Kigem

Şaşkınların hayat rehberi

Hangi arkadaşın bu yazıyı severdi?

Peki insan bütünü anlayamaz mı? Zor ki ne zor. Ama olgun bir bakış açısına mümkün mertebe yaklaşabiliriz; gelebildiğince, olabildiğince. Birden fazla parçayı aynı anda kavrayabilmek içinse sabır, sükûnet ve emek lazım.
Hayatta görece kolay ve hızlı öğrendiğimiz dersler var, bir de fena halde zorlandıklarımız. Bir bakmışız üçer beşer atlayarak çıkıyoruz önümüzdeki basamakları; bir rahatlık, bir özgüven, değme gitsin, tereyağından kıl çeker gibi... Derken bir de bakmışız, takılmışız mini minnacık bir noktada, olmadık bir safhada, bir arpa boyu bile yol kat edememişiz yıllardır. Hep aynı dertlere hayıflanıyor, hep aynı hataları yapıyor, hep yanlış insanları seviyoruz üst üste, senebesene. O da biz, bu da biz. Bu kadar güçlü ve girişken olan da biziz; böylesine zayıf ve kırılgan olan da.

Sabretmeyi öğrenmek ne kadar zor. Sabrın kıymetini anlamak ise belki bir ömür boyu sürüyor. Hep acele ediyoruz ya, telaşımız bize vakit kaybettiriyor. Koşar adım gittiğimiz yere, daha mı geç varıyoruz ne? Mutluyken de mutsuzken de aceleciyiz nedense. Bir ilişkiye başlarken de, bir aşkı noktalarken de. Evlenirken de, boşanırken de. Ufacık bir söz işitir işitmez heyheyleniyor, anında durumlardan sonuç çıkarıyor, tam olarak anlamadan ve dinlemeden yargılıyor, yaftalıyoruz. Ve bunu bir değil, on değil, yüz değil, bin değil, aslında hep yapıyoruz. Koca bir ömür.

Bilmek de yetmiyor üstelik. İdrak bir yere kadar geliyor ancak. Ondan sonra puf! Teorimiz sağlam da, pratikte habire sınıfta kalıyoruz. Lafa gelince çok şey söyleyebiliyoruz, inci inci dizelerimiz ama söylediklerimizi hayata geçirme aşamasında daima ham, hep acemiyiz. Teoride kıdemli usta, pratikte henüz çırağız. Takıldığımız esas yer orası. Geçemediğimiz engeller orada.
Meşhur hikâyedir. Mesnevi’de anlatılır. Körlerle dolu bir odaya bir fil getirilir. Körlerden her biri filin bir parçasına dokunur, kavradığı ve tahayyül edebildiği sınırlı parçaya göre bütünü tarif eder. Söylenen her şey hem doğrudur hem yanlış. Hem ilgilidir hem eksik. Herkes sadece bir parçasını anlar resmin, tamamını kavramaktan aciz.

Peki insan bütünü anlayamaz mı? Zor ki ne zor. Ama olgun bir bakış açısına mümkün mertebe yaklaşabiliriz; gelebildiğince, olabildiğince. Birden fazla parçayı aynı anda kavrayabilmek içinse sabır, sükûnet ve emek lazım.
Sadi der ki:

“Kolay elde edilen şeyler uzun sürmez/ Bağdat’ta bir fırından günde yüz kase çıkarken/ Çin’de tek bir seramik kase üretmek kırk yıl alır/ Hangisi daha değerlidir?/ Yumurtasından yeni çıkmış bir civciv kendi gıdasını bulup yerken/ Bir bebek yıllar boyu bakıma muhtaç kalır/ Birincisi bakışlarını asla yerden ayırmazken/ İkincisi içeride yıldızlar ve galaksiler barındırabilir.”
Hayatta her şey için emek lazım. Bir roman yazarken, bir film çekerken, bir albüm tamamlarken ya da ufacık bir bakkal dükkânı işletirken veya yepyeni lüks bir restoran açarken... Boyutları ne olursa olsun yaptığımız her iş, ürettiğimiz her eserde meselenin püf noktası emek, emek, emek.

Nedense kabiliyetin rolü fazla abartılmış. Başarılı insanların özel, hatta insanüstü kabiliyetleri olduğuna inanıyoruz. Oysa kabiliyet hepimizde var, hem de gani gani. Doğuştan nice yeteneklerle geliyoruz şu âleme. Ne var ki yeteneklerimizi ortaya çıkartacak emeği, direnci, dirayeti, kararlılığı ve inancı gösterme aşamasında tökezliyor, çuvallıyoruz. Bizleri hayat boyu kâh öne çıkaran kâh kenarda ya da geride tutan esas ölçüt kabiliyetlerimizin derecesi değil, işimize verdiğimiz emeğin derecesi.

Elimin altında daima hazır bekleyen kitaplardan biri Sufi’nin Hayat Rehberi. Benim gibi şaşkınlar için iyi bir rehber. Yazarı Neil Douglas-Klotz tanınmış bir akademisyen ve aynı zamanda Uluslararası Sufizm Birliği’nin başkanı. Bugün Batıya tasavvufu tanıtan ve sevdiren insanların başında geliyor. Daha evvel Annemarie Schimmel ya da İdris Şah gibi isimlerin yaptığı gibi, o da dinler ve kültürlerarası metinler kurmakla kalmıyor; aynı zamanda “Doğu’nun dili”ni Batı’ya, “Batı’nın söylemi”ni Doğu’ya uyarlıyor. Böylelikle ortaya çok farklı kesimlerden insanların okuyup zevk alabilecekleri, tasavvufu hissederek düşünebilecekleri, modern bireyi asırların bilgi ve sezgi birikimiyle tanıştıran bir yaklaşım çıkıyor. Mevlana, İdris Şah, Rabia, Hafız, Attar kitapta resmigeçit yapıyor.

İstihareye yatar gibi okunabilecek bir eser bu. Açıp açıp rastgele bir sayfa okuyup, düşüncelere dalabileceğiniz, içinize bakabileceğiniz, meditasyon yapabileceğiniz, kendinizle baş başa kalabileceğiniz. Başından sonuna bir kez okunup da bir kenara kaldırılmak için yazılmamış zaten. 99 kapılı bir saray gibi. İstediğiniz kapıdan giriyor, istediğiniz kadar kalıyorsunuz odalarında. Üst perdeden konuşmuyor bu kitap. Okura yukarıdan bakmıyor. Ne de olsa “Sufi her şeye iki yönden bakma eğilimindedir. Kendi bakış açısından ve berikinin bakış açısından.”
Okudukça insanı cahil bırakan kitaplar var, Sufinin Hayat Rehberi öyle işte.

Yazar: Elif Şafak
Kaynak: http://www.haberturk.com

Beğendiysen paylaş, herkes gelişsin: