Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

50 ünlünün fakirlik edebiyatı

Haftalık Tempo Dergisi, ünlülerin fakirlik kompleksini ölçmeye karar vererek 50 ünlüye konu hakkındaki düşüncelerini sordu.

50 ÜNLÜNÜN FAKİRLİK EDEBİYATI

Kimimize göre para çok önemlidir, kimimize göreyse paradan daha önemli şeyler de vardır. Kimimiz para içinde yüzer, villalarda, yatlarda, katlarda yaşarken, kimimiz akşam eve ekmek götürebilmenin derdine düşer.

Zenginizdir, zamanında fakirliğin ne olduğunu bildiğimiz için anlarız fakirin halini. Fakirizdir, anlamak isteriz zenginin halini, yaşamak isteriz gönlümüzce bol para ile. Belki de zengin değilizdir ama paradan önemli zenginliklerimiz vardır, bizi hayata bağlayan.

İşte kimimize göre gerçek zenginlik budur. Paramız vardır belki ama başka bir şeylerin fakiriyizdir. Bu birbirine zıt ve göreceli iki kavram, fakirlik ve zenginlik arasında bir karmaşada sürdürürüz yaşamımızı.

Ünlü dediğimiz insanların, yazarların, sinemacıların, tiyatro sanatçılarının, komedyenlerin, müzisyenlerin, mankenlerin çoğunlukla zengin olduğunu düşünürüz. Acaba onların da fakir olma olasılığı var mı?

İşte TEMPO Dergisinden Nergis Bozyiğit de ünlülere ‘‘Fakir misiniz? Neden fakirsiniz?’’ diye sordu ve şu yanıtları aldı:

M. Ali Erbil

‘‘Fakir değilim herhalde. Hassas bir konu, bununla dalga geçilecek bir şey yok.’’

Haldun Dormen

‘‘Çok zengin olmadım, ama halimden şikayetçi de değilim.’’

Perihan Savaş

‘‘Fakir değilim. Türkiyede gerçek anlamda sanat yapamamaktan fakirim.’’

Orhan Boran

‘‘Biz biraz erken doğmuşuz, eğer biraz daha geç doğsaymışız belki şimdi daha zengin olurmuşuz.. ’’

Ece Uslu

‘‘Gayet zenginim’’

Ebru Şallı

‘‘Kendimi her yönden orta halli hisediyorum. Kalbim zengin ama…’’

Deniz Arcak

‘‘Fakir değiliz çok şükür. Kim dedi? Yaşadığım bir şekil var ve o şekilden çok mutluyum.’’

Gizem Özdilli

‘‘Zaman fakiriyim. Keşke günler 35 saat olsa.’’

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Hafıza kapasitemizin bir sınırı var mı?

kapasite, hafızanın sınırı, hafıza, beyin kapasitesi artırma, beyin gücünün sınırları

Hafızamızın nasıl çalıştığını hiç düşünmüş müydünüz? Neden bazı şeyleri unuturken bazılarını yıllar geçse de hatırlıyoruz? İşte hafıza sistemi ve sınırları hakkında bilmemiz gerekenler…

Hafızanın sınırı var mı?

Hafıza kartı dolduğunda daha fazla fotoğraf kaydedemeyen dijital fotoğraf makinelerinin tersine insan beyninin kaydetme kapasitesi hiç azalmıyor gibidir. Fakat insan beyninin sınırsız kaydetme yeteneğini algılamak zordur.

Nörologlar uzun süre beynin kapasitesini ölçmeye çalıştı. Ancak hafızasıyla inanılmaz şeyler başaran insanların bilişsel becerileri şaşırtıcı sonuçlar sunuyor.

Çoğumuz bir telefon numarasını bile ezberlemekte zorluk çekeriz, kaldı ki binlerce rakamlı bir sayıyı hatırlayalım. Fakat 24 yaşındaki üniversite öğrencisi Çinli Çao Lu, 2005’te pi sayısının 67.980 rakamını ezberleyerek dünya rekoru kırmıştı.

Bazı dahiler ise isimlerden, tarihlere, en ince detaylı karmaşık görsel bilgilere kadar her şeyi akılda tutabiliyor. Nadiren sağlıklı insanların bir kazadan sonra bu hale gelmesi de söz konusu olabiliyor. 10 yaşındaki Orlando Serrell, beysbol sopasıyla kafasının sol tarafına aldığı darbenin ardından sayısız araba plakası ezberlemeye, onlarca yıl öncesine ait bir tarihin hangi güne denk düştüğünü söylemeye başlamıştı.

Peki nasıl oluyor da bu insanlar ortalama bir beynin hafıza kapasitesini bu kadar aşabiliyor? Bu olgular insan beyninin gerçek kapasitesine dair ne anlatıyor?

Beyni eğitmek

Hafıza kapasitemiz beynin fizyolojik yapısına bağlıdır. Beyin 100 milyar sinir hücresinden (nöron) oluşur. Bunlardan sadece bir milyarı uzun dönemli hafızada rol oynar; bunlara piramidal hücreler denir.

Bir nöronun bir birim hafızaya denk düştüğünü varsayarsak beynimizin tümüyle dolmuş olması gerekirdi. Psikoloji profesörü Paul Reber, nöron sayısı kadar hafızanın büyük bir kapasite olmadığını ve hemen dolacağını ifade ediyor.

Bu nedenle araştırmacılar hafızanın nöronlar arasındaki bağlantılarda oluştuğuna inanıyor. Her nörondan çıkan ağ şeklindeki bağlantılar binlerce başka sinir hücresine ulaşıyor.

Reber bu şekilde hafıza kapasitesinin büyük bir artış gösterdiğine, “tonlarca alan” açtığına işaret ediyor.

O halde olağanüstü hafıza kapasitesi olan insanların beyinleri de mi olağanüstü? Hayır. Pi sayısını ezberleyen Lu gibi insanlar normal olduklarını, sadece seçili bilgileri hatırlama konusunda beyinlerini eğittiklerini ifade ediyor.

Hafıza sarayı

ABD Hafıza Şampiyonu Nelson Dellis, bu konuya eğilim göstermeden önce çok kötü bir hafızası olduğunu, ancak pratik yoluyla durumun değiştiğini söylüyor. “Birkaç haftalık eğitimin ardından, normal insana imkansız gelen bir şey yapmaya başlıyorsunuz. Oysa hepimizde var bu yetenek,” diyor.

Dellis yıllar önce beyin jimnastiğine başladığında bir deste oyun kağıdının sırasını ezberlemek 20 dakikasını almıştı. Bugünse bu işi 30 saniyede yapıyor. Fakat bunun için günde beş saat hafıza alıştırmaları yapıyor.

Dellis’in kullandığı sınanmış yöntemlerden biri “hafıza sarayı” inşa etmek. Bunun için çok iyi bildiği bir yapıyı kafasında canlandırıyor. Hatırlamak istediği şeyleri birer görüntü olarak düşünüp hayalindeki kapının yanındaki masaya diziyor. Sonra mutfak masasına geçiyor vs. “Hayalinizde o yapıya girip oraya bıraktığınız görüntüleri ezberlediğiniz şeyler olarak dile getiriyorsunuz,” diyor.

Pi sayısı ezbercileri de “hafıza sarayı” ya da bir sayı dizisini hikayenin bir cümlesine dönüştürme gibi benzer yöntemler kullanıyor.

Bağlantılı düşünme

Bu hafıza stratejilerinin yaygın başarı göstermesi, aklına koyarsa herkesin bunu yapabileceği fikrini geliştiriyor. Fakat beyin jimnastiğine bu kadar uzun zaman ayırmadan yapılabilir mi bu? Sydney Üniversitesi’nden Allen Snyder bunu hedefliyor. Doğru teknoloji ile “içimizdeki bilgini” ortaya çıkarmanın mümkün olduğunu söylüyor.

Snyder’e göre insan beyni önemsiz küçük ayrıntılarla değil, bağlantılı düşünme yoluyla hareket ediyor. “Bütünü oluşturan parçaların değil, o bütünün farkındayız,” diyor.

Örneğin bir deneyde deneklerden otomobil parçalarından oluşan bir alışveriş listesini ezberlemelerini istemiş, onlara otomobil kelimesinden hiç söz etmemiş olmakla birlikte tümü de ona “otomobil” kelimesini zikretmişti. “Parçaları birleştirip bütünü oluşturdular,” diye açıklıyor Snyder bu durumu.

Yani duyularımızın beyne ilettiği birçok veri aslında bilince çıkmıyor. Fakat üstün zekalı insanlarda bu üst düzey bağlantılı düşünme yanı devreye girmez; böylece sayısız ayrıntıyı hatırlarlar. Örneğin alışveriş listesini hatırlarken tek tek lambaları, silecekleri, ön camı vs. hatırlarlar; bunlardan yola çıkarak hemen otomobil bağlantısına sarılmazlar.

Veri indirme hızı

Kafasının sol tarafına aldığı sopa darbesiyle değişime uğrayan Serrel örneğinden yola çıkan Snyder, bu şekilde sayısız bilgiyi hatırlamada beynin hangi bölgesinin işlev gördüğünü bulmaya çalıştı. Sol kulağın üzerindeki ön şakak lobu buna adaydı. Otizmde ve üstün zekalılık sendromunda, sonradan ortaya çıkan sanatsal becerilere sahip demans hastalarında bu bölgenin işlevsizleşmesi söz konusuydu.

Snyder deneklerin beyninde bu bölgedeki nöral aktiviteyi geçici olarak engellediğinde çizim, sayma ve yanlışları bulma becerilerinde artış görüldüğünü kaydediyor. Bazı araştırmacılar bu verilere kuşkuyla yaklaşsa da beynin stimüle edilmesi konusuna ilgi giderek artıyor. Nortwestern Üniversitesi’nden Reber beyinle ilgili şu benzetmeyi yapıyor: “İnsan hafızasının sınırı bilgisayarın sabit disk kapasitesiyle değil, veri indirme hızıyla ilgilidir. Sorun beynin dolması değildir; ona gelen bilgi hızının hafıza sisteminin kaydetme hızından çok daha fazla olmasındadır.”

Yazar:  Adam Hadhazy 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Petrol baronunun hayatı kitap oldu

petrol sanayisi, modern oligark, Kalust Sarkis Gülbenkiyan, bay yüzde beş

Sadece yüzde beş hisse ile petrol baronu oldu. Finansal boşlukları fırsata çevirerek servet sahibi oldu. Peki bunları nasıl başardı? İşte dünyanın en zengin insanı olarak ölen Gülbenkiyan’ın hayatı…

Kalust Sarkis Gülbenkiyan: ‘Bay yüzde 5’ lakaplı Üsküdarlı Ermeni iş insanının hikâyesi

Petrol baronu, 1955 yılında dünyanın en zengin insanı olarak ölmüştü

Petrol baronu Üsküdar doğumlu Osmanlı Ermenisi Kalust Sarkis Gülbenkiyan, 1955 yılında dünyanın en zengin insanı olarak ölmüştü. Osmanlı topraklarında bulunan petrol yatakları için imzalanan kontratlardan aldığı komisyonlar nedeniyle ‘Bay yüzde 5’ lakabıyla bilinen Gülbenkiyan’ın hayatı kitap oldu.

Gülbenkiyan’ın hikayesi ve servete kavuşması Jonathan Conlin’in “Bay Yüzde Beş: Dünyanın en zengin adamı Kalust Gülbenkiyan’ın pek çok hayatı” isimli kitabında anlatılıyor.

İstanbul’da doğan Gülbenkiyan öldüğü 1955 yılında modern dönem değerlerine göre 5 milyar sterlinlik servetiyle dünyanın en zengin kişisiydi.

Londra’da Kings College üniversitesinden mezun olan Gülbenkiyan bir Bakü ziyaretinde petrolün önemini kavrayarak Osmanlı’nın Asya’daki tüm topraklarında çıkan petrol kaynakları için yüzde 5’lik hisse garantiledi.

Gülbenkiyan daha 19 yaşındayken hayatının ilk petrol sahasını o zamanlar Rusya İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunan Bakü’de görmüştü. Petrolün büyük bir devrim başlatacağını öngören Gülbenkiyan, Orta Doğu’da geliştirdiği ilişkiler ağı sayesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya kıtasındaki topraklarında bulunan petrol sahaları ile ilgili imzalanan tüm kontratlardan yüzde 5 komisyon alabileceği bir anlaşmaya imza attı.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde imzalanan bu anlaşma o dönemde pek de önemli görünmüyordu. Gülbenkiyan yıllarca bu hisseye sahip olmayı sürdürmek için uğraştı. 1950’lilere geldiğinde dünyanın en zengin petrol sahalarından yüzde 5’lik hisse oldukça büyük bir miktara denk geliyordu.

Jonathan Conlin, kitabında Gülbenkiyan’ın çok da sevilen biri olmadığını yazıyor. Tüccarlık yetenekleri yüzünden pek çok kişiyle anlaşmazlık içine girmiş.

Sovyetler Birliği’nin sermaye sıkıntısına düşmesini fırsat bilerek birinci sınıf bir sanat koleksiyonu da yaratmış.

Gülbenkiyan 1880’li yıllarda şiddet olayları ve Osmanlı içerisindeki karışıklıklar nedeniyle İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalmıştı. Londra’da eğitime başladıktan sonra İngiliz vatandaşlığına geçer ve aile şirketini de yavaş yavaş terk etmişti.

Modern Oligark

Gülbenkiyan sanat koleksiyonunu İngiltere ve Fransa’da korurken İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız bir diktatörlük olan Portekiz’e yerleşti ve savaşı kazanan tarafta olmaya çalıştı.

Gülbenkiyan neredeyse her ülkede üst düzey bağları bulunan bugünün terimiyle modern bir oligark olarak yaşamıştı. Gülbenkiyan’ın sınır tanımayan azmi, İngiliz okullarına giden çocukları ve off-shore ticari çıkarlarıyla aslında geçmiş bir küreselleşme çağının ürünü.

Gülbenkiyan kurumsal yapıları kullanarak mülk sahibi oldu, vergi ödememek için kendisinin ve ailesinin ülkeler arasındaki sermaye hareketlerini idare etti.

1931 yılına gelindiğinde Gülbenkiyan’ın serveti 4,6 milon sterlini aşıyordu. Ancak elindeki hisseleri ve borç senetlerini Liechtenstein’da kurduğu bir şirkette tuttuğundan o yıl sadece 100 İsviçre Frankı vergi ödemişti.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sermaye kontrolünün gelmesi ve ülkelerin sosyal devlet yapılanmasına geçmesiyle küresel anlamda vergiden kaçanlara hoşgörü gösterilmemeye başlandı. Bu yüzden Gülbenkiyan Portekiz’i faaliyetlerinin merkezi haline getirmeye karar verdi. Vergi düzenlemeleri nedeniyle sanat galerilerini de Londra ya da ABD’ye değil, Portekiz’e taşıdı.

Bugün Gülbenkiyan’ın sanat vakfı Avrupa’da en büyük hayırsever kurumlarının başında geliyor.

Ortadoğu’nun büyük güçleriyle aynı masada oynayan, dünyanın finans mimarisinin boşluklarından faydalanan, servete kavuşan ve lüks içinde yaşayan Bay Yüzde 5, Gülbenkiyan geçmiş zaman için eşsiz bir yetenek olabilir ama onun bugün ekonomik sahnedeki varisleri pek de farklı değil.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Jordanizm: Michael Jordan Başarı Koçunuz Olsaydı?

Jordanizm

“Hayatım boyunca 9000’den fazla şut kaçırdım. Nerdeyse 300 maç kaybettim. 26 kere ‘maçı kazandıracak son şut’u atma hakkını bana verdiler ama kaçırdım! Hayatımda tekrar, tekrar ve tekrar başarısız oldum.’ Ve işte bu yüzden başardım.”

–Michael Jordan

MJ başarı koçunuz olsaydı, size neler önerirdi?

mümin sekman, Manşet, kitap önerisi, kitap, jordanizm, Günter Soydanbay
Jordanizm

Michael Jordan. Basketbolun efsane ismi. Nereden başladı, nereye geldi, nasıl yükseldi? Hayallerini adım adım nasıl gerçekleştirdi? Zorlukları aşmak için neler yaptı? Geleceğine nasıl hazırlandı? Kendini motive etmek için nelere başvurdu? Kariyer konsantrasyonunu nasıl korudu?
Nasıl bir ailede doğdu, nasıl bir aile kurdu? Çocukluk hayali neydi? Hayalini gerçekleştirince neler hissetti? Başarılı kalmak için neler yaptı? Yerinde olmak isteyenlere neler önerdi? En iyi versiyonunu bulmak için kendini nasıl geliştirdi? Kişisel markasını nasıl oluşturdu? Başarısını paraya çevirmek için neler yaptı? Performansını maksimumda tutmak için neleri denedi? Yıkıcı eleştirileri yükseltici kaldıraçlara nasıl çevirdi? Uzmanlar onun başarısını nasıl yorumladı? MJ’nın başarı zekâsını hayallerinizi gerçekleştirmek için nasıl kullanabilirsiniz? O sizin yerinizde
olsaydı, hangi durumda ne yapardı? Başarı koçunuz olsaydı, size neler önerirdi? Tüm bu soruların cevabını Jordan’ın dünyasında beraber arayacağız.

‘Büyük hayranı’ Günter Soydanbay yazdı, Türkiyenin başarı uzmanı Mümin Sekman yorumladı. Ortaya harika bir başarı biyografisi çıktı.

İşte Jordanizm!

Kitabı incelemek için tıklayınız.

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND