Mümin Sekman

Türk Şef’in inanılmaz başarı hikayesi

Bir çocuk düşünün... Daha küçükken babası evlatlıktan reddediyor. Abisi tarafından zehirleniyor. Babasından intikam almak için gittiği Ankara’da tuvaletlerde uyuyor. Hiç okula gidemiyor. Ve hayatı bin bir zahmetle geçiyor. Sonrası mı? Sıfırdan zirveye çıkıp Londra’da restoranlar zinciri kuruyor. Dünya'nın tanıdığı bir şef oluyor. İşte size ilham olacak muhteşem bir başarı ve hayat hikayesi…

Ankara’da tuvalette yatarken Londra’da restoran zinciri kuran Türk Şef’in muhteşem başarı hikayesi

Bir çocuk düşünün daha 7 yaşındayken babası tarafından evlatlıktan reddediliyor, okula gidemiyor babasından intikam almak için gittiği Ankara’da tuvaletlerde yatıyor ve hayatı bin bir zahmetle geçiyor. Sonrası mı; Sıfırdan zirveye çıkıp Londra’da restoranlar zinciri kurdu, şimdilerde ata biniyor, golf oynuyor, Ferrari’si var, lüks bir semtte yaşıyor ve her şeyden önce onu artık tüm dünya tanıyor. İşte size ilham olacak muhteşem bir başarı ve hayat hikayesi…

Tokat’ın Reşadiye ilçesine bağlı şirin bir köyde doğdu. Anne ve babası o daha küçük bir çocukken ayrıldı. Babası onu evlatlıktan reddettiğinde henüz 7 yaşındaydı. Bir süre yaşlı dedesinin yanında kaldı. Dünya malına gönül bağlayan abisi onu zehirledi. İstenmeyen çocuk oldu ve feleğin tokadını o yaşta yedi...

Her çocuk gibi onunda hayalleri vardı. Okumak istiyordu. Yazı yazmayı taşa ve duvara, kara değnekle yazarak öğrendi. Uzun bir süre keçi çobanlığı yaptı. Annesi onu tabanca parası kazanıp, babasını vurması için Ankara’ya gönderdi...

O küçüktü ama Ankara büyük bir şehirdi... Ve orada onu neyin beklediğini kestiremiyordu. Parası ve kalacak yeri de yoktu. Otobüs bileti almak için 20 Lira borç almıştı. Bir süre Sıhhiye’deki bir umumi tuvalette yatıp kalktı. Tokat’ta istenmeyen, Ankara’da ise sokak çocuğu olmuştu...

İlk başlarda Ulus meydanında çakmaklara benzin doldurarak para kazandı ve 20 Lira olan borcu 40 Lira olarak geri ödedi. Daha sonra bir meyhanede çalışmaya başladı. Yatmak için de bir kömürlük kiraladı. Annesinin öfkeyle aldığı o karar hayatını değiştirmiş, her şey yolunda gidiyordu...

Ancak içindeki okuma sevgisi engel tanımıyordu. Herkes ‘büyük adam’ olmak isterken, o ‘iyi bir adam’ olmayı kafaya koymuştu. Kitaplar alıp okumaya başladı...Okumayı sökünce İngilizce öğrenmeye karar verdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e ben okumak istiyorum deyip iki kez mektup yazdı ama maalesef olumlu cevap alamadı.

Ankara’da hayata tutunmayı ve mücadele etmeyi öğrendikten sonra İstanbul’a gitmeye karar verdi. Burada bir İngilizce hocasından özel ders aldı. Zaman su gibi akıp giderken askerlik çağına gelmişti...Vatani görevini tamamladıktan sonra Londra’ya gitmeye karar verdi. Bu kez uçak bileti alacak parası yoktu. Otobüsten başka seçeneği kalmamıştı ve günlerce süren bir yolculuğun sonunda Londra’ya varmıştı. Londra’da ilk işi bir İngilizce kursuna yazılmak oldu. Aynı zamanda bir dönerci de çalışmaya başlamıştı. Yıllar sonra çalıştığı bu dükkanı satın aldı. Dönerci dükkanını lüks bir restoranda dönüştürdü. Sağlıklı ve lezzetli yemekler yapmak için diyet hocaları tuttu. Yaklaşık 30 yıl iş yapmayan ve sürekli kapanan dükkanın kapısında uzun müşteri kuyrukları oluştu. Buradan yola çıkarak farklı Türk yemekleri geliştirdi. Büyükelçiler ve diğer devlet adamları rahat ve güvenli bir şekilde yemek yiyebilsinler diye dükkanının camlarını kurşun geçirmez yaptı.

Ekonomik krizlerin yaşandığı dönemlerde ise sağlıklı ve ekonomik yemekler yapmak için Cafe’leri icat etti. Yemeklerin fiyatını müşterileri belirliyordu. Cafe zinciri böylece kurulmuş oldu. Ancak sonrasında bazı sebeplerle Cafe’leri satmak zorunda kaldı.

Özer ve Sofra restoranları, başkent Londra’nın en işlek ve önemli merkezlerindedir. Aralarında Türk İngiliz Ticaret Odası’nın da bulunduğu Londra’daki tüm sivil toplum kuruluşlarına yıllardır sponsorluk yaparak, destek verdi. Daha sonra da ‘Hüseyin Özer Eğitim Vakfı’nı kurdu.

Restoranları her yıl ‘Michelin Guide’ tarafından tavsiye edilen “dünyanın ilk ve tek Türk lokantası seçilmektedir. Restoranlarında müşterilerine Türkiye’yi tanıtan broşürler dağıtıyorlar. Londra’da dünyaya Türk yemeklerini ve Türk misafirperverliğini tanıtıyorlar. Tüm dünyada satılan “Sofra Cook Book” adlı İngilizce bir yemek kitabı da bulunmaktadır.

Londra Müzesi’nde (Museum of London) sesli sunumlarda, 2003 yılından beri konuşmaları ve Londra hakkında hislerini ziyaretçilere sunulmaktadır. Discovery Channel tarafından görüntülü belgesel olarak ve 1 episodu da hakkında hazırlanan film tüm dünya ülkelerinde ve 5 kanalda yayınlanmakta ve seyredenler tarafından tüm dünyadan günlük mesajlar kendisine aktarılmaktadır.

En az 20 milyoner yetiştirdiklerini söyleyen Hüseyin Özer: Bizde çalışan ve Türkiye’ye dönen birçok kişi Büyük Millet Meclisi gibi önemli mertebelerde çalışıyor. Birçok öğretim görevlisi, bankacı, vali ve kaymakam bizde çalıştı. Büyük firmalarda bugün yönetici olan yüzlerce kişi, Sofra’da çalışmıştır diye ekliyor.

Yüzlerce girişimci yetiştirdikleri Özer Akademi ayrıca bu yıl İngiltere’nin saygın üniversitelerinden Middlesex Üniversitesi ile İş Temelli Eğitim programı başlattı.

Bu program dahilinde Özer ve ekibi mesleği bir takım olarak öğretiyor. Barmenlik, garsonluk, müdürlük, aşçılığı, tatlı yapmayı, gerçek Türk yemeklerini öğretiyorlar. İşin bilimsel bölümünü öğretiyorlar. Lokantacı nasıl olur, zincir nasıl kurulur, tek lokanta nasıl çalışır bunları öğretiyorlar. Kim hangi üst seviyeye çıkmak istiyorsa onu öğretiyorlar.

Hüseyin Özer ayrıca: Biz üniversitede ders vermiyoruz. Biz üniversitenin bir şubesiyiz. Bu dünyada bir ilk bunu üniversitenin dekanı söylediğini dile getiriyor.

Dünyada ilk defa bu kadar restorancı mezun ettiklerini dile getiren Özer, Çok sayıda restorancı yetiştirdik, bizden ayrılan 60 ile 80 arası restoran, bizim sistemimizi devam ettiriyor. Ya patron yada elemanları bizimle çalışmıştır. Bu da Middlesex Üniversitesi’nin gözünden kaçmamış oldu. Teklifi de kendileri yaptı diye ekliyor.

"KİM OLURSAN OL YİNE GEL" diyor, Hüseyin Özer

Hangi din, dil, ırk, renkten olursan ol, kim olursan ol, gel diyoruz. Türk yemeğini sadece Türkler yapar diye bir şartımız yok. Biz şimdi üniversite olduk. Üniversiteye gidip ders vermiyoruz, üniversite bize geliyor. Türk restorandı dışında başka bir restoran çalıştırmak istiyorsan onun tekniğini de öğretiyoruz. Restoran açma tekniğini öğretiyoruz. Açtığın an kapıda nasıl kuyruk olur biz onu öğretiyoruz.

Bunun başında da sonunda da mutluluğu öğretiyoruz.

Asla yorulmuyorsun. Bu inceliği öğretiyoruz, diye ekliyor.

Kaynak: http://www.nkariyer.com