Mümin Sekman

Kendinizi nasıl bilirsiniz?

Herhangi bir hata yaptığınızda, bu durumu gizleme eğiliminde misiniz? Yoksa hatanızdan bir gelişim alanı çıkartma arzusu mu duyuyorsunuz? Araştırmacılar hata sonrası sergilediğimiz tutumu mercek altına alıyor. Ve çıkan sonuçların kendimizi daha iyi tanımamızı sağlayabileceğini söylüyorlar. Peki ama nasıl?

Kendinizi Nasıl Bilirsiniz? 

Yıllar önce, sosyal psikoloji ve kişilik psikolojisi araştırmalarında kilit rol oynayan isimler Walter Mischel ve Carol Dweck bir araştırma yaptılar. Araştırmaları sonunda zeka ile ilgili iki ana teori ortaya attılar, bunlar ‘’Artan gelişme’’ teorisi ve ‘’Kendilik’’ teorisiydi.

Artan gelişme teorisi, zekanın akışkan olduğunu savunuyordu. Daha çok çalışıp, daha fazlasını öğrendiğinizde, kendinizi geliştirmek için bilinçli bir çaba sarf ettiğinizde daha zeki olabileceğinize inanıyorsanız ‘’artan gelişme’’ teorisini savunanlardandınız. Öte yandan, zekanın sabit olduğuna, istediğiniz kadar deneseniz de ilk baştaki zeka seviyenizde bir değişim olmayacağına inanıyorsanız ‘’kendilik’’ teorisini inanıyorsunuz demekti.

Aslında araştırmacıların amacı, kişilerin kendileriyle ilgili var olan inançları ile zeka seviyeleri arasındaki ilişkiyi belirlemekti. Ama araştırma sırasında ilgilerini çeken başka bir durum ile karşılaştılar. Bu enteresan durum, kişilerin inanışlarına göre değişen göstermiş oldukları çaba ve performanstı. Örneğin kişilerin ‘’yaptıkları hatalar’’ karşısında verdikleri tepkiler, hangi teoriye inandıklarına bağlı olarak büyük bir değişim gösteriyordu.

Artan gelişme teorisine inanan kişiler, hatalarını öğrenmek için bir fırsat olarak görürken, kendilik teorisine inananlar, bu durumu telafisi mümkün olmayan, sinir bozucu bir durum hatta kişisel bir noksanlık olarak algılıyorlardı. Netice de, başarısızlığı fırsat olarak görenler, yaşadığı deneyimden gelecekte faydalanacakları bir ders çıkartıp, işlerine kaldıkları yerden devam ederken, hataları bir noksanlık olarak algılayanlar onları unutmak istediklerini söyleyip, başarısızlığı hayatlarından tamamen çıkartma arzusu içerisindelerdi.

Araştırmacılar çıkan bu sonuç üzerine konuyu daha kapsamlı değerlendirmek ve daha derin bulgular elde etmek için bir araştırma daha yaptılar. Bunun için yaptıkları çalışmada bu iki grubun kendilerine olan inanışlarının sadece davranışsal mı yoksa beyin performansı düzeyinde mi etki ettiğini bulmayı amaçlıyorlardı. Bunun için katılımcıları bir takım testlere tabi tutup aynı zamanda beyinlerinde oluşan elektriksel sinir sinyallerini ölçtüler. Katılımcılara uyguladıkları testler herkesin yapabileceği kadar kolay olmakla beraber, hata yapmaya imkan verecek kadar da zor tutuldu.

Testin sonucunda toplamda %91 oranında bir performans çıktı. Fakat yine bireyler arasında dikkat çekici bir fark gözlemlenmişti. Bu fark kişilerin hata yaptıklarını fark ettikleri an beyinlerinin verdiği tepkiydi.

Artan gelişme teorisine inananların yani zekanın akışkan olduğunu düşünenlerin hata sonrası başarı performansı, kendilik teorisine inananların yani zekanın sabit olduğunu düşünenlerin hata sonrası gösterdikleri başarı performansından çok daha yüksekti. Dahası, zekanın akışkan olduğunu düşünenler, hatalı cevaplardan sonra da olumlu tutumlarını korurken, zekanın sabit olduğunu düşünenlerin hata sonrası performansları kötüleşiyordu. Özetle, hata sonrası olumlu tutumunu koruyabilenlerin, koruyamayanlara göre performansı çok daha iyiydi.

Aslında gelişen zeka teorisine inanan bireyler, kendi hatalarını izlemekte ve onların oluşum nedenlerini fark etmede başarılılar. Bu da onlara kendilerini hızlı bir şekilde düzeltme imkanı sağlıyor. Başka bir değişle, bir nevi hata farkındalığı ile birlikte hareket ediyorlar. Hatalarını rahatça kabul edebildiklerinden düzeltmek için de hemen harekete geçebiliyorlar. Zekanın sabit olduğu teorisine inananlar ise hatalarını kişisel bir özür olarak algıladıkları için üstünü örtme ve yok sayma eğilimindeler. Bu yaklaşım da onların gelişmesini ciddi oranda engelliyor.

Tüm bu veriler bize şunu anlatmaya çalışıyor olabilir: Zekanın gelişebileceğine inanmıyorsanız, hatalar karşısında sadece davranışsal (utanmak, hataları gizlemek, yok saymak) olarak değil, aynı zamanda zihinsel olarak da tepkiler gösterirsiniz. Onları unutmaya çalışırsınız. Zekanızın gelişimini kendi kendinize durdurursunuz. Tam tersi zekanın gelişebileceğine inanıyorsanız, hatalarınızı kitlenmiş gelişim sürecinizi açacak birer anahtar olarak düşünürsünüz.

Kısacası, insanın gelişebileceğine olan inancı arttıkça, hatalarından öğrenme isteği de artıyor. Yani işin özü, kendimiz ile ilgili düşüncelerimizde yatıyor. Aristo: ‘’Boşuna kendinizi kandırmayın, sürekli yaptığınız şey ne ise siz O’sunuz’’ demekle çok haklı. Eğer öğrenebileceğinizi düşünüyorsanız, öğrenebilirsiniz. Başarabileceğinize inanıyorsanız, başarırsınız. Hatalarınızı birer gelişim alanı olarak görürseniz, onlardan pek çok şey öğrenebilirsiniz. Aynı şekilde başarısızlığa mahkum olduğunuza inanıyorsanız, sadece davranışsal olarak değil, zihinsel düzeyde de bu başarısızlığa kendinizi mahkum ediyor olabilirsiniz.

Kontrol bu anlamda tamamen elimizde, beyinlerimiz sadece bizim düşünme şeklimize göre hareket ediyor. O zaman şimdi düşünme zamanı, kendiniz hakkında nasıl bir düşünceye sahipsiniz? Kendinizi nasıl bilirsiniz? Bu soruları daha rahat cevaplamak isterseniz, yaptığınız ufak hatalardan sonra nasıl bir tutum sergilediğinizi düşünerek işe başlayın. Hatalarınıza olan yaklaşımınız, kendiniz hakkında düşünce biçiminizin bir aynası olabilir. Ve düşünce biçiminize dair edineceğiniz bu farkındalık, kendinizi geliştirme mücadelenizde size rehberlik edebilir.

Yazar: Bahar Akın
Kaynak: http://www.businessawareness.co

x

Gelişimciler Facebook'ta

Mümin Sekman'dan Günlük Başarı Tavsiyeleri almak için.