliştirdim ve uzak gibi görünen bazı şeylerin aslında hiç de o kadar uzak olmadığını gördüm. Herkese öneririm.Her türlü görüş ve sorularınız için aşağıdaki mail adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Saygı ve sevgilerimle

onaloren@yahoo.com

Yazar: Önal Ören

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND