Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Altın kalpli bir kariyer!

Ne kraliyet ailelerinin verdiği değerli hediyeler, ne paha biçilmez sanat koleksiyonu, ne geliştirdiği teknikler ne de aldığı ödüller… Hiçbir şey fakir bir çocuk hastasının hediyesi eski bir tahta kutunun yerini tutamadı… İşte sadece tıp alanındaki başarılarıyla değil hayata bakışıyla da herkese örnek bir Türk’ün gurur veren hikâyesi…

Ne kraliyet ailelerinin verdiği değerli hediyeler, ne paha biçilmez sanat koleksiyonu, ne geliştirdiği teknikler ne de aldığı ödüller… Hiçbir şey fakir bir çocuk hastasının hediyesi eski bir tahta kutunun yerini tutamadı… İşte sadece tıp alanındaki başarılarıyla değil hayata bakışıyla da herkese örnek bir Türk’ün gurur veren hikâyesi…

Yüzyılın en büyük kalp cerrahı!

Çocuk hastasının verdiği o tahta kutunun sırrı nedir?

Ne kraliyet ailelerinin verdiği değerli hediyeler, ne paha biçilmez sanat koleksiyonu, ne geliştirdiği teknikler ne de aldığı ödüller… Hiçbir şey fakir bir çocuk hastasının hediyesi eski bir tahta kutunun yerini tutamadı… İşte sadece tıp alanındaki başarılarıyla değil hayata bakışıyla da herkese örnek bir Türk’ün gurur veren hikâyesi…

Karşımda yüzyılın en önemli kalp cerrahlarından biri duruyor: Ordinaryus Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos. Farklı bir hali olduğu ilk anda anlaşılıyor. Sanki etrafına ışık saçıyor. Ve heyecanı… Yaptığı işe, sanata, tarihe duyduğu heyecan hemen fark ediliyor. Mesleğinden söz ederken “Tutkumu yaşıyorum” cümlesi onun üstüne tam oturuyor. “Bu insan” diyorum kendi kendime, “doktor olmayıp başka bir iş yapsa da alanının en iyisi olurdu”. Röportajımız, Yeşilköy’de doğup büyüdüğü büyük dedesinden kalma köşkte gerçekleşiyor. Başlamak biraz zaman alıyor. Çünkü tadilatı hâlâ devam eden köşk bir müzeden farksız olunca dünyanın dört bir köşesinden toplanmış nadide sanat eserlerinin hikâyelerini dinlemek gerekiyor.

‘BEN KALP CERRAHI OLACAĞIM’

Birçok okur, Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos’la bu röportaj sayesinde tanışacak. Ailesinin dördüncü nesil doktoru. Büyük dedesi Ksenofan Zografos Paşa, Sultan Abdülaziz zamanında saray başhekimliği yapmış. Onun oğlu da doktormuş. Sonra Prof. Dr. Kalangos’un babasına gelmiş sıra… Baba Konstantin Kalangos, iç hastalıkları uzmanlığını seçmiş. Ailede bu kadar çok doktor olunca insanın bu mesleği seçmesi kimseyi şaşırtmaz. Ama o buna daha 7 yaşında karar vermiş. Gazetede Güney Afrikalı cerrah Christiaan Barnard’ın dünyada ilk kez kalp nakli yaptığı haberini okuyunca öyle etkilenmiş ki bir sabah, traş olan babasının karşısına dikilmiş ve kararlılıkla “Ben” demiş “kalp cerrahı olacağım…” Dediğini de yapmış. Tıbbı kalp cerrahı olmak için okumuş… 

‘BABAMIN ADI YEŞİLKÖY’DE BİR SOKAĞA VERİLDİ’

“Ya olamasaydınız” diye soruyorum. Yüzüme “Bunu hiç düşünmedim” der gibi bakıyor ve “Herhalde ya diplomat olurdum ya da orkestra şefi” diyor. O, Cenevre Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp – Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı ve Kardiyovasküler Departmanı Direktörü. Günde 4 saat uyuyan, 20 saat çalışan, mutluluğu ve kişisel tatmini yüzünden okunan biri…

Yardımseverliği babasından geliyor. Baba Konstantin Kalangos, savaş yıllarında yoksulluğu iliklerine kadar yaşamış. Paylaşmanın ve yardım etmenin manevi doyumunu da babasında görmüş. Diyor ki oğul Kalangos, “Babam bu köşkün bahçesinde haftanın 3 günü fakir hastaları bedava muayene ettiği için bahçemiz hastalarla dolar taşardı. Bununla da yetinmez, bu insanların ceplerine ilaç alacak para koyardı. Ablamla ben, “Baba neden bir de para veriyorsun” diye sorunca “Paraları yoksa nasıl ilaç alacaklar, teşhisi koyup göndermek yetmez” deyip bizi azarlardı.

TAHTA KUTUNUN SIRRI

Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, bir yandan cumhurbaşkanlarını, bakanları, dünyaca ünlü sanatçıları ameliyat ederken diğer taraftan 15 yıl önce kurduğu “Hearts For All” adlı dernek ile Eritre’den Madagaskar’a, Kamerun’dan Azerbaycan’a az gelişmiş ülkelerde kalp kapak ameliyatı bekleyen çocukların operasyonlarını ücretsiz yapıyor.

Bununla da yetinmiyor ve topladığı yardımlarla bu ülkelerin önde gelen cerrah ve sağlık personelini Cenevre’de eğitiyor, geri kalmış ülkelere hastaneler ve sağlık merkezleri açıyor. Bugüne kadar 12 bin çocuğu bu yolla yaşama döndüren Kalangos’a sorun bakalım, “Bugünkü konumu mu, Nobel adaylıkları mı, yoksa kurduğu dernek aracılığıyla yaşama döndürdüğü minik kalpler mi kendisini daha fazla mutlu ediyor?
İşte sorunun yanıtı: Prof. Dr. Kalangos, 2000 yılında Gürcistan’da 8 yaşında çok fakir bir çocuğu ücretsiz ameliyat edecekken, çocuğun ailesinin bulundukları yere gelebilmek için tarla sattığını sonradan duyuyor. Küçük kıza çok riskli bir ameliyat yapılması gerekiyor. Kalangos aileye operasyonun tüm risklerini anlatıyor. Anne baba öyle çaresiz ki… 

Kızlarını İsviçre’den gelen meşhur bir cerrahın ameliyat edecek olmasını çok büyük bir şans olarak görüyor ve rıza gösteriyorlar. “Benim bile beklemediğim kadar başarılı geçen ameliyattan sonra taburcu günü gelen küçük kız ve annesi hastaneden ayrılmadan önce yanıma uğradılar” diyen Kalangos devam ediyor: “Küçük kız elinde eski bir tahta kutu tutuyordu. ‘Size verecek değerli bir şey aradım ama bulamadım. O yüzden bunu getirdim’ dedi. ‘İçine koyacak bir şeyim yoktu, onun için teşekkür duygumu gösteren binlerce öpücükle doldurdum…’ Bu beni öyle duygulandırdı ki o kutu benim en değerli varlığım oldu…” 

Şimdi Cenevre’deki çalışma masasında duran o küçük tahta kutu için Kalangos, “Her gün işe başlamadan önce bu kutuyu açarım. O kutu bana neden bu mesleği yapmam gerektiğini, yapacak daha çok işim olduğunu, dünyada 12 milyon kalp kapak hastası çocuk bulunduğunu ve okyanusta bir damla da olsa yaptığım işin önemini hatırlatıyor” diyor…

ALTIN KALPLİ BİR KARİYER

Saint Benoit Fransız Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdi. Mecburi hizmetini Giresun’da tamamladı. İhtisasına Siyami Ersek Göğüs Kalp – Damar Merkezi’nde başladı. Londra’da Imperial College’de bulundu. Paris’te 4 yıl süreyle dünyaca ünlü Fransız Cerrah Alen Carpentier’nin yanında kalp kapak tamirleri konusunda çalıştı. Ardından İsviçre’ye giderek Cenevre Tıp Fakültesi’nde görev yapmaya başladı. Sonra ABD ve ikinci Paris deneyimlerini tamamlayıp 2000 yılında Cenevre Tıp Fakültesi’nde sınavla kürsü başkanlığına atandı. 2011’deyse kardiyovasküler departmanının direktörlüğüne getirildi… 

10 bin hasta onun buluşuyla hayatta

Kalp kapak tamirlerinde geliştirdiği çok sayıda yöntemi bulunan Prof. Dr. Kalangos’ un bio-emilir kalp-kapak halkası günümüzde 10 bin hasta tarafından kullanılıyor. Bio-emilir maddeler üzerinde yaptığı çalışmalar kendisine 2 kez Nobel Tıp Ödülü adaylığını ve dünyanın en prestijli tıp ödülü sayılan Fransız Tıp Akademisi Ödülü’nü getirdi. Biyolojik kapakla ilgili yeni projeleriyse büyük bir Amerikan firmasıyla ilerleme aşamasında. “Suni akciğer” adını taşıyan projesinin damar yetersizliği olan bacaklarda, koroner arterlerde, damar ve akım yetersizliği sorunu olan hastalarda kullanılmasını hedefliyor.

700 kişilik ekibi yönetiyor

Şu anda başında olduğu kardiyovasküler departmanda 700 kişi görev yapıyor. Bunlara araştırmacıların eklenmesiyle sayı daha da artıyor. Cenevre Tıp Fakültesi’nin bütçesinin 1.1 milyar Euro olduğunu söyleyen ve bunun Afrika’daki birçok ülkenin sağlık bütçesinden fazla olduğuna dikkat çeken Kalangos, kardiyovasküler departmana verilen 267 milyon İsviçre Frankı tutarındaki bütçeyle; hem araştırma yapıyor hem hasta bakıyor hem eğitim veriyor, hem de idareciliğini hatasız şekilde sürdürmeye çalışıyor.

‘EN BÜYÜK BAĞIŞÇIM 5 MİLYON EURO VERDİ’

Prof. Dr. Kalangos, “Bugüne kadar kişi olarak en büyük bağışçınız kimdi” diye sorusuna “Bir kadın hastam 5 milyon Euro bağışladı” diyor. Bağışı yapan 89 yaşındaki kadın hastasının en büyük mutluluğunun yaptığı yardımla hayata dönen çocukların fotoğraflarını görmek olduğunu söyleyen Kalangos, yaşamı boyunca bu yardımsever kadına ameliyatını yaptığı çocukların fotoğraflarını ilettiğini söylüyor. Yapılan yardımın duyurulmaması gerktiğine inanan Kalangos, “Yardımseverlikle kariyer olmaz” diye de ekliyor.

BİR ÇOCUĞUN YAŞAMI İÇİN 2000 DOLARINIZ VAR MI?

Şimdiye kadar 12 bin çocuğun hayatta kalmasını sağlayan “Hearts For All” Derneği’nin Türkiye’deki faaliyetlerine yardımcı olmak amacıyla, 10 Nisan’da Süzer Plaza’da bulunan Art Galeri’de bir müzayede yapılacak. Müzayede de dünyaca ünlü ressam Renee Niklan’ın 20 tablosu satışa sunulacak. Tıbbi ekipler gönüllü çalıştığı ve ilaç firmaları da önemli destek sağladığından, açık kalp ameliyatı masrafları dahil bir çocuğun hayatını kurtarmak için ek olarak sadece 2 bin dolara ihtiyaç duyuluyor. Müzayededen elde edilecek gelirin dünyanın gelişmemiş ülkelerinde çok sayıda kalp hastası çocuk için umut olacağı belirtiliyor. Daha önce Clinton Fonu’ndan aldıkları 30 milyon dolarlık bağışla Vietnam’da bir eğitim merkezi oluşturduklarını belirten Kalangos, bu müzayedenin de ilgi görmesini bekliyor.

‘Dikişi çarpık çurpuk kalbi sevmem’

“İnsanın mutluluk anlayışı zamanla değişiyor” diyor Kalongos. Eskiden kendisini, yaptığı zor ameliyatların mutlu ettiğini söyleyerek bir dönem “Her doğum günümde kendime özel bir ameliyat hediye ederdim” diyor. Kalbe bakmanın, ruhunda güzel bir tabloya bakmaya benzer bir haz uyandırdığını söylüyor. Tamir edilmiş bir kalbin bile gözüne estetik görünmesi gerektiğini belirtiyor. “Dikişleri çarpuk çurpuk bir kalbi sevmemn mümkün değil” diyen Kalangos, burada da estetik düşkünlüğünü ortaya koyuyor.

‘Türkiye’yle bağımı hiç koparmadım’

Prof. Dr. Kalangos, ayda bir Türkiye’ye gelerek Bahçeşehir Üniversitesi’nde kurulacak yeni tıp fakültesinde araştırma çalışmalarını başlatacak ve ders verecek. Ayrıca Göztepe Medical Park Hastanesi ve Cenevre Tıp Fakültesi işbirliğiyle ihtiyacı olan hastalara
ameliyatlar yapmaya başlamış…

26 yılda 13 bin ameliyat

Bu zamana kadar yaptığı ameliyat sayısı için Prof. Dr. Kalangos “26 yılda 13 bin civarında” diyor. Afrika ülkelerinde yaptığı ameliyat sayısının çok daha fazla olduğunu söyleyen Kalangos, bu ülkelerde günde 5 ameliyata girdiğini belirtiyor.

Kaynak: www.haberturk.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND