Kigem

İşte en çok organ nakli yapan ekip !

Hangi arkadaşın bu yazıyı severdi?

#Blok Başlığı#

İstanbul dahil, 60 ilden hastalar ameliyat için kapılarında kuyruğa giriyor. Rutin uygulamalar dışında yeni yöntemleri de cesaret ve başarıyla deniyorlar. İstanbul’da

organ nakli ünitesi kuran hemen hemen bütün büyük özel hastaneler peşlerinde koşuyor. Büyük transfer teklifleri yapıyor. Ama bu ekip Antalya’da kalmayı tercih ediyor. Merkezin başkanı Transplantasyon Cerrahı Prof. Dr. Alper Demirbaş. Ekibin diğer üyeleri cerrahlar Doç. Dr. Okan Erdoğan, Doç. Dr. Alihan Gürkan ve Yard. Doç. Dr. Ayhan Dinçkan, Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tuncer, organ nakli koordinatörleri Dr. Levent Yücetin ile Nilgün Keçecioğlu. Ekibin lideri Prof. Dr. Demirbaş anlattı.

KADAVRA ÇIKTI MI HER ŞEY DURUR

Bu iş bağımlılık yapıyor. Bir bakmışsın iş hayatının yüzde 90’ını kaplamış. Kulağın hep telefondadır. Çünkü yılda 5-10 ameliyat yaparak tranplant cerrahı olunmaz. İnanarak yapacaksın bu işi, hayatını vereceksin. Bu iş fedakarlık ister. Bayramınız seyranınız olmaz. Kadavra çıktı mı her şey durur...

BURADAKİ BAŞARI TAM BİR TAKIM ÇALIŞMASI

Ağustos 2000’de Organ Nakli Ünitesi Başkanı oldum. Organ nakillerinde koordinasyon önemlidir. Bu nedenle bir koordinasyon birimi oluşturduk. İki arkadaşımız çalışmaya başladı. Sadece Antalya’da değil çevre illerde de organ bağışını, naklini anlatmadığımız kişi kalmadı. Kentte kadavradan organ bağışı için bilinçlendirme çalışmaları başlattık. Özellikle yerel basınla işbirliği yaptık, çok iyi sonuçlar aldık. Kadavra bağışını AB ortalaması olan milyon nüfus başına 17’ye kadar çıkardık. İzmir de böyle bir gayrete girdi. Onlar da benzer rakamlara ulaştı. Organ nakli sayısı hızla arttı. 1999’da 23 böbrek, birer karaciğer ve kalp nakledilmişti. 2007’de 313 böbrek, 17 karaciğer, dört pankreas nakli yaptık. Bir şeyi ilk yapmak değil, devamlığını sağlamak önemli. Biz bunu sağladık.

KADAVRA YETMİYOR, CANLI VERİCİLERE MECBURUZ

Rakamlar Türkiye’deki organ bağışının, hastaların ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak olduğunu gösteriyor. Özellikle diyaliz hastalarının. Türkiye’de 2007’de 1331 böbrek, 447 karaciğer, 53 kalp nakli yapıldı. Oysa ihtiyaç bunun kat kat üzerinde. Geçen yıl 244 kadavra donör bağışı yapılmış. Halbuki en az 2 bin olması gerekiyor. 2007’deki toplam organ nakli sayısı 1800 dolayında. Oysa organ bekleyen hasta sayısı 45 bin.

2015’te sadece böbrek nakline ihtiyaç duyacak hasta sayısının 103 bin olacağı tahmin ediliyor. Türkiye milyon nüfus başına organ bağışını zorlaya zorlaya ikiye çıkarabildi. Bu konuda başarılı iller Antalya ve İzmir’i çıkarırsanız milyon nüfus başına 0.8 gibi komik bir rakam çıkıyor. Başarılı bir örnek kabul edilen İspanya’da bu oran milyon nüfus başına 38-40. Gazetelerde organ bağışında şu il birinci diye haberler görüyorum. Bunların bir anlamı yok. Kaç kişinin organ bağışı kartı aldığı önemsiz. Asıl önemli olan organları alınıp kullanılan kadavra sayısı. Zira hastanın üzerinden organ bağış kartı çıksa bile ailesinin onay vermesi lazım. Aile istemezse organlarını alamıyoruz.

SORUN ORGAN BAĞIŞI DUYARSIZLIĞI DEĞİL

Türkiye’de neden bağış az diye araştırmaya başladık. Avrupa Konseyi’nin verilerine göre, Türkiye’de yılda organ bağışı izni istenen görüşmelerin sayısı 224! Yani beyin ölümü tanısı konup yakınınızın organlarını bağışlar mısınız diye görüşme yapılan aile sayısı... Halbuki bu sayı İtalya’da 1958, İspanya’da 1998, Arjantin’de 998. İlginç bir rakam bildiriliyor: Türkiye’de ailelerin evet deme oranı yüzde 75. Polonya’dan (yüzde 90) sonra ikinci sıradayız. Çok yüksek bir oran. Yani Türkiye’de sorun halkın organ bağışına duyarsızlığı değil aslında. Sorunun kökeninde yoğun bakım yatağı azlığı, beyin ölümü saptanması yetersizliği ve koordinasyonun eksikliği var.

KENDİ EKİBİMİZDEN BİLE ELEŞTİREN ÇIKIYOR

Hep kabul edilmiş rutinleri uygularsanız bir adım öteye gidemezsiniz. Bilimde gelişme risk alarak sağlanır. İlk böbrek ile pankreas nakillerini bir arada yaptığımızda kendi ekibimiz içinden bile eleştiri aldık. Doku uyumsuz böbrek nakli yaptığımızda çok ciddi eleştirildik. Kan grubu uyumsuz böbrek nakillerine başladığımızda, eleştirinin ötesine geçildi, "yapmayın" dendi. Rakamlar ortada. 4-5 yıl sonra bize yapmayın diyenler, bu nakilleri yapıyor olacak. "Mükemmel ameliyat"tan kasıt nedir?

Bir ameliyat, bir, üç ve beş yıl sonundaki başarı oranlarıyla ölçülür. Ekibimizin bir yıllık başarı oranı yüzde 98, üç yıllık başarı oranı yüzde 94, beş yıllık başarı oranı yüzde 89. Cerrahi komplikasyonların damarla ilgili olanları yüzde birin altında. Ürolojik komplikasyonlar yüzde 8 dolayında. Dünya rakamlarıyla uyumlu hatta bazıları daha başarılı. Mükemmel ameliyat, az ameliyat yapmak anlamına gelmemeli.

BİLEN BİLMEYEN DUAYA BAŞLASIN

34 yaşındaki Seydi Aydınoğlu (yanda sağda) 9.5 yıl diyalize girdi. Kronik böbrek yetmezliği tanısı konduktan sonra eşi 49 yaşındaki Erhan Aydınoğlu, "Ben sana böbreğimi vereceğim" diyor ama kan ve doku uyumsuzluğu nedeniyle ameliyat yapılamıyordu. Seydi, kana kana su içmek istiyordu. Hep hastalıklı, mutsuz hissediyordu kendini. Nihayet geçen yıl 20 Temmuz’da ameliyat yapıldı. Eşiyle ne kanı ne de dokusu uyuyordu. Üstelik hepatit C hastasıydı. Ameliyat başarılı oldu, Aydınoğlu hayata döndü.

Prof. Dr. Demirbaş anlatıyor: "Ameliyat bitti, herkes otursun, bilen bilmeyen duaya başlasın dedim. Sonra sandalyemi ters çevirdim. Hastaya bakamadım. Hani kaleciler son dakikada kendi takımı penaltı kazanınca heyecandan bakamaz da kendi kalesine döner ya, işte öyleydim. Asistanıma, nasıl dedim. Kaleci gol olup olmadığını taraftarın sevincinden anlar. Benimki de o misal. Mükemmel dedi. Nasıl sevindim anlatamam."

ÇALIŞMASAYDI O BÖBREĞİ

ÇİĞ ÇİĞ YİYECEKTİM

Adanalı 24 yaşındaki Can Akın Akgün 8 yıl diyalize bağlı yaşadı. Kanı, haftanın üç günü dörder saat, kürdan kalınlığındaki iğnelerden makineye geçti, geri döndü. Tüberküloz geçirmişti, osteporozdan mustaripti, kemikleri kırılıyordu. Üstelik artık diyaliz makinesine bağlayacak damarı kalmamıştı. Tek yol, böbrek nakliydi. Babası böbreğini vermeye gönüllüydü. Ama Can’ın kanı 0, babasınınki A grubuydu. Kan uyumsuzluğunu ortadan kaldıracak tedaviler uygulandı. Nihayet 27 Mart’ta nakil yapıldı. Prof. Dr. Demirbaş, "Ameliyat için çok riskli bir hastaydı. Ama bir an önce de nakil olmalıydı, böyle yaşamazdı. O yüzden çok hırslıydım. Hatta çalışmasaydı o böbreği çiğ çiğ yiyecektim!" diye anlatıyor.

Toplam organ nakline göre ilk üç (2007)

1. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi: Kadavradan böbrek 30, canlıdan böbrek 283, kadavradan karaciğer 14, canlıdan karaciğer 3, kalp nakli 3.

2. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi: Kadavradan böbrek 22, canlıdan böbrek 67, kadavradan karaciğer 37, canlıdan karaciğer 76, kalp nakli 19.

3. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi: Kadavradan böbrek 17, canlıdan böbrek 44, kadavradan karaciğer 12, canlıdan karaciğer 44, kalp nakli 9.

Böbrek naklinde doku uyumunu kaldırdık

Türkiye’de yakın zamana kadar, 6’da 3 doku uyumu olmadan nakil yapılamaz denirdi. Halbuki 6’da 6 uyum çok nadir görülür. Böbrek nakillerinin 5 yıllık sonuçlarına baktığımızda, 6’da 5 uyumda başarı oranı yüzde 80, 6’da sıfır uyumdaysa yüzde 79. Yani çok fark yok. Baktık bu ameliyatlar Avrupa’da yapılıyor. Biz de 2001 yılında 6’da 3 ve üstünde doku uyumu aramadan canlı vericiden böbrek nakli yapmaya başladık. Sonuçlarımızı hem Türkiye hem de ABD’de yayınladık.

EZBERLER İŞİMİZİ ZORLAŞTIRIYOR

Biz Türkiye’nin en çok nakil yapan ekibiyiz. Geçen yıl Türkiye’de her 4 böbrek naklinden birini biz yaptık. Kan uyumsuzluğunu da aşmak istedik. Japonlar böbrek nakillerinin yüzde 10’unu, 1989’dan beri kan uyumsuz yapıyor. İsveç ve ABD’nin geliştirdiği teknikle biz de buna başladık. Kan grubu uymadığı için nakil olamayan pekçok hastanın yolunu açtık. Böyle 8 nakil yaptık, hiç sorun olmadı. Kan grubu uyumsuz karaciğer nakli de yaptık.

Bu uyumsuz nakil ameliyatları ezberin dışında. Ezberler işimizi çok zorlaştırıyor. Öyle hastalar önümüze geliyor ki... Baba-oğul arasında yarı yarıya doku uyumu olur. Bakıyoruz baba-oğula yapılan testte 6 doku grubunun 2’si uyuyor deniyor, sonuç yanlış yani. Hasta nakil olabilecekken 15 sene diyalize sokulmuş. Organ naklinde kandaki Rh faktörünün önemi yok. Oysa sırf bu yüzden yıllardır diyalizde bekletilen hastalarla karşılaşıyoruz. Bir başka tabu da şeker hastalarının böbrek nakli olamayacağı. Hasta tip 1 şeker hastasıysa böbrek ve pankreas naklini bir arada yapabiliyoruz. Bugüne kadar 39 hastaya pankreas nakli yaptık, yüzde 80’i bir yıl sonra ensülin kullanmadan yaşamaya başladı. Daha ileri gittik hem hepatit C’li, hem kan grubu hem de doku grubu uyumsuz bir nakil yaptık. Hastanın durumu iyi. Araştırmalarımıza göre bu ameliyat literatürde bir ilk. Tüm sınırların zorlanabileceğini gösterdik.

#Blok Başlığı#

Kaynak: http://Hürriyet

Beğendiysen paylaş, herkes gelişsin:
x

Gelişimciler Facebook'ta

Mümin Sekman'dan Günlük Başarı Tavsiyeleri almak için.