Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ailesinde müzisyen yoktu, o en genç şef oldu

Hiç müzisyenin olmadığı bir ailenin müzik tutkunu çocuğuydu. 13 yaşında kararını verdi: Büyüdüğünde koro şefi olacaktı. Ama bir gün Türkiye’nin en genç orkestra şefi olmayı o da beklemiyordu. İşte 26 yaşınadaki Cem Deliorman’ın başarı öyküsü…

Kültür Bakanlığı Çoksesli Korosu sanat yönetmeni ve şefi. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası yardımcı şefi… Cemi’i Can Deliorman 26 yaşında.

Klasik soruyla başlıyorum, nasıl oldu da bu yaşta orkestra şefi oldun?
Orkestra şefi olma fikri, 13 yaşında keman eğitimine başlamam ve bir kemancı olarak orkestra ile ilk temasım sonrası oluşmaya başladı. Bu kararı vermemdeki en büyük sebep orkestra şefliğinin bir müzisyen olarak kendimi en iyi ifade etme olanağı tanıması. Birçok müzisyende olduğu gibi hep bunu planladım diyemem. Bu büyük bir tutku olmalı, kişiliğinizle uyum sağlamalı. Planlayamazsınız. Kendiliğinden gelişir ve sizi bir daha asla bırakmaz.

Anadolu Üniversitesi’nden sonra Viyana’da orkestra şefliği okumuşsun. Neler yaptın?
İlk Viyana’da başladım orkestra şefliğine, sonra Avusturya’nın başka bir şehri Graz’da lisans eğitimini bitirdim. Yüksek lisansımın ilk bölümünü Amerika’da yaptım. Avrupa ve Amerika’nın eğitim sistemleri birbirinden çok farklı, ikisinin de avantajları dezavantajları var. Ben hem Amerika’da hem Avrupa’da geçen zaman içinde bu iki farklı sisteme adapte olmakta zorluk çekmedim, bunda Türkiye’de aldığım temel müzik eğitimin yardımı büyük.

TÜRKLER DAHA ÇOK İSPANYOL VE YUNANLARA YAKIN
Bu ülkelerde klasik müziği nasıl buluyorsun?
Müzikte her ülkenin kendi karakteristik özellikleri, sınırları, iyi ve zayıf noktaları var: Kuzey Avrupa ülkeleri koro müziğinde çok iyidir; orkestraları için aynı şeyi söylemek zor. İtalyanlar opera ve ses eğitiminde bir numara ama Avusturya ve Almanya’daki gibi a sınıf bir orkestraları yoktur. Amerika, Avrupa’ya kıyasla tutucu bir ülke olmadığı için müzik yapmak rahattır, eğlencelidir, yeniliğe ve fikirlere daha açıktır, insanlar korkusuz ve önyargısızlardır dolayısıyla çalışmak daha kolay ve iletişim daha hızlıdır. Biz Türkler daha çok İspanyol ve Yunanlara yakın duruyoruz, bize özgü aklıma gelen ilk şey klasik müzik dünyasında bu ülkelere benzememiz.

TOM WAITS FANATİĞİYİM!
Bir de Tom Waits’i sevdiğini biliyorum. Müzik yöneten bir insan ne dinler, neleri dinlemelidir?
Evet, tam bir Tom Waits fanatiğiyim. Müziği, sahne performansı, hayat hikâyesi ve en önemlisi yazdığı harika şarkı sözleri ile bende bir bağımlılığa dönüştü bu Tom Waits hadisesi. Onun dışında Nick Cave, Radiohead, Nat King Cole çok severek dinlerim. Klasik dışında; yolculuklarda mesela enstrümantal jazz, tango, Latin jazz dinlemeyi severim, yine Rakı ile Türk Sanat Müziği uyumu da vazgeçilmezlerimdendir.

Ailede müzisyen var mı?
Yok. Bu alanda parlamış çocukların tam tersine ben ailedeki ilk müzisyenim.

TÜRKİYE’NİN EN İYİ KOROSU
Kültür Bakanlığı Çoksesli Korosu ile Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nda görev yapıyorsun. Her iki görev arasında ne fark var?
Devlet Çoksesli Korosu, 22 yaşında çok köklü ve özel bir kurum. Öylesine geniş bir repertuara ve kaliteli ses kapasitesine sahip tek koro Türkiye’de, en iyisi. Avrupa’da bile profesyonel koro bulmakta zorlanırsınız. Sanat yönetmeni ve koronun şefi olarak sorumluluklarımı tek tek yazarsam röportaj bir destana döner, ama kabaca; akla gelebilecek, A’dan Z’ye her şeyden sorumluyum diyebilirim. Borusan ile tanışıklığımın ise 7 senelik bir geçmişi var. Benim için önemi ve manevi değeri çok büyük. Kazandığım her başarının arkasında yalnız Borusan ailesinin desteği var. Borusan Kocabıyık Vakfı’nın bursu sayesinde tüm eğitimimi en iyi şekilde, en iyi okullarda tamamladım. Bu sezon yardımcı şef olarak orkestranın bazı provalarını yöneteceğim. Yine benim için büyük bir mutluluk, ikisiyle birlikte, 3 Mart’ta Borusan Filarmoni Orkestrası ve Devlet Çoksesli Korosu ile beraber Verdi’nin “Requiem”ini seslendireceğiz.

ORKESTRA ŞEFİ DELİ OLMALIDIR
Orkestra şefliği nasıl bir performans gerektiriyor?
Yaşam düzeni adına katı kuralları yoktur orkestra şefliğinin. Bir enstrümancı gibi her gün 2-3 saat çalışma yapmamak sizi hemen köreltmez. Bence iyi bir orkestra şefi en başta iyi müzisyen ve iyi bir enstrümancı olmalı, müzik tutkunu olmalı, bu olmazsa olmaz. Ama aynı zamanda bir orkestra şefi iyi bir pazarlamacı, iyi bir tiyatrocu, iyi bir hikâyeci, iyi bir sosyolog, iyi bir strateji uzmanı, iyi bir pedagog olmalı. Hayalperest, romantik, otoriter olmalıdır. Yani bildiğin deli olmalıdır!

Yönetirken neler hissediyorsun, aklından neler geçer?
Orkestra yönetmek bir trans hali benim için, büyülü bir yer orası, bir masal dünyasına girmek gibidir, o an içinden çıkmak, başka bir şey düşünmek imkânsız.

Peki aynı eseri her defa başka mı çaldırıyorsun?
Evet, zaten aynı çalınamaz. Bu biraz aynı nehirde iki defa yıkanılamaz durumuna benziyor. Her gün farklısındır. Farklı bir ruh halindesindir, doğal olarak müziğinde bu oranda başkadır, yenidir, farklıdır.

Günde ne kadar çalışıyorsun?
Benim bir eseri saatlerce sadece analiz ettiğim olur, çok keyiflidir. Provanın planını yapmak çok önemli, nerede, ne, nasıl çalışılır; zaman planı yapılmazsa olmaz. En önemlisi, (şefin kendisinin bile bazen o kadar da sevmediği) bir eseri orkestraya sanki bu güne kadar yazılmış en güzel en ilginç eseri çaldırıyormuşçasına sevdirebilmeli, bunun için notaların arka planında ne var onu bulmak gerek.

FAZIL SAY İLE AYNI FİKİRDEYİM
Gelelim şu arabesk meselesine…
Arabesk motifi ile bir sorunumuz yok. Bir renktir, klasik besteciler de kullanmışlardır. Bahsetmek istediğim başka bir şey. Burada Fazıl Say ile aynı noktadayım. Arabesk, hep aynı şeydir, kabulleniştir, düşünmemektir, yaratamamaktır. Bu yüzden kolaydır, tembelliktir. Bir günde 10 tane albüm çıkarabilirsiniz oturduğunuz yerden.

2011 projelerin neler?
Mesleki olarak tüm 2011 sezonu neredeyse planlandı benim için, tüm konserler aşağı yukarı belli, tabi sürprizler hep olabilir. Öncelikle koro ile çok iyi bir sezon geçirmek istiyorum, Temmuz’da bir İtalya turnesi ile sezonu kapatacağız. Uzun vadede bir gençlik orkestrası kurmak istiyorum, çok kapsamlı ve büyük bir proje. Simon Bolivar Gençlik Orkestrası gibi, büyük ve amacı olan bir proje. Bu gerçekleşirse, tüm dünyayı bu müzik ile sarsmak mümkün, daha önce yapıldı, çok başarılı oldu;biz de yapabiliriz.

Müzik dışında nelerle uğraşırsın?
Elektroniğe meraklıyımdır, maket uçak ve helikopter severim. Uçurup bozarım, sonra tamir ederim, meditasyon gibidir. Film izlemek ayrı bir zevktir. Almodovar, Bertolucci, Ferzan Özpetek, Fatih Akın gibi yönetmenleri çok severek izlerim, iyi bir Lost takipçisiydim.

Yeni gelişen teknolojilere nasıl bakıyorsun? Sosyal medyayı kullanıyor musun?

Sosyal Medya çok önemli, özellikle tanıtım sorunu yaşayan bizler için bulunmaz bir kaynak. Sıkı bir Twitter, fb, youtube takipçisiyimdir. Yeni bir web sitesi üzerinde çalışıyoruz 3 aydır yeni yayına girdi, www.chorusturkey.com. Çok önem veriyorum.

Elindeki değnek sihirli olsaydı neleri değiştirirdin?
Benim değneğim müzik dışında maalesef sihirsiz bir değnek. Sihirli olsaydı çok şey değiştirirdim, birçok kişiyi değiştirirdim, ya da komple yok ederdim!

CEMİ’İ CAN DELİORMAN İLE KISA KISA…

En sevdiğin besteci?
Gustav Mahler.
Uzak durduğun, elinin gitmediği besteciler?
Kötü bestecilerin hepsi!
2011’de en çok istediğin 3 şey?
Mahler 8. Senfoni Türkiye Prömiyerini yönetmek. Tom Waits’in tüm şarkı sözlerinin tercümelerini yapmış olmak. Bu yaz İtalya dönüşü için büyük bir yelkenli tekne hiç fena olmaz!
Konserin başlamasına 5 dakika var, ilk aklına gelen?
Konser sonrası nasıl güzel bir gece geçeceği.
En sevdiğin şehir?
New York.
Son gittiğin konser?
Devlet Çoksesli Korosu ile kendi yönettiğim yeni yıl konseri (iki gün önce).
Hayatının kitabı ve filmi?
Yaşlı Balıkçı ve Deniz (Hemingway). Film de Down by Law (Jim Jarmush).
10 sene sonra en çok görmek istediğin 3 şey?
Konserler, konserler, konserler.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND