Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Amelelik yaparak okudu, şimdi rektör koltuğunda

Anne babası okuma yazma bilmeyen bir çocuk olarak ya onların izinden gidecekti, ya da kendine yeni bir yol açacaktı. O, az gidilmiş yolu seçti. Amelelik yaparak üniversiteyi bitirdi, gün geldi akademik kariyerin zirvesibe çıktı. İşte Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın’ın başarı öyküsü…

Anne babası okuma yazma bilmeyen bir çocuk olarak ya onların izinden gidecekti, ya da kendine yeni bir yol açacaktı. O, az gidilmiş yolu seçti. Amelelik yaparak üniversiteyi bitirdi, gün geldi akademik kariyerin zirvesine çıktı. İşte Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın’ın başarı öyküsü…

İNŞAATLARDA ÇALIŞARAK OKUDU, ŞİMDİ REKTÖR KOLTUĞUNDA

Anne babası okuma yazma bilmeyen, yazları tarlada ve inşaatlarda amelelik yaparak harçlık çıkaran Prof. Dr. Şenay Yalçın, bugün akademik kariyerin doruğunda.

Erzurum’un Olur ilçesine bağlı Karacasu Köyü’nde çıtalarla çatısı oluşturulan saman ve çamurla arası doldurulan tek göz odada 1953 yılında dünyaya geldiğinde kaderi kardeşlerinden pek de farklı görünmüyordu. Şenay Yalçın, okuma yazma bilmeyen anne babanın 11 çocuğundan hayatta kalan 6’ncısı olarak Yalçın ailesine katıldı. Doğduğu andan itibaren ağabey ve ablalarından farklı, meraklı ve haylazdı. Babası da işte bu nedenle onu daha 6 yaşındayken 180 haneli köyde imam amcasının gayreti ile açılan okula giden abla ve ağabeyinin yanına kattı. Şenay Yalçın, ortaokul mezunu eğitmen Sabri Çelik’in üç sınıfı birden okuttuğu sınıfta hevesle yerini aldı. Annesinin diktiği siyah çuvalın içine her sabah fasulye taneleri ve kibrit çöpüne benzer çubukları atıp, karla kaplı okul yolunda zıplaya zıplaya gidip geldi. Sıralara sığmayan fasülye ve çöplerle sınıftaki ağabey ve ablaları gibi yere serperek harfleri yazdı. Çünkü yazacak ne kalemi, ne de defteri vardı. Okula başlar başlamaz okuma yazmayı öğrendi. Daha çok öğrenmek, yazmak istiyordu. Sınıfında birkaç kişide bulunan kalem ve defterden birine sahip olmak en büyük hayaliydi. Ne sıhhiyeciden aldığı iğne içindeki plastikten yapılan silgisi, ne de abi ve ablasının silerek yeniden yazmaya başladığı defteri onu mutlu ediyordu. Yepyeni defterlere, kitapları çantasına doldurmak istiyordu.

Kendi deyimiyle “şeytana uyduğu” bir anda annesinin sandığında karşısına çıkan 2 lirayı aldığı gibi okula koştu. Alfabe ve okuma kitabı aldı. Daha sonra da bakkalda yepyeni defter ve kalemlere kalan parasını saydı. Cebinde kalan birkaç kuruşla da uzun zamandır göz diktiği birkaç kuru üzüme harcadı. Ama, suçlulukla karışık bu mutluluğu uzun sürdmedi. Hayatının ilk ve son hırsızlığında yakayı ele verdi. Babası okul malzemesi aldığı için sesini pek çıkarmadı.

Okuma yazması olmayan, hayvancılıkla geçinen.. bey oğlundaki okuma hırsını görüyor, içten içe mutlu oluyordu. Ne kendisi, ne de eşi tek harfi tanımıyordu ne de olsa. Resmi bir yere yazı yazılacaksa orman memurunu bulup, ona yazdırıyor, gelen mektupları da onlara okutuyordu. Gerçi çocukları da artık öğrenmişlerdi ama memurlar herşeyin iyisini bilirdi ne de olsa.
Yine de oğluyla içten içe gurur duyuyordu. Eğitmen de Şenay’daki bu okuma hırsını görmüş, başarısı karşısında 2’inci sınıfı okutmamış, doğrudan 3’üncü sınıfa geçirmişti. Bu ilk üç sınıfı bitirince yedeksubay olarak öğretmenlik yapan İsmet İntepe’nin sınıfına geçti Şenay. İstanbullu İsmet öğretmen, öğrencilerine İstanbul’dan, Dolmabahçe’den, Boğazdan söz eder, onları hayal dünyasına götürürdü. O da Şenay’dan çok memnundu, sık sık babasına, “Verin bu çocuğu İstanbul’a götüreyim, çok başarılı” derdi.

Gerçek öğretmenle hiç karşılaşmadı
O zaman ne ilçede ortaokul, ne de lise vardı. Şenay’ın kaderi kardeşlerine benzemeyecekti. Köyde herkesin durumu aynıydı. Yaşayacak kadar tarlada ekinleri alıyor, ihtiyacı olana da gizlice yardım yapılıyordu. Geceleri sessizce kapı önlerine erzaklar bırakılır, kapı çalınır, yardımı yapan kimse gecenin sessizliğinde kaybolurdu. Kimse kimseyi yaptığı iyilikle ezmezdi. Şenay, ilkokulu bitirmesine az kala öğretmen okuluna gitmeyi kafasına koydu. Tam o sırada Naci Kılıç öğretmen karşısına çıktı. Naci Hoca, Şenay’ı Erzurum’daki Öğretmen Okulu’nun sınavlarına bir ay boyunca hazırladı. Şenay, beşinci sınıfı bitirdiğinde ilk kez köyden çıkmış, uzaktan ışıl ışıl parlayan elektriği olan Oltu’yu görebilmişti. Yazılı sınavın ardından, sözlü sınavı da geçti. Listede “Şenay Yalçın” en üst sıradaydı. Kazanmasına kazanmıştı Erzurum Yavuz Selim Öğretmen Okulu’nu. Ama oraya gidecek yol parası yoktu. Babası ablasının yaptığı elde yapılan keçe kilimi Orman Bakım memuruna sattı, aldığı parayla oğlunu alıp o zamanki adıyla Pulur Köy Enstitüsü, bugünkü adıyla Yavuz Selim İlköğretim Okulu’na götürdü.

Orada tekrar sınava girdi. Kararlıydı, burada okuyacak, büyük adam olacaktı. Bu düşüncelerle sınav salonuna ilerlerken babası arkasından bildiği tüm duaları edip, okuyup üflüyordu. Sonuçlar belli olduğunda Oltu’da birinci sırada kazanan tek kişi oldu Şenay. Yıl 1964’tü. 10 yaşında sınıfın maskotu, ufak tefek Şenay okulun en sevilenleri arasına girdi. Hayallerine adım adım yaklaşıyordu. Ne Erzurum’un soğuğu, ne annesinden ayrı kalması içine işliyordu. Altlı üstlü ranzaların olduğu barakadaki kapının bir gün açık kalıp, bütün karın üstüne yağması da onu okuma yolunda caydırmadı.

78 kişinin kaldığı barakada kimi zaman yanan kömür sobası, kimi zaman arkadaşlarının sıcaklığı ile ısınıyordu. Annesinin ördüğü yün çorapların üzerine pijaması, onun üstüne de okulun verdiği eşofmanla geceyi üşümeden geçiriyordu. Hırslı olduğu kadar çalışkandı. Bazen anlamadığı konuları yatağında ışıklar kapatıldığı için battaniyesini başına geçirip, el feneriyle tekrar eder, o da yetmediği zaman sabah erkenden uyanır, dışarı çıkıp, bağıra bağıra okuma yapardı.

Her sabah arkadaşlarıyla sınıflarını birlikte temizler, sobayı yakarlardı. Yemekleri dağıttıktan sonra, masaları kurup, bulaşıkhaneye tabaları el birliği ile götürürlerdi. Hayvancılık, arıcılık, emek yapma, pancar biçme, ürünleri saklama gibi birçok konuda köy çocukları olarak eğitim alırlardı.
Birincilikle buradan mezun olunca yükseköğretmen okulu için seçildi. Kur’ada İzmir şansına düştü. 18 dersin 16’sı 10 üzerinden 10 olunca yanına gelen her hoca, kendi branşını seçmesi konusunda telkinde bulundu. Resim ve müzikle arası pek de iyi değildi.

Şenay kararını verdi. Posta trenine bindiği gibi 16 yaşında bugün Ege Üniversitesi olarak bilinen Yükseköğretmen Okulu’na doğru yola çıktı. Yol parasını dayısı vermiş, ilk takım elbiseyle burada giymişti. Hem burada okuyup, hem de üniversite sınavlarına girecekti. Bir dershane yayınını beş arkadaş alarak aralarında değiştirerek çalıştılar. Sınav sonunda istediği okula girme şansını elde etti. En büyük amacı cerrah olmaktı, ama öğretmen okulu parasını ödemesi gerekiyordu. Yani devletin ona verdiği parayı, bu kez geri ödemesi şartıyla istediği okula gidecekti. Ya da öğretmen olup 15 yıl hizmet edip, kendisini okutan devlete hizmet edecekti. İkinci şıkkı seçmek zorunda kaldı. Babasının orman memuruna yazdırdığı mektupta “Git, oku öğretmen ol” telkinine uydu.

Şenay Yalçın, hem yükseköğretmen okulunda devam etti, hem de Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’nde matematik ve fizik bölümünü bitirdi.

“Madem doktor olamadım, öğretim üyesi olacağım” diyerek tercihini yaptı. Birincilikle iki okuldan mezun oldu. Ancak, mecburi hizmeti yapmak zorundaydı. Asistan olarak kazanamadı. İlk tayini Malatya Atatürk Lisesi’ne çıktı. 21 yaşında lise öğretmeni olarak sınıfa girdiğinde okulun en genç öğretmeni oldu.

Askeri yıllar
Sağcının solcuyu vurduğu, günde 20 kişinin yaşamını yitirdiği bu dönemde Genelkurmay Başkanlığı’na yaptığı başvuru sonucunu postacı getirdi. Hava Kuvvetleri’ne atanmıştı. 1979’dan 1995’e kadar burada çalıştı.

Ancak, akademik kariyer yapamıyordu. İşte o sırada Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Enver Yücel’le yolları kesişti. Kolejlerin oluşturulması, ardından üniversitenin kurulması sırasında destek oldu.

Bu arada yurdışında çalışmalar yaptı. 2000 yılında profesör oldu. Bahçeşehir Üniversitesi bölüm başkanlığı, dekan yardımcılı, fen edebiyat fakültesi dekanlığı, ardından mühendislik bilimleri dekanlığı ve 2007’de rektör yardımcılığı yaptı.

Birçok üniversitenin kuruluşunda kurucu rektör oldu. 2011 Temmuz ayında Bahçeşehir Üniversitesi’nde rektörlük koltuğuna oturdu.

Her anımda mutlu olmaya çalıştım
Yaşamın her safhasında mutlu olmayı becerebildim. Bu olmadı diye kendimi mutsuz hissetmedim, perişan olmadım. Hiç geriye bakmadım. Mevcut şartlarda en iyi olmaya çalıştım. Paylaşmayı seviyorum. Ailemizde kız çocuklarından kim üniversiteyi kazanırsa ona burs veriyorum. Kızların okuması çok önemli.

Büyük kızım hayalimdeki tıbbı seçti
Üniversitede asistanken eşim Elif’le tanıştım. Sonra evlendim. Üç kızım oldu. Büyük kızım benim hayalim olan doktorluğu seçti. Çocuklarıma meslek telkini yapmam. O ortamı sağlarım, onlar karar verir. Ailenin etkisiyle seçim yapıp, mutsuz olan insanlar çok gördüm. Diğer kızlarım radyolog ve elektronik mühendisi.

Boykotlarda amelelik yapardım

Anne babanız rektörlüğünüzü gördü mü?
Annem 99 yaşında. Babam 1992’de vefat etti. Ben o zaman binbaşıydım. Benimle hep gurur duyuyorlardı.

Yazları çalışarak mı okudunuz?
Anarşi dönemlerinde okulda çok boykot olurdu. O zamanlar üniversitenin yanında inşaat binalarında harç çeker, amelelik yapardım. Başka imkanım yoktu. Bazen de dershanelerde cumartesi-pazar etüd öğretmenliği yapardım. Yazları da köye gittiğimiz ilk günden, döneceğim geceye kadar tarlada çayırda çalışırdım. Ellerim nasır bağlardı.

Bu koşullardan, rektörlük koltuğuna geldiniz.
Hayatımda hep manevi tatmin aradım. Benim okumama vesile olan devlete karşı hep borcum olduğumu hissettim. Rektörlük koltuğuna oturunca özel bir zevk duymadım. Sorumluluk fazla. Bir akademisyenin gelebileceği en üst nokta. Daha çok kişiye hizmet vereceğim.

Kaynak: www.kadinlarkulubu.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND