Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

AKP’nin 12 yıllık karnesi: Başarılı mı başarısız mı?

Ak Parti hükümeti 12 yıldır iktidarda. Tüm siyasi tartışmaları bir kenara bırakarak, geçen bu 12 yılda bilimsel kriterler çerçevesinde Türkiye hangi konuda ne kadar yol aldı? Ak partinin karnesinde geçer ve kırık notlar hangileri?. işte, 12 yıllık bir iktidarın anatomisi….

kişisel gelişim

Ak Parti hükümeti 12 yıldır iktidarda. Tüm siyasi tartışmaları bir kenara bırakarak, geçen bu 12 yılda bilimsel kriterler çerçevesinde Türkiye hangi konuda ne kadar yol aldı? Ak partinin karnesinde geçer ve kırık notlar hangileri?. işte, 12 yıllık bir iktidarın anatomisi….

AK Parti Hükümeti’nin 12 yıllık karnesi

18 Kasım 2014 AK Parti iktidarının 12. yıldönümü idi. Bu bir düzine yıl zarfında Türkiye’nin çeşitli alanlarda sergilediği performans ya da kat ettiği mesafe üzerinde saatlerce çene çalınabilir, ciltler dolusu kalem oynatılabilir. Fakat Türkiye’nin 18 Kasım 2002’den 2014’e kat ettiği mesafeye, en azından bir yıldönümünde sübjektif yorumlara sıkışmadan, uluslararası kriterler temelinde yapılmış olan kimi değerlendirmeleri de dikkate alarak bakmak, daha adil ve faydalı olur, düşüncesindeyim. Böyle bir yaklaşım, Türkiye’nin AKP döneminde nasıl bir performans sergilediğini yer yer daha önceki dönemlerle, yer yer de başka ülkelerle kıyaslama içinde görmemize de olanak tanıyacaktır.

Öyleyse hadi başlayalım. Önce şu: Bir hükümetin performansını değerlendirirken nelere, ölçebileceğimiz hangi kriterlere bakacağız? Elbette bu noktada herkesin kriterleri farklı olabilir. Bilmiyorum sizlerinki nasıl ama ben –kişi başına atılan kahkaha miktarı, km2’de birbirine gülümseyerek selam veren insan sayısı, 1000 kişiye düşen yeşil alan miktarı gibi kriterleri de epeyce önemsemekle birlikte- şu yedi temel sorunun içerdiği kriterlere öncelik vermenin belki daha adil ve dengeli bir bakışa yaklaştırabileceğini düşünüyorum:

Bir: Hükümetimiz vatandaşlarının yaşam kalitesini ne ölçüde artırabildi?

İki: Hükümetimiz gençlerimizi yarına ne kadar iyi hazırlayabildi?

Üç: Hükümetimiz ülkenin iktisadi gücünü küresel anlamda ne kadar ileriye taşıdı?

Dört: Hükümetimiz teknolojik inovasyonu ekonomik kalkınmada ne ölçüde kaldıraç olarak kullandı?

Beş: Hükümetimiz vatandaşlarına haklar ve özgürlükler tanımada ne derece bonkör davranabildi?

Altı: Hükümetimiz hukukun üstünlüğünü ve adaleti hakim kılmada ne kadar başarılı oldu?

Yedi: Hükümetimiz çocuklarımızın sırtına borç yüklemekten, yarınlarımızı ipotek altına almaktan ne ölçüde imtina edebildi?

Belki bunlara “hükümetimiz Türkiye’yi yolsuzluklardan azade kılmada nasıl bir performans sergiledi?” gibi ekstra bir soru daha ilave edilebilir. Ama bu kriter, genel değerlendirmeye katılmayan, ancak çok iyi performans gösterme durumunda “bonus” puan getirme imkânı sunuyor olsun! O nedenle de buna “7+1’inci kriter” diyelim.

Peki bu kriterlerdeki ölçümleri nasıl yapacağız? Güzel haber şu ki, dünyanın değişik yerlerinde değişik kuruluşlar -birbirlerinden haberdar olmadan- bu yukarıda saydığım sorulara yakın kriterler temelinde her yıl ölçme ve değerlendirmeler yapıp bağımsız raporlar hazırlıyorlar. Ben bu kuruluşların birbirlerinden bağımsız şekilde hazırladıkları raporlarda elde edilen sonuçları aşağıda özet şeklinde derledim. Sonra da bu değerlendirmelere bakarak kendimce “artı” (+) ya da “eksi”  (-) şeklinde bir “kanaat notu” verdim. (İsteyenler verdiğim bağlantıları kullanıp o raporların aslına ulaşabilir ve “12 yıllık Türkiye fotoğrafına” daha detaylı bakabilir.)

Ve ortaya çıkan sonuç şu ki… Hükümetimizin 2002-2014 karnesinde tam 7 eksi’si varYedi ders, yedi eksi! 

Yani hükümetimiz vatandaşlarına karşı sorumlu bir makam olarak bugün bu yedi soru ve kategori temelinde gerçekten bir karne alıyor olsaydı, maalesef bu “zayıf” bir karne olacaktı! Çünkü geçen zaman zarfında, her ülke gibi bazı kategorilerde puanlarımızı geliştirmiş olsak da, bu kategorilerden hiç birinde diğer ülkelerle kıyaslama içinde daha başarılı bir performans sergileyememişiz. Yani 12 yıl öncesine (ya da kıyaslama yapılan dönemlere) göre hemen hemen her alanda geriye düşmüşüz.

Şimdi ayrıntılı değerlendirme. Bakalım ne haldeyiz!

Bir: İnsanî gelişmişlik Endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

Bir ülkenin yaşam kalitesi açısından nasıl bir seyir izlediğini görmemize olanak tanıyan en kapsamlı kriter, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1993’ten beri her yıl rapor edilen İnsani Gelişmişlik Endeksi (İGE). Çok boyutlu bir yapıya sahip İGE. Çünkü bir ülkede herkes için evrensel eğitim ve sağlık olanakları sağlanıyor mı, cinsiyet eşitliği güçlendiriliyor mu, anne sağlığını iyileştirme, uzun ve sağlıklı yaşamı özendirme mümkün kılınıyor mu gibi son derece temel ve insani meselelere ayrıntılı olarak bakılıyor.

Türkiye’nin 2002-2013 performansı pek iç açıcı değil. 2002 yılı İnsani Gelişmişlik Endeksi raporunda 0.742 puan ile 85’inci sırada olan Türkiye 2013 raporunda 0.722 puan ile 90’ıncı sıraya gerilemiş durumda. Raporun temel alındığı yıllar içinde G. Kore 27’nci sıradan 12. sıraya, Rusya 60’ıncı sıradan 55’inci sıraya, Kazakistanise 79’uncu sıradan 69’uncu sıraya ilerlerken biz sıralamada gerilemişiz. 2014’te ise sıralamadaki yerimiz pek değişmedi. Gerçi 2014 raporunda BM veri değerlendirme metodolojisinde bazı değişikliklere gittiği için Türkiye 0.756 puanla 69. sıraya yükselmiş göründü. Ancak raporda da belirtildiği gibi bu bir performans artışı değildi. Çünkü bir önceki raporun hesabı bu yılın metodolojisiyle yaptığımızda sıralamamız değişmiyordu.

Gerçi Türkiye bu hesaplamanın yapıldığı yılların seyri içinde, yani 1980’lerden bu yana İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde (İGE) puanını artırmıştı. Peki ama hangi dönemde daha çok artırmıştı? Kaba bir sınıflandırmayla “Turgut Özal’lı yıllar” diyebileceğimiz 1980-1990 arasında mı? “Koalisyon yılları” diyebileceğimiz 1990-2000 arasında mı? Yoksa “AKP yılları” diyebileceğimiz son yıllarda mı? Şimdi de ona bakalım.

Türkiye’nin İnsani Gelişmişlikteki Yükseliş Seyri

Dönem                                  Yıllık Artış (İGE)

1980-1990                            % 1.50

1990-2000                            % 1.27

2000-2013                            % 1.16

Evet, üzerinde binlerce saat çene yarıştırdığımız, daha da yarıştıracağımız dönemlerin yaşam kalitemiz açısından kısa, yalın özeti burada saklı. Ve görüyoruz ki, Türkiye ortalama yıllık insani gelişmişlikte (İKE) en büyük artışı ‘80’li yıllarda yaşamış. İkinci sıra ‘90’lı yılların, üçüncü sıra ise Ak Parti’nin damgasını vurduğu 2000’li yılların. Peki geldiğimiz nokta neresi? 2014’te “Yeni Türkiye”, insani gelişmişlikte Kıbrıs’ın (Rum Kesimi) 37, Küba’nın 25, Libya’nın 14, Malezya’nın ise 7 sıra gerisinde.

İnsan gerçekten hayret ediyor!

İki: 21. Yüzyılın eğitim becerileri (Eksi)

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) 2000 yılından beri üç yılda bir PISA (Programme for International Student Assessment) adıyla lise öğrencilerini değerlendirmeye alıyor. Bu Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nda amaç 15 yaş 3 ay ile 16 yaş 2 ay arasındaki öğrencilerin bilgi düzeylerini ölçerek 21. yüzyılın gerektirdiği temel becerilere ne ölçüde vakıf olduklarına bakmak. Bu amaçla, liseli gençler matematik, fen ve okuma alanlarında sınavlara tâbi tutuluyor. PISA’ya ilk kez 2003’te katılan Türkiye, o tarihten bu yana dört değerlendirmede (2003, 2006, 2009 ve 2012) yer aldı. OECD’nin düzenlediği beşinci, Türkiye’nin katıldığı dördüncü ve son değerlendirmede (PISA 2012), Türk öğrenciler matematikte 64 ülke arasında 42’nci, Fen’de 65 ülke arasında 43’üncü, okuma becerisi alanında 65 ülke arasında 41’inci oldu. Türkiye bu dallarda 2003’ten bu yana puanını bir miktar artırmasına rağmen sıralamadaki yerini geliştirebilmiş değil. OECD ülkeleri arasındaki sıralamada ise ya sonuncuyuz ya da sondan üçüncü. (Öğrenci başına en düşük eğitim harcamasını yapan OECD ülkesi biz olduğumuz için buna ne ölçüde “hayret etmeliyiz,” bilemiyorum.)

Üç: Küresel rekabet endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

Dünya Ekonomik Forumu tarafından her yıl hazırlanan raporunun 2014 versiyonunda Türkiye Küresel Rekabet Endeksi’nde 45. sırada yer alıyor. Bu haliyle, Malezya’nın 25, Azerbaycan’ın 7, Bahreyn’in 1 sıra altında sıralanıyoruz. Peki 2000’li yılların başlarında durum nasıldı? Dünya Ekonomik Forumu geçmişte biri mikro ekonomik göstergelerin bazı alındığı verimlilik temelli, diğeri ise makro ekonomik göstergelerin baz alındığı büyüme temelli iki farklı Küresel Rekabet Endeksi yayınlanıyordu. 2000 yılındaki verimlilik temelli Küresel Rekabet Endeksi’nde Türkiye 75 ülke arasında 29. sıradaydı ve bu haliyle Malezya’nın 1 sıra üzerindeydi. Aynı yıl büyüme temelli Küresel Rekabet Endeksi’nde 75 ülke arasında 40. sıradaydı ve Çin’in bir basamak üzerindeydi. 14 yılda Türkiye 5-16 sıra geriye gitmiş ve Malezya’nın 25, Çin’in 17 sıra gerisinde kalmış durumda.

Dört: Küresel inovasyon endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

Teknoloji çevrelerinde en saygın yeri olan kriterleriden biri Küresel İnovasyon Endeksi (KİE). Amaç, ülkelerin rekabet güçlerini artık epeyce belirleyen inovasyon becerilerini mercek altına alıp ölçmek. Bir ülke ekonomik rekabette henüz çok parlak olmayabilir. Ama inovasyona büyük önem ve yatırım yaptığı için gelecekte muhtemelen çok iyi bir noktada olacaktır. Bu nedenle, ülkelerin ulusal ekonomisi, kurumlarıyla, insan sermayesiyle, araştırmalarıyla, alt yapısı ve pazardaki entelektüel derinliğiyle inovasyona ne ölçüde yer açıyor, KİE bunu ölçüyor ve 2007’den bu yana da her yıl raporlayıp yayınlanıyor. Raporlamayı üç kuruluş ortak yürütüyor: Amerikan Cornell ÜniversitesiBirleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Fikri Sermaye Örgütü (WIPO) ve merkezi ABD’de olan INSEAD İşletme Okulu. “Küresel İnovasyon Endeksi” sıralamasında Türkiye 2007 yılında Barbados’un hemen altında, Kıbrıs’ın hemen üzerinde 45. sıradaydı. Oysa 2014 raporunda Türkiye kendisine ancak 54. sırada yer bulabildi. Yani Türkiye 7 yıl içinde listede 9 sıra geriye düştü. Ve bu haliyle Malezya’nın 21, Kıbrıs’ın ise ancak 24 sıra altında yer alıyor.

Beş: Demokrasi endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

The Economist’in 2006’dan beri ölçtüğü Demokrasi Endeksi sıralamasında Türkiye2006’da 5.70 puanla 88’inci sırada yer alıyordu. 2013’te ise 5.63 puanla 93’üncüsıraya düşmüş durumda. Demokrasi liginde kendisine Tunus’un 3 sıra gerisinde yer bulabilen “Yeni Türkiye” (!) Malezya’nın 29, Gana’nın 25, Zambiya’nın 23, Namibya’nın 21, Bangladeş’in ise 9 sıra arkasında yer alıyor. Sivil haklar alanında ise Türkiye 3.82 puanla Haiti, Etiyopya, Gabon, Fiji, Umman, Katar, Azerbaycan gibi “otoriter rejimler” kategorisindeki ülkelerden bile geride. Tabii böyle olunca, insanın aklına demokrasi bahsinde pek de parlak olmayan gelişmelerin yaşandığı 2014 yılını dikkate alacak raporda Türkiye’nin ilk 100’deki yerini koruyup koruyamayacağı sorusu geliyor. Görünen o ki, 2014 sıralamasında Burkina Faso ile Türkiye arasında büyük bir çekişme olacak. Ancak tabii 2013’te 101. sırada yer alan Libya da 2014’te “dalya” diyerek Türkiye’nin ilk 100 şansını zora sokabilir. Allah’ını seven defansa gelsin!

Altı: Hukukun üstünlüğü (Eksi)

kişisel gelişim

World Justice Project’in araştırma ekibi tarafından dokuz tema çerçevesinde belirlenen 47 göstergeyi temel alarak hazırlanan “Dünya Hukukun Üstünlüğü Küresel Endeksinde Türkiye, 99 ülke içinde 2014 yılında 59. sırada yer aldı. Bu sıralamayla Türkiye listede kendisine Botsvana’nın 34, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 32, Malezya’nın 24, Gana’nın 22, Tunus’un 18, Fas’ın 7, Burkina Faso’nun 6 sıra gerisinde yer bulabildi. Raporda genel sıralamanın dışında 8 kategori var ölçüm yapılan. Ama Türkiye denetleme mekanizmalarının yetersizliği ya da iyi işlemeyişinden ötürü, mesela “hükümetin şeffaflığı” alanında 69. sırada, “hükümetin hesap verebilirliği/denetlenebilirliği” alanında 72. sırada, “temel haklar” alanında ise 78. sırada yer alıyor. Üç yıl önce “temel haklar” alanında 66 ülke arasında 58. sıradaolan Türkiye, son raporda Gana’nın 45, Senegal’in 39, Liberya’nın 25, Botswana’nın 24, Sierra Leone’nin 19, Fildişi Sahili’nin 6, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise 5 sıra gerisinde ancak yer bulabiliyor.

Yedi: İç ve dış borçlarımız (Eksi)

Yarınlarımızı borçtan arındırmak, çocuklarımıza tasarruf yapabilen bir ülke ve umutlu bir gelecek bırakabilmek bir ülkeyi yöneten kadroların en temel becerilerinden biri. Ancak o konuda iyi bir noktada olduğumuzu söylemek galiba zor. Çünkü borca batmış bir haldeyiz. 2002’de ailelerin her yüz liralık gelirine karşı 4.7 lira borcu varmış.  Bugün 55 lira borcu var. Ama daha anlamlı hesabı geçenlerde Mahfi Eğilmez 2002 yılsonu ile 2013 yılsonu arası için yaptı. Ve Eğilmez, kamu kesimi ve hanehalklarının toplam borcunun bu dönem zarfında 495 milyar dolar artarak 210 milyar dolardan 705 milyar dolara yükseldiğini gösterdi. Bu hesaba bakılırsa, toplam iç ve dış borcumuz son 11 yılda 3.4  katına çıkmış durumda. Türkiye’de kişi başına borcumuz ise 2003-2014 arasında 3 bin dolardan 9 bin 400 dolara çıkmış. Yani kişi başına düşen borcumuz 3.1 katına çıkmış. Son 11 yılda kişi başına gelirimiz ise 3.1 katına çıkmış. Yani gelirimiz kadar borcumuzu da artırmışız. Eğilmez bu nedenle “hiç bu denli gelir artırdığımız bir dönem olmadı” söyleminin bir “illüzyon” olduğunu söylüyor. Borçlanmamızı katlanarak sürdüren bir ekonomi yönetimimiz olduğu sürece, “borçları kapattık, artık IMF’ye borç veriyoruz” falan gibi caka satmalarımız epeyce aldatıcı demek ki!

Yedi+Bir: Yolsuzluk algısı endeksi (Eksi)

kişisel gelişim

Ülkelerin kamu sektöründeki yolsuzluk algısına dair ölçümler uzun yıllardır Transparency International adı verilen bir kuruluş tarafından gerçekleştiriliyor. Türkiye 2013 raporunda 177 ülke arasında yolsuzluk algısında 53. sırada görülüyor. Oysa Türkiye 2000 yılında 90 ülke arasında 50. sırada idi. Bugün Birleşik Arap Emirlikleri’nin 27, Botsvana’nın 23 sıra gerisinde olan Türkiye 17 ve 25 Aralık dosyalarının da bir şekilde dikkate alınacağı 2014 raporunda bakalım kaçıncı sırada yer alacak?

Sonuç yerine ya da ‘Peki ya mutluysak?’

Yukarıdaki değerlendirmelerden görülüyor ki, ülke olarak pirzolamız yeterli derecede artmıyor. Ayrıca yiyeceğiz diye borca batabiliyoruz, bölüşümümüz adil olmuyor, yarına kalacak şekilde de hiç ayırmıyoruz. Hepsine tamam! Peki ama ya mutluysak? Her şeye rağmen ya halimizden şikayetçi değilsek ve bol bol kahkaha atıyorsak?

Aslında bir hükümetin en temel misyonu da -öyle karmaşık bir takım hesaplara girmeden- insanlarını mutlu kılmak değil mi? Öyleyse, ya biz pirzolası eksik, ama huzur içinde gülümseyebilen, mutlu bir şekilde yatağa giren insanların ülkesiysek? Böyle bir olasılığa da ihtimal vererek hemen bakalım, çünkü mutluluk da ölçülüyor. The Earth InstituteLondon School of Economics ve Vancouver School of Economics’ten bir grup bağımsız uzman yapıyor bunu. Bu uzmanlar kapsamlı çalışmalar ile belirledikleri kriterler temelinde bir “dünya mutluluk sıralaması” oluşturuyorlar. Bu uzmanların hazırladıkları son rapor (World Happiness Report 2013) 2010-2012 arasındaki değerlendirmeleri dikkate alıyor. Hemen bu sıralamaya bakalım!

Fakat o da ne! Türkiye Dünya Mutluluk Ligi’nde”  77. sırada. Bu rapora göre, Türkiye –hey, van münüt– etrafı “düşmanlara çevrili” İsrail’in 66 sıra, “sosyal gerilim orada da yüksek” diye avunduğumuz Brezilya’nın 53, “eyvah bir gün ya onun gibi olursak” dediğimiz Malezya’nın 21, “bebek ölümlerinde dünya sonuncusu” olan Angola’nın 16, “vah vah krizlerde telef oldu” dediğimiz Yunanistan’ın bile 7 sıra gerisindeyiz.

Ama mutluluk liginde 77. sıradayız diye enseyi karartmayalım, derim! Teselliyi belki futbolda bulabiliriz. Evet futbolda 208 ülkenin yer aldığı FIFA dünya sıralamasındaTürkiye olarak 23 Ekim 2014 tarihi itibarıyla -aslanlar gibi- 46. sıradayız ve İsrail’in sadece 1 sıra gerisindeyiz. İsteyince oluyor yani.

Peki 2002’de durum neydi? Hemen şimdi 2002’deki FIFA sıralamasına bakıyorum.

Ve maalesef… Ve maalesef!

2002’de 9. sıradaymışız. 12 yılda 37 sıra gerilemişiz!

Ağlamak istiyorum sayın seyirciler!

twitter: @akdoganozkan

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Limit sizsiniz!

the walt dısney, mıcrosoft paınt, Marry Poppins Returns, Concha Garcia Zaera

Bazen yaşımızın ilerlediğini ve hayata geç kaldığımızı düşünürüz. 88 yaşındaki Zaera ise yaptıklarıyla bu düşünceyi yerle bir ediyor. Paint’te çizdiği resimlerle harikalar yaratan yaşlı kadın Disney’e afiş tasarlıyor. Siz hala geç kaldığınızı mı düşünüyorsunuz?

Paint’te yaptığı resimlerle fenomenleşen yaşlı kadın, Disney için afiş hazırladı

‘İspanyol babaanne’ lakabı takılan Zaera, The Walt Disney şirketi tarafından vizyona girecek olan Marry Poppins Returns isimli film için afiş tasarlamakla görevlendirildiğini açıkladı.

Microsoft Paint’te yaptığı resimlerle sosyal medyada fenomenleşen Concha Garcia Zaera, Walt Disney’in vizyona girecek olan filmi Marry Poppins Returns’ün dünya prömiyerinde kullanılacak olan afişi tasarladı. Instagram üzerinden açıklama yapan 88 yaşındaki İspanyol kadın, Disney’in bu işi kendisine vermesinden ötürü onur duyduğunu ifade etti.

Microsoft Paint programını kullanarak yaptığı resimlerimle Instagram fenomenine dönüşen 88 yaşındaki Concha Garcia Zaera, bu defa yeteneklerini Hollywood için sergiledi.

Yabancı basında kendisine ‘İspanyol babaanne’ lakabı takılan Zaera, The Walt Disney şirketi tarafından vizyona girecek olan Marry Poppins Returns (Marry Poppins Dönüyor) isimli film için afiş tasarlamakla görevlendirildiğini açıkladı.

Doğa üstü güçlere ve büyü yapabilme yeteneğine sahip bir dadı ve bakıcılık yaptığı ailenin çocuklarıyla yaşadığı maceraları konu alan ve 1964 yılında çekilen ilk Marry Poppins filminin devamı niteliğindeki Marry Poppins Returns, İspanya’da 21 Aralıkta vizyona girmişti.

Daha önceleri çizimlerini tuvale yağlı boya aracılığıyla resmeden Zaera’nın Microsof Paint ile tanışması, on yıldan fazla bir süre önce yağlı boya kokusundan rahatsız olan hasta kocasına baktığı döneme denk gelmekte.

1985’ten bu yana Windows bilgisayarlarla birlikte verilen ücretsiz bir program olan Paint üzerinden devam eden yaşlı kadının torunu, geçen ekim ayında babaannesinin çizimlerini Instagram aracılığıyla tüm dünya ile paylaşmaya karar vermesi sonrası Zaera’nın resimleri binlerce sosyal medya kullanıcısının ilgisini cezbetti.

Sosyal medyada çizimleri yoğun ilgiyle karşılanan Zaera başlarda ne olduğunu tam olarak anlamlandıramadığını belirterek, “Neler olduğunu anlamadım. Sürekli şekilde takipçilerim artıyordu ve ben neler olup bittiğini merak ediyordum.

Aralık 2018’de torunun teşviki ve yardımıyla sosyal medyaya adım atan Zaera, an itibariyle 185 bin takipçiye sahip.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Üstüme iyilik sağlık!

sağlıklı besinler, kış hastalıkları, hasta olmayı önleyen yiyecekler

Kış hastalıkları kapımızı bir bir çalıyor. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız ve bunun içinde iyi beslenmemiz gerekiyor. İşte hastalıklardan korunmak için ilaç niyetine tüketilecek besinler…

Kışın hasta olmayı önleyen yiyecekler

Kışı güçlü geçirmek için mevsime uygun sofranızda bulundurmanız, yemeniz gereken başlıca yiyecekler neler? Diyetisyen Vildan Kabataş, kışın zindelik sağlayan,bağışıklığı güçlendiren yiyecekleri anlattı.

Maydanoz: C vitamini ve demir deposudur. Böbrekleri temizleyici, ödem atıcı ve kan şekerini dengeleyici etkisi vardır.

Lahana: İçeriğinde yaşlanmayı önleyici mineral olarak kabul edilen selenyumu barındırır. Mide ve yemek borusu kanseri tehlikesini azaltır. Sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamini, mide ve bağırsakların iç yüzeyini korur, yaraların iyileşmesini sağlar. Cilt sağlığı için faydalıdır.

Bal kabağı: Yüksek lif, A vitamini, fosfor ve kalsiyum içerir. Ayrıca lifli yiyecekler kolon kanserine karşı koruyucudur.

Soğan/sarımsak: Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini azaltır. Bağışıklık sistemini güçlendirmekte oldukça etkilidir.

Mandalina: Zengin C vitamini içeriğiyle, özellikle kış aylarında hastalıklara karşı savunma mekanizmamızı güçlendirir. Potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürür.

Portakal: C vitamini ve folik asit kaynağı olan portakal bağışıklık sistemini güçlendirir ve kansızlığa iyi gelir.

Ispanak: Demir yönünden zengindir. Betakaroten içerdiği için yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkilidir. Bazı mide kanserlerini önlediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinmektedir.

Armut: A, B1, B2, B3, B6 ve C vitamininden zengindir. Kabuklu olarak tüketilmesi, bağırsak sağlığı açısından çok faydalıdır. Kabızlığı tedavi etmek için sık sık tüketilebilir.

Rezene: Uçucu yağlar içerdiğinden kaynatılması yerine sıcak suda bekletilmesi tercih edilmelidir. Kalsiyum, potasyum gibi minerallerin yanı sıra B vitamini de içerir. Vücut direncini artırır. Düzenli kullanıldığında kolesterolü düşürür.

Brüksel lahanası: Kükürtlü sebzeler grubunda olduğu için güçlü bir kanser savaşçısıdır. Az pişirilmesi veya çiğ tüketilmesi gerekir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Lif, C vitamini, folat ve A vitamini içerir. Cilt sağlığı için faydalıdır.

Zerdeçal: İçeriğindeki etken madde olan kurkumin sayesinde etkili bir antioksidan kaynağı, iltihapları önleyici, kansere karşı koruyucu ve bağışıklığı güçlendiricidir. Aynı zamanda zerdeçal hazımsızlığa iyi gelir. Kan sulandırıcılarla birlikte kullanılmamalıdır.

Greyfurt: C Vitamini açısından zengin olan greyfurt bağışıklık sistemi için yararlıdır. Kan sulandırıcılarla birlikte kullanılmamalıdır.

Pırasa: C, K ve B vitamini deposudur. Ayrıca, potasyum, kalsiyum, silisyum, manganez, kükürt, bakır yönünden oldukça zengindir. Aynı zamanda bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlık şikâyeti olanlar faydalanabilir.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Evli, iki çocuklu bir öğretmendi, 40 yaşından sonra pilot oldu!

Ne olursa olsun yılmadım.

Eğer kendinize meydan okumazsanız, kendi en iyi halinizi asla bilemezsiniz. Bazen “sıradan” bir insan, sıra dışı bir karar alır. Hayatı o andan itibaren, köklü bir şekilde değiştirir. Çoğunluk böyle şeyleri düşünür, ama sonra gider dizi izleyip uyur:) Kendi hayatını renklendirmek yerine, renkli hayatları beyaz camdan izlemekle yetinir.

Bu sayfada konumuz olan biteni seyredenler değil kendi hayalini gerçekleştirenler. Şimdi, bir kadın hayal edin. Evli ve  iki çocuklu bir öğretmen. Gündelik hayatın rutin akışında dönüp duruyor.

Çocukken anneannesi tarafından büyütülmüş. Hep kendisinden beklenenleri yaparak ilerlemiş. Bu kadın hayatının orta yaşlarına gelince, içinden “ben kimin ve gerçekten ne istiyorum?” sorusunu sormaya başlamış. “Hayatımda bir şeyler eksik”, diye tekrarlamış iç sesi “tam olmayan bir şey var!”

Bu dönemde bir kitap okumuş ve rutinlerle dolu hayatını baştan aşağı değiştirmeye karar vermiş. Önce kolay bir adım atıp, spor salona yazılmış. Sonra yabancı dil öğrenmiş. Hobileri yetmemeye başlayınca, daha köklü ve radikal bir karar almış:40 yaşından sonra pilot olmak!

Bir düşünün bakalım: Böyle bir şeyi yapabilir miydiniz? En iyi devlet okullarından birinde 20 yıllık öğretmenken, öğrencilerinize okumak üzere aldığınız “Her Şey Seninle Başlar” adlı kitabı okuyup, göklerde pilot olmayı hayal edip, bunu gerçekleştirmek için tüm gücünüzle mücadele edebilir miydiniz?

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Eski öğretmen yeni pilot Gamze Aster

Öyküsünü yayınladığımız insan, bunu yapabildi. Bir yanda öğretmenlik, bir yanda iki çocuk, bir yanda evlilik olduğu halde, azimli bir mücadeleyle pilot olmayı başardı.

Eski öğretmen yeni pilot Gamze Aster, Mümin Sekman’ın “Başarılı Okurlar Buluşması”na da davet edildi. Orada hikayesini diğer başarılı okurlarla paylaştı.  

Başarı hikayesinin tüm detaylarıyla ilk defa www.kigem.com sitesine anlattı.

Okuyun ve görün: Başka bir hayat mümkün!

Gamze Aster neyi nasıl yaptığını anlatıyor.

“Otuz beş yaşında, evli, mutlu ve çocuklu bir öğretmendim. Dışarıdan bakıldığında hayatıma dair her şey yolunda görünüyordu. Mutlu bir evliliğim, iki güzel çocuğum ve severek yaptığım bir işim vardı. Ancak içimde bir ses, bir şeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu!  Hatta ve hatta o ses bana, “Hiçbir şey yolunda değil Gamze”, diye fısıldıyordu.

Hayatı boyunca pek çok zorluğun üstesinden gelmiş ve  kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarmış biri olarak ilk kez yaptığım şeylerin işe yaramadığı bir durumdaydım.

Bir sorunum olduğunu hissediyordum, fakat o çözümünü bilmediğim bir sorunun üstüne gitme motivasyonunu kendimde bulamıyordum. Kitap okumayı, kendini geliştirmeyi her daim seven biri olarak, bir gün yine kitapçıda dolaşıyordum.

Tesadüfen gördüğüm bir kitap dikkatimi çekti. Kapağında yer alan ‘en çok satan başarı kitabı’ etiketi dikkatimi çekmişti. Kitabı elime aldığımda, ‘bu kadar insanın bir kitabı okuması tesadüf olamaz’, diye düşündüm.

Kitabın ismi de çok çarpıcıydı: ‘Her Şey Seninle Başlar’

Öğrencilerimi hayata hazırlamak için bir kitap aldım.

İlgimi çeken bu kitabı, hayatımda yeni bir dönemi başlatacağından habersiz bir şekilde aldım. Aslında amacım kitabın içinden bazı öykü ve fikirleri öğrencilerimle paylaşmak ve onlara faydalı olabilmekti.

Hiçbir zaman sadece dersini anlatan bir öğretmen olmadım. Ders konuları dışında da öğrencilerimi hayata hazırlamak için elimden gelen desteği sağlamaya çalıştım. Öğrencilerimin özgüvenlerini geliştirmek, motivasyonlarını yükseltmek için çeşitli yollar arayıp buluyordum. Çünkü ben zaten hayatta bazı şeyleri başarmıştım, sıra gençlerdeydi. Onların da hayallerini gerçekleştirmelerini istiyordum.

Benim için öğretmenlik, asla sadece bir meslek değildi. Bana göre öğretmenlik, gençleri hayata hazırlamanın, onlara bir hayat amacı vermenin en güzel yoluydu. Bu nedenle gençlik yıllarımda sahip olamadığım destek ve motivasyonu öğrencilerime sunmak için çabalıyordum.

Derslerde sık sık kendi hayatımdan örnekler vererek onları geliştirmeye çalışıyordum. Çünkü benim hayatım başlı başına bir hayatta kalma mücadelesiydi. Her Şey Seninle Başlar’ı alıp okumaya başladıktan sonra derslerde de kitaptan bazı bölümleri öğrencilerimle paylaşmaya başladım.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Kırk yaşında pilot olmaya karar verdim!

Kırk yaşında pilot olmaya karar verdim!

Her Şey Seninle Başlar, pek çok öğrencimin kişisel gelişim kitaplarına bakışını değiştirmişti. Bunun olması da çok normaldi, çünkü zaten milyonları etkilemiş bir kitaptı. Ancak beklenmeyen, bu kitabın benim hayata bakışımı etkilemesi ve otuz beş yaşından sonra hayatımda yeni bir sayfa açmamı sağlamasıydı.

Üstelik bu yol, artık 40 yaşlarında, 18 yıllık öğretmenlik kariyeri olan, evli ve iki çocuklu bir kadının çıkmayı hayal bile edemeyeceği kadar çetin bir yoldu. Belki milyonlarca insan tıpkı benim gibi “orta yaş krizi” denilen bir durumla karşılaşıyor ve milyonlarcası bu durumu kabullenip mutsuz hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Hatta bu süreçte, evlilikleri bitirme noktasına getirecek olayların yaşandığı bile görülür.

Monoton hayatlarına hareket katmayı isteyen orta yaşlıların çoğu bu veya buna benzer olaylar yaşıyor. Ancak olumsuz koşullar içinde büyümüş biri olan ben, içine girdiğim orta yaş krizini, Her Şey Seninle Başlar sayesinde fırsata çevirdim.

Henüz 18 yaşındayken bir ömür boyu sizi mutlu edecek kariyeri seçme konusunda isabetli olmak elbette kolay değildir. Pek çoğumuz 40 yaşında ne yaparsak daha mutlu olacağımızı bilmeden bu kararları alıyoruz. Gelecekte nasıl biri olacağımıza dair sadece tahminler üzerinden önemli kararlar alıyoruz. Bazıları bu konuda şanslı olabilir, ama herkes için aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Sil baştan başlamaktan korkmadım!

Yıllarını öğretmenlik mesleğine vermiş, işini severek yapmış, milyonlarca güzel anı biriktirmiş bir öğretmendim. Anadolu öğretmen lisesinde çalışmaya hak kazanmış, geleceğin pırıl pırıl öğretmenlerini yetiştiriyordum. İki harika oğlum ve mutlu bir evliliğim vardı.

Ancak 35 yaşından sonra içten içe hayatımda bir şeyin eksik olduğunu hissetmeye başlamıştım. Bunun tam olarak ne olduğunu bilmiyordum, ama bu ‘olmamışlık duygusu’ içimi sürekli kemiriyordu.

Bir gün yine Her Şey Seninle Başlar’ı okurken hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ilgimi çekti. Pireler üzerinde yapılan davranış incelemesi, fillerin tutsaklık öyküleri gibi…  Bunlar bizim içine düştüğümüz öğrenilmiş çaresizlik sendromunu çok güzel açıklıyordu. Benim de aynı hisse kapılmış olduğumu ve bunu hiç farkında bile olmadan kabullendiğimi, o satırları okurken fark etmiştim.

Kitapta okuduğum her cümle sanki benim hücrelerime kazınmış ama kendimin bile farkında olmadığım fikirlerin dile gelmiş hali gibiydi. Her satırla birlikte içimde var olduğunu bile unutmuş olduğum motivasyonum harekete geçmişti.

Böyle durumlarda, benim gibi pek çok kişi, yeniden harekete geçen içsel motivasyonunu eşi ya da çocuklarına yönlendirmeyi seçmiştir. Ama sadece bunu yapmak sorunun çözümü olamayacaktı.

Bu yüzden kitaptan edindiğim yöntemlerle ben farklı bir şey daha yaptım. Her Şey Seninle Başlar sayesinde mutsuzluğumun kaynağını bulmuştum. Bu noktadan sonra hayatıma aynı şekilde devam etmeyecektim. Her zaman kendini geliştirmeyi ve değiştirmeyi seven biriydim, yine öyle yapacaktım.

Öğretmen olarak misyonumu tamamlamıştım ve etrafıma yaydığım hayat enerjisini bundan sonra kendim için kullanmaya karar verdim.

Tüm rutinlerimi yerle bir ettim!

Her Şey Seninle Başlar, bana kaybettiğim cesaretimi geri vermişti. Hayatımı değiştirmek üzere minik ama anlamlı adımlar atarak işe başladım. Uzun yıllar boyunca spora başlamak istememe rağmen bunu hep ertelemiştim. Çok zayıf olmam ve yaşam koşullarım, düzenli spor yapmama izin vermemişti.

İlk olarak haftanın beş günü spor yaparak üzerimdeki ataleti yendim. Hatta kilo alıp enerjimi yükselttim. Artık daha enerjik ve pozitiftim. Böylece yorgunluğumun mutsuzluktan kaynaklandığını gördüm.

Sürekli gülümseyen, etrafına neşe saçan biri olduğum için kimse benim aslında ne kadar mutsuz olduğumun farkında bile değildi. Oysa benim içimde sonsuz bir umut duygusu olsa da çözemediğim bir mutsuzluk vardı.

İngilizce öğrenmeye başladım

Hayatım boyunca uğraşmama rağmen İngilizce eğitimimi tamamlamayı başaramamıştım. Bunun için hemen İngilizce kursuna kayıt oldum, haftanın 4 günü pratik yapma imkânı buldum. Gece yarılarına kadar İngilizce çalıştım. Yeni bir dil ve kültür öğrenmek dünyaya bakışımı değiştirdi.

Bir diğer hayalim ise dansa başlamaktı. Bu da yeni hayatımın tarif edilemez bir eğlencesi olmuştu. İçimdeki çocuk giderek mutlu oluyordu. Çocukluk yıllarımda yaşıtlarımdan biraz farklıydım. Yaşıtlarım dışarıda oyunlar oynarken, ben kitap okumayı ya da klasik müzik dinlemeyi tercih ederdim.  

Büyük bir cesaretle birkaç günlük yurt dışı seyahatleri yaptım. Öğrendiğim kadar İngilizce ile kendime aldığım gece kıyafetini de giyip çok güzel bir salonda opera izledim. Dinlediğimiz müziklerin bile aslında düşünce biçimimizi, duygularımızı, onların da motivasyonumuzu nasıl etkilediğini gördüm. Müzik tarzıma yenilerini ekledim, genişlettim, değiştirdim. Hüzünlü melodilerin pozitif bir bakış açısı sağlamayacağı bir gerçekti, bu nedenle daha farklı müziklere yöneldim.

Hayatımın sorumluluğunu kimseye bırakamazdım!

Her Şey Seninle Başlar, beni sanki derin bir uykudan uyandırmıştı. Birden bire hızlı bir değişim ve gelişim sürecine girmiştim. Sanki artık elimde bir yapılacaklar listesi vardı ve ben adım adım hayallerimin peşinden ilerliyordum.

Bir yandan rutin yaşantım devam ederken, bir yandan da ‘daha farklı neler yapabilirim’ sorusuna cevap arıyordum. Beni mutlu edecek, hayatımı zenginleştirecek yeni bir hedefe ihtiyacım olduğunu görmüştüm.

 Her Şey Seninle Başlar, benim kendime bir yolculuk yapmamı sağlamıştı. Artık hayata başka gözlerle bakıyordum ve kendim için bir hobiden fazlasını bulmam, yeni bir iş yapmam gerekiyordu. 40 yaşıma girmeme birkaç ay kala ne aradığımı buldum!

Mesleğimi ve öğrencilerimi çok sevmeme rağmen öğretmenlik beni artık motive etmiyordu. Hayattaki birikimimi ve sahip olduğum enerjiyi, başka bir amaç için harekete geçirme zamanı gelmişti. Çünkü her geçen yıl kendimden veriyordum ve tükenen motivasyonumu yeniden güçlendiremiyordum.

Hayata bir kez geldiğimize göre, istediğimiz gibi bir hayat yaşamak bence hepimizin hakkı. Artık 18 yaşında, imkânları ve bilgisi sınırlı bir genç kız değildim. Şimdi 40 yaşına gelmiş, yıllar içinde kendinden yeni bir insan inşa etmiş bir yetişkindim.

Haliyle bu yeni insanın yapabilecekleri ve beklentileri 18 yaşındaki o genç kızdan çok farklıydı. Üstelik artık istediklerimi alacak cesarete de sahiptim.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Hayattaki birikimimi ve sahip olduğum enerjiyi, başka bir amaç için harekete geçirme zamanı gelmişti.

Çocukluğum kitapların arasında geçti..

Ben boşanmış bir anne-babanın ilk çocuğuydum. Hayatımı ders çalışarak, kitap okuyarak kurmuştum. Benim hiç hayal kurma şansım olmadı gençliğimde. Hayatın bana sunduklarıyla en iyisini yapma mücadelesi içinde olduğumdan hayallerim ve hayal kırıklıklarım olmadı.

Hayattaki en büyük şansım, anneannemin bakmak için kardeşlerim arasından beni seçmesi oldu. Ben de anneannemi utandırmamak için sürekli çabaladım. İyi bir insan olmak ve kendi ayaklarımın üstünde durabilmek tek düşüncemdi.

Başarı benim yaşama tutunmam için önemli bir motivasyondu. Bir işi yapacaksam en iyi şekilde yapmalıydım. Anneannemin benim için kurduğu hayalleri takip ettim çoğu zaman.

Her Şey Seninle Başlar ile birlikte, hayat sanki bana ikinci bir şans vermişti. Şimdi ikinci kez ve kendi istediğim şekilde bir hayat inşa edecektim. Beni mutlu etmeyen, ancak güvenli bir liman olan hayatımdan tüm zorluklara rağmen kopmayı seçtim. Herkes hayatıma kaldığım yerden, aynı şekilde devam etmemi bekliyordu, ama ben bu kez kendimi de onları da şaşırtmayı seçtim. Ve hayatımın akışını değiştirecek büyük bir risk alarak pilot olmaya karar verdim! Elbette bunu söylemek başarmaktan çok daha kolaydı!

Mimar Sinan başardıysa ben de başarabilirim!

Aslında başlarda bende bu yolda nelerle karşılaşacağımın farkında değildim. Eşimin pilot olması bu kararı almamda etkili olmuştu. Eşim ve arkadaşlarıma sorular sorarak bu kararı almıştım, ama yine de bu gerçekten büyük bir meydan okumaydı.

Çok sevdiğim bir öğretmen arkadaşıma pilot olma hayalimi söylediğimde bana Mimar Sinan örneğini verdi. Her daim önemli insanların hayatları ve aldıkları kararlar beni etkilemiştir. Mimar Sinan’ın 40 yaşından sonra mimarlığa başladığını öğrenmek doğru yolda olduğumu görmemi sağladı. O yapabildiyse, ben de başarabilirdim!

Kendimden ve kararımdan emin oldukça çevremdekiler de beni destekledi.

Her adımı milim milim planladım!

Pilot olmaya karar verdikten sonra oturup kendime ayrıntılı bir yol haritası hazırladım. Emek, zaman, bütçe… Akla gelebilecek her şeyi düşünüp ayrıntılı bir plan hazırladım. Elbette plan yapmak, başarmak anlamına gelmiyordu. Büyük bir risk aldığımı biliyordum, ama vazgeçmedim. Bu benim olgunluk hayalimdi, kaderimin bu hayali gerçekleştirmek olduğuna emindim.

Çoğu gün sabahları 3’te kalkıp eğitim için yollara düştüm. Havacılık gibi erkek egemen bir dünyada, kadın pilot adayı olmanın yanı sıra, sorumlulukları çok olan bir anne olmanın da sayısız güçlüğüyle karşılaştım. Çoğu zaman günümün yarısı havaalanlarında geçiyordu. Okulda öğretmen olan ben artık eğitimlerde öğrenciydim.

Hayatımda hiçbir zaman bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum, tabii bu kadar mutlu olduğumu da! Çok çalışıyor, çok yoruluyordum ama bu durum sanki benim enerjimi dengede tutmamı sağlamıştı. Artık hayatımı daha iyi hissediyordum. Pilot olmaya karar vermemin daha fazla para kazanmayla bir ilgisi yoktu, pilot olmak benim için hayatımın geri kalanıydı.

Bu süreçte başarısızlıklar yaşamadım mı? Evet yaşadım! Hayal kırıklıklarım olmadı mı? Evet yaşadım! Yetemediğimi düşünmedim mi? Evet düşündüm! Günlerce ağlamadım mı? Evet ağladım! Haksızlıklara maruz kalmadım mı? Evet kaldım! Ancak şu da var ki, her anında dolu dolu yaşadığımı hissettim.

Oyunu kurallarına göre oynamayı öğrendim

Pilotluk eğitimi almaya başlamak bile dünyamı değiştirmişti. Yeni dünyama da kısa sürede alışmıştım. Süreç boyunca neler feda etmedim ki!

Belime kadar inen saçlarımı kestirdim mesela. Aracımı satmak zorunda kaldım. Hiçbir sosyal faaliyete katılamadım.  

Başarıya giden bu yolda, çocuklarla ilgilenmesi konusunda annemi bizimle yaşamaya ikna ettim. En önemlisi kafa yapımı değiştirdim. Artık öğretmen değil, bir öğrenciydim. Gençlerden, oyunun kurallarına dair ipuçları aldım. İhtiyaç duyan herkese yardımcı oldum. Yaşadığım her olayı avantaj olarak gördüm, her anının tadını çıkardım.

İnsan kendini zorladığı zaman, bilmediği kaynakları ortaya çıkar

Yaşamımı sil baştan dizayn ederken kendime ve insanlara yeni bir gözle bakmaya başladım. Bir zamanlar bir öğretmenim ‘sayısal zekâm olmadığını’ söylemişti. Oysa benim içimde keşfedilmeyi bekleyen bir sayısalcı olduğunu keşfettim!

Altı ay süren sınav döneminde mühendislikten başlayıp da tıbba kadar 15000 İngilizce soru çözdüm. Eğitimimi 97.10’luk bir ortalamayla tamamladım. Şimdi biri bana orsa “Zor muydu?” diye, “Kesinlikle hiçbiri zor değildi” derim.

Aldığım eğitimlerin hepsinden büyük keyif aldım. Onlar sayesinde geliştim ve değiştim. Uçmak ise tarif edilemez bir tutkuymuş, en önemlisi bunu öğrendim.

Bana kalırsa sadece sahne tozu yutanlar değil, göklerde süzülenler de işlerine aşık olup kopamazlar. Şimdi neden insanların mutlu olduklarında  ‘havalarda uçuyorum’ dediklerini çok iyi biliyorum. Bunu her zerremle hissediyorum!

En çok ‘Bu yaşta bu kadar sorumlulukla yapamazsın’ demeleri zorladı!

Pilotluk eğitimi almak her yaşta zor, ama beni en çok zorlayan şey, bana ve hayallerime inanmayan insanlarla mücadele etmekti. Hatta beni tek yoran şey bu oldu.

Orta yaşlarda, evli, çocuklu, kariyer sahibi bir kadının yeni bir mesleğe yönelmesine macera gözüyle bakanların negatif etkisini hiç hesaba katmamıştım. Elbette onları da anlayabiliyordum, ama zaman zaman onların olumsuz bakış açıları yüzünden motivasyonumu kaybediyordum.

Pek çok insanın günlük hayatın içinde kendinden ve gelecekten umudu kestiğini, çabalamayı bıraktığını biliyorum. Bunun için de herkesin kendine göre onlarca nedeni olabilir, ama kendileri gibi olmayanlara ön yargılı yaklaşmalarını kabul etmek mümkün değil.

Bu tür insanlar benim gibi ezberleri bozmak isteyen insanların önündeki en büyük engel. Kimseye, hiçbir konuda ‘Yapamazsın!’ denilmemelidir. Ben öğretmen olarak bunu çok iyi biliyorum. Başarısız öğrencilerin en büyük mimarı da yine onu motive etmesi gerekirken ‘Başaramazsın’ diyenlerdir.

Sınıflarımda başarısız görülen öğrencilerimin hayatta pek çok başarıya imza attıklarına şahit oldum. Bir kişinin denemeden neler başarabileceği bilinemez. Mesleğim sayesinde elde etmiş olduğum birikimim, pilotluk sürecimi de bu anlamda besledi. Beni destekleyen onlarca insan olduğu gibi bir de sürekli yargılayan, başaramayacağımı söyleyenler vardı.

Benim sıkıntım derslerden, uçuş eğitimlerinden yana değildi. Ön yargılı, sıra dışı azim dolu başarılara inanmayan, inançsız insanlardan çektim. Özgüvenimi kaybetmemek için bu tür negatif insanlardan uzaklaştım, bana inanan ve güvenen insanlarla vakit geçirdim.

Ne olursa olsun yılmadım. Önyargılı insanlara karşı motivasyonumu yükselttim. Artık biliyordum ki benim herkesten daha iyi olmaya ihtiyacım vardı. Defalarca önyargılı insanların yıpratma çabalarıyla karşı karşıya kaldım, elenmeyle yüz yüze kaldım, ama karşımdakileri her seferinde başarabileceğime ikna ederek yoluma devam ettim. Onca insanın arasındaki birkaç insan bana neleri yapabileceğimi gösterdi ve bu benim vazgeçmemem gerektiğini gösterdi.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Ne olursa olsun yılmadım.

Başardıkça daha fazlasını istedim

Başarılı olduğum her sınavda kendime olan inancım arttı. Her uçuşta bu işi ne kadar çok istediğimi gördüm. Artık kulaklarımı negatif yorumlara kapayıp, gökyüzünde olmanın tadını çıkarttım. Motivasyonumu içimde sakladım.

Bu süreçte insanların kendileri gibi olmayana karşı ne kadar acımasız olabileceklerini, onun ayağını kaydırmak için yetki ve imkânlarını kötüye kullandıklarına çok kez şahit oldum. Benim gibi olgunluk yaşındaki birçok bayanın bu zorlu yolda vazgeçtiklerini, vazgeçirildiklerini gördüm. İnsanların başarısından ya da mutluluğundan mutsuz olan insanlarla karşılaştım. Ancak bu kadar olumsuzluğun arasında az da olsa profesyonel olan, iyi yürekli ve bize inanan kişiler bizlerin en büyük umudu oldu. O bir tek kişinin bile benim gibi binlerce insana umut olabileceğini gördüm.

Benim içimi umutla dolduran bu azınlıktaki insanlar sayesinde yoluma kararlılıkla devam edebildim. Hayatım boyunca elde ettiğim birikimim, bu yolculukta en büyük yardımcım oldu. Sanki bu bir seyahatti ve elimde deneyimlerimle dolu bir valiz vardı. Sevgi, saygı ve ihtiyacı olanlara yardım etmeye olan inancım, disiplinim beni ayakta tutuyordu.

Elimde başarıya giden yolu anlatan bir kılavuzla, tüm okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, biyografiler ve hayat mücadelemden öğrendiklerim bana yol gösterdi. Bana inanmayan insanlar tarafından üzüldüğüm zamanlar olsa bile onlardan da çok şey öğrendiğimi hiçbir zaman unutmadım! Onlar sayesinde vasatın üstünde bir pilot olmayı başardım ve hedefimi yükselttim.

Şunu asla unutmayın ki sizin bir işi başaracağınıza herkesin inanması gerekmez. Sizin inanmanız yeterlidir. Çünkü başarı sizin içindir; başkaları için değil!

Limitlerimi test etmekten pişman olmadım!

Yoğun, yorucu ve olumsuzluklarla ancak umutla ve kocaman bir gülümsemeyle dolu bu yolculuğun sonunda ne mi oldu? Hayal bile edemediğim bir başarı gerçeğim oldu. Artık daha donanımlı, daha mutlu, daha güçlü bir kadınım.

 ‘Her Şey Seninle Başlar’ sayesinde hayatım değişti. Bu kitap sayesinde kendi limitlerimi test ettim ve ‘olabileceğimin en iyisi olma’ yolunda önemli bir adım attım. Hayatın bana sunduklarıyla yetinmek yerine, istediğim gibi bir hayatı inşa etmek üzere harekete geçtim.

Bu yola ilk çıktığımda yoksul ve parçalanmış bir ortamda, imkânsızlıklarla büyümüş, çalışmayı ve iyi bir insan olmayı hedeflemiş küçük bir kızın, bir gün hayata karşı büyük bir zaferle kendini göstereceğini hayal ettim. Annem, eşim, dostlarım, geceleri benimle ders çalışırken uyuyup kalan çocuklarım ve beni idolleri olarak gören öğrencilerim en büyük destekçilerim oldu.

Keşke demek yerine hayalimin peşinden gittim. İki yılın sonunda pilot lisansımı aldım. Öğrencilerimle vedalaşıp 20 yıllık meslek hayatımdan ayrılıp kendi yolumu seçtim.

Hayatınızdan memnun değilseniz, çocuk değilsiniz, onu baştan aşağı değiştirebilirsiniz!

Pilotluk sadece bir lisans ya da üniforma olmayacak benim için. Bu belge ve üniforma bir hayalin gerçekleşmesi demek. Biliyorum ki pek çok kişi pilot olma hayali kuruyor. Bu hayali paylaşanlara, gecelerce okuduğum Mümin Sekman kitaplarından aldığım güçle, nasıl başardığımı anlatmaya devam edeceğim.

Son olarak, benim gibi orta yaş krizine giren milyonlarca insana artık çocuk olmadıklarını ve hayatlarının kontrolünün tamamen kendi ellerinde olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu belki de hepimiz için bir uyarı, havaalanı deyişiyle ‘son çağrı.’

Henüz hayallerimizden ve kendimizden vazgeçmek zorunda değiliz. Kim bilir neleri başaracaksınız. Çocuk değilsiniz, hayatınızdan memnun değilseniz, onu baştan aşağı değiştirebilirsiniz. Umuyorum bir gün, bu satırları okuyan insanlarla, benim pilotu olduğum uçakta birlikte uçacağız…

Gamze Aster

Eski öğretmen, yeni pilot.



Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND