Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

AKP’nin 12 yıllık karnesi: Başarılı mı başarısız mı?

Ak Parti hükümeti 12 yıldır iktidarda. Tüm siyasi tartışmaları bir kenara bırakarak, geçen bu 12 yılda bilimsel kriterler çerçevesinde Türkiye hangi konuda ne kadar yol aldı? Ak partinin karnesinde geçer ve kırık notlar hangileri?. işte, 12 yıllık bir iktidarın anatomisi….

kişisel gelişim

Ak Parti hükümeti 12 yıldır iktidarda. Tüm siyasi tartışmaları bir kenara bırakarak, geçen bu 12 yılda bilimsel kriterler çerçevesinde Türkiye hangi konuda ne kadar yol aldı? Ak partinin karnesinde geçer ve kırık notlar hangileri?. işte, 12 yıllık bir iktidarın anatomisi….

AK Parti Hükümeti’nin 12 yıllık karnesi

18 Kasım 2014 AK Parti iktidarının 12. yıldönümü idi. Bu bir düzine yıl zarfında Türkiye’nin çeşitli alanlarda sergilediği performans ya da kat ettiği mesafe üzerinde saatlerce çene çalınabilir, ciltler dolusu kalem oynatılabilir. Fakat Türkiye’nin 18 Kasım 2002’den 2014’e kat ettiği mesafeye, en azından bir yıldönümünde sübjektif yorumlara sıkışmadan, uluslararası kriterler temelinde yapılmış olan kimi değerlendirmeleri de dikkate alarak bakmak, daha adil ve faydalı olur, düşüncesindeyim. Böyle bir yaklaşım, Türkiye’nin AKP döneminde nasıl bir performans sergilediğini yer yer daha önceki dönemlerle, yer yer de başka ülkelerle kıyaslama içinde görmemize de olanak tanıyacaktır.

Öyleyse hadi başlayalım. Önce şu: Bir hükümetin performansını değerlendirirken nelere, ölçebileceğimiz hangi kriterlere bakacağız? Elbette bu noktada herkesin kriterleri farklı olabilir. Bilmiyorum sizlerinki nasıl ama ben –kişi başına atılan kahkaha miktarı, km2’de birbirine gülümseyerek selam veren insan sayısı, 1000 kişiye düşen yeşil alan miktarı gibi kriterleri de epeyce önemsemekle birlikte- şu yedi temel sorunun içerdiği kriterlere öncelik vermenin belki daha adil ve dengeli bir bakışa yaklaştırabileceğini düşünüyorum:

Bir: Hükümetimiz vatandaşlarının yaşam kalitesini ne ölçüde artırabildi?

İki: Hükümetimiz gençlerimizi yarına ne kadar iyi hazırlayabildi?

Üç: Hükümetimiz ülkenin iktisadi gücünü küresel anlamda ne kadar ileriye taşıdı?

Dört: Hükümetimiz teknolojik inovasyonu ekonomik kalkınmada ne ölçüde kaldıraç olarak kullandı?

Beş: Hükümetimiz vatandaşlarına haklar ve özgürlükler tanımada ne derece bonkör davranabildi?

Altı: Hükümetimiz hukukun üstünlüğünü ve adaleti hakim kılmada ne kadar başarılı oldu?

Yedi: Hükümetimiz çocuklarımızın sırtına borç yüklemekten, yarınlarımızı ipotek altına almaktan ne ölçüde imtina edebildi?

Belki bunlara “hükümetimiz Türkiye’yi yolsuzluklardan azade kılmada nasıl bir performans sergiledi?” gibi ekstra bir soru daha ilave edilebilir. Ama bu kriter, genel değerlendirmeye katılmayan, ancak çok iyi performans gösterme durumunda “bonus” puan getirme imkânı sunuyor olsun! O nedenle de buna “7+1’inci kriter” diyelim.

Peki bu kriterlerdeki ölçümleri nasıl yapacağız? Güzel haber şu ki, dünyanın değişik yerlerinde değişik kuruluşlar -birbirlerinden haberdar olmadan- bu yukarıda saydığım sorulara yakın kriterler temelinde her yıl ölçme ve değerlendirmeler yapıp bağımsız raporlar hazırlıyorlar. Ben bu kuruluşların birbirlerinden bağımsız şekilde hazırladıkları raporlarda elde edilen sonuçları aşağıda özet şeklinde derledim. Sonra da bu değerlendirmelere bakarak kendimce “artı” (+) ya da “eksi”  (-) şeklinde bir “kanaat notu” verdim. (İsteyenler verdiğim bağlantıları kullanıp o raporların aslına ulaşabilir ve “12 yıllık Türkiye fotoğrafına” daha detaylı bakabilir.)

Ve ortaya çıkan sonuç şu ki… Hükümetimizin 2002-2014 karnesinde tam 7 eksi’si varYedi ders, yedi eksi! 

Yani hükümetimiz vatandaşlarına karşı sorumlu bir makam olarak bugün bu yedi soru ve kategori temelinde gerçekten bir karne alıyor olsaydı, maalesef bu “zayıf” bir karne olacaktı! Çünkü geçen zaman zarfında, her ülke gibi bazı kategorilerde puanlarımızı geliştirmiş olsak da, bu kategorilerden hiç birinde diğer ülkelerle kıyaslama içinde daha başarılı bir performans sergileyememişiz. Yani 12 yıl öncesine (ya da kıyaslama yapılan dönemlere) göre hemen hemen her alanda geriye düşmüşüz.

Şimdi ayrıntılı değerlendirme. Bakalım ne haldeyiz!

Bir: İnsanî gelişmişlik Endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

Bir ülkenin yaşam kalitesi açısından nasıl bir seyir izlediğini görmemize olanak tanıyan en kapsamlı kriter, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1993’ten beri her yıl rapor edilen İnsani Gelişmişlik Endeksi (İGE). Çok boyutlu bir yapıya sahip İGE. Çünkü bir ülkede herkes için evrensel eğitim ve sağlık olanakları sağlanıyor mı, cinsiyet eşitliği güçlendiriliyor mu, anne sağlığını iyileştirme, uzun ve sağlıklı yaşamı özendirme mümkün kılınıyor mu gibi son derece temel ve insani meselelere ayrıntılı olarak bakılıyor.

Türkiye’nin 2002-2013 performansı pek iç açıcı değil. 2002 yılı İnsani Gelişmişlik Endeksi raporunda 0.742 puan ile 85’inci sırada olan Türkiye 2013 raporunda 0.722 puan ile 90’ıncı sıraya gerilemiş durumda. Raporun temel alındığı yıllar içinde G. Kore 27’nci sıradan 12. sıraya, Rusya 60’ıncı sıradan 55’inci sıraya, Kazakistanise 79’uncu sıradan 69’uncu sıraya ilerlerken biz sıralamada gerilemişiz. 2014’te ise sıralamadaki yerimiz pek değişmedi. Gerçi 2014 raporunda BM veri değerlendirme metodolojisinde bazı değişikliklere gittiği için Türkiye 0.756 puanla 69. sıraya yükselmiş göründü. Ancak raporda da belirtildiği gibi bu bir performans artışı değildi. Çünkü bir önceki raporun hesabı bu yılın metodolojisiyle yaptığımızda sıralamamız değişmiyordu.

Gerçi Türkiye bu hesaplamanın yapıldığı yılların seyri içinde, yani 1980’lerden bu yana İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde (İGE) puanını artırmıştı. Peki ama hangi dönemde daha çok artırmıştı? Kaba bir sınıflandırmayla “Turgut Özal’lı yıllar” diyebileceğimiz 1980-1990 arasında mı? “Koalisyon yılları” diyebileceğimiz 1990-2000 arasında mı? Yoksa “AKP yılları” diyebileceğimiz son yıllarda mı? Şimdi de ona bakalım.

Türkiye’nin İnsani Gelişmişlikteki Yükseliş Seyri

Dönem                                  Yıllık Artış (İGE)

1980-1990                            % 1.50

1990-2000                            % 1.27

2000-2013                            % 1.16

Evet, üzerinde binlerce saat çene yarıştırdığımız, daha da yarıştıracağımız dönemlerin yaşam kalitemiz açısından kısa, yalın özeti burada saklı. Ve görüyoruz ki, Türkiye ortalama yıllık insani gelişmişlikte (İKE) en büyük artışı ‘80’li yıllarda yaşamış. İkinci sıra ‘90’lı yılların, üçüncü sıra ise Ak Parti’nin damgasını vurduğu 2000’li yılların. Peki geldiğimiz nokta neresi? 2014’te “Yeni Türkiye”, insani gelişmişlikte Kıbrıs’ın (Rum Kesimi) 37, Küba’nın 25, Libya’nın 14, Malezya’nın ise 7 sıra gerisinde.

İnsan gerçekten hayret ediyor!

İki: 21. Yüzyılın eğitim becerileri (Eksi)

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) 2000 yılından beri üç yılda bir PISA (Programme for International Student Assessment) adıyla lise öğrencilerini değerlendirmeye alıyor. Bu Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nda amaç 15 yaş 3 ay ile 16 yaş 2 ay arasındaki öğrencilerin bilgi düzeylerini ölçerek 21. yüzyılın gerektirdiği temel becerilere ne ölçüde vakıf olduklarına bakmak. Bu amaçla, liseli gençler matematik, fen ve okuma alanlarında sınavlara tâbi tutuluyor. PISA’ya ilk kez 2003’te katılan Türkiye, o tarihten bu yana dört değerlendirmede (2003, 2006, 2009 ve 2012) yer aldı. OECD’nin düzenlediği beşinci, Türkiye’nin katıldığı dördüncü ve son değerlendirmede (PISA 2012), Türk öğrenciler matematikte 64 ülke arasında 42’nci, Fen’de 65 ülke arasında 43’üncü, okuma becerisi alanında 65 ülke arasında 41’inci oldu. Türkiye bu dallarda 2003’ten bu yana puanını bir miktar artırmasına rağmen sıralamadaki yerini geliştirebilmiş değil. OECD ülkeleri arasındaki sıralamada ise ya sonuncuyuz ya da sondan üçüncü. (Öğrenci başına en düşük eğitim harcamasını yapan OECD ülkesi biz olduğumuz için buna ne ölçüde “hayret etmeliyiz,” bilemiyorum.)

Üç: Küresel rekabet endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

Dünya Ekonomik Forumu tarafından her yıl hazırlanan raporunun 2014 versiyonunda Türkiye Küresel Rekabet Endeksi’nde 45. sırada yer alıyor. Bu haliyle, Malezya’nın 25, Azerbaycan’ın 7, Bahreyn’in 1 sıra altında sıralanıyoruz. Peki 2000’li yılların başlarında durum nasıldı? Dünya Ekonomik Forumu geçmişte biri mikro ekonomik göstergelerin bazı alındığı verimlilik temelli, diğeri ise makro ekonomik göstergelerin baz alındığı büyüme temelli iki farklı Küresel Rekabet Endeksi yayınlanıyordu. 2000 yılındaki verimlilik temelli Küresel Rekabet Endeksi’nde Türkiye 75 ülke arasında 29. sıradaydı ve bu haliyle Malezya’nın 1 sıra üzerindeydi. Aynı yıl büyüme temelli Küresel Rekabet Endeksi’nde 75 ülke arasında 40. sıradaydı ve Çin’in bir basamak üzerindeydi. 14 yılda Türkiye 5-16 sıra geriye gitmiş ve Malezya’nın 25, Çin’in 17 sıra gerisinde kalmış durumda.

Dört: Küresel inovasyon endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

Teknoloji çevrelerinde en saygın yeri olan kriterleriden biri Küresel İnovasyon Endeksi (KİE). Amaç, ülkelerin rekabet güçlerini artık epeyce belirleyen inovasyon becerilerini mercek altına alıp ölçmek. Bir ülke ekonomik rekabette henüz çok parlak olmayabilir. Ama inovasyona büyük önem ve yatırım yaptığı için gelecekte muhtemelen çok iyi bir noktada olacaktır. Bu nedenle, ülkelerin ulusal ekonomisi, kurumlarıyla, insan sermayesiyle, araştırmalarıyla, alt yapısı ve pazardaki entelektüel derinliğiyle inovasyona ne ölçüde yer açıyor, KİE bunu ölçüyor ve 2007’den bu yana da her yıl raporlayıp yayınlanıyor. Raporlamayı üç kuruluş ortak yürütüyor: Amerikan Cornell ÜniversitesiBirleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Fikri Sermaye Örgütü (WIPO) ve merkezi ABD’de olan INSEAD İşletme Okulu. “Küresel İnovasyon Endeksi” sıralamasında Türkiye 2007 yılında Barbados’un hemen altında, Kıbrıs’ın hemen üzerinde 45. sıradaydı. Oysa 2014 raporunda Türkiye kendisine ancak 54. sırada yer bulabildi. Yani Türkiye 7 yıl içinde listede 9 sıra geriye düştü. Ve bu haliyle Malezya’nın 21, Kıbrıs’ın ise ancak 24 sıra altında yer alıyor.

Beş: Demokrasi endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

The Economist’in 2006’dan beri ölçtüğü Demokrasi Endeksi sıralamasında Türkiye2006’da 5.70 puanla 88’inci sırada yer alıyordu. 2013’te ise 5.63 puanla 93’üncüsıraya düşmüş durumda. Demokrasi liginde kendisine Tunus’un 3 sıra gerisinde yer bulabilen “Yeni Türkiye” (!) Malezya’nın 29, Gana’nın 25, Zambiya’nın 23, Namibya’nın 21, Bangladeş’in ise 9 sıra arkasında yer alıyor. Sivil haklar alanında ise Türkiye 3.82 puanla Haiti, Etiyopya, Gabon, Fiji, Umman, Katar, Azerbaycan gibi “otoriter rejimler” kategorisindeki ülkelerden bile geride. Tabii böyle olunca, insanın aklına demokrasi bahsinde pek de parlak olmayan gelişmelerin yaşandığı 2014 yılını dikkate alacak raporda Türkiye’nin ilk 100’deki yerini koruyup koruyamayacağı sorusu geliyor. Görünen o ki, 2014 sıralamasında Burkina Faso ile Türkiye arasında büyük bir çekişme olacak. Ancak tabii 2013’te 101. sırada yer alan Libya da 2014’te “dalya” diyerek Türkiye’nin ilk 100 şansını zora sokabilir. Allah’ını seven defansa gelsin!

Altı: Hukukun üstünlüğü (Eksi)

kişisel gelişim

World Justice Project’in araştırma ekibi tarafından dokuz tema çerçevesinde belirlenen 47 göstergeyi temel alarak hazırlanan “Dünya Hukukun Üstünlüğü Küresel Endeksinde Türkiye, 99 ülke içinde 2014 yılında 59. sırada yer aldı. Bu sıralamayla Türkiye listede kendisine Botsvana’nın 34, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 32, Malezya’nın 24, Gana’nın 22, Tunus’un 18, Fas’ın 7, Burkina Faso’nun 6 sıra gerisinde yer bulabildi. Raporda genel sıralamanın dışında 8 kategori var ölçüm yapılan. Ama Türkiye denetleme mekanizmalarının yetersizliği ya da iyi işlemeyişinden ötürü, mesela “hükümetin şeffaflığı” alanında 69. sırada, “hükümetin hesap verebilirliği/denetlenebilirliği” alanında 72. sırada, “temel haklar” alanında ise 78. sırada yer alıyor. Üç yıl önce “temel haklar” alanında 66 ülke arasında 58. sıradaolan Türkiye, son raporda Gana’nın 45, Senegal’in 39, Liberya’nın 25, Botswana’nın 24, Sierra Leone’nin 19, Fildişi Sahili’nin 6, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise 5 sıra gerisinde ancak yer bulabiliyor.

Yedi: İç ve dış borçlarımız (Eksi)

Yarınlarımızı borçtan arındırmak, çocuklarımıza tasarruf yapabilen bir ülke ve umutlu bir gelecek bırakabilmek bir ülkeyi yöneten kadroların en temel becerilerinden biri. Ancak o konuda iyi bir noktada olduğumuzu söylemek galiba zor. Çünkü borca batmış bir haldeyiz. 2002’de ailelerin her yüz liralık gelirine karşı 4.7 lira borcu varmış.  Bugün 55 lira borcu var. Ama daha anlamlı hesabı geçenlerde Mahfi Eğilmez 2002 yılsonu ile 2013 yılsonu arası için yaptı. Ve Eğilmez, kamu kesimi ve hanehalklarının toplam borcunun bu dönem zarfında 495 milyar dolar artarak 210 milyar dolardan 705 milyar dolara yükseldiğini gösterdi. Bu hesaba bakılırsa, toplam iç ve dış borcumuz son 11 yılda 3.4  katına çıkmış durumda. Türkiye’de kişi başına borcumuz ise 2003-2014 arasında 3 bin dolardan 9 bin 400 dolara çıkmış. Yani kişi başına düşen borcumuz 3.1 katına çıkmış. Son 11 yılda kişi başına gelirimiz ise 3.1 katına çıkmış. Yani gelirimiz kadar borcumuzu da artırmışız. Eğilmez bu nedenle “hiç bu denli gelir artırdığımız bir dönem olmadı” söyleminin bir “illüzyon” olduğunu söylüyor. Borçlanmamızı katlanarak sürdüren bir ekonomi yönetimimiz olduğu sürece, “borçları kapattık, artık IMF’ye borç veriyoruz” falan gibi caka satmalarımız epeyce aldatıcı demek ki!

Yedi+Bir: Yolsuzluk algısı endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

Ülkelerin kamu sektöründeki yolsuzluk algısına dair ölçümler uzun yıllardır Transparency International adı verilen bir kuruluş tarafından gerçekleştiriliyor. Türkiye 2013 raporunda 177 ülke arasında yolsuzluk algısında 53. sırada görülüyor. Oysa Türkiye 2000 yılında 90 ülke arasında 50. sırada idi. Bugün Birleşik Arap Emirlikleri’nin 27, Botsvana’nın 23 sıra gerisinde olan Türkiye 17 ve 25 Aralık dosyalarının da bir şekilde dikkate alınacağı 2014 raporunda bakalım kaçıncı sırada yer alacak?

Sonuç yerine ya da ‘Peki ya mutluysak?’

Yukarıdaki değerlendirmelerden görülüyor ki, ülke olarak pirzolamız yeterli derecede artmıyor. Ayrıca yiyeceğiz diye borca batabiliyoruz, bölüşümümüz adil olmuyor, yarına kalacak şekilde de hiç ayırmıyoruz. Hepsine tamam! Peki ama ya mutluysak? Her şeye rağmen ya halimizden şikayetçi değilsek ve bol bol kahkaha atıyorsak?

Aslında bir hükümetin en temel misyonu da -öyle karmaşık bir takım hesaplara girmeden- insanlarını mutlu kılmak değil mi? Öyleyse, ya biz pirzolası eksik, ama huzur içinde gülümseyebilen, mutlu bir şekilde yatağa giren insanların ülkesiysek? Böyle bir olasılığa da ihtimal vererek hemen bakalım, çünkü mutluluk da ölçülüyor. The Earth InstituteLondon School of Economics ve Vancouver School of Economics’ten bir grup bağımsız uzman yapıyor bunu. Bu uzmanlar kapsamlı çalışmalar ile belirledikleri kriterler temelinde bir “dünya mutluluk sıralaması” oluşturuyorlar. Bu uzmanların hazırladıkları son rapor (World Happiness Report 2013) 2010-2012 arasındaki değerlendirmeleri dikkate alıyor. Hemen bu sıralamaya bakalım!

Fakat o da ne! Türkiye Dünya Mutluluk Ligi’nde”  77. sırada. Bu rapora göre, Türkiye –hey, van münüt– etrafı “düşmanlara çevrili” İsrail’in 66 sıra, “sosyal gerilim orada da yüksek” diye avunduğumuz Brezilya’nın 53, “eyvah bir gün ya onun gibi olursak” dediğimiz Malezya’nın 21, “bebek ölümlerinde dünya sonuncusu” olan Angola’nın 16, “vah vah krizlerde telef oldu” dediğimiz Yunanistan’ın bile 7 sıra gerisindeyiz.

Ama mutluluk liginde 77. sıradayız diye enseyi karartmayalım, derim! Teselliyi belki futbolda bulabiliriz. Evet futbolda 208 ülkenin yer aldığı FIFA dünya sıralamasındaTürkiye olarak 23 Ekim 2014 tarihi itibarıyla -aslanlar gibi- 46. sıradayız ve İsrail’in sadece 1 sıra gerisindeyiz. İsteyince oluyor yani.

Peki 2002’de durum neydi? Hemen şimdi 2002’deki FIFA sıralamasına bakıyorum.

Ve maalesef… Ve maalesef!

2002’de 9. sıradaymışız. 12 yılda 37 sıra gerilemişiz!

Ağlamak istiyorum sayın seyirciler!

twitter: @akdoganozkan

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND