Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Aile yönetmekle ülke yönetmek aynı mı !

Serdar Turgut ve Prof. Yankı Yazgan, üç hafta ara verdikleri ‘Yüzyüze’ sohbetlerine devam ediyor. ABD seçimleriyle başlayan konuşmada, Türk toplumu ve siyaseti üzerine çok ilginç saptamalar bulacaksınız.

ABD seçimleri 4 Kasım’da yapılacak. Amerikan halkının ‘zenci’ başkan mı, ‘kadın’ başkan yardımcısı mı ikilemini; Türkiye’deki siyasi portreler ve gelişmelerle birlikte yorumlayan Serdar Turgut ve Prof. Yankı Yazgan, çok önemli bir tespitte bulundular: “Ülke yönetmek aile yönetmek gibidir. Gerçekten çok severseniz iyi yapabilirsiniz. Ama Türkiye de hiçbir siyasi liderin aile hayatını ‘ne yazık ki’ bilmiyoruz!”

Yankı Yazgan: Amerikan seçimlerinin Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

Serdar Turgut: Şöyle bir durum söz konusu; iki partiden bir tanesinde hayatında bir bakkal dükkanını bile yönetmemiş bir zenci, diğer tarafta ise tamamen delirmiş olduğuna inandığım bir kadın, Sarah Palin var.

Y.Y: Evet, başkanlık yarışı adeta Obama’yla Palin arasında geçiyor gibi. John McCain’i geri çektiler sanki.

S.T: O sadece beyaz bir adam. Onlar Amerikalıları kesmiyor pek artık.

Y.Y: Sizin zenci takıntınızı, önyargı demek istemiyorum, tahrik etti bu durum yine. Beyaz-siyah meselesi tekrar alevlendi galiba.

S.T: Alevlendi tabii. Amerikalılar bu konuda çok da dürüst olmayan insanlar. Çünkü Amerikan toplumunun hâlâ çok önemli bir bölümü zencilerden nefret ediyor.

Y.Y: Bitmez bir nefret…

S.T: İlginç olan o nefret edenler de şimdi Obama’yı seçmeye çalışıyor.

Y.Y: Nasıl oluyor bu?

S.T: Çünkü ‘Amerika’nın durumunu düzeltelim’ diye rasyonel bir karar alındı.

YY: Kim aldı bu kararı?

ST: Birileri aldı. Bir yerde Obama alıyor oyların çoğunu, diğer taraftan Palin’i çıkartıyorlar karşısına. Kadın ya da zenci gibi uç unsurlar ortaya konarak toplum yumuşatılmaya çalışılıyor.

Y.Y: Daha çok planlanmış, tasarlanmış bir şey gibi geliyor size bu durum.

S.T: Öyle geliyor.

‘SİYAH TÜRK’ BİR BAŞBAKAN TÜRKİYE’Yİ ÇÖZER

Y.Y: Türkiye-Amerika arasında benzerlikler kurarız ya. Planlar, tasarılar Türkiye’de tutuyor mu ki Amerika’da tutsun? Türkiye’de de mesela sizin deyiminizle bir siyah Türk’ün başbakanlık ya da daha üst mevkilerde oturabileceği kimsenin aklına gelir miydi?

S.T: O başa gelmeseydi Türkiye toplumu çözülecekti. Şimdi de belki çözülecek.

Y.Y: Peki bu çözülme Amerika için de geçerli mi?

S.T: Geçerli. Yine de, daha başka zenciler bulabilirlerdi. O işe yeteneği olan…

Y.Y: Bill Cosby, Eddie Murphy falan gibi mi?

S.T: Eski Savunma Bakanı Powell gibi.

Y.Y: Anladım. Özellikle Obama’nın yetenekleriyle ilgili kaygılarınız var.

S.T: Hiç bakkal dükkanı bile yönetmemiş bir insanın Amerika’yı yönetmesi mümkün mü?

Y.Y: Ama bu şuna benzedi; Başbakan hani muhalifleri için diyor ya ‘Bunlara iki kaz verseniz güdemez, kaybeder gelirler’. Böyle esnaf kökenli ticaret mantığıyla hayata bakanlara sorduğunuzda, akademisyenler, entelektüeller, düşünüp taşınanlar işe yaramaz insanlar.

S.T: Sizce de bu iş için biraz yönetme deneyimi gerekmiyor mu?

Y.Y: Bence aile yönetmek, iş yönetmekten daha önemli bir deneyim. Bu yüzden Amerikan liderlerinin aile yapıları, işleyişi üzerinde çok duruluyor. Oysa ben bizim liderlerimizin aile yapıları hakkında çok fazla bir şey bilmiyorum.

S.T: O nasıl oluyor? Onlar söylüyorlar mı?

Y.Y: Orada basın ve toplum bu ayrıntılarla daha çok ilgileniyor. Nasıl bir yaşam çizgisi izlediğiniz, ailenizi nasıl ayakta tuttuğunuz, ailenizin zorluklara nasıl dayandığı merak ediliyor.

S.T: Mesela bizim çoğu liderimizin aile hayatı yoktur. Demirel, Ecevit örneklerinde olduğu gibi. Aile hayatı sayılmaz onlarınki.

Y.Y: Çocuksuz aile.

S.T: Şimdikinin de ailesi var ama onunki gizli.

Y.Y: Evet, ailesel işleyişi hakkında toplum olarak fikir sahibi değiliz. Bir imaj var; ama herkes kendine göre yorumluyor. O zaman, kayırmalar, imtiyazlarla ilgili haberler ön plana geçiveriyor.

ÜLKEYİ, GERÇEKTEN SEVENLER İYİ YÖNETEBİLİR

S.T: Aile yönetmek nedir?

Y.Y: Aile yönetmek bütçeyi denkleştirmekten, gece televizyon seyretmek isteyen çocuğu yatağına gönderebilmeye kadar uzanan bir ‘söz geçirme ama incitmeme’ sanatıdır.

S.T: Amerika’yı yönetmek için bu yeterli mi sizce?

Y.Y: İnanın, bu dünyayı yönetmek için bile yeterli. Yakından bakın büyük çaplı işleri, operasyonları yöneten insanlara… En büyük sıkıntılarının kendi çocuklarıyla, eşleriyle ilişkilerini yönetmekte olduğunu görürsünüz. Aile içinde sevgiden kaynaklanan irrasyonel bir durum var. Çocuklarımızı düşünelim; onlar için katlandığımız maddi manevi özveri ve yaptığımız masrafı. Ne olacağı bilinmeyen bir gelecek için hem de karşılığında hiçbir şey beklemeden. Ülke de öyle. Sevdiğimiz için buradayız, başka bir yere gitmiyoruz, şikayetçi olduğumuz her şeye katlanabiliyoruz. Ülkeyi de ancak gerçekten sevenler iyi yönetebilir.

S.T: Gerçekten mi?

Y.Y: Sevdiklerini iyi yönetir insan. Ancak sevdiği bir şey için fedakârca kendi yaşam süresinin ötesinde bir şeyler yapabilir. Aksi takdirde, günü kurtarmaya yönelik düşünür. Geleceği hesap etmekle uğraşmaz. O zaman da yönetim olmaz. Belki “yürütüm” diyebiliriz.

S.T: Ülke yönetmek için sevgi gerekiyor mu?

Y.Y: Kesinlikle şart. Sevmeyen yönetemez.

S.T: Atatürk de hep buna benzer şeyler söyler.

Y.Y: Sevmiş demek ki.

S.T: Diktatörler sevmiyorlar ülkelerini.

Y.Y: Olabilir.

S.T: Ama yönetebiliyorlar.

Y.Y: Yönetme toplumu ileri götürmeli, diktatörlerin ‘ilerleme hamle’leri aynı sonucu vermiyor.

S.T: Tayyip Bey iyi yönetiyor mu?

Y.Y: O konuyu siz daha iyi değerlendirirsiniz. İşler yürüyor… Bunun kararı herhalde 20-30 yıl sonra verilecek.

S.T: Ama iş işten geçmiş olacak.

Y.Y: Hayat böyle…

S.T: Ben şu aile meselesine geri dönmek istiyorum. Geçenlerde bir yerde okudum. “Ailenin bireylerini yönetmek illa mükemmel bir aile yaratmak değildir” diyor. Karınız istediğiniz gibi değildir, çocuğunuz tamamen topluma uyumlu olmayabilir. “Önemli olan tüm bu zayıflık ve kötülüklere rağmen aileyi yönetebilmek” diyor.

Y.Y: Bütünlüğü sağlayabilmek… Zaten aile yönetmek bireyleri tüm olumsuzluklarıyla yönetmek değil mi?

S.T: Evet, onları tüm olumsuzluklarıyla birlikte yönetmek.

Y.Y: Siz bayağı iyi, ciddi şeyler okuyorsunuz o zaman.

S.T: Bu, aileyle ilgili bir kitap değildi. Bir Stephen King kitabının içindeydi.

Y.Y: Ülke bütünlüğünü korumak gibi bir şey aile bütünlüğünü korumak. Hayırsız evlat, vefasız bir eş bile olsa sistemin yürüyor olması. O karmaşanın içerisinden dağılmadan çıkabilmek.

S.T: İşlerin yürüyor olması.

Y.Y: Kavga dövüş de olsa aynı sofraya oturabilmek. Birbirinin altını öldürücü bir biçimde oymamak. Türkiye’de bu durum biraz farklı yürüyor. Geçenlerde Türkiye’den Amerika’ya göç etmiş, sonra da geri taşınmış bir çocukla konuşuyordum muayenehanemde. 3 ay olmuş geleli. Çocuk burada bir okula başlamış. Türkiye ile Amerika okulları arasındaki en büyük farkı sordum: ‘Orada çocukların birbirini dövmesine izin vermiyorlar. Burada veriyorlar’ dedi.

S.T: Çok yalan söylüyor o çocuk.

Y.Y: Ne demek o?

S.T: Amerika’daki okullar berbattır.

Y.Y: Dövüşmek başka, dövmek, ezmek, üstelik bunlara yöneticilerin göz yumması bambaşka.

S.T: Döverler çocuklar birbirlerini. Bu her zaman olur.

Y.Y: Öyle mi diyorsunuz? Durduk yerde dayak yiyene, üstelik çocuğu korumakla görevli olanlar “olur böyle şeyler” diyerek seyrederken…

S.T: Canım böyle bir şey olduğunda sevinmem, elbette ama anlayışla karşılarım.

Y.Y: Sistematik zorbalık, bireylerin birbirine orantısız güç uygulamasından, bireylerin birbirinin verdiği zararlardan korunmamasından bahsediyorum.

ZORBALAR YÖNETİMDE DAHA İYİ YÜKSELİR

S.T: Zorbalık Amerika’da var yani.

Y.Y: Âlâsı var; ama insanların birbirini sindirmesini meşrulaştıran, hoş gören bir yaklaşım yok. En azından aydın diye anılan kesimlerinde… Yoksa dünyada en çok zorbalık yapılan ülke de orası. Çocukların hırpalandığı ve bunun olağan görüldüğü bir sistem var burada. Aynı şeyi büyükler için de görüyorsunuz. Otomobille sizi sıkıştırıp önünüze geçenler, kalabalık yerlerde, başkalarının haklarına saygı beklenen yerlerde o hakları çiğnemekte sakınca görmeyenler, kendisine uygulanmasını istemediği kısıtlamaları başkalarına uygulayanlar… Zorbalık bir yönetim biçimi oluyor, zorba çocuklar büyüdükçe yönetim kademelerinde daha iyi yükseliyorlar…

S.T: Okullarda yönetimlerin çok rahat engelleyeceği bir şey bu.

Y.Y: Okul yönetimleri aynı Türkiye yöneticileri gibi kendisinin bütünlüğünü, varlığını tehdit etmeyen tehlikelere duyarsız. Bu ülkede yönetici pozisyonundaki insanlar, bir hastane yöneticisi, bir başka yerin yöneticisi çıkıp yanındaki insana hakaret ediyor, bağırıp çağırıp hırpalıyor. Televizyonda yöneticiler neredeyse küfür ediyor…

S.T: Hükümet de öyle. Bağırıyor çağırıyor insanlara.

Y.Y: Bu da zorbalık. Sadece kızgınlık değil, sindirme, acizleştirerek korkutarak sindirme.

S.T: Bizim çocukluğumuzda da vardı okullarda.

Y.Y: Vardı tabii. Ama çocukları ne zedeliyor biliyor musunuz? Dayak yemek zedelemez. Hepimiz dayak yedik, atabildiğimiz zaman da attık. Ama çocuğu zedeleyen şey, bunu denetlemekle, buna engel olmakla yükümlü olanın seyirci kalıp hiçbir şey yapmaması. Çünkü insanın güvene ihtiyacı var. Öğretmeniniz, okulunuz, anne-babanız sizi korumakla görevli değil mi? Sokaktaki emniyet görevlisi size ‘abi yapacak bir şey yok. Ne yapalım biz de başa çıkamıyoruz’ dediği anda bitmiş hissetmiyor musunuz? Bu Amerika’dan taşınan çocuğun ikinci söylediği neydi biliyor musunuz? ‘Bu ülke güvenli değil’. İşte aynı o çocuk gibi biz de kendimizi güvende hissetmiyoruz. Oysa aile yönetiminin bir bölümü de güvenlikle ilgilidir. Haklara saygı duyulur ve güvenlik sağlanır. Aileleri genellikle dağıtan haksızlıklardır. Ülkeleri de öyle… Beni bu çok korkutuyor.

S.T: Ama bir çözümü var herhalde.

Y.Y: Çözümü şu: Karşımızdakilerin de bizimkinden farksız hakları olduğu gerçeğini kabul etmek. Basit, sağlam, huzurlu bir aile gibi, kopmaz bağlarla bağlı, ama herkesin ayrı yöne gitmesine müsaade eden bir yapı olabilmek…

——————————————————————————–

Sarah Palin ne kadar kadınsı?

S.T: Orhan Pamuk’u okudunuz mu?

Y.Y: Başladım. Gazetedeki köşemi takip ederseniz, kitabın ilk cümlesi hakkında bir yazı ile kitap hakkında bir şeyler yazmaya da başladım. Ama bitirmem zaman alacak. Eve kitaptan iki tane almamız gerek. Eşim de okuyor. Genellikle de o bıraktığında benim uykum gelmiş oluyor. Aile yönetimi ilkeleri gereği onun okuma önceliğine saygı gösteriyorum.

S.T: O zaman yönetimi kadınlar yapsa daha iyi değil mi?

Y.Y: Zaten onlar yapıyor.

S.T: Sarah Palin, Amerika’yı yönetebilir o zaman…

Y.Y: Yönetebilir, ama kadının ne kadar kadınsı olduğunu bilmiyoruz.

S.T: Görülüyor zaten kadın olmadığı.

Y.Y: Bazı kadınlar bizzat direksiyonda olmayıp yan tarafta otursa da aynı derecede etkili olabiliyor. First lady olarak Hillary Clinton’ın mesela çok etkisi vardı.

S.T: Hillary Clinton yönetimden anlayan birisi. Ülkeyi fiilen yönetti.

Y.Y: Bill’in pek çok hatasını kapattı.

S.T: Ve yönetemediği anda soracağı çok iyi danışmanları vardı Bill’in.

Y.Y: Ama olmadı.

S.T: Amerikalılar yüzünden. Mesela Amerikalılar mağazada bir kasanın önünde sıraya girer. Kasiyer zenciyse insanlar onun hakkında konuşmaya başlar.

Y.Y: Bu dediğiniz 70’ler 80’ler galiba…

S.T: Şimdi de öyle. Aleyhinde neler söylüyorlar o zencilerin; ‘Bunlar yüzünden bu hale düştük’ gibi. Aynı insanlar şimdi onlara oy veriyor. Bu en büyük ikiyüzlülük ve sahtekarlık.

——————————————————————————–

Zenciler beyazlaşacaklar

S.T: Biliyorsunuz bir süre önce beyaz ve zenci Türkler diye bir ayırım oldu ülkede. Zenci olduklarını söyleyenler kendilerine zenci aristokrasisi yaratmak gibi bir işe giriştiler. Diğer yandan bütün dünyada her şey aynı anda oluyor. Siyasette de öyle sanatta da. Mesela Amerika’da bir zenci seçilecek oluyor, biz Türkiye’de zaten seçtik.

Y.Y: Türkiye’de Amerika’nın çok daha öncesinde ‘siyahlar’ iktidara geldi. Bakalım neler olacak?

S.T: Şimdi bir de zenci olmaktan çıkacaklar. Beyazlaşacaklar. Michael Jackson sendromu yaşayacaklar.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND