Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Amelelik yaparak okudu, şimdi rektör koltuğunda

Anne babası okuma yazma bilmeyen bir çocuk olarak ya onların izinden gidecekti, ya da kendine yeni bir yol açacaktı. O, az gidilmiş yolu seçti. Amelelik yaparak üniversiteyi bitirdi, gün geldi akademik kariyerin zirvesibe çıktı. İşte Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın’ın başarı öyküsü…

prof. dr. şenay yalçın, başarı hikayesi, bahçeşehir üniversitesi rektörü, azmin zaferi hikayesi

Anne babası okuma yazma bilmeyen bir çocuk olarak ya onların izinden gidecekti, ya da kendine yeni bir yol açacaktı. O, az gidilmiş yolu seçti. Amelelik yaparak üniversiteyi bitirdi, gün geldi akademik kariyerin zirvesine çıktı. İşte Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın’ın başarı öyküsü…

İNŞAATLARDA ÇALIŞARAK OKUDU, ŞİMDİ REKTÖR KOLTUĞUNDA

Anne babası okuma yazma bilmeyen, yazları tarlada ve inşaatlarda amelelik yaparak harçlık çıkaran Prof. Dr. Şenay Yalçın, bugün akademik kariyerin doruğunda.

Erzurum’un Olur ilçesine bağlı Karacasu Köyü’nde çıtalarla çatısı oluşturulan saman ve çamurla arası doldurulan tek göz odada 1953 yılında dünyaya geldiğinde kaderi kardeşlerinden pek de farklı görünmüyordu. Şenay Yalçın, okuma yazma bilmeyen anne babanın 11 çocuğundan hayatta kalan 6’ncısı olarak Yalçın ailesine katıldı. Doğduğu andan itibaren ağabey ve ablalarından farklı, meraklı ve haylazdı. Babası da işte bu nedenle onu daha 6 yaşındayken 180 haneli köyde imam amcasının gayreti ile açılan okula giden abla ve ağabeyinin yanına kattı. Şenay Yalçın, ortaokul mezunu eğitmen Sabri Çelik’in üç sınıfı birden okuttuğu sınıfta hevesle yerini aldı. Annesinin diktiği siyah çuvalın içine her sabah fasulye taneleri ve kibrit çöpüne benzer çubukları atıp, karla kaplı okul yolunda zıplaya zıplaya gidip geldi. Sıralara sığmayan fasülye ve çöplerle sınıftaki ağabey ve ablaları gibi yere serperek harfleri yazdı. Çünkü yazacak ne kalemi, ne de defteri vardı. Okula başlar başlamaz okuma yazmayı öğrendi. Daha çok öğrenmek, yazmak istiyordu. Sınıfında birkaç kişide bulunan kalem ve defterden birine sahip olmak en büyük hayaliydi. Ne sıhhiyeciden aldığı iğne içindeki plastikten yapılan silgisi, ne de abi ve ablasının silerek yeniden yazmaya başladığı defteri onu mutlu ediyordu. Yepyeni defterlere, kitapları çantasına doldurmak istiyordu.

Kendi deyimiyle “şeytana uyduğu” bir anda annesinin sandığında karşısına çıkan 2 lirayı aldığı gibi okula koştu. Alfabe ve okuma kitabı aldı. Daha sonra da bakkalda yepyeni defter ve kalemlere kalan parasını saydı. Cebinde kalan birkaç kuruşla da uzun zamandır göz diktiği birkaç kuru üzüme harcadı. Ama, suçlulukla karışık bu mutluluğu uzun sürdmedi. Hayatının ilk ve son hırsızlığında yakayı ele verdi. Babası okul malzemesi aldığı için sesini pek çıkarmadı.

Okuma yazması olmayan, hayvancılıkla geçinen.. bey oğlundaki okuma hırsını görüyor, içten içe mutlu oluyordu. Ne kendisi, ne de eşi tek harfi tanımıyordu ne de olsa. Resmi bir yere yazı yazılacaksa orman memurunu bulup, ona yazdırıyor, gelen mektupları da onlara okutuyordu. Gerçi çocukları da artık öğrenmişlerdi ama memurlar herşeyin iyisini bilirdi ne de olsa.
Yine de oğluyla içten içe gurur duyuyordu. Eğitmen de Şenay’daki bu okuma hırsını görmüş, başarısı karşısında 2’inci sınıfı okutmamış, doğrudan 3’üncü sınıfa geçirmişti. Bu ilk üç sınıfı bitirince yedeksubay olarak öğretmenlik yapan İsmet İntepe’nin sınıfına geçti Şenay. İstanbullu İsmet öğretmen, öğrencilerine İstanbul’dan, Dolmabahçe’den, Boğazdan söz eder, onları hayal dünyasına götürürdü. O da Şenay’dan çok memnundu, sık sık babasına, “Verin bu çocuğu İstanbul’a götüreyim, çok başarılı” derdi.

Gerçek öğretmenle hiç karşılaşmadı
O zaman ne ilçede ortaokul, ne de lise vardı. Şenay’ın kaderi kardeşlerine benzemeyecekti. Köyde herkesin durumu aynıydı. Yaşayacak kadar tarlada ekinleri alıyor, ihtiyacı olana da gizlice yardım yapılıyordu. Geceleri sessizce kapı önlerine erzaklar bırakılır, kapı çalınır, yardımı yapan kimse gecenin sessizliğinde kaybolurdu. Kimse kimseyi yaptığı iyilikle ezmezdi. Şenay, ilkokulu bitirmesine az kala öğretmen okuluna gitmeyi kafasına koydu. Tam o sırada Naci Kılıç öğretmen karşısına çıktı. Naci Hoca, Şenay’ı Erzurum’daki Öğretmen Okulu’nun sınavlarına bir ay boyunca hazırladı. Şenay, beşinci sınıfı bitirdiğinde ilk kez köyden çıkmış, uzaktan ışıl ışıl parlayan elektriği olan Oltu’yu görebilmişti. Yazılı sınavın ardından, sözlü sınavı da geçti. Listede “Şenay Yalçın” en üst sıradaydı. Kazanmasına kazanmıştı Erzurum Yavuz Selim Öğretmen Okulu’nu. Ama oraya gidecek yol parası yoktu. Babası ablasının yaptığı elde yapılan keçe kilimi Orman Bakım memuruna sattı, aldığı parayla oğlunu alıp o zamanki adıyla Pulur Köy Enstitüsü, bugünkü adıyla Yavuz Selim İlköğretim Okulu’na götürdü.

Orada tekrar sınava girdi. Kararlıydı, burada okuyacak, büyük adam olacaktı. Bu düşüncelerle sınav salonuna ilerlerken babası arkasından bildiği tüm duaları edip, okuyup üflüyordu. Sonuçlar belli olduğunda Oltu’da birinci sırada kazanan tek kişi oldu Şenay. Yıl 1964’tü. 10 yaşında sınıfın maskotu, ufak tefek Şenay okulun en sevilenleri arasına girdi. Hayallerine adım adım yaklaşıyordu. Ne Erzurum’un soğuğu, ne annesinden ayrı kalması içine işliyordu. Altlı üstlü ranzaların olduğu barakadaki kapının bir gün açık kalıp, bütün karın üstüne yağması da onu okuma yolunda caydırmadı.

78 kişinin kaldığı barakada kimi zaman yanan kömür sobası, kimi zaman arkadaşlarının sıcaklığı ile ısınıyordu. Annesinin ördüğü yün çorapların üzerine pijaması, onun üstüne de okulun verdiği eşofmanla geceyi üşümeden geçiriyordu. Hırslı olduğu kadar çalışkandı. Bazen anlamadığı konuları yatağında ışıklar kapatıldığı için battaniyesini başına geçirip, el feneriyle tekrar eder, o da yetmediği zaman sabah erkenden uyanır, dışarı çıkıp, bağıra bağıra okuma yapardı.

Her sabah arkadaşlarıyla sınıflarını birlikte temizler, sobayı yakarlardı. Yemekleri dağıttıktan sonra, masaları kurup, bulaşıkhaneye tabaları el birliği ile götürürlerdi. Hayvancılık, arıcılık, emek yapma, pancar biçme, ürünleri saklama gibi birçok konuda köy çocukları olarak eğitim alırlardı.
Birincilikle buradan mezun olunca yükseköğretmen okulu için seçildi. Kur’ada İzmir şansına düştü. 18 dersin 16’sı 10 üzerinden 10 olunca yanına gelen her hoca, kendi branşını seçmesi konusunda telkinde bulundu. Resim ve müzikle arası pek de iyi değildi.

Şenay kararını verdi. Posta trenine bindiği gibi 16 yaşında bugün Ege Üniversitesi olarak bilinen Yükseköğretmen Okulu’na doğru yola çıktı. Yol parasını dayısı vermiş, ilk takım elbiseyle burada giymişti. Hem burada okuyup, hem de üniversite sınavlarına girecekti. Bir dershane yayınını beş arkadaş alarak aralarında değiştirerek çalıştılar. Sınav sonunda istediği okula girme şansını elde etti. En büyük amacı cerrah olmaktı, ama öğretmen okulu parasını ödemesi gerekiyordu. Yani devletin ona verdiği parayı, bu kez geri ödemesi şartıyla istediği okula gidecekti. Ya da öğretmen olup 15 yıl hizmet edip, kendisini okutan devlete hizmet edecekti. İkinci şıkkı seçmek zorunda kaldı. Babasının orman memuruna yazdırdığı mektupta “Git, oku öğretmen ol” telkinine uydu.

Şenay Yalçın, hem yükseköğretmen okulunda devam etti, hem de Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’nde matematik ve fizik bölümünü bitirdi.

“Madem doktor olamadım, öğretim üyesi olacağım” diyerek tercihini yaptı. Birincilikle iki okuldan mezun oldu. Ancak, mecburi hizmeti yapmak zorundaydı. Asistan olarak kazanamadı. İlk tayini Malatya Atatürk Lisesi’ne çıktı. 21 yaşında lise öğretmeni olarak sınıfa girdiğinde okulun en genç öğretmeni oldu.

Askeri yıllar
Sağcının solcuyu vurduğu, günde 20 kişinin yaşamını yitirdiği bu dönemde Genelkurmay Başkanlığı’na yaptığı başvuru sonucunu postacı getirdi. Hava Kuvvetleri’ne atanmıştı. 1979’dan 1995’e kadar burada çalıştı.

Ancak, akademik kariyer yapamıyordu. İşte o sırada Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Enver Yücel’le yolları kesişti. Kolejlerin oluşturulması, ardından üniversitenin kurulması sırasında destek oldu.

Bu arada yurdışında çalışmalar yaptı. 2000 yılında profesör oldu. Bahçeşehir Üniversitesi bölüm başkanlığı, dekan yardımcılı, fen edebiyat fakültesi dekanlığı, ardından mühendislik bilimleri dekanlığı ve 2007’de rektör yardımcılığı yaptı.

Birçok üniversitenin kuruluşunda kurucu rektör oldu. 2011 Temmuz ayında Bahçeşehir Üniversitesi’nde rektörlük koltuğuna oturdu.

Her anımda mutlu olmaya çalıştım
Yaşamın her safhasında mutlu olmayı becerebildim. Bu olmadı diye kendimi mutsuz hissetmedim, perişan olmadım. Hiç geriye bakmadım. Mevcut şartlarda en iyi olmaya çalıştım. Paylaşmayı seviyorum. Ailemizde kız çocuklarından kim üniversiteyi kazanırsa ona burs veriyorum. Kızların okuması çok önemli.

Büyük kızım hayalimdeki tıbbı seçti
Üniversitede asistanken eşim Elif’le tanıştım. Sonra evlendim. Üç kızım oldu. Büyük kızım benim hayalim olan doktorluğu seçti. Çocuklarıma meslek telkini yapmam. O ortamı sağlarım, onlar karar verir. Ailenin etkisiyle seçim yapıp, mutsuz olan insanlar çok gördüm. Diğer kızlarım radyolog ve elektronik mühendisi.

Boykotlarda amelelik yapardım

Anne babanız rektörlüğünüzü gördü mü?
Annem 99 yaşında. Babam 1992’de vefat etti. Ben o zaman binbaşıydım. Benimle hep gurur duyuyorlardı.

Yazları çalışarak mı okudunuz?
Anarşi dönemlerinde okulda çok boykot olurdu. O zamanlar üniversitenin yanında inşaat binalarında harç çeker, amelelik yapardım. Başka imkanım yoktu. Bazen de dershanelerde cumartesi-pazar etüd öğretmenliği yapardım. Yazları da köye gittiğimiz ilk günden, döneceğim geceye kadar tarlada çayırda çalışırdım. Ellerim nasır bağlardı.

Bu koşullardan, rektörlük koltuğuna geldiniz.
Hayatımda hep manevi tatmin aradım. Benim okumama vesile olan devlete karşı hep borcum olduğumu hissettim. Rektörlük koltuğuna oturunca özel bir zevk duymadım. Sorumluluk fazla. Bir akademisyenin gelebileceği en üst nokta. Daha çok kişiye hizmet vereceğim.

Kaynak: www.kadinlarkulubu.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND