Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Altına nasıl yatırım yapılır?

Çeyrek, Tam, Yarım. Nedir Bu Altın? Doğru bir yatırım aracı mıdır? Altın yatırımında nelere dikkat edilmesi gerekir? Para uzmanı Özlem Denizmen yazdı…

Çeyrek, Tam, Yarım. Nedir Bu Altın? Doğru bir yatırım aracı mıdır? Altın yatırımında nelere dikkat edilmesi gerekir? Para uzmanı Özlem Denizmen yazdı… 

Çeyrek, Tam, Yarım. Nedir Bu Altın?

Hem gözümüzü hem de cebimizi kamaştıran altın, söyle seninle ne yapalım? Siz sordunuz, ben cevapladım.

Metaller arasında altın yüzyıllardır insanlığın tercihi olmuş. Demir paslanıyor, bakır yeşeriyor, gümüş kararıyor. Bakır dışında, grimsi renkte olmayan tek metal altın. Işıltısı nedeniyle altının hep büyüleyici, mistik bir tarafı olduğuna inanılmış. Yunan mitolojisindeki ‘altın post’, zenginliği ve iktidarı temsil edermiş.

Gelinin Amcasından 18 Bilezik

Neredeyse tüm medeniyetler altını sevmiş. Eski Mısır, güneşe benzerliğinden dolayı altını tanrı olarak kabul etmiş. İnka medeniyeti altına, ‘Güneşin Teri’ demiş. Altını işleyen ve en büyük altın madeni rezervine sahip ilk medeniyet de İnka medeniyeti. Aztek dilinde ise altın Teocuitlatl yani ‘Tanrıların Kakası’ anlamına geliyor. Bizim toplumumuzda da altının yeri ayrı. Hele düğünlerimizde; “Gelinin amcasından geline 18 altın bilezik, damadın annesinden 5 burma, bir beşi bir yerde, gelinin görümcesinden altın kemer” gibi sözlere aşinayız. Altın biriktirmek ya da saklamak da bizde bir gelenek olmuş. Altın kadının en büyük güvencesi ama belki de güvence birikimlerimizi başka türlü yapmanın vakti geldi.

Seveni De Var Sevmeyeni De

Bazıları “Altın çamura düşse de değeri kaybolmaz” diyor, bazıları ise yanından bile geçmek istemiyor.

a) Altın sevenler: “Para değersiz, altına bir şey olmaz altın almayacağım da ne yapacağım?” diye düşünüyor.

b) ‘Değersiz’ diyenler: Bazıları da mesela dünyaca ünlü yatırımcı Warren Buffet gibi altını yararsız görüyor. Buffet şöyle diyor: “Afrika’da bir yerlerde yerin altından altını çıkarıyoruz. Sonra onu eritiyoruz. Başka bir çukur kazıp (merkez bankalarında) tekrar gömüyoruz. Bazı insanlara başında durup onu koruması için para ödüyoruz. Hiçbir yararı yok. Mars’tan bizi izleyen biri olsa kafasını kaşıyordur, ne yapıyor bu adamlar diye.”

Altın Hesabı Nasıl Açılır?

1. İnternet, çağrı merkezi ve banka şubesinden altın hesabı açtırabilirsiniz.

  1. Banka şubelerinde altın hesabı vadeli vadesiz olarak açılabiliyor.
  2. Masrafı yok.
  3. Altını gram bazında alış-satış yapıyorsunuz.
  4. Çalınma, sahte olma, gramajının az olması, eski tarih olma riski yok. Evde Çil Çil Altın, Aman Düşmandan Sakın
    Soru: Yeni evlendik, yaklaşık 20 bin liralık altınım var. Altın olarak evde mi kalsın?

Cevap: Ne güzel, ‘altınımız var hepsi evimizde duruyor’ diye düşünüyorsun ama ertesi gün bir anda yok olabilir. Evden altınlar çalınabilir. Bu yaşadığımız hayatın bir gerçeği. İlle altın dersen, altınla

ilgili yatırım araçları var şimdi. Bankaya götürüp altın hesabı açmanı öneririm. Bankalar ve finans kuruluşları, riski sevmeyen ve riskten korunmak isteyen yatırımcılara yönelik sürekli yeni finansal ürünler çıkarıyorlar. Miligram bazında da olsa anında alış ve satış yapabilirsiniz.

1. Birikimli altın hesabı: Türk lirası, döviz ya da kredi kartınızdan 100 veya 5 gram altından başlayan miktarlarda birikimli altın yatırımı yapabilirsiniz.

2. Altın fonları: Ağırlıklı olarak altın ve altına dayalı finansal araçlardan oluşur. Fonun içerisinde sabit getirili menkul kıymetler ve ters repo işlemleri de bulunuyor. Fon yönetim ücretleri var.

Bazen Yükselir Bazen Azalır

Soru: Benim çocuğum var. Onun için sürekli altın biriktiriyorum. Çocuğum için altın biriktireyim mi? Bu iyi bir yatırım mı?

Cevap: Tüm birikimi altınla yapmak eskidendi. Enflasyon yüksekti ve enflasyonla birlikte altının TL değeri ve döviz de sürekli yükselirdi. Ama şimdi öyle değil. Düşük enflasyon dönemindeyiz. Altının dünyada geçerli fiyatı da bazen yükseliyor bazen azalıyor. Yüzde 5-10 alıp sepetinize koyabilirsiniz ama birikim sepetinize mutlaka TL ve döviz ürünleri de koyun derim. Bankada TL ve döviz hesabı açarsanız faiz geliri de kazanırsınız. Üstelik birikiminiz hem çalınmaya karşı güvenli olur hem de

devlet güvencesinde saklanmış olur. Çocuğunuzu da yanınıza alıp, bankada birikim hesabı açtırın. Onun için yaptığınız birikimden ona da bahsedin. O da sizi örnek alsın, bu yönde alışkanlık kazansın.

Kredi Kartıyla Altın Alınır Mı?

Soru: Altını kredi kartına taksit yaparak alsam mı?

Cevap: Ben tavsiye etmem. Altın yatırımı yapacaksanız, birikiminizin olması gerekiyor. (Kredi kartı ile altın alımında en çok 4 taksit imkanı getiren düzenleme 22 Ekim’de yürürlüğe girdi.) Altın zaten riskli

bir yatırım. Fiyatı düşebiliyor. Kredi kartı ile yani olmayan paranızla, bir de gidip altın alırsanız, borçlanmışsınız demektir. O parayı ödeyeceksiniz. Kısa vadede bir de aldığınız malın değeri düşerse, zorlanmanız halinde satıp borcu da kapatamazsınız.

Düşüş Sürer mi?

Soru: Altına yatırım yapmalı mı? Bu düşüş ne kadar daha sürer? Canan

Cevap: Uzmanlara göre Amerika henüz krizden çıkmadı, Avrupa Birliği’nde durum belirsiz, doların yükselmesi beklentileri yüksek. Bu durumda altında beklenti, düşüş yönünde. Altın yatırımı uzun vadelidir. En az 2-3 yıl uzağı düşündüğünüz zaman yapılabilir. Paranın tamamıyla değil tabi. Alırken kazanın, kademeli alın ya hep ya hiç olmasın. Birikimleriniz arasında TL ve döviz ürünleri de olsun.

Bütün Paranı Yatırma

Soru: 30 Cumhuriyet, 15 de çeyrek altınım var. Bir hafta içinde de elime 5000 lira daha geçecek. Bu parayla da altına yatırım yapsam mı? Melek

Cevap: 1980’li yıllara kadar Türkiye’de birikimleri yönlendirebileceğimiz fazla bir alternatif yoktu. Şimdi bir sürü alternatif var. Finansal sektör gelişti, mevduatlar, fonlar, yüzde 25 devlet katkılı bireysel emeklilik var. Bunlara da yatırım yapmak lazım. Tüm parayı ışıldayan madene koyma sakın, üzülürsün.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et

MAKALE

Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Dünya genelinde nüfusun yaşlanmasıyla beraber, yaşların taşıdığı anlamlar ve algılanış şekilleri de değişmeye başladı. Bundan elli yıl önce, 50’li yaşlarında şehirli bir kadınla ilgili stereotip belliydi. Ev hanımı ya da emekli, yaşına uygun diz altı etekler ve uzun kollu penyeler giyen, ayakkabı alırken rahatlığına önem veren, arkadaşlarıyla gündüzleri görüşüp gece evde eşiyle ve çocuklarıyla dizi izleyen bir kadın tiplemesiydi bu. Oysa şimdi, global haber ve trendleri takip eden, hobilerine zaman ayıran, modern giyinmeye ve görünmeye özen gösteren, akıllı telefonunu elinden düşürmeyen bir nesille karşı karşıyayız: Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Kalıcı, sürekli ve ilgili: Perenniallar

Perennialler nesli 200x300 - Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Günlük lugata yeni eklenen bir sözcük olan Perennial, adını Perennializm (daimicilik) adlı felsefeden alıyor. Bu felsefe, evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğunu öne sürer. Sözcüğün kalıcı, tekrar eden, sürekli, uzun ömürlü gibi anlamları da düşünüldüğünde, bu yeni “yaşsız” insan grubuna neden bu adın layık görüldüğü anlaşılıyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerdeki trend, insanları hedef kitle olarak sınıflandırırken biyolojik yaştan çok, dünyayla, hayatla ne kadar ilgili olunduğuna bakma yönünde. Nesillere ve yaş gruplarına göre insan ayrıştırmak eskide kaldı, artık insanlar davranışlarına göre birbirinden ayrılıyor.

The Telegraph’ın yaptığı global ankete göre, 40+ yaşındaki kadınların;

  • yüzde 96’sı orta yaşlı gibi hissetmiyor.
  • yüzde 80’i, orta yaşlı kadınlarla ilgili yaygın görüşün kendi hayatını yansıtmadığına inanıyor.
  • üçte ikisi hayatının doruk noktasında olduğunu düşünüyor.
  • yüzde 59’u hayatı boyunca olduğu kadar genç ve hayat dolu hissediyor.
  • yüzde 84’ü kendisini yaşıyla tanımlamıyor.

Orta yaşlılara dair kabuller günümüzde geçerli değil

Günümüzde, yaygın orta yaşlı insan kabulünü gözden geçirmek gerektiği çok açık. Zira çoğu marka, hedef kitlesini belirlerken bu mevcut ve yanlış öngörüleri kullanıyor. Netflix ve Amazon gibi örnekler hariç: Bu mecralar insanlara seçenekler sunarken yaşlarını değil, beğeni ve zevklerini dikkate alıyor. Böylece ortaya daha sağlıklı bir sonuç çıkıyor. Çünkü artık çoğu orta yaşlı insan, özellikle de kadınlar, hiç de “yaşlarını göstermiyorlar”.

Yapılan araştırmalar, X jenerasyonu olarak bilinen 1960-1980 doğumluların finansal olarak güçlü, alışverişte söz sahibi bir nesil olduğunu ortaya koyuyor. Onlar, yani Perenniallar, hala hayatın içinde, hala “ilgili” olduklarını savunuyorlar. Dolayısıyla hedef kitleleri belirlerken önyargılardan değil, hızla ilerleyen teknolojiye ve şehir hayatına tamamen adapte olmuş insanların görüşlerinden yararlanmak gerekiyor.

Kaynaklar: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

TREND