Mümin Sekman

Yöneticilik ateşten gömlek giymektir

Günümüzde üst düzey yönetici kitlesi, toplumun en çok kazanan ve en itibarlı kesimleri içinde yer alıyor. Geçen hafta açıklanan en çok gelir vergisi ödeyen 100 kişi listesinde Koç Holding''''in CEO''''su Bülent Özaydınlı''''nın 51 sanayici ve iş insanını geride bırakarak 49. sırada yer alması da yöneticiliğin önemini kanıtlıyor. Patronlar iyi yöneticilerin gözlerinin içine bakıyor ve onları sonuna kadar destekliyor. Ekonomi medyasında onların demeçleri uzun uzun veriliyor. Ancak bu ilgi ve itibar boşuna değil. Günümüzde küçük bir şirketin genel müdüründen, en büyük holding''''in CEO''''suna kadar her üst düzey yönetici çok farklı yetenek, beceri ve bilgilere sahip olmak zorunda. Onların yüklendiği sorumlulukların altından kalkmak çok zor esasında...

Herkes yöneticilerin elindeki imkanlara imreniyor ama yöneticilik son dönemde tam bir "ateşten gömlek" gibi. Bir politikacı veya sivil toplum kuruluşunun başkanı, başarısız olup vaatlerini yerine getirmese de yıllar boyu görevinde kalırken, şirket yöneticileri her üç ayda bir sınava giriyor. Bilançosu ve kâr-zarar hesabı olumsuz olduğunda onun koltuğu hemen sallanmaya başlıyor. Borsa yatırımcıları neredeyse her gün, alım satımları ile yöneticilere puan veriyor.

Çağımızın yöneticisi diğer mesleklerin aksine hem sağ, hem de sol beyin yarım küresini günün 16 saatinde işler durumda tutuyor. O, hem ürünleri, pazarları, hesapları inceliyor, hem de insanların arasındaki ilişkileri dengede tutmaya çabalıyor. Onun zihni çok hızlı çalışan bir enformasyon ve bilgi makinesi gibi çalışıyor. Zirvedeki kişi, şirket içinden, piyasalardan ve dünyanın dört bucağındaki rakiplerden gelen sayısız bilgi ve haberi anında beyninde işliyor ve herkes onun kısa sürede bir "karar" vermesini sabırsızlıkla bekliyor.

Kaptan köşkündeki yalnızlık
Çevresinde elemanlar arı gibi dolaşıyor ama üst düzey yönetici, kaptan köşkünde kendini hep diken üstünde ve yalnız hissediyor. Herkes ona güveniyor ama o, sık sık dört koldan kuşatılmış gibi çaresizlik içine düşebiliyor. Çünkü yöneticiden beklenen işlev ve görevlerin sayısı, son yıllarda tek bir kişinin üstesinden gelemeyeceği ölçülerde artış gösteriyor.

Rekabet ortamında şirketi büyütmek için strateji belirlemek onun işi. Genel stratejiyi hayata geçirecek, ince ayar yapacak taktik zeka yine ondan bekleniyor.

Piyasalardan gelen sinyalleri bir radar gibi algılayıp, pazarı okumak onun önemli görevleri arasında sayılıyor. Giderek titizleşen ve seçici olan tüketici segmentlerini ve hedef kitlesinde müşteri memnuniyeti oluşturmak için gerekli önlemleri de yine onun alması isteniyor.

Bu görevleri yerine getirirken, yöneticiden ayrıca, "vazgeçilmez adam" olma sevdasına kapılmayacak kadar da mütevazı olması bekleniyor. Çevresine en yetenekli elemanları toplayarak, onları eğitmek ve ileride kendi makamına göz koyacak gençleri yetiştirmek de onun görevleri arasında görülüyor. Hep spot ışığı altında olduğu için çalışanlara örnek olması zorunluluğu da onun kendi duygularını özgürce yaşamasını engelliyor.

"Gelecek" yalnız onun işi

Herkes, sakin sakin günlük işleri ile uğraşırken, genel müdür veya CEO''''nun bakışlarının geleceğe yönelmesi şart. Geleceği beyninde bir vizyon olarak kurmakla onun işi bitmiyor. Belirlediği büyük hedeflere çevresindekileri inandırmak ve onları ateşlemek de yine ona düşüyor.

Çoğunluğun paniğe kapıldığı zor günlerde yönetici ister istemez bir cesaret ve kararlılık örneği oluşturuyor, kendi korku ve zaaflarını çevresindekilerden saklamak zorunda kalıyor..

İş yalnız bu görev ve işlevlerle de bitmiyor tabii. Yüksek performans ve kalıcı bir başarı için, üst düzey yönetici gerçek hayatı da yakından izleme ihtiyacını duyuyor. Bunun için o, gökdelenlerin üst katlarındaki büyük odasından sık sık, caddelere, sokağa iniyor. İnsanlarla ve özellikle gençlerle konuşuyor. Zihinsel faaliyetini gözlem ile besleyerek, yaptıklarının doğru olup olmadığını test ediyor. Herkesin onun ağzına baktığı bir ortamda, o tüm, işçileri, çalışanları ve orta kademe yöneticileri dinlemeyi tercih ediyor. Onların işle ilgili yaratıcı gözlemleri ve önerileri arasından, başarı için yeni ipuçları aramayı tercih ediyor.

Bu sayfada saydığımız her görevi yönetici, tek başına yerine getirmiyor tabii. Bilgi toplama ve araştırmaların büyük bölümünü istihdam edilen uzmanlar yapıyor. Gerektiğinde danışmanlık ve araştırma şirketlerinden hizmet alınıyor. Ancak işin önemli bölümü olan "neyin nasıl yapılacağı" konusundaki nihai kararı verirken, yine üst düzey yöneticinin beyni terliyor. Araştırma sonuçlarını, şirketin hedeflerini ve ürünlerini nirengi noktasına koyarak inceleme görevini de yine o üstleniyor.

Kendisinden bu kadar çok sayıda görev beklenen, işin her konusunda sorumluluğu son noktasına kadar yüklenen üst düzey yöneticilere verilen on milyarlarca liralık maaşları ve makam arabalarını da çok görmemek gerekiyor...

YÖNETİMİN ÖZÜ VE İÇERİĞİ NASIL DEĞİŞTİ ?

Ekonomi tarihimizde profesyonel yöneticilerde aranan donanım aşağıda görüldüğü gibi her 10 yılda katlanarak arttı:

Önce "teknik" önemliydi

Geçen yüzyılın 70''''li yıllarına kadar sanayide bir şeyi "yapabilmek" ve üretebilmek önemliydi. Toplu iğne üreten ilk fabrikamız olan Atlı Zincir''''in 1957 yılında kurulduğunu hatırladığımızda bu durumu normal karşılamak gerekiyordu. Bu yıllarda yatırım kararı teknik yönleri ağır basan bir "fizibilite raporu" sonrasında alınırdı. "Tek üretici belgesi", yüksek gümrük vergisi oranları, aşırı değerlenmiş lira, kur garantisi ve düşük faizli kredilerle süslenmiş bu dikensiz gül bahçesi döneminin en gözde yöneticileri mühendislerdi. Bir ürünün nasıl yapılabileceğini yalnız onlar biliyordu çünkü... Bu kuşaktaki yöneticiler, iş disiplini ve yönetimin "kontrol" işlevine öncelik vererek, küçük işyerlerini büyütmeyi başardılar.

70''''lerde işletmecilik ön plandaydı

70''''li yıllarda rekabet biraz keskinleşince maliyet önem kazanmaya başladı. Artık "yapabilmek" yetmiyor, en düşük maliyetle üretmek önem kazanıyordu. Bu yıllarda işletmeci kökenli veya mühendislik eğitiminden sonra iş idaresi konusunda lisansüstü derece alan yöneticiler ön plana çıkmaya başladı.

80''''lerde "finans" gözde oldu

Dışa açılma döneminin başladığı 1980 yılından sonra ise mevduat ve kredi faiz oranları serbest bırakıldı ve sabit kur sistemi yerine kurların günlük ayarlanması sistemine geçildi. Parasal kaynakların giderek daha daha pahalı olduğu bu dönemde yöneticinin mühendislik ve işletmecilik bilgisi yanında finansmanın temel kurallarını da bilmesi gerekiyordu. Para bulmanın ve bu parayı en iyi şekilde kullanmanın sırlarını bilmeyen bir yöneticinin teknoloji ve ve işletmecilik bilgisi fazla bir işe yaramıyordu çünkü...

90''''lar, küresel zihniyeti gerekli kıldı

8-9 Ağustos 1989 tarihinde döviz rejiminin serbestleştirilmesi ile küreselleşme dönemi başlayınca yöneticinin üç temel alandaki bilgisi de yetmez oldu. Balkanların ve Ortadoğu''''nun en büyük tesislerini yönetmekle öğünen içe dönük ve atak yöneticiler, kendilerini birden genişleyen rekabet alanı içinde buluverdi. Küresel çağda bir şirkete dünyanın dört köşesinden rakip çıkabiliyordu. Yöneticinin ulusal sınırlar içinde edindiği birikim ve deneyim, yeni dönemde mahalli lig bilgisi gibi kalmaya başladı. Tüm dünyadaki üretim ve yönetim teknikleri hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyordu artık. Şirket sahipleri üretim alanında tüm dünya ülkeleri boyunca uzanan "tedarik zinciri"nin (supply chain) her halkasını iyi bilen yöneticilerin peşine düşmüştü. Bu zincir iyi kavrandığında örneğin Bursalı veya Gaziantepli bir otomotiv yan sanayi firmasının yöneticisi, dünyanın en büyük otomotiv şirketlerine parça satmak imkanını buluyordu.

DERSİMİZ SOSYAL BİLİMLER!

Başarılı bir yönetici olmak için teknik zeka, finans sihirbazlığı ve üstün satış becerileri artık yetmiyor. Yeni dönemde talepteki değişimin şifresini çözmek isteyenler, tüm sosyal bilimleri tarayıp, iş hayatında uygulanacak ipuçları bulmak zorunda

21. yüzyılda işin ağırlık merkezinde arz yerine talebin yer alması, teknoloji, finans ve küresel zihniyet konusundaki bilgiler ile birlikte, talebin ve tüketici tercihlerinin geleceği hakkında da sağlam öngörülere sahip olmayı gerektiriyor. Bunun için aşağıdaki uygulamalı sosyal bilim dallarından sonuna kadar yararlanmak şart:

Demografik yapı: Nüfusbilim, iç ve dış talebin bugünkü durumu ve gelecekteki bileşimi için önemli ipuçları sunar. Türkiye İstatistik Kurumu''''nun (TÜİK), "Nüfusun Sosyal Ekonomik Durumu" başlığını taşıyan 1990 ve 2000 sayım sonuçları karşılaştırılarak analiz edildiğinde, talebin coğrafyası hakkında derinlemesine bilgi edinmek mümkün olabilir.

Nüfus öngörüleri: Büyük yatırım projelerinin olgunlaşması en az dört beş yıl, yeni ürünlerin tutunması da en az iki-üç yıl gerektirdiği için, demografik analizlerde, 10 veya 15 yıl sonrasının nüfus yapısını dikkate almak zorunludur. Prof. Dr. Cem Behar ve arkadaşlarının 1999''''da TÜSİAD yayınları arasında çıkan "Türkiye''''nin Fırsat Penceresi" adlı araştırmasındaki öngörüler hâlâ güncelliğini koruduğu için kapsamlı bir şekilde incelenmeli. Birleşmiş Milletler ve ABD Sayım Bürosu''''nun Türkiye''''nin gelecekteki nüfusu ile ilgili araştırmalarını da gözden geçirmek de yarar sağlayabilir.

Ekonomik analiz: Bizde futbol, eğitim ve ekonomi konusunda herkesin bir fikri vardır. Ancak günümüzün modern şirketlerinin CEO''''ları, makroekonomik analiz ve tahmin konusunu, artık profesyonel bir iş olarak görüyor. İyi yönetilen şirketler, zengin ülkelerin büyük şirketleri gibi, tek işi makroekonomik analiz olan bir baş ekonomist (chief economist) istihdam ediyor veya bu konuda danışmanlık hizmeti alıyor.

Makroekonomik tahmin: Göz kararı ve el yordamı ile veya sezgiye güvenerek geleceğe nüfuz etme çabaları, yeni dönemde yerini bilimsel tahmin (forecasting) ve senaryo planlaması tekniklerine bırakıyor. Hazırlanan raporları değerlendirmek için üst düzey yöneticinin, ekonominin geleceği hakkında muhakkak sağlam bir fikir ve görüş sahibi olması gerekiyor.

Analitik ve eleştirel düşünce: İyi yöneticiler olaylara herkesten farklı baktıkları için, başkalarının göremediğini görür. Bunun için, yöneticinin kendine özgü bir eleştirel ve analitik düşünce yöntemi geliştirmesi gerekir.

Paradigma ve faz analizi: Başarılı yöneticiler, olaylara bir bütün olarak bakmayı ve geçmişten geleceğe köprü kurmayı iyi bilir. Paradigma analizi, bu beceriyi daha da geliştirebilir. Böyle yönetici, gideni ve gelmekte olanı, herkesten önce algılayabilir.

Sosyoloji: Türkiye''''yi ve iş hayatını anlamak için toplumsal yapının, toplumsal değişimin ve uyum mekanizmalarının iyice kavranması gereklidir. Orta vadede talebin yönü ve dağılımı ile ilgili bilgilere ulaşmak da ancak sosyolojik araştırmalarla mümkün olur.

Sosyal psikoloji: Tüketicilerin tutum ve davranışları derinlemesine analiz edildiğinde talepteki değişimin rotasını tahmin etmek kolaylaşır. Belirli bir hedef kitlenin veya tüketici segmentlerinin zevk ve tercihlerindeki değişimin izlenmesi ancak sosyal psikolojinin iş hayatına uygulanması ile mümkün olur. Bu konularda uluslararası üne sahip bilim adamlarımız var. Muzaffer Şerif''''in grup dinamiği, Çiğdem Kağıtçıbaşı''''nın tutum ve davranışlar ile kültürel psikoloji konusundaki kitapları ve genç kuşağın araştırmaları, bir şirketin talep analizi için sağlam bir altyapı oluşturabilir.

Evrimsel psikoloji: Ekonominin ve toplumun gelişmesine rağmen, insan davranışlarının bazı temel nitelikleri hiç değişmez, aynı kalır. Gen araştırmaları ve kültürel antropolojiden yararlanılarak bu niteliklerin tespit edilmesi, sosyal trendlerin ve moda döngülerinin anlaşılmasını kolaylaştırır.

Kentleşme araştırmaları: Bu konuda TÜİK''''in iç göç istatistiklerine şöyle bir bakmak ve ilk göç kuşağının tutum ve davranışlarını konu alan araştırmaları incelemek şart. Ancak göç edenlerin ikinci ve üçüncü kuşağında değişen tutum ve davranışlar hakkındaki araştırmalar pek fazla değil. Bu kuşaklar hakkındaki bilgiler, pazarını genişletmek ve derinleştirmek isteyen yöneticiler için vazgeçilmez bir nitelik taşıyor.

Hayat tarzı analizleri: Amerika''''da değerler ve hayat tarzı (value and life styles= VALS) araştırmaları iş hayatında yaygın bir şekilde kullanılıyor. Türkiye''''de de benzer araştırma ve gruplamaların yapılması gerekiyor.

Kültür incelemeleri: Farklı bilim dallarından gelen uzmanlardan oluşan ekipler, kültürel mirasın ve yaşayan kültürün ekonomik tercihler üzerindeki etkisini ortaya çıkarabilir. Dış pazarlarda tutunabilmek ve kalıcı olmak da yabancı kültürlerle ilgili sağlam ve kapsamlı bilgiler gerektirir.

Gelir dağılımı analizleri: TÜİK''''in yaptığı gelir dağılımı ve tüketim harcamaları araştırmaları, farklı gelir gruplarındaki tüketici davranışları ile ilgilenenler için bir hazine değerindedir.

Demoskopik araştırmalar: Anketler ve kamuoyu araştırmaları, halk kitlelerinin, düşünce, bakış açısı ve tercihleri konusunda önemli ipuçları verir. Bu nedenle çeşitli kuruluşlarca yaptırılan araştırmalar temin edilip incelenmelidir.

İletişim: Az ve nadir oldukça değeri artan malların aksine bilgi, ancak paylaşıldıkça değer kazanır. Bilgi ve enformasyonun şirket içinde ve dışındaki iletişiminin etkinleştirilmesi, şirketlerin başarısında büyük önem taşır. Halkla ilişkiler ise marka oluşumu ve kriz yönetimi gibi konularda gerekli olur.

Yazar: Faruk Türkoğlu
Kaynak: http://www.referansgazetesi.com

x

Gelişimciler Facebook'ta

Mümin Sekman'dan Günlük Başarı Tavsiyeleri almak için.