Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Altın kalpli bir kariyer!

Ne kraliyet ailelerinin verdiği değerli hediyeler, ne paha biçilmez sanat koleksiyonu, ne geliştirdiği teknikler ne de aldığı ödüller… Hiçbir şey fakir bir çocuk hastasının hediyesi eski bir tahta kutunun yerini tutamadı… İşte sadece tıp alanındaki başarılarıyla değil hayata bakışıyla da herkese örnek bir Türk’ün gurur veren hikâyesi…

Ne kraliyet ailelerinin verdiği değerli hediyeler, ne paha biçilmez sanat koleksiyonu, ne geliştirdiği teknikler ne de aldığı ödüller… Hiçbir şey fakir bir çocuk hastasının hediyesi eski bir tahta kutunun yerini tutamadı… İşte sadece tıp alanındaki başarılarıyla değil hayata bakışıyla da herkese örnek bir Türk’ün gurur veren hikâyesi…

Yüzyılın en büyük kalp cerrahı!

Çocuk hastasının verdiği o tahta kutunun sırrı nedir?

Ne kraliyet ailelerinin verdiği değerli hediyeler, ne paha biçilmez sanat koleksiyonu, ne geliştirdiği teknikler ne de aldığı ödüller… Hiçbir şey fakir bir çocuk hastasının hediyesi eski bir tahta kutunun yerini tutamadı… İşte sadece tıp alanındaki başarılarıyla değil hayata bakışıyla da herkese örnek bir Türk’ün gurur veren hikâyesi…

Karşımda yüzyılın en önemli kalp cerrahlarından biri duruyor: Ordinaryus Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos. Farklı bir hali olduğu ilk anda anlaşılıyor. Sanki etrafına ışık saçıyor. Ve heyecanı… Yaptığı işe, sanata, tarihe duyduğu heyecan hemen fark ediliyor. Mesleğinden söz ederken “Tutkumu yaşıyorum” cümlesi onun üstüne tam oturuyor. “Bu insan” diyorum kendi kendime, “doktor olmayıp başka bir iş yapsa da alanının en iyisi olurdu”. Röportajımız, Yeşilköy’de doğup büyüdüğü büyük dedesinden kalma köşkte gerçekleşiyor. Başlamak biraz zaman alıyor. Çünkü tadilatı hâlâ devam eden köşk bir müzeden farksız olunca dünyanın dört bir köşesinden toplanmış nadide sanat eserlerinin hikâyelerini dinlemek gerekiyor.

‘BEN KALP CERRAHI OLACAĞIM’

Birçok okur, Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos’la bu röportaj sayesinde tanışacak. Ailesinin dördüncü nesil doktoru. Büyük dedesi Ksenofan Zografos Paşa, Sultan Abdülaziz zamanında saray başhekimliği yapmış. Onun oğlu da doktormuş. Sonra Prof. Dr. Kalangos’un babasına gelmiş sıra… Baba Konstantin Kalangos, iç hastalıkları uzmanlığını seçmiş. Ailede bu kadar çok doktor olunca insanın bu mesleği seçmesi kimseyi şaşırtmaz. Ama o buna daha 7 yaşında karar vermiş. Gazetede Güney Afrikalı cerrah Christiaan Barnard’ın dünyada ilk kez kalp nakli yaptığı haberini okuyunca öyle etkilenmiş ki bir sabah, traş olan babasının karşısına dikilmiş ve kararlılıkla “Ben” demiş “kalp cerrahı olacağım…” Dediğini de yapmış. Tıbbı kalp cerrahı olmak için okumuş… 

‘BABAMIN ADI YEŞİLKÖY’DE BİR SOKAĞA VERİLDİ’

“Ya olamasaydınız” diye soruyorum. Yüzüme “Bunu hiç düşünmedim” der gibi bakıyor ve “Herhalde ya diplomat olurdum ya da orkestra şefi” diyor. O, Cenevre Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp – Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı ve Kardiyovasküler Departmanı Direktörü. Günde 4 saat uyuyan, 20 saat çalışan, mutluluğu ve kişisel tatmini yüzünden okunan biri…

Yardımseverliği babasından geliyor. Baba Konstantin Kalangos, savaş yıllarında yoksulluğu iliklerine kadar yaşamış. Paylaşmanın ve yardım etmenin manevi doyumunu da babasında görmüş. Diyor ki oğul Kalangos, “Babam bu köşkün bahçesinde haftanın 3 günü fakir hastaları bedava muayene ettiği için bahçemiz hastalarla dolar taşardı. Bununla da yetinmez, bu insanların ceplerine ilaç alacak para koyardı. Ablamla ben, “Baba neden bir de para veriyorsun” diye sorunca “Paraları yoksa nasıl ilaç alacaklar, teşhisi koyup göndermek yetmez” deyip bizi azarlardı.

TAHTA KUTUNUN SIRRI

Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, bir yandan cumhurbaşkanlarını, bakanları, dünyaca ünlü sanatçıları ameliyat ederken diğer taraftan 15 yıl önce kurduğu “Hearts For All” adlı dernek ile Eritre’den Madagaskar’a, Kamerun’dan Azerbaycan’a az gelişmiş ülkelerde kalp kapak ameliyatı bekleyen çocukların operasyonlarını ücretsiz yapıyor.

Bununla da yetinmiyor ve topladığı yardımlarla bu ülkelerin önde gelen cerrah ve sağlık personelini Cenevre’de eğitiyor, geri kalmış ülkelere hastaneler ve sağlık merkezleri açıyor. Bugüne kadar 12 bin çocuğu bu yolla yaşama döndüren Kalangos’a sorun bakalım, “Bugünkü konumu mu, Nobel adaylıkları mı, yoksa kurduğu dernek aracılığıylae yaşama döndürdüğü minik kalpler mi kendisini daha fazla mutlu ediyor?
İşte sorunun yanıtı: Prof. Dr. Kalangos, 2000 yılında Gürcistan’da 8 yaşında çok fakir bir çocuğu ücretsiz ameliyat edecekken, çocuğun ailesinin bulundukları yere gelebilmek için tarla sattığını sonradan duyuyor. Küçük kıza çok riskli bir ameliyat yapılması gerekiyor. Kalangos aileye operasyonun tüm risklerini anlatıyor. Anne baba öyle çaresiz ki… 

Kızlarını İsviçre’den gelen meşhur bir cerrahın ameliyat edecek olmasını çok büyük bir şans olarak görüyor ve rıza gösteriyorlar. “Benim bile beklemediğim kadar başarılı geçen ameliyattan sonra taburcu günü gelen küçük kız ve annesi hastaneden ayrılmadan önce yanıma uğradılar” diyen Kalangos devam ediyor: “Küçük kız elinde eski bir tahta kutu tutuyordu. ‘Size verecek değerli bir şey aradım ama bulamadım. O yüzden bunu getirdim’ dedi. ‘İçine koyacak bir şeyim yoktu, onun için teşekkür duygumu gösteren binlerce öpücükle doldurdum…’ Bu beni öyle duygulandırdı ki o kutu benim en değerli varlığım oldu…” 

Şimdi Cenevre’deki çalışma masasında duran o küçük tahta kutu için Kalangos, “Her gün işe başlamadan önce bu kutuyu açarım. O kutu bana neden bu mesleği yapmam gerektiğini, yapacak daha çok işim olduğunu, dünyada 12 milyon kalp kapak hastası çocuk bulunduğunu ve okyanusta bir damla da olsa yaptığım işin önemini hatırlatıyor” diyor…

ALTIN KALPLİ BİR KARİYER

Saint Benoit Fransız Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdi. Mecburi hizmetini Giresun’da tamamladı. İhtisasına Siyami Ersek Göğüs Kalp – Damar Merkezi’nde başladı. Londra’da Imperial College’de bulundu. Paris’te 4 yıl süreyle dünyaca ünlü Fransız Cerrah Alen Carpentier’nin yanında kalp kapak tamirleri konusunda çalıştı. Ardından İsviçre’ye giderek Cenevre Tıp Fakültesi’nde görev yapmaya başladı. Sonra ABD ve ikinci Paris deneyimlerini tamamlayıp 2000 yılında Cenevre Tıp Fakültesi’nde sınavla kürsü başkanlığına atandı. 2011’deyse kardiyovasküler departmanının direktörlüğüne getirildi… 

10 bin hasta onun buluşuyla hayatta

Kalp kapak tamirlerinde geliştirdiği çok sayıda yöntemi bulunan Prof. Dr. Kalangos’ un bio-emilir kalp-kapak halkası günümüzde 10 bin hasta tarafından kullanılıyor. Bio-emilir maddeler üzerinde yaptığı çalışmalar kendisine 2 kez Nobel Tıp Ödülü adaylığını ve dünyanın en prestijli tıp ödülü sayılan Fransız Tıp Akademisi Ödülü’nü getirdi. Biyolojik kapakla ilgili yeni projeleriyse büyük bir Amerikan firmasıyla ilerleme aşamasında. “Suni akciğer” adını taşıyan projesinin damar yetersizliği olan bacaklarda, koroner arterlerde, damar ve akım yetersizliği sorunu olan hastalarda kullanılmasını hedefliyor.

700 kişilik ekibi yönetiyor

Şu anda başında olduğu kardiyovasküler departmanda 700 kişi görev yapıyor. Bunlara araştırmacıların eklenmesiyle sayı daha da artıyor. Cenevre Tıp Fakültesi’nin bütçesinin 1.1 milyar Euro olduğunu söyleyen ve bunun Afrika’daki birçok ülkenin sağlık bütçesinden fazla olduğuna dikkat çeken Kalangos, kardiyovasküler departmana verilen 267 milyon İsviçre Frankı tutarındaki bütçeyle; hem araştırma yapıyor hem hasta bakıyor hem eğitim veriyor, hem de idareciliğini hatasız şekilde sürdürmeye çalışıyor.

‘EN BÜYÜK BAĞIŞÇIM 5 MİLYON EURO VERDİ’

Prof. Dr. Kalangos, “Bugüne kadar kişi olarak en büyük bağışçınız kimdi” diye sorusuna “Bir kadın hastam 5 milyon Euro bağışladı” diyor. Bağışı yapan 89 yaşındaki kadın hastasının en büyük mutluluğunun yaptığı yardımla hayata dönen çocukların fotoğraflarını görmek olduğunu söyleyen Kalangos, yaşamı boyunca bu yardımsever kadına ameliyatını yaptığı çocukların fotoğraflarını ilettiğini söylüyor. Yapılan yardımın duyurulmaması gerktiğine inanan Kalangos, “Yardımseverlikle kariyer olmaz” diye de ekliyor.

BİR ÇOCUĞUN YAŞAMI İÇİN 2000 DOLARINIZ VAR MI?

Şimdiye kadar 12 bin çocuğun hayatta kalmasını sağlayan “Hearts For All” Derneği’nin Türkiye’deki faaliyetlerine yardımcı olmak amacıyla, 10 Nisan’da Süzer Plaza’da bulunan Art Galeri’de bir müzayede yapılacak. Müzayede de dünyaca ünlü ressam Renee Niklan’ın 20 tablosu satışa sunulacak. Tıbbi ekipler gönüllü çalıştığı ve ilaç firmaları da önemli destek sağladığından, açık kalp ameliyatı masrafları dahil bir çocuğun hayatını kurtarmak için ek olarak sadece 2 bin dolara ihtiyaç duyuluyor. Müzayededen elde edilecek gelirin dünyanın gelişmemiş ülkelerinde çok sayıda kalp hastası çocuk için umut olacağı belirtiliyor. Daha önce Clinton Fonu’ndan aldıkları 30 milyon dolarlık bağışla Vietnam’da bir eğitim merkezi oluşturduklarını belirten Kalangos, bu müzayedenin de ilgi görmesini bekliyor.

‘Dikişi çarpık çurpuk kalbi sevmem’

“İnsanın mutluluk anlayışı zamanla değişiyor” diyor Kalongos. Eskiden kendisini, yaptığı zor ameliyatların mutlu ettiğini söyleyerek bir dönem “Her doğum günümde kendime özel bir ameliyat hediye ederdim” diyor. Kalbe bakmanın, ruhunda güzel bir tabloya bakmaya benzer bir haz uyandırdığını söylüyor. Tamir edilmiş bir kalbin bile gözüne estetik görünmesi gerektiğini belirtiyor. “Dikişleri çarpuk çurpuk bir kalbi sevmemn mümkün değil” diyen Kalangos, burada da estetik düşkünlüğünü ortaya koyuyor.

‘Türkiye’yle bağımı hiç koparmadım’

Prof. Dr. Kalangos, ayda bir Türkiye’ye gelerek Bahçeşehir Üniversitesi’nde kurulacak yeni tıp fakültesinde araştırma çalışmalarını başlatacak ve ders verecek. Ayrıca Göztepe Medical Park Hastanesi ve Cenevre Tıp Fakültesi işbirliğiyle ihtiyacı olan hastalara 
ameliyatlar yapmaya başlamış…

26 yılda 13 bin ameliyat

Bu zamana kadar yaptığı ameliyat sayısı için Prof. Dr. Kalangos “26 yılda 13 bin civarında” diyor. Afrika ülkelerinde yaptığı ameliyat sayısının çok daha fazla olduğunu söyleyen Kalangos, bu ülkelerde günde 5 ameliyata girdiğini belirtiyor. 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Dedikodu Faydalı Olabilir Mi?

Dedikodu toplum içinde çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirilir. Acaba dedikodu faydalı olabilir mi? İngiliz bilim insanları bunu araştırıyor.

Dedikodunun olumlu işlevleri

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir…

Dedikodu genellikle kötü bir şey olarak görülür. Oysa ortak iş yapma ve bilgi paylaşımı açısından dedikodu önemli bir işlev görebilir. Ayrıca sanılanın tersine dedikodu daha çok olumlu içeriğe sahiptir.

Dedikoduya çoğu zaman kötü gözle bakılır. Ama küçük gruplarda yararlı olabilir.

Ancak burada dedikodu tanımını netleştirmek gerekiyor. Çoğumuz için dedikodu, orada olmayan bir kişi hakkında gevezelik etmektir. Oysa sosyal bilimciler dedikoduyu, orada olmayan kişi hakkında iyi veya kötü bir değerlendirme içeren iletişim olarak adlandırıyor.

Bu tür gayrı resmi iletişim, bilgi paylaşımı açısından önemli görülüyor. Dedikodu sosyal dayanışma bakımından gerekli bir şey; toplumsal bağları kuvvetlendiren, sosyal normlara açıklık kazandıran bir işlev görüyor.

Yaygın kanının tersine dedikodu çoğu olumsuz değil, olumlu veya nötr içeriklidir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de yapılan dedikoduların sadece yüzde 3-4 kadarı olumsuz içeriğe sahip.

Uzmanlar dedikodunun genellikle doğru olduğunu, yanlış bilgi içeriyorsa bunun söylenti olarak adlandırılması gerektiğini söylüyor.

Baltimore Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Sally Farley ile Hollywood’da film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz iddiaları üzerinden bir yıl geçtikten sonra konuşuyoruz.

Şikayetlerini ciddiye alan resmi mekanizmaların yokluğunda, kadınların bilinen tacizcilerden korunmasında fısıltı ağlarının da rolü olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.

Farley, #MeToo hareketinin kadınların mücadelesinde ve ağırlığını koymasında önemli olduğuna inanıyor. Ona göre, bu hareket “dedikodu tanımına uyuyor”.

“Başkalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye hevesliyiz. Resmi iletişim kanallarına ulaşamadığımızda, dedikodu ağları gibi gayrı resmi kanallara yöneliyoruz.”

Cinsiyete göre dedikodu

Kadınların erkeklerden daha fazla dedikodu yaptığına dair yaygın kanıya rağmen, bunu doğrulayacak hiçbir veri bulunmuyor.

Ancak kadınların ve erkeklerin dedikodu şeklinin farklı olduğu biliniyor. Erkekler dedikoduya daha çok kendilerini övmek için başvuruyor ve bu eylemin adı genellikle “bilgi aktarımı” ya da “irtibat halinde olmak” oluyor.

Kadınlar ise birçok ayrıntı ve hareketli tonlarıyla dedikoduyu daha eğlenceli hale getiriyor. Bu yüzden, erkekler dedikodu yaptığında öyle görülmeyebiliyor.

Ünlülerin dedikodusu

Ünlü isimlere yönelik dedikodular ise eğlenceden öte bir işlev görüp farklı kimlik ve aidiyetlerin test edildiği bir alan olarak kullanılabiliyor.

İnsanlar kendileriyle ilgili başka türlü paylaşamayacağı konuları bu yolla gündeme getirebiliyor.

Sahte haber salgını

Sahte haber salgını gibi daha yaygın eğilimler de bu yolla tartışmaya açılabiliyor. İnsanlar neyin gerçek, neyin sahte olduğunu bulmaya çalışmanın eğlenceli olabileceğini söylüyor.

Ancak gazetecilik gibi sadece eğlence amaçlı olmayan alanlarda bu tür eğilimlerin yaygınlaşması, kamunun ihtiyacı olan bilgiler bakımından meşruiyet krizi sorununu gündeme getiriyor.

Güç ve etki araçları sınırlı gruplar, kendi kanallarını oluşturarak gerçeği kendine göre yorumlama yolunu tutabiliyor.

Bunun bazı yararları görülebilir. Medya patronu erkeklerin tacizci davranışları konusunda kadınların birbirini uyarması gibi.

Ama yanlış bilgilerin yayılmasına neden olan dedikodular yoluyla bazı insanların itibarının haksız yere zedelenmesi veya şiddete yönelme gibi olumsuz etkileri de olabiliyor.

Kişiler doğrudan kendi gözlemleri yerine, söz sahibi olduğuna ve tanıdıklarına inandıkları insanların ağzından çıktığı için dedikoduya daha fazla itibar edebiliyor.

Örneğin Facebook’un popüler bir haber kaynağı olarak görülmesini ele alalım. Bir arkadaşımız veya akrabamız, doğruluğu kanıtlanmamış siyasi içerikli bir makaleyi paylaştığında, onları güvenilir bir kaynak olarak gördüğümüzden inanma eğilimi gösterebiliyoruz.

İnsanın sosyal bir varlık olması manipülasyonu kolaylaştırabiliyor.

Ancak genellikle olumsuz içerikli dedikoduların önü hızla kapanır. Bu dedikoduları yapan insanların kendi çıkarlarına hizmet eden maksatları kısa zamanda anlaşılır ve bu insanlar pek sevilmez ve saygı görmez.

Fakat özellikle bilim dışı inançların ve ekonomik güvensizliğin yaygın olduğu bölgelerde veya dönemlerde dedikodu tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Yine de dedikodu eşitlik idealini güçlendiren bir araç olarak yararlı bir sosyal işlev görebilir. Örneğin, ani ve esrarengiz bir şekilde zengin olan bir insan dedikodunun hedefi haline gelir. Bu zenginliğin kaynağının kötücül güçlere dayandığını düşünme eğilimi güçlüdür. Ama bilgi paylaşımı yoluyla bu kuşkuların giderilmesi sosyal uyum açısından önemlidir.

Nasıl daha yararlı olabilir?

Peki dedikodunun zararları giderilerek nasıl daha yararlı hale getirilebilir?

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde sosyal psikoloji uzmanı Jennifer Cole’a göre, bunun için, dedikodunun gizli tutulması, yararlı kılınması, yalana dayanmaması, dinleyenlerle bağlantı kurabilmesi ve anonimlikten uzak durması gerekir.

Toronto Üniversitesi’nde antropolog Bianca Dahl ise dedikodu ve yanlış bilgilendirmenin duygusal temellerini anlamak gerektiğini vurguluyor. Örneğin Botswana köylerinde bu, AIDS ‘e yol açan HIV virüsünün bulaşması ile ilgili yanlış bilgilerin önlenmesi arzusu, Amerika’nın küçük kentlerinde ise sosyal değişim korkusu olabilir.

“Bu inancın duygusal kaynağına yanıt vermek ve onun insanlar için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak gerekir” diyor Dahl. “İnançlarımıza sarılmamızın bir nedeni de bu inançların sağladığı duygusal gerçektir.”

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir ve olumlu bir işlev görebilir. İnsanların neden dedikodu yaptığını anlamak, zararlı inançlara karşı mücadelede etkili olabilir.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

İngilizce bilmeden ABD’ye gitti, profesör oldu

Mehmet Toner tek bir İngilizce kelime bilmeden gittiği ABD’de Harvard tıp profesörü olarak risk alınmadan başarılı olunmayacağını gösterdi.

Tek kelime İngilizce bilmeden ABD’ye gidip profesör oldum

Kanserli hücreleri teşhis eden çip geliştiren Profesör Mehmet Toner, SÖZCÜ’ye konuştu. Profesör Toner, İTÜ mezunu bir makine mühendisi ama aynı zamanda Harvard’da bir tıp profesörü. ‘Risk almadan başarılı olamazsınız’ diyen Toner’in İstanbul’dan ABD’ye uzanan başarı öyküsü…

Bugün sizi müthiş bir Türk bilim insanı ile tanıştırmak istiyorum; Türkiye’de Bilim Akademisi, ABD’de Ulusal Mühendislik ve Ulusal Mucitlik Akademileri üyesi olan Profesör Mehmet Toner ile… Profesör Toner aslında İTÜ mezunu bir Makine Mühendisi, ama aynı zamanda Harvard’da bir Tıp Profesörü! Amerika’nın aklınıza gelen en prestijli okullarında bulunmuş. Halen Harvard’a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektromekanik Sistemleri Merkezi’ni yönetiyor. Ve orada ekibiyle geliştirdiği çip, 2 milyondan fazla hücreye bakıp kanserli hücreleri bir saniye içinde teşhis edebiliyor. Bu yöntem, kanser hücrelerinin bulunmasına yönelik şimdiye kadar bulunmuş en hassas test. Böylece doğru hastaya, doğru ilaçla doğru dozda tedavi uygulanabiliyor. Mehmet Toner ve ekibinin bu çalışması tam 100 milyon dolar değerinde! Kendisiyle İstanbul’da Contemporary Art Fuarı için katıldığı Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı konferansından sonra konuştum…

– Çok enteresan bir kariyer öykünüz var. Moda’da büyümüşsünüz, Saint Joseph’de okumuşsunuz…

Çok zor girdim okullara, zor da çıktım! İyi bir talebe değildim, yedek listelerden filan kazandım okulu. Cerrah olmak istiyordum, makine mühendisliği bölümünü kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en güzel başarısızlıktı bu!

TOEFL’A HİÇ GİRMEDİM

– Ne yazık ki Türkiye’de gençler başarısızlığı bu şekilde algılamıyor… Hiçbir risk almıyor.

Risk almayan bir insanın başarılı olması mevzu bahis değil. Mesela ben tek kelime İngilizce bilmeden kalktım Amerika’ya gittim. Fransız okulu mezunuyum. İTÜ’den bir hocamın tavsiyesi ile MIT’e başvurdum.

– Dünyanın en zor ilk 5 üniversitesinden biri MIT… Sizi nasıl aldı?

Beni MIT İngilizce TOEFL sınavlarını geçme şartı ile kabul etti. Baktım yaz okulunda İngilizce öğrenemiyorum, tercüman olarak bir arkadaşımı aldım yanıma, dekan ile konuşmaya gittim MIT’te. Ben anlatıyorum, arkadaşım çeviriyor. Ben diyorum ki dekana “Matematiğim iyidir, İngilizce bilmesem de dersi geçerim, o arada da İngilizce öğrenirim.” Adam da “tamam” dedi! Ve MIT’e böyle başladım. İngilizce öğrendim. Hiçbir gün de TOEFL sınavına girmedim. Ne mevzuat dediler ne de başka bir şey…

– Matematikte de olağanüstü başarılı olmuşsunuz sanırım?

Ben iki tane ileri seviyede matematik dersi aldım, derslerin kitaplarını da yazan Hildebrand isimli çok meşhur bir hoca. Yıl sonunda beni arayıp “ofisime gel” dedi. Eyvah! dedim ben… TOEFL’ım olmadığını anladı, beni atacak ülkeden… O korkuyla gittim “Sen bütün sınavlardan 100 almışsın, ama derse kayıt yapmamışsın. Ben seni kaydettim, derslere de gelmene gerek yok” dedi. İşte açık görüşlü bir eğitim sistemi böyle bir şey, gençlere ve insana verdiği değer çok büyük.

CERRAH OLMAK İSTERDİM AMA KAZANAMADIM

Özlem Gürses’in sorularını yanıtlayan Profesör Mehmet Toker, “Aslında cerrah olmak istiyordum ama hiçbir tıp tercihime giremedim. Makine mühendisliğini kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en büyük başarısızlıktı bu” dedi

BİZİM GENÇLERİMİZDE SORUN YOK, SİSTEMDE SIKINTI VAR

– Kanser tarama çipi projesi size bir eşik atlattı.

Aslında bu proje de tamamen bir başarısızlıktan çıktı. Harvard Tıp Fakültesi’nde profesörlüğüm geldiğinde bazıları bilim donanımımı yetersiz bulmuşlar, dolayısıyla ünvanımı alamadım. İki gün uyuyamadım, üçüncü gün kalktım “dünyanın sonu değil” diyerek endüstriye geçmeye karar verdim. Bir şirket kurup, fikirlerimin patentlerini alıp ürün çıkarmak üzere harekete geçtim. Bir yıl sonra beni profesör yaptılar fakat ben çok ilerlemiştim ve böylece bu araştırma merkezine geldim. Bana kötülük yapmak isteyenler bana en büyük iyiliği yapmış oldular!

– Biraz da Türk diasporasından söz etmenizi istiyorum. Biz insan kaynağımızı kaybettik diye üzülüyoruz ama bu kişiler dünyanın her yerinde olağanüstü başarılar elde etmişler, gittiğim her ülkede görüyorum…

Bir soru ile başlayayım: “Bir çölde orman yetiştirebilir misiniz ?” Yetiştiremezsiniz. Peki “bu suç, ağacın mı çölün mü ?” Suç ağacın değil. O fidanı alıp başka bir yere koyduğunuz zaman yemyeşil oluyor. Ama ekosisteminiz buna uygun değilse, imkan vermiyorsa ne yaparsanız yapın olmuyor. Hatta çölde giderken böyle biraz büyüyen bir ağaç da olursa, bir müddet sonra bakıyorsunuz o da kalmamış! Bizim gençlerimizde bir sorun yok ki sistemde sıkıntı var.

– Ne gibi?

İşi ehline veremedik. Gençlerin merakını zedeledik, hata yapmalarına izin vermedik, oysa ancak böyle ileri gidilir. Bugün MIT’te, Harvard’da, pek çok böyle üniversitede en iyi talebeler inanın Türkler. Demek ki ağaçta bir problem yok, ektiğiniz yerde var. O ağaca yeteri kadar su vermiyoruz, güneş vermiyoruz. Onlar da yeteri kadar yeşeremiyorlar.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Söyleşi: Özlem Gürses

Okumaya devam et

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et
Advertisement

TREND