Kigem

Sevme kapasitesini geliştirmek mümkün!

Hangi arkadaşın bu yazıyı severdi?

Aşk hakkında bildiklerini gözden geçirmeye hazır mısınız? Aşk hakkında bilinmesi gereken gerçekler nelerdir? Aşk, deneyimlenen en önemli duygulardandır. İnsan beyni doğal olarak diğerleriyle bağ kurmak için programlanmıştır. Bu yüzdendir ki yalnız bırakılmayı ve reddedilmeyi tehdit olarak algılarız...

Aşka dair gerçekler

Aşk, deneyimlenen en önemli duygulardandır. İnsan beyni doğal olarak diğerleriyle bağ kurmak için programlanmıştır. Bu yüzdendir ki yalnız bırakılmayı ve reddedilmeyi hayatta kalmayı ciddi şekilde tehdit eden durumlar olarak yaşantılarız. Hem biyolojik hem de kültürel sebepler nedeniyle çoğu insan tam olarak mutlu ve tatminkar bir hayat sürmek için uzun sürecek ve azalmayacak bir aşka ihtiyaç duyduğuna inanır. Ne var ki gerçekte aşk nadiren uzun süren ve sabit kalan bir durumdur. Uzun süreli aşk kendiliğinden gerçekleşmez; çaba, fedakarlık, savunmasız ve kırılabilir olmaya gönüllülük gerektirir. Aşkın ne olduğunu, nasıl işlediğini anlatan ve bilimsel verilere dayanan birkaç gerçeğe kısaca göz atalım:

1. Aşk, şehvet ve tutkudan farklıdır.

Fiziksel çekim, aşkın ve romantik ilişkilerin önemli bir parçası ancak araştırmalar aşkın, şehvetten ve tutkudan farklı bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Görüntüleme teknikleriyle yapılan araştırmalar, şehvet ve tutku gibi duygular deneyimlendiğinde beynin ödül/motivasyonla ilişkili kısımlarının aktive olduğunu; aşk deneyimlendiğinde ise empati ve şefkatle ilintili kısımların harekete geçtiğini gösteriyor.  

2. Aşk hem anlık bir duygu hem de uzun süreli bir ruhsal durumdur.  

Çalışmalar âşık çiftlerin birbirlerinin mimiklerini, hareketlerini ve ifadelerini hatta fizyolojik ritimlerini bile aynaladığını (yansıttığını) gösteriyor. Bu özelliğiyle anlık olan aşk, diğerinin iyiliğinin istendiği, acısının üzüntü verdiği ve diğerine yardımcı olma arzusunun motive ettiği uzun süreli bir ruhsal ve zihinsel durum da teşkil ediyor.

3. Uzun süreli aşk çaba ister.

Aşk ilişkileri üzerine yapılan çalışmaları konu alan bir meta-analiz, uzun süredir birlikte olan çiftlere dair bazı davranış biçimlerinin altını çiziyor: Uzun süreli ve yoğun aşk yaşayan çiftler bir arada değilken birbirleri hakkında olumlu biçimde düşünmeye meyilli. Benzer şekilde bu çiftler birbirlerinin kişisel gelişimini ve değişimini de destekleyerek yeni şeyler öğrenip kendilerini geliştirebilecekleri ortak deneyimlere girişmeye hevesli oluyor.

4. Sevme kapasitesini geliştirmek mümkündür.

Yapılan araştırmalar kişinin kendisine şefkat göstermesinin ve farkındalığını geliştirmesinin kısa süre içerisinde daha olumlu ve empatik olmaya yardımcı olduğunu gösteriyor. Uzun süredir mindfulness (farkındalık) ve şefkat meditasyonu çalışmaları yapan keşişlerde beynin alfa dalgalarının bu çalışmalara yeni başlayan keşişlerdekine oranla daha farklı bir ritme sahip olduğu görülüyor. Farkındalık ve şefkat meditasyonları beynin empati ve olumlu duygularla ilintili bölgelerindeki aktiviteyi arttırıyor, öte yandan beynin korkuyla ilintili bölgelerindeki aktivasyonu azaltıyor. Empati ve olumlu duygular diğerleriyle olan ilişkiyi geliştiriyor ve güvenli bağlanmayı –dolayısıyla aşkı- da kolaylaştırıyor.

5. Aşk sadece zihinle ilgili değildir.

Birçok araştırma uzun süreli aşkın ve bağlanmanın fiziksel sağlığı uzun vadede olumlu şekilde etkilediğini gösteriyor. İstenmeyen yalnızlık ve diğerleriyle temastan yoksun kalma ise araştırmalara göre uzun vadede fiziksel sağlığı olumsuz etkiliyor. Araştırmalar bu etkinin özellikle erkeklerde belirgin olduğunu gösteriyor ve eş kaybının erkeklerde erken ölüm riskiyle ilintili olabileceğini düşündürüyor.

6. Aşk sonsuza dek sürebilir.

Nasıl ki bireyler aynı kalmıyor ve sürekli olarak değişiyorsa aşk da bu kurala tabidir. Yaşam deneyimleri sadece zihnimizin yapısını ve işleyişini değil tüm biyolojimizi, davranış ve düşünce biçimlerimizi de değiştirir. İlişkiler taraflardan birinin ya da her ikisinin ihtiyaçlarının değişmesi ve farklı yönlerde ilerlemesi karşısında zorlu bir sınavdan geçer ve bu kural hemen her zaman geçerlidir. Ne var ki Stony Brook Üniversitesi’nden Profesör Art Aron ve arkadaşlarının yaptığı çalışmanın ilginç sonucu bu kuralın istisnalarına işaret ediyor: Çalışmaya katılan kişilerden partnerlerini düşünmeleri istenmiş ve bu sırada beyin aktiviteleri görüntülenmiş. Uzun süreli ve yoğun aşk yaşadıklarını belirten kişilerin beyin görüntüleme verileri yeni aşık olduklarını belirten kişilerin verileriyle büyük oranda benzerlik göstermiş.

Referanslar:

Acevedo, B.P., Aron A., Fisher, H. E, & Brown, L. (2012). Neural correlates of long-term intense romantic love. Social Cognitive and Affective Neuroscience, 7, 145-159. ?

Aron, A., Norman, C. C., Aron, E. N., McKenna, C., & Heyman, R. (2000). Couples shared participation in novel and arousing activities and experienced relationship quality. Journal of Personality and Social Psychology, 78, 273-283. ?

Barbara, L. Frederickson (2013) Love 2.0: How Our Supreme Emotion Affects Everything We Feel, Think, Do, and Become. Hudson Street Press.

https://www.psychologytoday.com/blog/the-mindful-self-express/201311/10-research-based-truths-about-people-in-love

Therapia Group

Kaynak: http:// www.radikal.com.tr

Beğendiysen paylaş, herkes gelişsin: