Mümin Sekman

Türk usulü performans değerlendirmesi

Performans Değerlendirmesi Bizim Toplumumuza Ne Kadar Uyuyor? 

 

Kültür, bir toplumdaki insanların paylaştığı duygu, anlayış ve zevklerdir. Sosyal psikolog Geert Hofstede, kültürün “insan topluluklarını birbirinden ayıran zihinsel programlar” olduğunu vurgular. Her toplumun hayata baktığı mercek diğerinden farklıdır. 

Bir toplumun tarihi, değer yargıları, gelenek ve görenekleri, o toplumun zihniyetine yansır. Aynı zihniyete sahip bireyler, olaylar karşısında benzer tepkiler verir. Bu nedenle her birimiz, kişiliklerimizle birbirimizden farklı olsak da, ortak kültürümüzle birbirimize benzeriz. Kültürümüz bir "tutkal" işlevi görür, bizi birbirimize yaklaştırır.

Doğan her çocuk, ait olduğu ırkın genetik kodlarını aldığı gibi, içine doğduğu kültürün de kodlarını alır. Kültür, bir topluluğun bireylerinin ortak deneyimlerinin nesilden nesile aktarılmasıdır. (Türkiye'nin Kültürü)

Her toplumun zihniyeti, içinde yaşadığı kültürün yücelttiği değerleri, simgeleri ve ritüelleri yansıtır. Zihniyet bizim farkında bile olmadan varsaydıklarımızdır; sorgulamadan peşin olarak kabul ettiklerimizdir. Zihniyetimiz bizim davranışlarımızı ve hayatımızı yönlendirir.

Toplumların kültürlerini bazı ölçütler kullanarak kıyaslamak mümkün. Bu ölçütlerden bir tanesi “başarı” kavramına farklı kültürlerin nasıl yaklaştığıdır. "Başarılı olmak” her kültürün zihin haritasına göre farklılıklar gösterir. 

Başarı konusunda batı ile doğu arasında önemli "anlayış" farkları vardır. Batı toplumları daha “performans odaklı” bir kültüre sahipken doğu toplumları daha “kaderci” bir kültüre sahiptir.

Kaderci toplumlar başarıyı, “başlarına gelen” bir sonuç olarak kabul ederken; performans odaklı toplumlar başarıyı, kendi çabalarıyla elde edeceklerine inanırlar. Performans odaklı toplumlarda başarılı olmuş insanlar yüceltilir ve rol model olurlar. Bu toplumlarda zenginlik başarılı olmanın somut ölçütüdür. Zenginlik övünülmesi gereken bir durumdur. 

Kaderci toplumların zihniyetinde ise başarı,  ya "kısmet işidir" ya da "usulsüz" işler yaparak elde edilmiştir. İkisi de "normal" değildir. Bu toplumlarda “Çok laf yalansız; çok mal haramsız olmaz.” inanışı yaygındır.

Performans odaklı toplumlar, “İyi olan kazansın.” anlayışına; kaderci toplumlar ise “İnşallah ben kazanırım.” anlayışına sahiptir.  

Kaderci toplumları, performans odaklı toplumlardan ayıran bazı önemli özellikler var:

1- Performans odaklı toplumlarda “sonuç” önemlidir; kaderci toplumlarda ise  “insani durumlar” sonuçlardan daha önemlidir. Performans odaklı toplumlarda insanlar her ne pahasına olursa olsun sonuç almaya, başarmaya yönelirken kaderci toplumlarda kişisel zaaflar ve insani durumlar sonuç almanın önüne geçebilir.

2- "İyi olan kazansın" anlayışının hâkim olduğu toplumlar, doğal olarak daha rekabetçi toplumlardır. Bu toplumlarda rekabet, mevcut standartları yükselten olumlu bir durumdur. Başarı odaklı olmanın olmazsa olmaz şartı, rekabetçi olmaktır.

Kaderciliğin baskın olduğu toplumlarda ise rekabet pek gerekli olmayan hatta pek arzu edilmeyen bir durumdur. Rekabet etmek neredeyse ayıptır; “yarışmak” da yersiz ve kaba bir davranıştır. 

3-Başarı ve performans odaklı toplumlar girişimciliği yüceltir.

Sonuç alana kadar zorlamak, ısrarcı olmak performans odaklı toplumların yücelttiği bir davranış biçimiyken aynı davranış, kaderci toplumlarda zorlayıcı, ısrarcı hatta aşırı hırslı olmakla eşdeğerdir. Bu anlamda kaderci toplumlarda bireyler bir noktadan sonra şartları zorlamayı tercih etmezler. Girişimci olmak bu toplumlarda neredeyse "fırsatçı" (oportünist) olmak gibidir.

4-Performans odaklı toplumlarda bireyler, kendilerini geliştirmeye inanırlar. Eğitimi sadece daha iyi bir iş bulmak için bir araç olarak değil, kendilerini zenginleştirmenin bir yöntemi olarak görürler. Bu toplumlarda eğitim, başarmanın ön koşuludur.  

Kaderciliğin hakim olduğu toplumlarda ise gelişim bir noktaya kadar kabul görür ama sürekli gelişim fırsatları kollamak da pek yüceltilen bir davranış değildir. Bu toplumlar şartları fazla zorlamanın doğru olmadığına inanırlar.

5- Kaderci toplumlar “kişilerin hangi işi yaptığından” çok “kim olduğuyla” ilgilidirler. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” bu toplumların sorusudur. Kişiler bunu sözlü olarak söylemedikleri durumlarda bile bir şekilde ima etmenin yollarını bulurlar. Bu sebeple ilk tanışan insanların en merak ettikleri şey, karşısındakinin “hangi memleketten” olduğu, “kimlerden” olduğudur.

Performans odaklı toplumlarda ise kişi kim olursa olsun, “ne yaptığı”, “ne başardığı” ile toplumsal statü kazanır. Nasıl bir geçmişten gelirse gelsin, özgeçmişinde ne yazarsa yazsın, aldığı eğitim ne olursa olsun, bu toplumlarda kutsal soru: “Ne iş yapıyorsun?”  sorusudur. Bu  toplumlar insanlar “yaptıklarıyla” ve başardıklarıyla değer bulurlar. Bunun tipik örneği, fırsatların herkese eşit olduğu ve çok çalışarak başarılı olunacağı fikrinin ifadesi olan “Amerikan rüyasıdır”. 

6- Kaderciliğin hâkim olduğu toplumlarda iletişim, açık ve doğrudan değildir; dolaylıdır, imalıdır. Bu toplumlarda açık ve net konuşmak –eğer söylenenler bir övgü içermiyorsa- bir tür kabalık hatta küstahlık olarak kabul edilir. Eleştiri ve geri bildirim rahatsız edici hatta küçük düşürücüdür. Mümkünse insanların yüzüne karşı pek fazla bir şey söylememek, onların eksiklerini, hatalarını yüzlerine vurmamak gerekir.

Açık iletişim daha çok performans odaklı toplumlara aittir. Başarı odaklı toplumlar, ancak açık bir iletişimle kendilerini geliştirme imkanı bulacaklarını bilirler. Bu toplumlarda “geri bildirim” çok değerlidir. Performans odaklı toplumlarda birisine geri bildirimde bulunmak onunla ilgilenmek, onun emeğini, işini dikkate almak anlamına gelir. Geri bildirimde bulunmak, kişiye değer vermek demektir.

7- Kaderci toplumlarda kişiler yaptıklarının tam anlamıyla sorumluluğunu üstlenmezler. İlerlemek de başarmak da kendi sorumluluklarından çok alın yazılarıyla ilgili bir meseledir. Başarılı olamamak kaderin cilvesi olarak algılanır.  Hatta başarısız olunan durumlar bile Allah’ın takdiri bekli de sevgili kulunu koruması olarak algılanabilir. “Her şerde bir hayır vardır.” bu durumlarda ifade edilen bir inanıştır.

Bir toplumun kültürü ancak başka bir kültürle kıyaslandığında anlaşılır. Fakat kıyaslama yapmak demek, birini yüceltip diğerini aşağılamak anlamına gelmez. Hiçbir kültür diğerinden daha üstün olamaz. 

Başka bir kültürü yadırgamak çok doğaldır. Bize yabancı olan kültürleri sevmek zorunda da değiliz. Ama bütün bunlarla beraber kimsenin bir kültürü yüceltme ya da aşağılama hakkı yoktur. 

Hiç bir kültür diğerine üstün değildir ama her kültürün avantajlı olduğu alanlar vardır. Mesela kaderci toplumlar krizleri çok daha kolay aşarlar. Daha esnek ve değişime açıktırlar. Diğer taraftan başarı odaklı kültürlerin daha girişimci oldukları da bir gerçektir. Başarı odaklı toplumlarda hedef saptamak, plan, program ve bütçe yapmak, geri bildirimde bulunmak çok daha kolaydır. Bu unsurlar performans odaklı kültürlerin doğasında vardır. 

Fakat bir kültürün içinde doğan bazı yönetim tekniklerini bir başka kültürde uygulamanın önünde "kültürel" engeller oluşur. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki işletmeler için geliştirilmiş işletme tekniklerinin bizim gibi ülkelerde uygulamanın zorluğu buradan gelir. Biz, kültürel olarak "iyi insani ilişkiler kurmayı" "rekabet etmek ve başarmaktan" daha önemsediğimiz için bu teknikleri uygularken epeyce zorlanırız. 

Bu nedenle modern işletmeciliğin olmazsa olmaz yöntemlerinden biri olan "performans değerlendirmesi", bize ters gelen bir tekniktir. Bu konunun en hararetli savunucuları bile uygulama sırasında bu kavramı, sağından solundan kendine göre eğip bükerler. Ortaya çıkan sonuçlar pek kimseyi tatmin etmez. 

Bizde insan odaklı olmak, performans odaklı olmaktan daha önemlidir.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: http://www.temelaksoy.com

x

Gelişimciler Facebook'ta

Mümin Sekman'dan Günlük Başarı Tavsiyeleri almak için.