Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Alarko holdingin başarılı birlikteliğinin sırrı

Eğer Alarko Holdingin eş patronları Üzeyir Garih ve İshak Alatonun yıllardır eşlerini görüştürmediklerini, başarılı ortaklıklarının sırrının bu olduğunu söylediklerini anlatsak inanır mıydınız…Hayrullah Mahmud farkıyla, harika bir roportaj ve başarılı ortaklığın analizi…

MUTLU EVLİLİĞİN ARDINDAKİ SIR?

ABD’de başarılarını yüksek kar oranları ile ispatlamış şirketlerin uyguladıkları bir yöntemden kısaca bahsedeyim…
Başarılı bir ortaklık için “olmazsa olmaz” bir kural olarak da algılanabilir. Şirketin yönetim kurulu üyeleri hiçbir şekilde eşleri ile birlikte biraraya gelmiyorlar. Her ne şekilde olursa olsun, eşli olarak görüşmüyorlar.

Çünkü, görüştükleri takdirde eşler arasında “Onun otomobiliydi, bunun kürküydü, şu bana iyi davranmadı, o kim oluyor da bana selam vermiyor” gibisine sudan sebeplerle hır çıkacağından, işin sonu kötüye gidebilir.
Onun için kıskançlık ve kapris yarışı başlamaması için orada, katı bir önlem almışlar ve iş ile özel yaşamı tamamıyla birbirinden ayırmışlar.

Alarko Holding’in Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Üzeyir Garih’e ABD’de uygulanan bu yöntemden bahsedip, “Bunca yıldır başarılı bir birlikteliği devam ettiriyorsunuz, siz de bu kurala uyuyor musunuz?” diye sordum.
Cevabı “Kesinlikle evet” oldu.
Garih, “Biz yıllardır sevgili ortağımla ailecek görüşmeyiz. Yan yana dahi gelmeyiz. İş başka, özel yaşam başkadır bizim için. Bu konuda çok hassas davrandık yıllarca” dedi.

FARKLI KALABİLMEK

Yıllardır aralarında herhangi bir kırgınlık yaşanmadan, birbirlerini incitmeden başarılı bir evliliğin altına imza atan İshak Alaton’a ortağının bu sözlerini aktarıp “Bu evlilik nasıl oldu da, böylesi olumlu bir netice verebildi?” diye sordum.

Alaton hadisenin matematiksel açılımını yaparak, konuya şöylesi bir açıklama getirdi; “Matematikte bir artı bir eşittir iki bu değişmez. Üç değildir. Bir de değildir. Fakat insan ilişkilerinde sıfır da olabilir. Birinin pozitifi öbürünün negatifiyle sıfırlanır ve hiçbir üretkenlik yaratılamayabilir. Veya tersi olur. İkisi üretken insandır, farklı farklı insandır. Bir artı bir eşittir ikiden fazla olur, üç olur, beş olur, on olur, bin olur, milyon olur.

Biz işte bunu ispat ettik. Bir artı bir eşittir sonsuza dek giden bir üretim anlayışı ortaya koyduk. Hem matematiksel, hem de psikolojik olarak anlatmak mümkündür hadiseyi. Biz iki çok farklı insanız. Bu farklılıklar birini öbüründen daha iyi yapmıyor. Farklı olmanın faydaları, bütün olaylara veya bütün dertlere farklı açılardan bakabiliyorsun demektir. Bunları açık sözlülükle tartıştığınız zaman en elverişli, en akıllı yolu bulmada daha büyük bir sinerji yaratıyorsun. Daha büyük bir başarı şansını elde ediyorsun. Yani herhangi bir olay karşısında, iki farklı çoğu zaman da tamamen ters fikir ortaya koyuyoruz. Bu bir zihinsel jimnastik haline geldi ve herhangi bir olayı tartışırken ters çözümleri de ortaya koyuyoruz.”

TERS ÇÖZÜMLER

Bunun üzerine “Ters çözümlerden” neyi kastettiğini sordum…
Alaton, “Ters çözümlerden kastım, ‘Acaba böyle olursa ne olur?’ sorusunu da ortaya koyup her zaman çözümü bulabiliyoruz” diye açıklayıp şöyle devam etti:
“Bulduğumuz çözüm de mantıklı, akıllı ve karşı tarafı da çoğu zaman tatmin eden çözümler oluyor. Böylece kavgaları, ihtilafları ve davaları önlemiş oluyoruz. Biz zaten felsefi olarak davalardan ve kavgalardan nefret ediyoruz. Hep barıştan yanayız.

Hayat boyu bu 46 yıllık ortaklık boyunca hiçbir zaman birbirimize karşı sesimizi yükseltmedik. Çok dikkatli, çok saygılı davrandık birbirimize ve böylece birbirimizin egosunu hep gözönünde tuttuk. Çünkü insan rahatladığı zaman daha üretken oluyor. Yani kendini tehlikede hisseden bir insanın üretken olması mümkün değil. Kendisini hep tehlikede hissetme, hep komşularına karşı bıçak sırtında veya aktif savunmada hissetme olgusu Türkiye’nin gelişmesine mani oldu.”

Alaton’a bir diğer sorum ise hiç ayrılık noktasına gelip gelmedikleriyle ilgiliydi. Cevabı hiçbir zaman böyle bir şeyi düşünmedikleri yönündeydi. Bunun nedenini de şöyle açıkladı; “Birliktelik bizim bir numaralı kudretimiz, bunu çok iyi anladık. O kadar çok iyi anlıyoruz ki, bizden sonraki genç kuşağın aynı anlayış ve aynı felsefe ile birbirine bağlı olması gereken tedbirleri de aldık.

Hukuksal olarak da tedbir aldık. Yani öyle tedbirler aldık ki, yeni kuşağın yani benim oğlum ve kızım, Üzeyir Bey’in oğlu ve kızı bunların da kendi aralarındaki iskeletin aynen devam etmesi için hukuksal çerçeveye dayalı vakıflar kurduk.”

EMPATİ YAPMAK

İshak Alaton’a göre başarılı bir evliliğin ardındaki en önemli etkenlerden birini, empati yapmak, yani karşındakini kendi yerine koyup, ona göre davranmak gerekir diyor ve sözlerini şöyle açıyor:

“Bir defa bir ortaklık mevzubahis olduğunda hep kendine yontamayacağını bilmen lazım. Masaya otururken karşı tarafın haklarını teslim etmelisin, ortaklığı dengeli, mantıklı, her iki tarafı tatmin edici platforma oturtmak lazım. Böylece daha baştan olumlu bir havada her iki tarafın çıkarlarını gözeten bir anlayış ortaya konmuş olacaktır. Ve bu ortaklık hem uzun vadeli olur, hem de çok faydalı olur. Çünkü sinerjik bir artı değer yaratır. Biz bunu Carrier’le altına imza attığımız ortaklık sürecinde de yaşadık.

Bundan sonra da böyle olacak. Carrier’de beklenenden fazla taviz verdik. Ve onların beklentilerinin üstündeki tavizleri vermeyi baştan uygun bulduk. Fiyatımızı da düşük tuttuk. Çünkü inanıyorduk, bu sinerji, ortaklıkla her iki tarafa büyük bir ivme kazandıracak. Yoksa Carrier’den gelecek para o kadar önemli değildi. Bugün için de, onlar bunu çok iyi anladılar.”

PATRON GÖLGESİ OLMADAN

Daha sonra aynı soruyu Alarko’nun Genel Koordinatörü Ayhan Yavrucu’ya sordum. Yavrucu, “Bizim şirkette karar verilinceye kadar, her olay ayrıntılı bir şekilde tartışılır. Karar verildikten sonra o kararı sonuna dek desteklemek ve paylaşmak esastır” diye konuya bir giriş yaptıktan sonra; sözlerinin devamını şöyle getirdi;

“İshak Bey ve Üzeyir Bey’in bir kişi gibi hareket etmesinin ardında yatan unsur, kararı aldıktan sonra birbirlerini hiçbir şekilde eleştirmemeleri, sonuna kadar alınan kararın arkasında durmalarıdır. Bizim şirketimizde bu çok önemli. ‘Ben dememiş miydim?’ ibaresi bu şirketin kapısından içeri giremez. Ne diyecekseniz deyin. Kararın alınması aşamasına kadar her türlü şeyi söylemekte serbestsiniz. Burada olağanüstü bir özgürlük ortamı var. Onun için diyorum, patronumuz yok bizim. İki tane büyük hissedarımız var. Çalışan arkadaşlarımıza sorun, onların cevabı da aynı yönde olacaktır sanırım. Bir şey daha söyleyeyim.

Üzeyir Bey ile İshak Bey gerçekten kendilerini aşmış insanlar. Mümkün mertebe kendilerini işin dışında tutup işi denetleyen, sorgulayan, izleyen, öngörülerle yapılanlar arasında ciddi bir sapma varsa müdahale edip düzeltilmesi yönünde adımlar atan pozisyondalar. Yoksa patron olarak emir veren, talimat yağdıran değil. ‘Hep benim dediğimi yapın’ şeklinde bir anlayış bu şirkette hiç olmadı. Bu şirkette değil patron, patronun gölgesi bile yoktur.”

ADIM ADIM YÜRÜMEK

Keyifle kurdukları ve bugünlere getirdikleri şirketin başarısının ardındaki sırrı anlatan İshak Alaton ve Üzeyir Garih’in yaşam öyküsü de ilginç satıraralarıyla dolu…
Alaton 1927 İstanbul doğumlu…

8. sınıfa kadar Şişli Terakki’de okumuş. Sonra babası onu Saint Michel’e göndermiş. Varlık Vergisi’nin ağır yükü altında ailesi ezilince, yokluklar, sıkıntılar yüzünden daha fazla okuyamamış.

Babasının İngiltere’den aldığı bir pardesüyü tersyüz edip yıllarca giymek zorunda kalmış. Hem de düğmelerinin ters olmasından utanarak.

Okul yerine ailesinin geçimine katkıda bulunabilmek için Mehmet Kavala’nın şirketinde getir götür işlerine bakarak çalışma hayatına atılıyor. Şirketin Volvo ithal ediyor olması, onun yaşamında yeni fırsat kapılarının açılmasına sağlıyor. Bu sayede İsveç Konsolosu ile tanışıp, ondan iş istiyor.

Şans bu ya İsveç’te bir lokomotif fabrikası o günlerde kaynakçı arıyor. Alaton da hemen bu teklife evet diyor.
Ve attığı bu adım onun tüm yaşam akışının değişmesine yol açıyor.

Bu dönem İshak Alaton’un dünya görüşünün, hayata bakışının şekillendiği yıllar oluyor. İnsan haklarına saygılı, gelir dağılımının mükemmel olduğu İsveç’e hayran kalıyor. Sosyal Demokrat Parti’ye üye oluyor. Orada gördüğü yaşam tarzını ve sosyal demokrat felsefeyi Türkiye’ye taşımak istiyor.
Türkiye’ye özlediği sistemi getiremese de bu fikirlerini ödün vermeden savunmaya ve seslendirmeye devam ediyor.

Türkiye’ye döndüğünde henüz 28 yaşındadır Alaton. Öğrenimini yarıda bıraktığı için diploması da yoktur.
İçinde kendi işini kurma ateşi için için yanmaktadır. Bu hayalini gerçekleştirmek için kendisine ortak aramaktadır. Bu sırada Varlık Vergisi mağdurlarından Üzeyir Garih ile
yolları kesişir.

Garih, 1929 İstanbul doğumludur. Babası diş tabibidir. Ailede doktor çok olduğu için kendisini şaka yollu “Fahri tabib” olarak tanımlar. 1951’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Makine Yüksek Mühendisi olarak mezun olur. O da Varlık Vergisi mağduru bir ailenin çocuğudur.
Alaton ve Garih ikilisi Bankalar Caddesi Vefai Han’da bir göz odada başlarlar işe. Sermayeleri ise sadece bilgi ve deneyimleridir.

Bir de hiç taviz vermedikleri dürüstlükleri vardır.
Demirbaş listesinde kayıtlı olan en değerli malvarlıkları bunlardır.

Sonrasında vermedikleri tavizin, güvenin eseri olarak 46 yıllık bir serüvenin ardından, 6 bin kişinin çalıştığı, Türkiye’nin saygın kuruluşları arasında yer alan Alarko Holding’e ulaşılır.

ALARKO’NUN KÜNYESİ

Alarko 1954’te, Karaköy’de Vefai Han’daki küçük bir yazıhanede kollektif bir şirket olarak kurulur. Sermaye 20.000 TL. Şirket apartman kaloriferleri tesisi ve ısı sanayi müteahhitliği yaparak işe başlar. Sümerbank Malatya Bez Fabrikası ilave dokuma tesisi ve Merkez Bankası Banknot Matbaası’nın klima santrallerinin tamamını yerli malzeme kullanarak gerçekleştirler. Bunları zaman içinde diğerleri izler, hızla gelişir ve büyür.

1963’te 3.500.000 lira sermayeli bir Anonim Şirket haline dönüşen Alarko, Sanayi ve Ticaret AŞ adını alır. 1973’te 65.000.000 lira sermayeli halka açık bir holding haline gelir.

Alarko bugün direkt ve dolaylı olarak iş imkanı sağladığı 6000’I aşkın mühendis, teknisyen, beyaz yakalı personel ve işçisi ile anahtar teslimi komple tesis taahhüdünden turizme, ağır makina sanayinden konut yapımına, su ürünlerinden enerji üretimine kadar uzanan çok geniş bir alanda faaliyetlerini sürdürmektedir.

TÜRK TİPİ EVLİLİK

Türkiye’de şirket evlilikleri neden başarısızlıkla sonuçlanıyor sorusuna, cevap olabilecek birkaç satır…
Aile şirketlerinin dünyadaki ortalama ömrü 25 yıl civarında. Türkiye’de ise şirketlerin yüzde 90’ından fazlası aile şirketi. Yapılan araştırmalar bu şirketlerin yüzde 60’ının yok olduğunu gösteriyor. Yaşayan şirketlerin ancak yüzde 40’ı ikinci kuşağa aktarılanların oranı ise yüzde 8. Türkiye’de yapılan araştırmalar ise aile şirketlerinin ancak yüzde 24’lük kısmının ikinci jenerasyona aktarılabileceğini gösteriyor.

Tabii bu durum sadece bizde böyle değil. Kayıtlı şirketlerin Portekiz’de yüzde 70’I, İngiltere’de yüzde 75’i, İspanya’da yüzde 80’i, İsviçre’de yüzde 90’ı, ABD’de yüzde 96’sı, İtalya’da yüzde 99’u aile şirketi…
Yapılan araştırmalar ABD’de aile şirketlerinin yüzde 40’ının ilk beş yılda yok olduğunu göstermiş. Kalanların yüzde 66’sının ise birinci jenerasyonda ya battığı ya da el değiştirdiği ortaya çıkmış. Ancak geriye kalanların yüzde 17’si, üçüncü kuşağa devam edebilmiş. Yani aile şirketlerinin ancak yüzde 3.4’lük bölümü üçüncü kuşağa geçebilmiş.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND