Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

7 gün bunları yapın, zekanız parlasın!

7 günde Einstein olmak mümkün mü? Saçmalamayalım öyle mi? Ama İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi’nin Biyomedikal Bölümü’nden Prof. Mark Lythgoes’e göre 7 günde daha akıllı olmak mümkün. Biz merak ettik okuduk. Sizde okuyun deriz…Beynini tembelliğe alıştırmak istemeyenler için.

7 günde Einstein gibi olmak mümkün mü?

Hangimiz bir gün yataktan kalkıp da daha akıllı olduğumuzu görmek istemeyiz ki? Bu dilek her ne kadar ütopik olarak görülse de bir bilim adamının yöntemi, 1 hafta gibi kısa bir sürede, zekayı yüzde 40 oranında artırmanın mümkün olduğunu ortaya koydu.

Beynin herhangi bir kas gibi olduğunu ve egzersizlerle güçlenebileceğini öne süren İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi’nin Biyomedikal Bölümü’nden Prof. Mark Lythgoes’in 1 hafta süren programı BBC’de yayınlandı.

Programa katılan 100 kişinin IQ’larında, yüzde 40 oranına varan artış görüldü. Bu artış katılımcıların programa katılmadan önce girdikleri testle, programdan sonra uygulanan test sonuçları karşılaştırılarak elde edildi.

İşte bir haftalık program

Cumartesi: Dişinizi her zaman kullandığını elinizle değil, diğeriyle fırçalayın. Ve gözünüzü kaparatak duş alın.

Pazar: Sabah saatlerinde bulmaca çözün. Ve kısa yürüyüşe çıkın.

Pazartesi: Akşam yemeğinde yağlı balık yiyin. İşe ya yürüyerek ya bisikletle ya da daha önce kullanmadığınız bir araçla gidin.

Salı: Sözlükten bilmediğiniz sözcükleri öğrenin. Ve bunları günlük konuşmanızda kullanmaya çalışın.

Çarşamba: Yoga, Pilates ya da meditasyon derslerine katılın. Daha önce tanımadığınız bir insanla konuşun.

Perşembe: İşe daha önce kullanmadığınız bir yoldan gidin. Televizyondaki ciddi bilgi programlarını izleyin.

Cuma: Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. Alışverişe çıkarken listeyi ezberlemeye çalışın.

Kaynak: The Guardian-Men’s Health

BU KİTAP AKLINIZI BAŞINIZA GETİRECEK!

İnternetten beynin nasıl çalıştığı üzerine makale okuduğunuza göre, beyninizle “seviyeli bir birlikteliğiniz” var demektir:) Sizi tebrik ediyor, devamını diliyoruz.

Beynin nasıl çalıştığını kapsamlı ve anlaşılır bir şekilde öğrenmek istiyorsanız, “aklınızı başınıza getirecek” bir kitap önereceğiz.

Bu kitap beyninizi “işletmek” için yazılmış, bir beyin kılavuzu.

HER ŞEY BEYİNDE BAŞLAR: AKLINIZI BAŞINIZA TOPLAMA KİTABI!

“Beyni başarı için çalıştırmak” üzerine yazdığı kitaplarla tanınan Mümin Sekman, yeni kitabında “beyni başarıyla çalıştırmak” konusunu ele aldı.

Her Şey Beyinde Başlar adlı kitap, “beyin nasıl çalışır, nasıl daha iyi çalıştırılır?” konusunu anlatıyor. Kitabın kapak tasarımı Hollywood filmlerinin afişlerini yapan Emrah Yücel’e ait.

Kitapta Türkiye’de bir yılın TBMM tarafından “beyin yılı” ilan edilmesi çağrısı da yapılıyor. Beynimizi kullanma kültürümüzü yeniden yapılandırma önerileri sunuluyor. Beyin okuryazarlığı kavramının yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

Beynin psikolojik, nörolojik ve sosyolojik boyutlarını anlatan kitap, teknik bir konuyu anlaşılır ve eğlenceli bir şekilde sunmasıyla dikkat çekiyor.

ALFA yayınları tarafından ilk baskısı 100.000 adet yapılan kitap, Türk insanının beyin gücüne bakış açısında kırılma noktası oluşturmayı amaçlıyor.

İnsan beyninin gücünü ve gizemini anlatan kitap, “aklını başına toplamak ve hayatını ’baş’tan aşağı değiştirmek” isteyenler için…

Kitabın arka kapak yazısı:

Her şey beyinde başlar.

Başarı, mutluluk, huzur beyinden gelir.

İnsanın karakteri, kararları, kaderi kafasında şekillenir.

Bazıları baştan kazanırken, bazıları ’kafadan’ kaybeder!

Beyin vücudun % 2’si olsa da, geri kalan % 98’i yönetiyor.

Önemli bir iş yaptığından başımızın üstünde yeri var!

Aklın makinesi olan beyin herkese ’bedava’ veriliyor!

Çoğumuz onu nasıl çalıştırmak gerektiğini öğrenmiyoruz.

O da kafamızın içinde, kafasına göre çalışıyor!

Ürettiği duygu ve düşüncelerin sonucunu ise biz yaşıyoruz.

Biz onu kullanmasak da o bizi kullanmaya devam ediyor.

Ne düşüneceğimizi, ne yapacağımızı belirliyor.

Bu kitap beyne, beyni anlatıyor.

Aklını başına toplamak ve

hayatını ’baş’tan aşağı değiştirmek

isteyenler için…

Kitapla ilgili Mümin Sekman’la yapılmış röportajlardan seçilmiş bazı cümleler:

– “Ortalama insan beyni 1.4 kilogram, bunun da yüzde 80’i sudan oluşuyor.
Geriye kalan yüzde 20’lik katı kısmın ağırlığı yaklaşık 280 gram! Yani bir insanın hayatta ne olacağına ya da ne olamayacağına karar veren 280 gramlık bir parça!”

– “Beynin benim hobim. Benim için bu kitap bir aşk çocuğu. Bu kitap beynini içeriden dikizlemek isteyenler için yazıldı. Bir keşif kitabı.Yazarken Evliya Çelebi gibi düşündüm. Evliya Çelebi, insan beyni içinde seyahat etme imkanı bulsaydı neler görür, neler not alır, neler anlatırdı? Bu bir beyin içi seyahatname kitabı! ”

– “Türk insanının beyninin ne kadarını kullandığının ölçüsü belli. Dünyanın 17. büyük ekonomisiyiz, buna karşılık BM insani gelişmişlik raporuna göre 83. sıradayız. Yani ekonomimiz kendimizden daha çok gelişmiş! Beyin temelli bir kalkınma modeline ihtiyacımız var.”

– “Beyni bir otomobile benzetirsek, zeka otomobilin beygir gücüne benziyor. Akıl arabanın direksiyonundaki şoför gibidir. Bilgi ise arabanın üzerinde gittiği yoldur. Zeka yaklaşık yüzde 80 oranında doğuştan geliyor. Yani sonradan geliştirilme oranı yüzde 20 kadar. Buna karşılık aklımızın yüzde 100’ünü ve daha da fazlasını geliştirebiliriz. Bu anlamda akıl en büyük imkandır. Zeka doğuştan eşit dağılmaz ama akıl zekanın dağılımındaki adaletsizliği düzeltmek için bir fırsat eşitliğidir! Akıl zekanın menajeri gibidir, onu yönetir.”

– “Beyinde 100 milyar nöron denilen beyin hücresi var. Bu hücreler, kendi aralarında 10.000den fazla bağlantı kurabiliyor. Düşünceler kafamızın içinde saniyede 120 metre hızla dolaşıyor. Yani saatte 400 kilometre hızla şeytanlık düşünebiliyoruz!”

– ” Beyin gücü ya inşa eder ya da döner sahibini tahrip eder. Hedefsiz keskin zeka küpüne zarar verir! Kafanızın içinde bir buldog besliyorsanız, ona sık sık kemik atmanız gerekiyor! Yani zeki insanların bir hedef belirleme mecburiyeti zeki olmayanlara göre daha yüksek.”

mumin sekman hersey beyinde baslar 2 - 7 gün bunları yapın, zekanız parlasın!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et

MAKALE

Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Dünya genelinde nüfusun yaşlanmasıyla beraber, yaşların taşıdığı anlamlar ve algılanış şekilleri de değişmeye başladı. Bundan elli yıl önce, 50’li yaşlarında şehirli bir kadınla ilgili stereotip belliydi. Ev hanımı ya da emekli, yaşına uygun diz altı etekler ve uzun kollu penyeler giyen, ayakkabı alırken rahatlığına önem veren, arkadaşlarıyla gündüzleri görüşüp gece evde eşiyle ve çocuklarıyla dizi izleyen bir kadın tiplemesiydi bu. Oysa şimdi, global haber ve trendleri takip eden, hobilerine zaman ayıran, modern giyinmeye ve görünmeye özen gösteren, akıllı telefonunu elinden düşürmeyen bir nesille karşı karşıyayız: Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Kalıcı, sürekli ve ilgili: Perenniallar

Perennialler nesli 200x300 - Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Günlük lugata yeni eklenen bir sözcük olan Perennial, adını Perennializm (daimicilik) adlı felsefeden alıyor. Bu felsefe, evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğunu öne sürer. Sözcüğün kalıcı, tekrar eden, sürekli, uzun ömürlü gibi anlamları da düşünüldüğünde, bu yeni “yaşsız” insan grubuna neden bu adın layık görüldüğü anlaşılıyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerdeki trend, insanları hedef kitle olarak sınıflandırırken biyolojik yaştan çok, dünyayla, hayatla ne kadar ilgili olunduğuna bakma yönünde. Nesillere ve yaş gruplarına göre insan ayrıştırmak eskide kaldı, artık insanlar davranışlarına göre birbirinden ayrılıyor.

The Telegraph’ın yaptığı global ankete göre, 40+ yaşındaki kadınların;

  • yüzde 96’sı orta yaşlı gibi hissetmiyor.
  • yüzde 80’i, orta yaşlı kadınlarla ilgili yaygın görüşün kendi hayatını yansıtmadığına inanıyor.
  • üçte ikisi hayatının doruk noktasında olduğunu düşünüyor.
  • yüzde 59’u hayatı boyunca olduğu kadar genç ve hayat dolu hissediyor.
  • yüzde 84’ü kendisini yaşıyla tanımlamıyor.

Orta yaşlılara dair kabuller günümüzde geçerli değil

Günümüzde, yaygın orta yaşlı insan kabulünü gözden geçirmek gerektiği çok açık. Zira çoğu marka, hedef kitlesini belirlerken bu mevcut ve yanlış öngörüleri kullanıyor. Netflix ve Amazon gibi örnekler hariç: Bu mecralar insanlara seçenekler sunarken yaşlarını değil, beğeni ve zevklerini dikkate alıyor. Böylece ortaya daha sağlıklı bir sonuç çıkıyor. Çünkü artık çoğu orta yaşlı insan, özellikle de kadınlar, hiç de “yaşlarını göstermiyorlar”.

Yapılan araştırmalar, X jenerasyonu olarak bilinen 1960-1980 doğumluların finansal olarak güçlü, alışverişte söz sahibi bir nesil olduğunu ortaya koyuyor. Onlar, yani Perenniallar, hala hayatın içinde, hala “ilgili” olduklarını savunuyorlar. Dolayısıyla hedef kitleleri belirlerken önyargılardan değil, hızla ilerleyen teknolojiye ve şehir hayatına tamamen adapte olmuş insanların görüşlerinden yararlanmak gerekiyor.

Kaynaklar: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

TREND